You are on page 1of 13

Toplantıyı ellili yaşlarında bir kadın açtı.

Arkadan sıkıca bağlanmış


bembeyaz saçları, yüzündeki sert hatları daha da belirgin hale getiriyordu.
Beyaz saçlı kadın, gözlerini kısa sohbetler yaparak toplantının başlamasını
bekleyen yüksek şura üyelerinin üzerinde gezdirdikten sonra, Kan'ın üzerinde
sabitledi. Kan'dan onay aldıktan sonra toplantının başladığını işaret eden
sihirli kelimeleri söyledi:

- Sessizlik... 324'üncü KanKardeşliği Yüksek Şurası başlamıştır.

Beyaz saçlı kadının sözleri etkisini hızlıca gösterdi. Beyaz saçlı kadın,
herkesin dikkatini topladığından emin olduktan sonra sözlerine devam etti.

– Bu geceki toplantımızın ana gündem maddesi yeraltına açılan lanet


olası tünel. Tünelin sonundaki mühürlü kapıya ne yapacağımıza; tam
yedi toplantıdır karar veremedik. Sizi bilmem ama ben, bu konuda
uzun uzadıya tartışmaktan sıkıldım. Yedi toplantıdır, aynı
konuşmacılar kürsüye çıkıyor ve bir önceki toplantıda söylediklerini
farklı kelimeleri kullanarak tekrarlıyorlar. Bu saçma döngüyü kırmak
için bu geceki toplantıyı farklı bir taktikle yöneteceğim. Toplantıya
geldiğiniz kadar sağlıklı çıkmak istiyorsanız, toplantıyı yönetiş
tarzıma karışmamanızı öneririm.

Herkes soluğunu tutmuş, beyaz saçlı kadını dinliyordu. Meydan okumasına


karşılık bulamayınca beyaz saçlı kadın, sözlerine kaldığı yerden devam etti.

– Ana gündem maddesine geçmeden önce kardeşliğimize yeni


katılanları hep birlikte tanıyalım. Kardeşliğimiz yeni üyeleri, lütfen
ayağa kalkın.

Azra'yla beraber 2 kişi daha ayağa kalktı. Ayağa kalkanlardan biri hemen
arka sırada oturuyordu. İki metreyi aşkın boyuyla, küçük bir devi
andırıyordu. Sert yüz hatları, pis sakalıyla ve iri yapısıyla birleşince, ortaya
göz korkutucu bir karışım çıkıyordu. Orta sıralarda oturan başka bir erkek de
ayağa kalkmıştı. Orta boylu bu genç adamın yüzünde insana güven veren bir
ifade vardı. Azra, bu güven veren yüzü daha öncede görmüştü ama nerede
gördüğünü hatırlayamadı.
Beyaz saçlı kadın, diğer üyelerin ayağa kalkanların hepsine göz ucuyla da
olsa baktığından emin olduktan sonra yeni üyeleri tanıtmaya başladı.

– Barış Nehir, uzun süredir kardeşliğimizin aktif bir üyesi. Barış'ı


geçen sene düzenlenen “Bir ünite kanın 40 yıl hatırı vardır”
kampanyalarından hatırlayacaksınız. Kan bağışı konusunda
bilinçlendirici bir kampanya düzenlememiz için başımızın etini
yemişti. Bütün kampanyayı üstüne yıktığımızda hiç şikayet etmeden
gece gündüz çalışarak bize KanKardeş olmanın ne demek olduğunu
yeniden hatırlatan bu genci aramıza almanın vakti gelmişti.

Azra, kan bağışı kampanyasını hatırlıyordu. ODTÜ stadyumunun yakınına


kurulan Kızılay çadırının yanından geçerken “Acaba kan bağışı yapsam mı”
diye düşünüp biraz duraksamıştı. Bu sırada gönüllülerden biri önünü kesip,
Azra'ya kan bağışının kısa süren, acısız bir işlem olduğunu anlatmıştı.
Bağışladığı kanın, bir yerlerde hiç tanımadığı birinin hayatını kurtaracağını o
kadar şairane anlatmıştı ki Azra ikna olup bağış yapmıştı. Bağış sırasında da
Azra'nın canı sıkılmasın diye sık sık yanına gelmişti. İşte o gönüllü Barış'tı.

– Hasan Tel ve Azra Funda Elif Yıldırım, KanKardeşliği Yüksek


Şurasına, Kasırga Komutanı General Hasan Yapıcı ve Yönetim
Kurulu üyesi Çağatay Umut'un önerisi ile kabul edildiler. Eminim
ikisi de danışmanları gibi KanKardeşliğine büyük katkılarda
bulunacaklar. Aramıza yeni katılan kardeşlerimiz, KanKardeşliği
adına ben Banshee hepinize hoşgeldiniz diyorum.

Azra, Banshee'nin insanın içine işleyen bakışlarında samimi bir hoşgeldin


gördü ve samimi bir gülümsemeyle karşılık verdi. Banshee sözlerine kaldığı
yerden devam etti.

-Yeni üyelerimizi tanıttığımıza göre lanet tüneli ne yapacağımızı


tartışmaya devam edebiliriz. Daha öncede söylediğim gibi bu hafta farklı bir
yöntem izleyeceğiz. Çoğul ek kullanmama aldanmayın, aslında demek
istediğim, farklı bir yol izleyeceğim ve sizlerde bana uyacaksınız. Öncelikle
neyi tartıştımızı tekrar hatırlatacağım. Daha sonra Süha ve Rafet kısa birer
konuşmayla görüşlerini bizimle paylaşacaklar.

Banshee'nin 'kısa' kelimesine yaptığı vurgu Azra'nın dikkatinden kaçmamıştı.


Anlaşılan Süha ve Rafet, kürsüye çıkınca inmek bilmeyen tiplerdendi.

– Süha ve Rafet'in konuşmalarından sonra sözü yeni katılan


arkadaşlarımıza vereceğim ve onların yardımıyla bu gece burdan
lanet tünel konusunu kapatarak çıkacağız.

Banshee'nin sözlerini Azra'yı şaşkına çevirmişti. Etrafına baktığında bir çok


kişinin de en az onun kadar şaşırdığını fark etti. Çağatay'a “bu da nerden
çıktı” dercesine baktı. Birşey söylemesine fırsat bulamadan Çağatay başını
Kan'a çevirdi ve sessizce bir kaç kelime konuştular. Çağatay'ın yüzünde
endişeli bir ifade vardı.

– İlk gece toplantıya katılmak zorunda olmadığımı söylemiştiniz


Çağatay Bey.
– Sizi temin ederim, ben de sizin kadar şaşırdım. Banshee küçük
süpriz'i konusunda bana bilgi vermemişti. Ne yazık ki, şu an
yapabileceğimiz bir şey yok. Toplantı yöneticisi olarak Banshee'nin
toplantıyı istediği gibi yönetme hakkı var. Bunun için gerçekten
üzgünüm Azra.

Toplantı salonununa homurtular hakim olmuştu. Anlaşılan kimse Banshee'nin


küçük süprizinden memnun değildi. Banshee, homurtuların kendi kendine
durmayacağını anlayınca konuşmaya başladı.

-Hepinizin bildiği gibi toplantı yöneticisi olarak bunu yapmaya hakkım


var ve hoşunuza gitsin yada gitmesin bu konuda yapabileceğimiz bir şey yok;
tabii Kan, toplantıyı yönetme görevini başkasına vermeye karar vermezse...

Kısa bir sessizlik anında bütün gözler Kan'a çevrildi. Herkes, bu çılgınlığa bir
son vermesini bekliyordu.

– Kardeşlerim, Banshee'nin bilgeliğine güvenim tam.


Kan'ın güven oyu vermesi üzerine salondaki karşı çıkmalar yerini gönülsüz
bir kabullenişe bıraktı. Banshee bir şey olmamış gibi konuşmasına devam etti
ve tüneli anlatmaya başladı.

– Tünel, yeraltı yüzme kompleksini genişletme çabalarımız sırasında


şans eseri bulundu.

Azra, Volkan'ın arkadaşlarının nerede yüzdüğünü şimdi anlamıştı. Demek ki


bu arazinin altında bir yer altı gölü vardı.

-Bir grup mağaracı arkadaşımızın yaptığı keşif sonucunda yeraltı


gölünün bittiği yerde çok sayıda galerinin var olduğunu öğrendik.Bu
galerilerden biri, bu geceki konumuz olan tünele açılıyor. Bu tüneli özel
yapan şey, tünelin sonundaki mühürlü kapı. Kapının doğal bir oluşum
olmadığından eminiz. Tünel üzerindeki semboller eski Anadolu
uygarlıklarının sembollerine benzemiyor. Bu da bizi kapının yeraltındaki bir
uygarlık tarafından yapıldığı sonucuna ulaştırıyor. İşin ilginç yanı kapının
yapıldığı malzeme dünyaya ait olmayabilir. Rafet'in önerisi üzerine kapının
yapıldığı madde, ODTÜ Merkezi Labaratuarında bizzat KanKardeşliği
üyeleri tarafından incelendi ve flor'ın daha önce karşılaşılmamış kararlı bir
izotopu olduğu ortaya çıktı. Odtü Kimya Bölümünden Profesör Behramlı'nın
uzman görüşüne başvurduğumuzda; Profesör Behramlı kapıdan aldığımızın
örneğin dünya üzerinde eşi benzeri olmadığını söyledi. Benim
söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Şimdi sözü Süha'ya veriyorum.

Banshee kenara çekildi ve kürsüye yaşlı bir adam çıktı.

– Sevgili kardeşlerim, bildiğiniz gibi ben tünelin bizim tarafımıza


ikinci bir kapı yapılmasını savunuyorum. Bu tünelin sonundaki
kapının resimlerini hepimiz gördük.

Süha gözlerini Azra'ya ve diğer yeni üyelerin üzerine çevirdi ve konuşmaya


devam etti.

– Daha doğrusu yeni üyeler hariç herkes gördü ama ne demek


istediğimi anlıyorsunuz değil mi? O kapının arkasında kesinlikle bir
şey var. İlk başta inanmak istememiştim ama şimdi ben bile kabul
ediyorum. Kapının arkasında birileri var fakat, fakat ..

Süha gözlerini üyelerin üzerinde gezdirdikten sonra Azra'nın gözlerine


kilitledi ve kendince konuyu sonuca bağlayan argümanını sundu

– Fakat onlar bizimle, yani yerin üstündekilerle, iletişim kurmayı


istemiyorlar. Kapının mühürlü olmasını başka nasıl açıklayabiliriz
ki? Ben derim ki, madem bizimle konuşmak istemiyorlar, onları
kendi hallerine bırakalım. Mühürü kırmak ve yeraltını incelemek
hem bol miktarda kaynak kullanmamızı gerektirecektir, hemde hiç
tanımadığımız bir türe yanlış bir mesaj vermemize sebep olacaktır.
Şahsen ben evimin kapısının kilitini kırıp, evime izinsiz giren
tanımadığım birine iyi gözle bakmam. Benim söyleyeceklerim bu
kadar kardeşlerim, umarım kapının ötesindekileri rahatsız etmek
vazgeçip, kapının bu tarafındakilerle ilgilenmeye karar veririz.

Süha, kürsüden aşağı inerken Azra ,Çağatay Umut'la sessizce konuşmaya


başladı:

– Süha Bey'in başka türlerin rahatını düşünen biri olduğuna inanmakta


zorlanıyorum.
– Çünkü Süha, kendisinden ve KanKardeşliğinden başka hiçbir şeyi
düşünmez. İlk başlarda Şura'yı yeraltında hiç bir şeyin olmadığına
inandırmak için çok çabalamıştı. Yerin altında birilerinin
yaşadığından emin olduğumuzda Süha da taktiğini değiştirmek
zorunda kaldı. “Başka türleri rahatsız etmeyelim” derken kastettiği
şey, “Bize ne faydası dokunacağını bilmediğimiz bir şey için bu
kadar kaynak harcamayalım”. Süha'nın niyeti ne olursa olsun, haklı
olduğu bir konu var. O kapıyı yapanlar, kapının uzun süre kapalı
kalması niyetiyle inşa etmişler. Kapıyı kırıp, içerde kim var kim yok
diye bakmamıza kızabilirler...

Süha'dan sonra kürsüye Rafet çıktı.


– Sevgili kardeşlerim, ben Süha kardeşimizin fikirlerine katılmıyorum.
Bu kapı bu yüzyıla ait en büyük buluş olabilir. Yerin altında gelişip
serpilen, bizimkinden tamamen farklı bir kültürle ilişki kurmak
bizim kültürümüz için büyük bir gelişme kaynağı olacaktır. Bu
araştırma bize maddi olarak pahalıya patlayabilir, fakat
KanKardeşliği ne zaman paraya önem verdi ki? KanKardeşliğinin
kurulmasının ana sebebi başkalarının zor diye, getirisi yok diye
yapmaktan kaçındığı şeyleri yaparak topluma faydalı olmak, değil
mi? Bizim için en büyük hazine üyelerimizi her konuda geliştirip
topluma daha faydalı üyeler haline getirmek değil mi? Kapının öbür
tarafındakilerden öğreneceklerimizle üyelerimiz kendilerini hayal
edemeyecekleri ölçüde geliştirebilirler ve bu da en nihayetinde
topluma faydalı olacaktır. Benim söyleyeceklerim de bu kadar
kardeşlerim. Umarım kardeşliğimizi geliştirmek konusundaki bu
büyük şansı geri tepmeyiz..

Azra, Rafet'in konuşmasını değerlendirmek için Çağatay'a döndü.

– Rafet Bey'in çok güzel bir tablo çizdiğine şüphe yok.


– Kapının mührünü kırmaktan bahsetmemesi dikkatini çekti mi, Azra?
Kır gezisine gider gibi yer altına inebileceğimize, yer altında melek
gibi varlıklarla karşılaşacağımıza ve o melek gibi varlıkların kapının
mührünü kırmamıza hiç kızmayacağına inanıyor Rafet. Belki çizdiği
toz pembe tablo gerçek olmayabilir fakat şu konuda Rafet'e hak
veriyorum. Yer altındaki bir uygarlıkla karşılaşmak, dostça da
karşılansak, düşmanca da karşılansak, kişisel gelişimimiz için
kesinlikle faydalı olacaktır.

Rafet kürsüden indikten sonra Banshee tekrar kürsüdeki yerine döndü.

– Süha'ya ve Rafet'e teşekkür ediyorum. 7 toplantıdır


konuştuklarımızın bir özetini kendilerinden beklenmeyecek kadar
kısa sürede başarıyla yaptılar.

Azra, Banshee'nin sözlerindeki alayı fark etti. Besbelli Süha'nın ve Rafet'in


gözünü korkutarak kısa konuşmalarını sağladığını ima ediyordu. Azra, “Bu
kadından korkulur” diye tekrar söylendi. Çağatay Umut, Azra'yı duymuş
olacak ki “Hem de nasıl!” diye fısıldadı Azra'ya.

– Şimdi konuşma sırası yeni üyelerimizde. Biliyorum, bu sizin ilk


toplantınız ve eminim ki çok heyecanlısınız. Sizi ilk geceden
konuşmak zorunda bıraktığım için bana kızdığınızı biliyorum fakat
bu hem sizin kişisel gelişiminiz için hemde KanKardeşliğinin
gelişimi için gerekli ve ben kardeşlerimin tepkisini çekmek pahasına
doğru bildiğimi yapacağım. Seninle başlayalım Barış. Sence ikinci
bir kapı inşa edip yer altını araştırmayı askıya mı almalıyız yoksa
kapının mührünü kırıp yer altını incelemeli miyiz?

– Bir görüş bildirmeden önce kapı hakkında bir soru sormak istiyorum.
Kapının yapıldığı malzemenin Flor'un bir izotopu olduğunu
söylediniz. Kimya konusunda uzman sayılmam, fakat lisede bize
flor'un doğada gaz halinde bulunduğu öğretilmişti. Nasıl oluyor da
doğal halinde gaz olan bir elementten katı bir kapı yapılıyor? Eğer
tünel aşırı derecede soğuk değilse bu mümkün değil..

– Biliyor musun, içinizden birinin bunu sormasından korkuyordum.


Öncelikle bu odadaki hiç kimsenin kimya konusunda lisans eğitimi
almadığını hatırlatmak isterim. Yani hepimiz senin gibi lise
seviyesinde kimya bilgisine sahibiz. Bu yüzden sana verebileceğim
tek bilgi Profesör Behramlı'nın bize söyledikleri. Olur da bizim
Profesör Behramlı'ya sormadığımız bir soruyu sorarsan bu gece bir
cevap alamayacağından emin ol.

Banshee notlarını karıştşrmaya başladı. Belli ki Profesör Behramlı'nın


yazdığı notları arıyordu. Biraz sonra, notları bulmuş olacak ki, konuşmasına
devam etti.

– Maddenin atom numarası 9, atom ağırlığı 27. Profesörün söylediğine


göre maddeyle ilgili ilk gariplik bu çünkü bizim bildiğimiz flor'un
kararlı halinin atom ağırlığı 19, kararsız halinin atom ağırlığı 18. Bu
yüzden maddenin yapay olarak üretildiğine inanıyor profesör. Diğer
bir gariplik erime sıcaklığının 6000 derece cevarında olması.
Profesörün söylediğine göre bu saf elementler arasında bir rekor.
Günümüz teknolojisiyle yapılan alaşımlar daha yüksek sıcaklıklara
dayansa da kapının oldukça eski olduğunu düşünürsek iyi iş
çıkardıklarını söylememiz gerekir. Dayanıklılık konusunda testler
hala sürüyor fakat profesör günümüz patlayıcılarının bu maddeyi
tahrip etmeye yeteceğine emin olduğunu söyledi. Profesör'ün
konuşmasında aldığım notlar bu kadar. Daha fazla bilgi için bizzat
profesörü görmen gerekiyor.

Barış, Banshee'nin söylediklerini hazmetmek için biraz vakit harcadıktan


sonra konuşmaya başladı:

– Bence yer altını araştırmalıyız. Mademki yeraltında birilerinin, belki


bizim gibi insanların belki tamamıyla farklı bir türün, yaşadığından
eminiz; o halde onlarla tanışmanın ve dostça ilişkiler kurmanın bir
yolunu bulmak zorundayız. Düşünsenize yer altında bizim şu anki
teknolojimize denk teknolojiye yüzlerce yıl önce sahip olan bir
kültür var. Onlardan ne kadar çok şey öğrenebileceğimizi hayal bile
edemiyorum. Bunca yıl içinde eminim tünelin sonundaki kapıdan
daha büyük başarılarak imza atmışlardır.

Süha boğazını temizler gibi yapıp, Barış'ın sözünü kesti.

– Bu savı destekleyecek kanıtlar ortada yok. Tek bir kapıya bakarak


yeraltındaki uygarlık hakkında romantik hayaller kuramayız.

– Aslına bakarsanız haklısınız, tek bir kapıya bakarak bunları


söyleyemeyiz. Bu yüzden bence kapının ötesine ne olduğunu
araştırmalıyız.

Barış'ın sözleri bazı üyeleri mutlu ederken başta Süha olmak üzere bazı
üyelerin de homurdanmasına sebep olmuştu.

– Aman Allah'ım, yeni üyemizin kurduğu mantığa bakar mısınız! Yer


altının araştırılmaya değer olup olmadığına karar vermek için mührü
kırıp araştırma yapmamız gerektiğini söylüyor. Acaba aynı mantığı
kullanarak ben de “yeni üyeleri konseyden çıkartmanın iyi bir fikir
olup olmadığına karar vermek için Barış'ı yüksek konseyden
çıkartalım” desem gene aynı mantığı destekler miydi yüksek şura
üyesi?

Homurtuları bastırmak için Banshee “sessizlik” diye bağırmak zorunda kaldı.


Düzenin tekrar sağlanması üzerine Banshee, Barış'a döndü:

– Rafet'in çizdiği toz pembe tablodan etkilenmiş gibi görünüyorsun


ama gene de oy'unu kaydediyorum. Kan bağışı kampanyası da ilk
başta pembe bir hayaldi ama sonra gerçeğe dönüştü ne de olsa. Şimdi
sıra sende Hasan. Sen ne yapmamızı tavsiye ediyorsun?

– Yer altındaki bir toplumla iletişim kurmak ilgi çekici ama tehlikeli.
Hele de yeraltındakiler bizden teknolojik olarak daha ilerdelerse.
Gerçi bu fikir bana garip geliyor. Yer altında bir uygarlık kurulması
bile oldukça zor bir şey olsa gerek. Nasıl olurda bizden daha ileri bir
teknolojiye sahip olurlar? Ne olursa olsun yeraltındaki uygarlık
hakkında daha fazla şey öğrenmeden aşağıya bir keşif ekibi
yollayamayız. Benim verdiğim yanlış bir karar yüzünden birilerinin
zarar görmesine müsaade edemem. Bu yüzden ikinci bir kapı
kurulup kendimizi güvene alalım derim. Gelecek yıllarda, yeraltı
hakkındaki bilgimiz arttıkça bu kararı tekrar gözden geçirebiliriz.

– Tedbirlice ve bilgece söylenmiş sözler. Belki de gereğinden fazla


tedbirli, bilemiyorum.. Peki ya sen düşünüyorsun Azra? Seninle
birlikte aramıza katılan kardeşlerimiz, yüksek şuranın geri kalanı
gibi fikir ayrılığına düştü. Senin desteklediğin görüş galip gelecek.
Mührü kırıp yeraltını incelemek için birini mi yollayalım, yoksa
araştırmaları erteleyelim mi?

– İki tarafın da haklı olduğunu düşündüğüm noktalar var. Bu yüzden


ben iki düşünceyi harmanlayan bir fikir önermek istiyorum.
Öncelikle tanımadığımız bir toplulukla karşılaşmamızın kötü
bitebileceğini ve yeraltındakilerin saldırganca davranabileceğini
kabul etmek zorundayız. Bu yüzden de yer altı gölününü bittiği
noktaya bir kapı yaparak kendimizi güvene alalım. Ayrıca şunu da
kabul edelim, mührü kırmamız saldırganca bir davranış olarak
görülebilir. Bu yüzden aşağıdakilerin ne tepki vereceğinden emin
olmadan mührü kırmamalıyız, bunun yerine yeraltındakilere onlarla
konuşmak istediğimizi anlatmanın br yolunu bulmalıyız. Demek
istediğim, kapıyı çalmanın bir yolunu bulmalıyız. Mesela bilgisayar
kontrolünde bir program belirli aralıklarla çeşitli dalga boylarında
sesler çıkartabilir. Olumlu yada olumsuz bir yanıt alamazsak farklı
bir yol da deneyebiliriz. Ne dersiniz?

Banshee biraz düşündükten sonra konuşmaya başladı.

– Senin fikrin doğrultusunda bir karar vermeye hazırdım Azra ama sen
üçüncü bir şık sunarak işleri zorlaştırdın. Toplantı yöneticisi olarak
kimsenin desteklemeyebileceği bir fikri zorla kabul ettirmem doğru
olmaz. Bu yüzden tekrar eski yöntemlere dönmeye karar verdim.
Herkesin katılacağı bir oylama yapacağız. Eskisinden tek farkı şu
olacak. Ayrı bir seçenek olarak senin önerin de oylanacak ve eğer
herhangi bir öneri ezici çoğunluğu alamazsa bu konuyu yüksek
şuradan çıkarıp yönetim kuruluna havale edeceğim. Şimdi oylamaya
geçelim. Yer altını Rafet'in önerdiği şekilde araştıralım diyenler el
kaldırsın.

Azra toplantı salonuna baktığında tek tük kalkan elleri gördü.

– Bakıyorum Rafet'in taraftarlarının sayısı baya azalmış. Peki şimdide


Süha'nın önerdiği gibi 2. bir kapı yapalım, yeraltını araştırmayı
erteleyelim diyenler el kaldırsın.

Öncekinden daha fazla el kalkmıştı ama gene de kalkan eller salondakilerin


dörtte biri etmiyordu.

– Anlaşılan Süha'nın taraftarları da azalmış. Umarım geri kalanlar


Azra'yı desteklemeye niyetlidir yoksa konuyu Yönetim kurulu
çözecek.. Lütfen Azra'yı destekleyenler el kaldırsın.
Azra, salona baktığında bir çok kişinin el kaldırdığını gördü. Banshee,
Azra'yı destekleyenlerin çoğunlukta olduğundan emin olunca konuşmasını
sürdürdü.

– İlk gece için hiç de fena değil Azra. Yedi toplantıdır düşünülmemiş
bir fikir ortaya atmak ve KanKardeşliği Yüksek şurasına bu fikri
kabul ettirmek azımsanacak bir başarı değil. Ne yalan söylüyüm,
önerinin destekleneceğini düşünmemiştim. Gene de bu süprizden
rahatsız değilim. En sonunda çoğunluğun desteklediği bir karara
vardığımız için memnunum. Gelecek haftadan itibaren ikinci kapının
yapımına başlayacağız. Bu konuyla doğal olarak kasırga birimleri
ilgilenecek. Hasan kardeşimiz … Bugünkü katılımdan sonra tek
başına Hasan demem yeterli olmayacak sanırım, değil mi? Hasan
Yapıcı kardeşimiz güvenliğimizi sağlayacak tedbirlerin alındığına
karar verdiği zaman yer altındaki kapının zilini çalmaya
başlayacağız. Umalım da ev sahipleri evde olsun. Toplantı bitmiştir.

Toplantıya katılanlar yerlerinden kalkıp yavaş yavaş salonu terketmeye


başladılar. Azra, Çağatay Umut'u taklit edip yerinden kalktı ve Kan, Çağatay
Umut, Banshee ve tanımadığı ama KanKardeşliği hiyerarşisinde yükseklerde
olduğunu düşündüğü bir kaç kişiyle beraber büyük hole yürümeye başladı.
Kan takdir eden bir ses tonuyla söyle söyledi:

– Bugün KanKardeşliğine gerçekten iyi hizmet ettin Azra. Önerin,


hayalciliğe kaçmayan ama tedbiri de elden bırakmayan ilerici ve
birleştirici bir fikirdi. Kendi tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki,
bu dengeyi sağlamak oldukça zor bir iş.

– Yardımcı olduğuma sevindim, Kan. Banshee, yeni katılan üyelerin


oylarına göre ne yapılacağına karar verileceğini söylediğinde
şaşırdığımı itiraf etmeliyim

Kan'ın çırağı olan Furkan muzipçe söze karıştı.

– Emin ol, şaşıran tek kişi sen değildin. Ben şuraya ilk katıldığımda
bırak karar veren kişi olmayı, sıradan bir oy bile kullanmama
müsaade etmemişti Banshee, üstelik de Kan'ın önerisiyle şura'ya
katılmama rağmem. Herhalde, yıllar içinde üstün başarılarımla
Banshee'yi yeni katılımların faydalı olabileceklerine ikna ettim ki, bu
gece katılanlara bu kadar iyi davrandı.

Banshee, Furkan'a alay edercesine bir bakış attı.

– Emin ol, bu gece ki toplantıyı yürütme şeklimde senin zerre kadar


bile etkin yok Furkan. Sadece bu işin bir karara bağlanmasını
istedim. Azra'nın önerisinin planlarımı alt üst etmesine az kalmıştı.
Eğer Azra'nın önerisi çoğunlukca kabul görmeseydi ne yaprdım
bilmiyorum. Karara varmayı bir yana bırak, üçüncü bir hizip ortaya
çıkmış olacaktı.

– O halde hepimiz Azra'nın çoğunluğu ikna etmesine şükredelim.

Çağatay'ın sözlerinden sonra grup yavaş yavaş dağıldı. KanKardeşliği


arazinin sınırına geldiklerinde Çağatay Umut, Azra'yı evine bırakmayı
önerdi. Azra'nın arkadaşlarıyla gideceğini söylemesi üzerine Berrak gelene
kadar Azra'ya sıkılmadan eşlik etti. Volkan'ın arabasına bindiğinde Azra,
Berrak'ın soru yağmuruna tutuldu.

– Toplantı nasıl geçti Canım'cım? Canını sıkan oldu mu? O, girişte


seninle bekleyen, dev adam kimdi?

– Toplantı beklediğimden iyi geçti Berrak. Kimse canımı sıkmadı ve


Volkan'ın arkadaşlarının bahsettiği önemli konuda benim önerim
kabul edildi. Benimle bekleyen kişi benim danışmanım ve onun bir
dev olduğunu düşünüyorsan bir de Hasan'ı görmelisin.

– Hasan da kim?

Berrak'ın, toplantıda Azra'nın önerisinin nasıl kabul edildiğini değil de,


öylesine adını söylediği Hasan'ın kim olduğunu sorması Azra'yı kahkahaya
boğdu.
– Eve gidince anlatırım, söz!
Eve gidince kendinden mutlu bir şekilde uykuya daldı Azra. Bugün
yaşamak için güzel bir gün olmuştu..