You are on page 1of 11

Çağatay Umutla tanışma

Volkan, Azra’yı KanKardeşliği arazisinin girişinde bıraktı ve


Berrak’la beraber şarap gecesine gitti. Her ne kadar Berrak,
Azra’yı KanKardeşliği Mabedinin girişine kadar bırakmak istese
de kapıdaki görevliler izin vermemişti.

Azra, KanKardeşliği Mabedine giderken arabada Volkan’ın


kendisine söylediklerini düşünüyordu. Şöyle demişti Volkan:

- KanKardeşliği üyeleri hiyerarşiye çok önem verirler. Bir


yüksek şura üyesi olduğun için bu hiyerarşide oldukça
yukarılardasın ama şunu da unutma ki bu geceki toplantı
bir yüksek şura toplantısı. Bu yüzden yüksek şura üyesi
olman kimseyi etkilemeyektir hatta yeni bir üye olduğun
için sana tepeden bakabilirler.
- Öyle bir şey yapan olursa Azra ona ağzının payını verip
oturtur. Değil mi canım’cım?

Azra, Berrak’a sempatiyle bakıp gülümsemişti. Đçindeki


dominant dişi öleli uzun zaman geçmişti. Bir kaç gün önce
kendisini öldürmeyi planlayan zavallı küçük kız bu akşam
KanKardeşliğinin koca yöneticileriyle kavga mı edecekti? Neden
sonra aklına geldi. Artık Azra da KanKardeşliğinin koca
yöneticilerinden biriydi.
Đşte bu gerçekten komikti. Dışardan bakınca ne güçlü
görünürdü KanKardeşliği. Yüksek şura üyelerine alayla karışık
“KanKardeşliği’nin koca yöneticileri” denirdi. Su içmeden altı ay,
yemek yemeden bir yıl yaşayan, yeri geldiğinde nefes almadan
günler geçiren KanKardeşliği’nin koca yöneticileri ... Bütün o
çocukça alayların içinde aslında sevgi ve saygı vardı. Belki biraz
da koca yöneticilere duyulan güven vardı, kim bilir?

Azra, Volkan’ın verdiği son tavsiyeyi hatırlayıp ciddileşti.

- Bu gece alacakları karar eğer gerçekten de çok önemliyse,


toplantı fazlasıyla stresli geçebilir. Bu yüzden görüş
bildirmeden önce ağır bir şekilde tenkite uğrayabileceğini
unutma.

Azra, KanKardeşliği Mabedine girmeden önce son bir kez


etrafa baktı. KanKardeşliği Mabedi karşısında bütün ihtişamıyla
yükseliyordu. Biraz ilerdeki ToprakAdam evleri mabedin yanında
sönük kalıyordu. Arazinin çoğu kısmı yeşil alan olarak ayrılmıştı.
Volkan’ın söylediğine göre bu bölgede bir gölün olması lazımdı.
Volkan, KanKardeşliği üyesi arkadaşlarının sık sık buraya
yüzmeye geldiklerini söylemişti. “Belki de arkadaşları Volkan’ı
işletmiştirler. Burada bir göl olsaydı şimdiye kadar görürdüm”
diye düşündü Azra ve KanKardeşliği Mabedinden içeri ilk
adımlarını attı.

Azra’nın dikkatini çeken ilk şey büyük holün tavanının


yüksekliğiydi. Duvarlarda çok sayıda tablo vardı. Bu tablolardan
bazılarında Azra’nın tanımadığı kişilerin portreleri vardı,
diğerlerinde ise manzara resimleri vardı. Duvar kenarlarına
küçük vitrinler yerleştirilmişti. Yakındaki bir vitrinde bir kupa ve
isim listesi vardı. “Herhalde kazandıkları kupaları burada
sergiliyorlar” diye düşündü Azra.

Azra’yı holde uzun boylu, kalıplı, orta yaşlarda bir adam


karşıladı.

- Merhaba Azra Funda Elif Hanım. Benim adım Çağatay


Umut. Nasılsınız?

Çağatay Umut, Azra’yı bu geceki toplantıya davet eden, her


yerinden kibir akan mektubu yollayan kişiydi. Duruşunun dikliği
kendine olan güveni yansıtıyordu. Azra’ya yolladığı mektubun hiç
bir satırında “davet” kelimesi yoktu. Sanki “sizi aramıza katılmaya
davet ediyoruz” demek onu küçültecekmiş gibi, “sizi aramıza
kabul ediyoruz” demişti. Azra’yı en çok çileden çıkaran şey ise
mektubun sonunda bir çok ünvanını saydıktan sonra “vs.”
yazmasıydı. Azra arabada gelirken acaba bilinçli olarak mı böyle
bir mektup yazdılar diye düşünmüştü. Volkan’a sorduğu zaman,
“Kendini beğenmişlik KanKardeşliği üyelerinin içine işlemiş.
Bilinçli olarak kibirli bir üslup kullandıklarını düşünmüyorum.
Bu onların normal hali” diye cevap almıştı. Azra, Çağatay Umut’a
bakarken “Volkan haklıymış” diye düşündü. Çağatay Umut sahip
olduğu ünvanların içini dolduruyordu ve bunun farkındaydı.

- Merhaba Çağatay Bey. Sağolun iyiyim.


- Bunu duyduğuma sevindim. Bu arada size hangi
isminizle hitap etmemi istersiniz?
- Azra ismini tercih ediyorum. Zaten bir çok arkadaşım
diğer isimlerimi bilmez. Davet mektubunuzda üç ismimi
de yazdığınızı gördüğümde biraz şaşırdım çünkü
üniversite kayıtlarında ismim Azra Yıldırım olarak geçiyor.
- Bir çok üyemiz kabul mektuplarına fazlasıyla değer
veriyor, hatta bazıları kabul mektuplarına el bile
değdirmiyor. Herhâlde yolladığımız mektupların kutsal
birer eşya olduğunu zannediyorlar. Her ne kadar bu
durumu eğlendirici bulsam da, kabul mektupları
yollanmadan önce hepsini kontrol ediyorum ve yeterince
özenildiğinden emin oluyorum. Size yolladığımız kabul
mektubunu bizzat ben yazdım ve yazmadan önce sizin
hakkınızda bildiğimiz her şeyi dikkatlice okudum. Üç
isminizi de görmek sanırım hoşunuza gitmiştir.

Çağatay Umut’un yüzünde ölçülü bir gülümseme vardı.


Halden anlar, babacan yönetici rolü için biçilmiş kaftandı.
Azra’nın ‘davet mektubu’ dediği mektuba ‘kabul mektubu’
demekte bir beis görmemişti. Azra bu davet - kabul meselesini
biraz daha eşelemeye karar verdi. Bu sayede Çağatay Umut’un
babacan görünüşünün arkasında ne yattığını da öğrenebilirdi.

- Çağatay Bey, size bir şey sormak istiyorum.


- Tabii, buyrun.
- KanKardeşliğine başvurmadığım halde mektup aldım. Bu
durumda yolladığınız mektup bir davet mektubu sayılmaz
mı?

Çağatay Umut hemen cevap vermedi. Yüzünde sinirlendiğine


dair bir işaret yoktu fakat bu poker suratlı adamın hislerini
gizlemek konusunda uzman olduğundan emindi Azra. Kısa süren
sessizliğin ardından Çağatay Umut, Azra’yı şaşırtan bir şey yaptı
ve güldü.

- Teknik olarak haklısınız Azra Hanım. Kabul mektubu, bir


başvuru olduğuna işaret ediyor; oysa siz başvurmadınız.
Öte yandan davet mektubu, daveti kabul etmeme
ihtimalinin olduğuna işaret ediyor.

Çağatay Umut sözünün devamını getirmedi. Azra,


konuşmayı devam ettirmek zorunda hissetti.

- Đyi ama böyle bir ihtimal var.


- Teknik olarak evet, böyle bir ihtimal var.

Çağatay Umut birden bire yeni bir alışkanlık geliştirmişti.


Deminki uzun açıklamaların aksine kısa cevaplar veriyor, Azra’yı
konuşmak zorunda bırakıyordu. Azra, Çağatay Umut’un ne
yaptığını yavaş yavaş anlamaya başlamıştı. Azra’yı konuşturarak
birinci elden karakter analizi yapıyordu. Ava giden avlanır, diye
düşündü Azra.
- Bugüne kadar reddeden kimse çıkmadı, değil mi?
- Şimdiye kadar hiç reddedilmedik Azra Hanım. Bu
geleneğin bugün değişeceğini de sanmıyorum. Ne de olsa
bu sohbeti yüce holün girişinde yapıyoruz.

Bu söze nasıl cevap vermesi gerektiğini düşündü Azra.


Çağatay Umut açık açık meydan okuyordu. Azra etkileyici bir
cevap verip mabetten çıkma isteği duydu. Sonra böyle bir şeyi
istediğine şaşırdı. Đçimdeki dominant dişinin öldüğü konusunda
yanılmışım, diye düşündü ve buna az da olsa sevindi. Çağatay
Umut bu sırada Azra’yı dikkatle inceliyordu. Ortamı yumuşatması
gerektiğini hissetmiş olmalı ki, tekrar söze başladı.

- Sevgili Azra, tavırlarım ve sözlerim seni incitmiş olabilir.


Đlerleyen günlerde beni ve KanKardeşliğini daha iyi tanıma
fırsatı bulacaksın. Đşte o zaman kötü bir niyetimin
olmadığını göreceksin. Azra, sende güçlü bir yönetim
kurulu üyesinin izlerini görüyorum. Gururunun ve diğer
insanların, seni kardeşlikten soğutmasına müsade etme.
Günün birinde sen, Kan olabilirsin.

Azra, Çağatay Umut’un sözlerinden etkilenmişti. Acaba


söylediklerini içtenlikle mi söylüyordu, yoksa Azra’nın egosuna
hitap edip Azra’yı kazanmaya mı çalışıyordu? Çağatay Umut
söylediklerini kastettiğini göstermek istercesine Azra’nın
gözlerinin içine bakıyordu hala. Bir müddet sessizce bakıştıktan
sonra toplantı salonuna doğru yürümeye devam ettiler. Çağatay
Umut salon hakkında bilgi vermeye başladı.
- Salonun iç içe geçmiş yarım daireler halinde yapılması
bilinçli yapılmış bir tercih. Baş konuşmacıya dinleyicilerle
göz teması kurması ve dikkatlerini çekmesi için fırsat
yaratıyor. Baş konuşmacı kürsüsünün yükseltilmesinin
nedeni sembolik. Sıradan bir topluluğa hitap etmediğini
hatırlatmak için bir kaç basamak ile çıkılacak şekilde
tasarlanmış.
- Pek pratik sayılmaz.
- Haklısın, semboller bir müddet sonra unutuluyor ve
geriye sadece yorgunluk kalıyor. Neyseki ben birinci
sırada oturduğum için fazla basamak çıkmak zorunda
kalmıyorum.
- Belirli bir oturma hiyerarşisi var mı?
- Sorduğun iyi oldu Azra. Evet, sıkı bir oturma düzenimiz
var. En ön sıra Kan ve kıdemli yönetim kurulu üyeleri için
ayrılmış durumda. Đkinci sırada ise yönetim kurulunun
geri kalan üyeleri oturur. Diğer üyelerin oturma düzeni
ise nispeten kıdemleri doğrultusunda belirlenir. Yeni
başlayan üyeler en arka sırada yer alırlar ve eski
koltuklar boşaldıkça öne doğru ilerlerler.

Azra bir yandan Çağatay Umut’u dinlerken bir yandan da


hangi koltuğa oturacağını tahmin etmeye çalışıyordu.

- Tabii eğer bir üyeyi seninle yer değiştirmesi için ikna


edebilirsen oturma düzeninde ileri sıralarda yer
bulabilirsin fakat bana sorarsan bunun için uğraşmaya
değmez. Bu sistem ortaya çıktığında amacımız
toplantıların belirli bir düzen içinde gerçekleşmesiydi.
Kaos’u önlemeye çalışırken, farkında olmadan, yeni bir
takıntı malzemesi ortaya çıkardık.

Birinci sıraya yaklaştıklarında Azra yavaşladı. Hangi koltuğa


oturması gerektiğini sormak üzereydi ki Çağatay Umut birinci
sırada oturmasını işaret etti.

- Yeni üyelerin danışmanlarıyla oturması gelenektendir.


Sahi, söylemeyi unuttum. Sizin danışmanınız ben
olacağım Azra Hanım.

Azra şaşkınlığını gizlemeye çalışarak birinci sırada


ilerlemeye başladı. Biraz ileride beyaz elbiseler içerisinde yaşlı bir
adam oturuyordu. Azra, yaşlı adamı daha önce haber
programlarında görmüştü. Yaşlı adam, KanKardeşliğinin lideriydi.
Đsmini bilmiyordu çünkü KanKardeşliğinin lideri eski ismini
geride bırakır ve Kan ismiyle anılırdı. KanKardeşliğinin vücut
bulmuş haliydi yaşlı adam ve birazdan Azra onun yanına
oturacaktı.

- Toplantı başlamadan önce seni Kan’la tanıştıracak


vaktimin olması ne güzel, değil mi?

Çağatay Umut bir cevap beklemeden Azra’nın oturacağı


koltuğu işaret etti. KanKardeşliğinin liderine oldukça yakın bir
yere oturmuşlardı.
- Merhaba efendim, nasılsınız ?
- Teşekkür ederim Çağatay. Đyiyim ve küçük ailemin
büyüdüğünü gördükçe daha da iyi hissediyorum. Bu
güzel bayan yeni öğrencin mi?
- Evet, öyle. Azra Hanımın büyük bir potansiyeli olduğuna
inanıyorum.
- Zaten inanmasan danışmanlığını kabul etmezdin. Her
zaman mükemmeliyetçi olmuşsundur.
- Hangimiz değiliz ki?
- Furkan’a ne dersin?
- Haklısınız, Furkan pek de mükemmeliyetçi değil. Onu
neden öğrenciniz olarak seçtiğinizi hep merak etmişimdir.
- Müzik konusunda zevklerimiz örtüşüyor.

Konuşmaya kulak misafiri olan bir kaç kişiyle beraber Azra


da bu espriye güldü. Biraz düşündükten sonra sohbete girmek
için bunun iyi bir fırsat olduğuna karar verdi.

- Çağatay Bey yoksa siz de benzer bir sebepten dolayı mı


benim danışmanım oldunuz?
- Seni temin ederim, daha farklı sebeplerim var Azra.

Azra bir yandan gülüp bir yandan da Çağatay Umut’un


sebeplerinin ne olabileceğini düşündü.

Toplantı saatinin yaklaşmasıyla birlikte Azra bunalmaya


başladı. KanKardeşliği için çok önemli bir toplantıda en ön sırada
oturuyordu. KanKardeşliği hakkında çok az şey biliyordu, ya
herkesin bilmesi gereken bir şeyi sorarlarsa ne cevap verecekti?

“Sakin ol kızım, kimse bir şey sormayacak. Her şey yolunda


gidecek. Çağatay Umut zor bir duruma düşersem bana yardımcı
olacaktır”

Son söylediğini bir daha düşündü, yeni tanıştığı bu adama


güvenmeye başlamasını garip buldu. Azra’nın kötü göründüğünü
fark eden Çağatay Umut sessizce Azrayla konuşmaya başladı.

- Đlk toplantılar hep insanı huzursuz eder. Đlk toplantımda


ne yapmam gerektiğini düşünüp, tedirgin olmakla o kadar
meşguldüm ki toplantının bittiğini anlamam bayağı
zaman almıştı.
- Daha önceden KanKardeşliğine üye olmadığım için
kardeşlik hakkında pek bir şey bilmiyorum Çağatay Bey.
Bu yüzden biraz tedirginim.
- NE DEDĐN SEN! KanKardeşliğine üye değil miydin? Bana
3 yıldır üye olduğun ve KanKardeşliği hakkında bir çok
bilgiye sahip olduğun söylenmişti. Şimdi ne yapacağız?

Azra şok olmuş bir şekilde Çağatay Umut’a bakıyordu. Şaka


yapıyor olmalıydı. Eli ayağı tir tir titriyordu, yüzü kireç gibi
olmuştu ve ne diyeceğini bilemeden Çağatay Umut’a bakıyordu.
Gitmek için ayağa kalkarken Çağatay Umut oturmasını işaret etti.
- Kusura bakma Azra. Böyle bir fırsatı kaçıramazdım.
Yüzünün halini görmeliydin. Pars görmüş kurta
benziyordun. Şey yani .. hayalet görmüş gibi çok
korkmuştun.
- Çağatay Bey, sizi öldürürsem yüksek şura üyeliğim iptal
edilir mi?
- Zannetmiyorum. Gene de beni öldürmenizi tavsiye
etmem. Benim kadar iyi danışmanı zor bulursunuz.
Bakın birden bire nasılda rahatladınız, değil mi?
- Aslında haklısınız. Kendimi rahatlamış hissediyorum ama
bunun için size teşekkür etmeyeceğim.
- Ben olsam ben de teşekkür etmezdim herhalde. Neyse,
rahatlamana sevindim. Eğer istersen bu toplantıda sadece
dinleyici olarak katılabilirsin ama ben söz alıp konuşmanı
daha çok isterim. Seçim sana kalmış.

Çağatay Umut’un küçük(!) şakası Azra’nın rahatlamasını


sağlamıştı ama gene de Çağatay Umut’a kızgındı. Dinleyici olarak
kalıp kalmaması gerektiğini düşündü bir an. Çağatay Umut’un
ondan çok şey beklediği belliydi ama sırf onu sevindirmek için
konuşmaya katılmayı istemiyordu çünkü kısacık hayat tecrübesi
ona göstermişti ki başkalarını memnun etmeye çalışarak
yaşamak, yaşamak değildi! Kendisinin ne istediğini düşündü.
Pasif kalmak kulağa hoş geliyordu. Azra şaşırarak pasif kalmayı
istemediğini fark etti. Uzun süredir içinde hapis kalan dominant
dişi yüzeye çıkmaya başlamıştı ve bu Azra’nın hoşuna gidiyordu.
Artık toplantıdan korkmuyordu.