You are on page 1of 426

Azra Erhat

MİTOLOJİ SÖZLÜĞÜ

Altıncı Basım: Ağustos 1996

Remzi Kitabevi A.Ş.

Selvili Mescit S. 3 34440 Cağaloğlu-lstanbul

Tlf: 522 7248 - 522 0583, Fax: 522 9055

ÖNSÖZ
MYTHOS VE MYTHOLOGIA
İlkin Söz vardı, der Kitap. Bunu Platon duysa, söz mü, hangi söz, diye sorar. Çünkü eski Yunan
dilinde söz kavramını vermek için bir değil, üç sözcük vardır: Biri "mythos", öbürü "epos", üçüncüsü
"logos". Mythos söylenen veya duyulan sözdür, masal, öykü, efsane anlamına gelir. Ama mythos'a
pek güven olmaz, çünkü insanlar gördüklerini, duyduklarını anlatırken birçok yalanlarla süslerler.
Bu yüzdendir ki Herodot gibi bir tarihçi mythos'a tarih değeri olmayan güvenilmez söylenti der,
Platon gibi bir filozof da mythos'u gerçeklerle ilişkisiz, uydurma, boş ve gülünç bir masal diye
tanımlar. Epos daha değişik bir anlam taşır: Belli bir düzen ve ölçüye göre söylenen, okunan sözdür,
epos insana tanrı armağanıdır, güzelim süslü sözleri bir araya getirerek büyüler dinleyicilerini bir
ozan. Ozanın sözünü tanımlayan epos böylece şiir, destan, ezgi anlamına gelmiş ve o gün bugün
epik ve epope diye Batılı dillerin hepsinde yerini almıştır. Mythos'la epos arasında ilkinden bir
yakınlık vardır, mythos söylenen sözün, anlatılan öykünün içeriği ise, epos da onun doğal olarak
aldığı ölçülü, süslü ve dengeli biçimidir. Epos ne kadar güzelse, mythos o kadar etkili olur, epos'la
mythos'un bu başarılı evlenmesidir ki, ilkçağdan kalma efsanelerin ürün vere vere günümüze dek
yaşamasını ve mythos kavramının çağlar ve uluslararası bir nitelik kazanarak ölmezliğe kavuşmasını
sağlamıştır.

Ama bir de logos vardı. Onun sözcüğünü başta Herakleitos olmak üzere İonya düşünürleri eski
deyimiyle "physiologoi", yani doğa bilginleri yapmıştır. Onlara göre logos gerçeğin insan sözüyle dile
gelmesidir. Logos bir yasal düzeni yansıtır, insanın bedeninde ve ruhunda bir logos bulunduğu gibi,
evrenin ve doğanın da logos'u vardır. Logos insanda düşünce, doğada kanundur, her yerde ve her
şeyde vardır, ortaklaşa ve tanrısaldır. Logos'u bulmak, sırlarını göz önüne sermek, insan sözüyle dile
getirmek düşünürün asıl ödevidir. Logos kavramıyla açılan bu çığır dosdoğru bilime varmış, öyle ki
logos-logia bugün herhangi bir araştırma dalında bilgini ve bilimi dile getirmek için kullanılan birer
ek olmuştur.

Mythos'la epos uyumlu bir bütün içinde birleştikleri halde, onlarla logos arasında ilkinden ve gün
geçtikçe kesinleşen bir karşıtlık baş göstermiştir. Birbirine zıt iki akım almış yürümüştür. Ege
kıyılarında filiz veren destanlar, övgüler, ezgilerin yanında, gene Ionya'da doğup gelişen bilim
kolları: Fizik Tiatematik, yer ve gök bilimi, tarih ve coğrafya. Bilginler mythos'un uydurduğu epos'un
dile getirdiği tanrı masallarını hor görür, yerdikçe yerer, evreni ve insanı anlatmakta bu türün
yalancı ve zararlı yollara saptığını ileri sürer dururlar. Ne var ki evren tanımını dile getirmek için bu
bilginlerin çoğu da epos biçimine, yani destana özgü heksametron ölçüsüne başvurmaktan
alamazlar kendilerini. Yalnız Herakleitos düzyazıyla dile getirir düşüncesini.

Platon'un tutumu daha da ibret vericidir. Homeros'u tanrılar üstüne yalanlar uydurdu, topluma
zararlı efsaneler düzdü-diye suçlamakla başımızı şişiren bu filozof "Devlet", ya da "Gorgias" gibi en
önemli dialoglarının sonunda gerçeğin gerçeğini, tanrılar katındaki hakikati gözümüzün önüne
sermek, fiziküstü kanıtlarla tanımlamak istedi mi, bir mythos uydurur. Ne yapsın ki mythos'tan ayrı
düşünemez, düşüncesi mythos kalıbına kendiliğinden girer. Mythos Yunan düşüncesiyle özdeştir
denebilir hem yalnız Yunan mı, insan düşüncesi ve onun ürettiği dille özdeş olsa gerek ki,
Homeros'tan bugüne dünya sanatçıları mythos'u kendilerine tükenmez bir esin kaynağı olarak
almışlardır.
Ama "mythologia" sözcüğünde mythos'la logos'un, karşıt bu iki kavramın birleştiğini görmüyor
muyuz? Mythologia efsaneler bilimi anlamına gelmez mi? Hem gelir, hem de gelmez. Erken ilkçağda
"mythologein" diye bir fiil vardır, masal anlatmak demektir, sözlü gelenekle dilden dile aktarılan
efsanelerin ozanlarca sürdürülmesini de belirtir. Mythologia kavramı da aynı anlama gelir. Hem
masal ve efsanelerin toplandığı kitap için, hem de ilkçağın sonlarında "mythos-graphos", yani
mythos yazarı denilen derleyicilerin yaptığı iş için kullanılır. Ama mythologia bugün taşıdığı geniş ve
kapsayıcı anlama gelmemiştir ilkçağın hiçbir döneminde. Mythos, çok tanrılı bir dinin tanrıları
üstüne anlatılan efsane, mythologia da bu efsanelerin bir araya geldiği kitap olduğuna göre,
mythologia ilkçağın din kitabı olmalı gerek, oysa değildir ve hiçbir zaman olmamıştır. Çünkü bu
efsaneler İnanç -tek tanrılı dinlerde söz konusu edilen inanç- düzeyine yükselmemiştir. Sözlü ya da
yazılı yazın ve sanat kollarının hepsinde durmadan konu edinilip işlenen ve işlendikçe değişen
mythos'lar ne kadar ozan, yazar, sanatçı varsa, o kadar biçim almış, bu nedenle hiçbir zaman belli
bir dinin tek kitabı halinde toplanamamıştır. Böyle bir çeşitlilik, böylesine öğreti ve yöntem yok-
luğu, bu tür başıboşluk, özgürlük ve özerklik başka hiçbir din ve efsanelerinde görülmemiştir. İlkçağ
mythos'u layiktir, din adamının değil, sanatçının uğraşıdır, onun anlamı, yön ve biçimi din alanında
verilmez, sanat alanında verilir. Asıl yaratıcısı da sözdür ve söz ustasıdır. Mythos, epos, giderek
logos bile birleşmişlerdir onun doğup gelişmesine. Gerçekle ilişkisi olup olmadığına gelince,
mythos'un gerçeğini sözün dışında aramak boşunadır. Asıl gerçek insan sözünün içinde, özünde,
şiirindedir. Bunu anladığı içindir ki, ilkçağ insanı sözle birbirinden renkli, büyüleyici ve inandırıcı
yapıtlar yaratabilmiş ve sözün bir kitap içinde donmasını önleyerek, çağdan çağa, insan kanı gibi
sıcak sıcak akmasını, böylece canlılığını sonsuzluğa dek aktarmasını sağlamıştır.

MYTHOS YARATICILARI
Herodot der ki, tanrı soylarını sayıp döken, tanrılara adlarını veren, niteliklerini tanımlayan ve
efsanelerini anlatan, Homeros'la Hesiodos'tur. Yani çok tanrılı ilkçağ dininin yaratıcıları,
peygamberleridir onlar demeye getirir. Ne var ki bu yaratıcılığın neye yarayacağını bilmez, bilemez
Herodot. Yunan mythos'unun yazına vurulması, evet, Homeros ve Hesiodos'la başlar, ama orada
kalmaz, Homeros'la Hesiodos'un yarattıkları tanrı soylarına ve efsanelerine -ki bu konuda ilk iki
yaratıcının bile söyledikleri birbirini tutmaz- ekler, katkılar yapılır, yazın türleri çoğaldıkça
mythoslar da yeni anlatımlar ve yorumlarla zenginleşir. Destan çağını İonya'da da, Yunanistan'da da
"melos" denilen lirik şiir türleri izler, çalgı eşliğiyle bir kişinin, ya da bir koronun söylediği bu
ezgilerde de mythos önemli bir yer tutar, "hymnos" denilen övgülerde başlıca konudur. Hele traged-
ya ile mythos yeniden doğar, tragedya yazarlarının elinde bir daha yitiremeyeceği bir öz ve anlamla
yüklenir: İnsanlık dramının aynası, simgesi oluverir. Konusunu gerçek olaylardan alan bir iki
tragedya dışında -ki bunlar da büyük tepkiyle karşılanmış ve tutunamamıştır- tragedyanın tek
kaynağı mythos'tur. Destandan tragedyaya tür ve görüş ayrılığının gerektirdiği büyük bir farklılık
vardır. Destanda başrolü oynayan tanrılar arka plana itilir, yeni tanrılar, yeni kahramanlar ön plana
alınıp tragedya yazarının seyircilerine yaşatmak istediği dramın gereklerine göre aydınlanır. Dram
insan dramıdır ama ipleri gene de tanrıların elindedir, onları destanda olduğu gibi bir dağın
tepesinden savaşı yönetir ya da bir insanın ölüm kalımını tartıya vurur görmeyiz, amaç ve eylemleri
saklı kalır, anlaşılmadığı oranda da korkuçtur; tragedya tanrıları, bilerek ya da bilmeyerek işlediği
bir suç için insanı yıkıma götüren amansız yazgıyı, lanete uğramış bütün bir soyun zincirleme suç ve
cezasını simgeler.

Tragedyanın bu açıdan aydınlattığı mythos böylece alabildiğine zenginleşir, ama iş bununla da


bitmez: Bin bir kent devletine ayrılmış olan Yunanistan'ın her bölgesi yerli mythos'unu yaratmak ve
yaşatmak hevesindedir. Koruyucu olarak seçtiği bir tanrı üstüne kendi bölgesiyle İlgili efsaneler
uydurmakta ya da olan efsaneleri kendi din ve devlet politikasına göre yorumlayıp değiştirmektedir.
Efsane çemberleri böylece genişledikçe genişler: Troya savaşı çemberine Atina, Thebai, Korinthos
çemberleri katılır, Odysseus'un serüvenleri destanına Argonaut'lar destanı eklenir, Dor ırklı boylar
İon mythos'unun kişileriyle boy ölçüşecek bir destan kahramanı yaratıp bütün efsanelerini Herakles
diye bir yarı tanrının çevresinde toplarlar. Mythos böylece içinden çıkılmaz girift ve karmaşık bir
toplam oluverir. Bu çokluğu aydınlığa kavuşturmak için gerçekten bir mythos bilimine gerek vardır:
O sırada, yani Yunan'ın klasik denilen parlak çağı sona erip de yaratıcılığı azaldığı, sanat gücünün
tükenmeye yüz tuttuğu Hellenistik denilen dönemde efsaneleri toplama ve derleme işine girişilir.
İskenderiye ve Bergama kitaplıklarının kurulup çalışmaya açıldığı elyazmalarının alabildiğine
çoğaltılıp eleştirildiği dönemdir. Bu dönemde türeyen mythos yazarları bir yandan başta Homeros
olmak üzere büyük yazın yapıtlarını şerhler, notlar ve açıklamalarla kopya etmeye, bir yandan da
efsaneler toplayıp kitaplar yazmaya koyulurlar. Bunların efsane derlemeleri bizim için önemli bir
kaynaktır. Roma imparatorluğu döneminde de efsane düzme süreci canlıdır. Roma, Yunan
mythos'undan esinlenerek kendi din ve mitolojisini kurmak hevesine kapılır. Yunan tanrılarını kendi
yerli tanrılarıyla bir tutarak adlarını değiştirir, efsanelerin kimini benimser, kimini atar, kimini yerli
efsaneleriyle karşıtırır. Ta ilkçağın sonuna kadar bu böyle gider. Yunan-Roma mitolojisi dediğimiz
bütün bu kaynaklardan ve daha sayamadığımız başkalarından alınmış, toplanmış, özetlenmiş
efsane, masal ve öykülerin toplamıdır.

AKDENİZ MİTOLOJİSİ
Şimdi sorarım size: Mitoloji diye bir kitap yazmaya girişince bu bin bir kaynak arasından
hangisini seçip de anlatsın çağdaş bir yazar? Kaldı ki mitoloji deyince başta Yunan-Roma mitolojisi
diye bir kavram akla gelir. Bu anlayış da hatalıdır. Aslında bir Akdeniz çevresi efsaneler topluluğu
vardır, onu Yunanistan ve Roma'ya mal etmemiz, bu efsanelerin Yunanistan ve Roma uyruklu
yazarların ka-lemiyle Yunanca ve Latince olarak yazılmış olmasından ileri gelir. Oysa bu efsanelerin
çıkış yeri ne Yunanistandır, ne de İtalya, Anadolu'dur, Girit'tir, Mezopotamya'dır, Fenike, Mısır'dır, ya
da bütün bu yerlerdeki sözlü geleneklerin karışımından ortaya çıkmış bir bütündür. Yunanlı ya da
Romalı kaynak yazarlar anlattıkları efsanenin asıl kaynağını araştırmazlar, onu bilseler bile kimi
zaman si-yasal amaçlar güderek saklarlar, bile bile değiştirirler. Hem ozanlar ve yazarlar özgür
müdürler? Kimin için yazdıkları, kime hizmet ettikleri belli olur. En büyük iki destan yazarı buna
örnektir: Homeros İonya'lıdır, gönlü Troya'dan yanadır, ama efendileri Troya savaşını kazanmış,
Anadolu'nun kilit noktası olan Dardanos kalesini yıkmış Akhalardır, onları kahraman göstermek
zorundadır, oysa asıl insan-kahraman Hektor'dur İlyada'da. Vergilius ise Augustus çağının kültür
politikasına hizmet etmekle görevlidir, Roma'ya bir kahramanlık geçmişi yaratmak amacıyla yazar
Aeneis destanını ve Homeros'un tam tersine asıl gücü kuvveti Troyalılarda göstermeye çalışır. Bu açı
ve erek farkları mythos anlatımında da farklılıklara yol açar.

İkinci bir güçlük mythos anlayışında gün geçtikçe artan değişik görüşlerdir. Son yıllara dek
"Yunan mucizesi" diye bir balon uçup dururdu. Batı dünyası insan değerlerinin dile geldiği ve büyük
sanat yapıtlarıyla ölümsüzlük kazandığı tek kaynağın Yunan-Roma uygarlığı ve kültürü olduğuna
inanırdı. Bu dar görüşlü açıdan bakılınca Yunan mucizesini yaratan asıl kaynak ve etkenlerin ne
olduğu araştırılmaz, görmezlikten gelinir, bu inancı sarsacak bir bulut ortaya çıktı mı, bile bile ve
bilimselliğe aykırı bir tek yönlülükle tartışmaya, giderek kavgaya girişilirdi. Troya'nın Çanakkale
yöresinde olmadığını, Schliemann-Dörpfeld-Blegen üçlüsünün gün ışığına çıkardıkları koca uygarlık
merkezinin Homeros'un İlyada'sıyla bir ilişkisi bulunmadığını ileri sürmekte direnen sözüm ona
bilginler bugün bile ortalıkta dolaşır ve kör görüşlerini kitaplara aktarmak yolunu bulurlar.
Arkeolojinin son buluşları tarihle ilgili bilim kollarını göz kamaştırıcı bir ışıkla aydınlatmaktadır ama
Anadolu arkeolojisi daha yenidir, Hititlere ancak son on, on beş yıl içinde yazılmış kitaplarda yer
verilir, yüzyılımızın başlangıcında yayımlanmış bir mitoljide bakarsınız ki Ana Tanrıça Kybele'ye
ancak yarım sütunluk bir yer ayrılmıştır. Apollon ya da Artemis'i Türkiye'nin Ege bölgesinde toprak-
tan çıkarılan anıtların ışığında yorumlamak, değerlendirmek daha hiçbir derli toplu mitoloji
kitabına erek ve görev olmamıştır. Kısacası ilkçağın yazılı kaynaklarıyla günümüzün buluşlarını bir
araya getirerek çok yönlü bir görüşle toplamaya daha pek az bilgin girişmektedir. Bu yolda
Halikarnas Balıkçısı çığır açıcı, yol göstericidir, yani Yunan'ı, Türk'ü olmayan, uluslararası tek
bilimsel gerçeği aramaya koyulan gerçek bir bilgindir. Onun açtığı yoldan gitmekle birlikte eski ya-
zın kaynaklarına da hakkını vermek "Mitoloji Sözlüğü" adıyla okuyucuya sunduğumuz bu kitabın tek
amacıdır. Hemen söyleyelim ki bu kitap bir denemedir, eksiklerini, yetersizliklerini bile bile
yayımlamaya giriştiğimiz bir deneme.

Yukarda sözünü ettiğimiz sorunları bir dereceye kadar çözümleyebilmek için bu "Mitoloji
Sözlügü"nü hem bir sözlük, hem de bir antoloji olarak düzenlemek yolunu seçtik. Efsanelik
kişilerden kim söz ediyorsa Homeros mu, Hesiodos mu, tragedya yazarları mı, onların anlatımını
elden geldiği kadar kendi metinlerinden vermeyi denedik. Burada Türkiye'de Türkçe olarak bulunan
kaynakların çokluğu bizi sevindirdi Tercüme Bürosunun açtığı çığır ve Milli Egitim Bakanlığı nın
yayımladığı İlk klasikleri çevirilerinden bu yana çok çalışılmış ve; Yunan-Latin yazınının ana
yapıtları bugün okunur bir dille kazandırılmış bulunmaktadır. Daha öteye gidilmiş, mitolojik öyküler
ve kişiler Batı yazınına olduğu gibi bizim de şiirimize konu olmuştur. Bizden önce Türkçe mitolojiler
de yayımlanmıştır. Elimize geçenleri çalışmamıza ortak ettik. Bu çapta bir mitoloji sözlüğü bir tek
kişinin yapacağı iş değildi. Batı kaynaklı bir tek mitoloji kitabını çevirmektense, kendi
olanaklarımızla, kendi yazılı kaynaklarımızdan faydalanarak özgün bir deneme yapmayı yeğ gördük.
Hangi kaynaklardan nasıl faydalandığımızı, bu kitabı nasıl hazırlayıp hangi yöntemlere göre
dizdiğimizi kitabın sonuna eklediğimiz Sonsöz'de belirtmekteyiz. Okuyucu bu bölümde, sözlüğü nasıl
kullanacağını da bulabilecektir.

Sözün kısası ben burada tek başıma değil, yapıtları ve çalışmaları elime geçen birçok yazarlarla
birlikte ortaya çıkmak istedim. Bu kaynakları bulmada ve değerlendirmede ister istemez kişisel
eğilimlerime göre bir seçme yaptım. Okuyucu bunu bana bağışlasın ve eleştirilerini, yergilerini,
önerilerini benden esirgemesin. Çabamın tek ödülü bu olabilir.

Borcum büyüktür: En başta hocam Prof. Dr. Georg Rohde'yi anmak isterim. Mythos ve
mythologia’nın ne olduğunu, böyle bir çalışmanın bilimsel yollardan nasıl sürdürüleceğini de
göstermiştir. Bu kitaptaki "Kybele" maddesini onun 1937'deki Türk Tarih Kongresinde verdiği tebliğe
borçluyum. Ama asıl esin kaynağım sevgili ustam ve dostum Halikarnas Balıkçısı'dır. Yurdumuzun
eşsiz değerlerine saygıyı ve sevgiyi o aşıladı bana. Çok borçlu olduğum bir kişi de, birlikte
çevirdiğimiz İlyada ve Odysseia'yı güzelim şiir diliyle Türkçeye kazandıran arkadaşım A. Kadir'dir. Bu
kitap Homeros'la doludur, nasıl olmasın ki Batı uygarlığının ilk ve en büyük ozanı yurttaşımız
Homeros burcu burcu Anadolu kokar.

Azra Erhat

İstanbul, 1972

A
olmuş, tanrıça böylelikle Samos'ta kalmak
Abas. istediğini belli etmiş. Samos Hera'sı diye
(1) İlyada'da adı geçen Abant'lar boyuna anılan ünlü bir heykel İlkçağ arkaik sanatının
adını veren kahraman. Poseidon ile su perisi en önemli yapıtlanndan sayılır. Sisamlılar Hera
Arethusa'nun oğlu. ve Admete adına yılda bir bayram yaparlardı.

(2) Aigyptos oğulları amcaları Danaos'un


Admetos.
kızlarıyla zorla evlenince, gerdeğe girdikleri
Pherai (bugün Elestino) şehrinin kralı.
gece kanları tarafından öldürülürler. Yalnız
Delikanlı olarak Kalydon avına ve Argonaut'lar
Hypermestra kocası Lynkeus'u esirger, ikisinin
seferine katılmış. Kyklop'ları öldürdü diye bir
birleşmesinden Abas adlı bir erkek çocuk
yıl Olympos'tan sürülen Apollon'u sığırtmaç
doğar (Tab. 10). Abas Argos'ta kral olur,
olarak kullanmış (Apollon, Kyklop’lar).
evlenerek Akrisios'la Proitos'u meydana getirir.
Pelias'ın kızı Alkestis'e gönül veren Admetos
Akrisios'tan Danae, Danae'den Perseus doğar.
onu elde etmek için arabasına bir aslan; bir de

Acca Larentia. yaban domuzu koşmak zorunda kalınca


Apollon tanrı ona yardım etmiş ve Admetos
(1) Roma'nın kuruluş efsanesi'nde sözü
Alkestis'i almış, ne var ki düğün günü Artemis'e
geçen çoban Faustulus'un karısı. Kocasının
kurban kesmeyi unuttuğu için, tanrıça
dağda bulduğu Romulus ve Remus bebeklerini
gerdeğini yılanlarla doldurmuş. Apollon
benimser ve kendi on iki çocuğuyla birlikte
Admetos'u bu beladan kurtarmış, bununla da
büyütür (Romulus).
kalmayıp Admetos'un kaderini de değiştirmeyi
(2) Roma'nın kuruluş dönemlerinde başarmış: Kader Admetos'un ölümü için
güzelliğiyle ün salmış bir kız. Bir bayram günü saptadığı gün Pherai kralı yerine ölecek başka
Hercules tapınağında tanrı ile tapınak bekçisi birini bulursa ertelemeye razı olmuş. Ama o
bahse girişirler, zar oyununda kim gün gelince Admetos yerini alacak kimseyi
kazanacaksa "ötekine bir ziyafet çekecek ve bulamamış: Ne anası, ne babası, ne uşağı,
bu güzel kızla yatmasını sağlayacaktır. Oyunu kimse ölmek istememiş, yalnız genç karısı
Hercules kazanır ve Acca ile sevişir. Kız Alkestis kendisini feda etmiş. Alkestis Hades'e
sonraları zengin bir Etrüsk'le evlenir ve yaşlı indikten sonra Herakles tarafından kurtarılır
kocası ölünce bütün varlığını Roma halkına (Herakles). Deli Dumrul efsanesine de konu
bağışlar. olan bu motifi Euripides "Alkestis" adlı
tragedyasında işlemiştir (Alkestis).
Admete.
Bir Samos (Sisam) efsanesine göre, Perseus Adonis.
soyundan olan Admete Argos'ta tanrıça Hera Köken ve kaynakları güney Akdeniz
tapınağının rahibesiymiş. Elli sekiz yıl bu çevresine uzanan tipik bir Anadolu efsanesi.
tapınağa hizmet ettikten sonra, babası Kybele-Attis mythos'unun bir başka anlatımını
Eurystheus ölünce Argos'tan kaçmak zorunda veren Adonis efsanesi bir toprak-bereket
kalmış. Tanrıçanın heykelini yanına alarak öyküsüdür. Birçok şiir ve masal yazarlarının
Sisam adasına sığınmış. Bir süre sonra özene bezene işledikleri bu öykü şöyle
Argos'luların parayla tuttukları korsanlar Hera özetlenebilir:
heykelini kaçırmaya kalkışmışlar, ama gemiye
Suriye kralı Theias, ya da Kıbrıs kralı
bindirilen heykel yelkenlerin açılmasına engel
Kinyras'ın Myrrha ya da Smyrna adında bir kızı ölürlerdi. Adonis bahçeleri denilen bu
varmış, tanrıça Aphrodite'in lanetine uğrayan çiçeklerin karşısında kadınlar yas tutar ve "O
bu kız babasına tutulmuş, onunla sevişmek ton Odonin" (Vah Adonis!) çığlıklarıyle
istemiş. Dadısının kurduğu bir düzenle dövünürlerdi.
babasının yatağına girmiş ve on iki gece
Adonis efsanesi Sümer ve Hitit
onunla sevişmiş, son gecesi de gebe kalmış. O
kaynaklarından gelmedir. Adonis İbranîce
gece babası, yanında yatan kadının kendi kızı
"efendi" anlamına gelen Tammuz (Türkçe
olduğunu anlamış ve bu korkunç günahı
Temmuz) adının yunancalaştırılmış karşılığıdır.
temizlemek için, kılıcıyla kızının üstüne
Tammuz-Adonis efsanesiyle Hitit bereket
yürüyüp onu öldürmek istemiş. Ama tanrılar
tanrısı Telepinu efsanesi arasında ilişki ve
Myrrha'ya acımışlar ve onu babasının elinden
benzerlik göze çarpmaktadır (Kinyas).
kurtarmak için bir mersin ağacına çevirmişler.
On ay kadar sonra ağacın kabuğu çatlamış, Adrastos.
gövdesinden dünya güzeli bir bebek çıkmış.
Talos'un oğlu, Argos kralı (Tab. 23).
Çocuğun güzelliğine vurulan Aphrodite onu
Efsanesi Thebai'ye karşı Yediler seferiyle
büyütsün diye yeraltı tanrıçası Persephone'ye
ilgilidir. Bir aile kavgası yüzünden yurdunu
vermiş. Ama Persephone de çocuğa tutulmuş,
bırakıp, dedesi Sikyon kralı Polybos'un yanına
onu Aphrodite'ye bir daha geri vermeye
sığınmak zorunda kalır. Bir süre sonra da onun
yaraşmamış. Tanrıçalar arasında kopan
vârisi olarak tahta çıkar, ama babasını öldüren
kavgaya yargıçlık eden Zeus, Adonis'in yılın
Amphiarâos'la görünüşte banşarak, kız kardeşi
dört ayını Persephone'nin, dört ayını da
Eriphyle'yi ona verir ve Argos krallığına döner
Aphrodite'nin yanında geçireceğine, geri kalan
(Amphiarâos, Eriphyle).
zamanda da istediği yerde yaşayabileceğine
karar vermiş. Adonis sekiz ay Aphrodi-te'nin Bu arada Oidipus oğullarından Eteokles,
yanında kalmayı seçince, tanrıçanın güzel kardeşi Polyneikes'i Thebai'den sürünce, bir
delikanlıya olan aşkını kıskanan öbür tanrılar yandan Polyneikes, öte yandan da adam
(Ares ya da Artemis) Adonis'in üstüne bir öldürdüğü için Kalydon'dan sürülen Tydeus,
yaban domuzu salmışlar, kasığından yaralanan Argos'a sığınırlar. Adrastos kızlarından birini
Adonis'de kanaya kanaya can vermiş. Toprağı Polyneikes'e, öbürü Deipyle'yi de Tydeus'a
sulayan kanından Manisa lalesi denilen bahar verir ve Polyneikes'le birlikte Thebai'ye karşı
çiçekleri bitmiş, öte yandan sevgilisinin Yediler seferine önayak olur. Falcı ve bilici
yardımına koşan Aphrodite'nin ayağına diken olan Amphiaraos bu savaşta bütün önderlerin
batmış, sıyrığından akan bir damla kan öleceğini, bir Adrastos'un sağ kalacağını
tanrıçanın çiçeği olan beyaz gülü kırmızıya öngörmüştü. Gerçekten de öyle olur, büyük
boyamış. yenilgiden sonra, Adrastos ölümsüz atına
binerek Argos'a kaçar. Sonra, ölen önderlerin
Kışın yeraltında saklanan, baharla birlikte
oğullarıyla Thebai'ye karşı Epikon'lar seferine
yeryüzüne dönen ve aşk cümbüşü içinde
katılır ve bu kez zaferi kazanır, ama savaşta
fışkırıp gelişen bitkisel varlığı simgeleyen
yitirdiği oğulunun yasına dayanamayıp ölür.
Adonis'e Suriye'de özellikle kadınlar
tapınırlardı: Yılda bir bahar bayramları
Aedon. (Yun. Bülbül).
yaparlar, saksılara, sepetlere tohum dikerler,
(1) İlkçağ yazarlarını çok etkileyen bu
onları sıcak sularla sularlardı, böylece hızla
efsaneye ilkin Homeros'ta rastlanır.
büyüyen bu bitkiler kısa zamanda solup
Odysseia'da (XIX, 518) anlatıldığına göre, anlatmasın diye dilini koparır. İki kız kardeş
Aedon Pandareos'un kızı ve Thebaili Zethos'un İtys'i kesip babasına yedirmekle öç alırlar.
karışıdır. Zethos'un kardeşi Amphion Niobe ile Tanrılar Prokne'yi bülbül, Philomela'yı
evlenip çok çocuğu olduğu halde, Aedon'la kırlangıç (başka bir anlatıma göre adı güzel
Zethos'un yalnız bir çocukları olur: İtylos. sesli anlamına gelen Philomela bülbül olur),
Aedon eltisini kıskanır ve bir gece en büyük Tereus'u da hüthüt kuşuna dönüştürürler.
oğlunu uykusunda öldürmeye kalkışır, ne var ki Aristophanes "Kuşlar" komedyasında bu dramı
yanılır, karanlıkta Niobe'nin oğlunu değil de Hüthüt'ün ağzından şöyle anlatır:
kendi çocuğunu öldürür. Tanrılar Aedon'a
acıyıp onu bir bülbüle dönüştürürler.
Uyan garip bülbülüm, uyan,
(2) Miletos efsanesi şöyledir: Aedon Milet'li Çöz tanrısal dilini,
Pandareos'un kızı ve Polytekhnos adlı Dök yüreğindeki acılan,
sanatçının karısıdır. Kocasıyla birlikte Anlat o kutsal ağıtlarınla
Kolophon' da mutlu günler yaşarlar, İtys Oğlumuz İtys'in başına gelenleri.
adında bir oğulları olur. Ama mutlulukları Kızıl boynundan su gibi aksın
başlarına vurur, gurura kapılırlar. Zeus ile Oğlumuzun adını inleyen sesin,
Sık fundalıklardan göklere yükselsin,
Hera'dan daha mutlu bir çift olmakla
Apollon, altın saçlı tanrı
övündükleri için, Hera ceza olarak kavga
Duyup bu acı yankıları,
tanrıçası Eris'i sokar aralarına. Karı koca
Alsın fildişi çalgısını,
birbirleriyle yarışmaya girişirler, Polytekhnos
Karşılık versin sana,
araba yapmakta, Aedon kumaş dokumakta. Tanrı koroları kursun yukarda,
Kim daha çabuk bitirecekse, öbürüne bir Ve ölümsüz dudaklarından çıkan
hizmetçi bulup getirecektir. Yarışmayı Aedon ezgiler
kazanır, kocası da gider Efes'ten onun kız Karışsın sesine mutlu yüceliklerde.
kardeşi Khelidon'u (Yun. Kırlangıç) alır, yolda
onu kirletir, saçlarını kesip köle kılığına sokar
ve kız kardeşine kim olduğunu bildirirse, onu Aello.
öldüreceğini söyleyerek Aedon'a verir. Aedon
Harpya'lardan biri. Adı Kasırga anlamına
kız kardeşinin bir gün çeşme başında dert
gelir (Harpyalar).
yandığını duyunca, onu tanır. İki kız kardeş öç
almaya karar verirler, İtys'i öldürüp pişirirler
Aerope.
ve babasına yedirirler. Polytekhnos işin farkına
Girit kralı Katreus'un kızı (Tab. 15).
varınca çılgına döner, iki kız kardeşi öldürmek
Girit'ten sürülüp Argos'a gelir ve ilkin
ister. Zeus araya girer ve birini bülbül,
Pleisthenes ile evlenir, sonra Atreus'un karısı
öbürünü kırlangıç haline sokar.
olur. Aerope, Agamemnon ve Menelaos'un
(3) Atina efsanesi: Tragedya yazarlarının anaları olarak gösterilir. Atreus'la Thyestes
ve özellikle Sophokles'in yitik "Tereus" arasındaki kardeş kavgasında ölür (Atreus).
tragedyasında anlatıldığı gibi, Prokne ile
Philomela Atina kralı Pandion'un kızlarıdır. Agamedes.
Prokne Trakya kralı Tereus'la evlenir ve İtys Agamedes üvey oğlu Trophonios'la birlikte
adlı bir oğulları olur. Ama Tereus Philomela ile Yunanistan'ın en ünlü mimarlarındanmış.
de sevişir ve olup biteni kız kardeşine Delphoi ve Thebai şehirlerinde yaptıkları
anıtlar parmakla gösterilirmiş: Delphoi'de İlyada'nın üçüncü bölümünde Helene
Apollon, Arkadya'da Poseidon tapınakları ve surların üstüne dizilmiş, savaş alanına bakan
Thebai'de Alkmene'nin yatak odası ellerinden Troyalı ihtiyarlara en başta eski eniştesi
çıkmış. Boiotia kralı da onlara hazinesini Agamemnon'u "hem iyi bir kral, hem güçlü bir
saklamak için sağlam bir yapı ısmarlamış. Para savaşçı" olarak tanıtır. Agamemnon'un krallık
hırsına kapılan iki mimar da hazine odasını, yetkisi Zeus'tan gelmiştir. Homeros onun
bir taşını yerinden oynatıp kolayca asasının, kral değneğinin tarihçesini çizerken
çıkarabilecekleri biçimde yapmışlar Geceleri (İl. II, 100 vd.), soyunu Pelops'a kadar götürür,
buraya girer, hazineden bir şeyler başka bir efsane koluna göre Agamemnon'un
araklarlarmış. Varlığının gün geçtikçe ilk atası Tantalos'tu. (Tab. 14 ve 15). İlyada'da
eksildiğini gören kral Girit'ten ünlü mimar Pelops oğullarının kan davasından söz
Daidalos'u çağırmış. Bir tuzak kurmuşlar ve iki edilmez, krallık normal yoldan Pelops'tan
hırsızı tam yakalayacakken, Trophonios Atreus'a, Atreus'tan Thyestes'e ve ondan
Agamedes'in kafasını keserek kaçmış. Agamemnon'a aktarılır; Atreus ile Thyestes

Başka bir anlatıma göre, Agamedes ile arasındaki kardeş düşmanlığı ve onun

Trophonios Delphoi tapınağını bitirince, sonucunda İşlenen korkunç suçlar daha çok

tanrıdan ücretlerini istemişler, Apollon da altı tragedyaya konu olmuştur (Atreus). Ama

gün yiyip içip eğlenmelerini, yedinci günü destan Agamemnon'u bir krala özgü bütün

emeklerinin karşılığını alacaklarını bildirmiş. nitelikleriyle canlandırır. Bu kral portresi

Öyle olmuş, yedinci gece uykuya dalınca iki üstünde durmaya değer.

mimar bir daha uyanmamışlar. Tanrı onlara en İlyada'nın konusu, Agamemnon ile
büyük ödül diye tatlı bir ölüm bağışlamış. Akhilleus arasındaki kavga Agamemnon
yüzünden kopar. Ve bu kavgada krallar
Agamemnon. kralının tutumu, karakteri ve kişiliği bütün
Agamemnon Yunan mythos'unda tektir, açıklığıyla ortaya serilir. Agamemnon kraldır
eşsiz bir tiptir, yalnız İlyada'da değil, ve her kral gibi kendi çıkarını, istek ve
efsaneler boyunca onun simgelediği kavramı buyruklarını emrindeki insanlarınkinden üstün
onun kadar etkin ve belirgin niteliklerle görmekte ve bu inanışa göre davranmaktadır.
canlandıran başka bir kişi yoktur. Agamemnon Tutsağı Khrysels'i geri vermek istememesi,
kraldır, krallar kralıdır, her biri bir bölgenin vermek zorunda kalınca Akhilleus'unkini
yönetimini elinde tutan birçok derebeylerinin almakta hiçbir sakınca görmemesi kavganın
başında, onları ordularıyla birlikte yöneten asıl nedenidir. Bu olayda karşısına çıkan kim
başkomutandır. Buyruğuna tek sınır, bölgesel olursa olsun paylar, tersler, hiçe sayar (İl. I,
kralların toplantısında çizilir, bu kurultayda da 102 vd.).
başlıca kural danışmadır. Yunan mythos'u
tanrılar tanrısı Zeus'un üstünde, ondan üstün
... Kalktı hırsla
bir güç bulunduğunu gösterdiği gibi, krallar
gücü yaygın Agamemnon, yiğit Atreus oğlu,
kralı Agamemnon'un kişiliğinde de krallığın
kapkara bir öfkeyle doluydu yüreği,
hem erdemlerim, hem de eksik ve zayıf yanıyordu iki gözü yalım yalım...
yönlerini önümüze serer. Bu bakımdan destana
olduu kadar, tragedyaya da esin konusu
olmuştur Agamemnon. Apollon'un Akha'lara gönderdiği salgının
nedenini bilen Kalkhas bu öfke karşısında
çekinir gerçeği söylemeye (İl. I, 78 vd.). kalkmaya,
bütün gözlerden uzakta, kapatmaya
kendine?
Kızdıracağım biliyorum Akha'ların saydığı Başbuğsun, yakışık almaz Akha oğullarını
adamı, yıkıma sürüklemen.
o adamın bütün Argos'lulara her yerde sözü Size diyorum Akha oğulları, hey,
geçer. Akha oğulları denmez size artık,
Kral azgın olur kızınca ayak takımından Akha kadınları demeli,
birine, sizi aşağılık herifler sizi,
bir zaman öfkesini yenerse de, unutamaz Hadi yurda dönelim gemilerimizle,
kinini, tek başına bırakalım Troya'da onu,
dışarı vurana dek taşır yüreğinde onu. otursun onur payının üstüne.
Yardım etmeyelim de görsün sonunu,
Saygısızlık etti Akhllleus'a, en üstün
Ama Agamemnon ne Kalkhas'ı dinler, ne de yiğidimize,
onun sözlerine uyulmasını salık veren aldı onur payını, yoksun bıraktı onu.
Akhilleus'u, bildiğini yapar. Bu davranışı tepki Akhilleus'un içinde büyük bir kin yok
uyandırır. Tepkinin, yalnız kavgaya tutuştuğu gene de;
Akhilleus'tan gelmemesi, ordunun alt hem gevşek davranmasaydı sana, Atreus
tabakasını simgeleyen bir askerin de kralı en oğlu,
ağır sözlerle kınaması dikkati çeker. Halkın bu senin son küfrün olurdu ona.

yöneticisini eleştirmesi dünya yazınında ilk


kez görülmektedir burada. Bu eleştiri
Bu sorunu Akha ordusunun nasıl
Akhilleus'un ağzından şöyle dile gelir.
çözümlediği de ilginçtir. Athena'nın verdiği
"Ey doymak bilmek adam... Seni gidi esinle Odysseus sıraları dolaşıp şöyle yatıştırır
edepsiz, çıkarma düşkün yürek... Seni şarap herkesi (İl. II, 193 vd.):
fıçısı, seni it gözlü, seni geyik yürekli...
Halkını kemiren bir kralsın sen". (İl. I, 122,
...bilemezsin Atreus oğlunun niyeti ne?
vd.).
Akha oğullarını yokluyor şimdi o,
Ama yiğidin sözlerinden daha da ama ezecek yakında başlarını...
şaşırtıcıdır Thersites'in, halktan bir adamın Öfkelenip de Akha'lara yıkım getirmesin
kralı kınaması (Thersitesj. Bu eleştiri yalnız sakın,
kralı degil, feodal Akha düzeninin tümünü Zeus'un beslediği kralların amansızdır
kapsamaktadır (İl. II, 225 vd.). öfkesi...
daha güçlüdür onlar senden.
Sense savaştan anlamaz korkağın birisin.
Gene mi bir isteğin var, Atreus oğlu? Ne kurultayda geçer sözün, ne savaşta
Barakaların tunçla, kadınla dolu. geçer.
Bir şehri alır almaz biz Akha 'lar Hem biz burada hepimiz kral değiliz ki.
onları sana verdiydik ilk peşin. Her taraftan bir ses çıkarsa iyi olmaz,
Bir de altın mı istiyor canın şimdi? bir tek baş olmalı, bir tek kral.
Tutup getirelim Troya'lılardan birini, Kurnaz Kronos oğlu şu değnekle bütün
gelsin babası kurtulmalık versin sana, yetkileri
altınla versin sana, öyle mi? size krallık etsin diye verdi Agamemnon'a!
Taze bir kadın mı istiyorsun yoksa, düşüp
varlık doğar: Agdistis. Hem kadın, hem erkek
olan bu yaratığı tanrılar ele geçirir ve erkeklik
Agamemnon gene de bir zorba olarak
uzvunu kesip atarlar, uzuvdan bir badem ağacı
gösterilmez İlyada'da, aslında talihsiz bir
meydana gelir, ırmak tanrı Sangarios'un
adamdır: Akhilleus'u kırdığına bin pişman olur,
(Sakarya) kızı bu ağaçtan bir badem koparıp
barışmak için ödün vermeye razıdır. Yiğidin
göğsüne saklar, bundan gebe kalarak Attes
olumsuz tepkisiyle karşılaştıktan sonra, bir
(başka kaynaklara göre Attis) adlı bir oğlan
daha aynı uysallığı gösterir ve özür dileyerek
doğurur. Onu dağa bırakır. Attes büyüyünce
barışır (İl. XIX, 85 vd.). Her davranışında sanki
öyle yakışıklı, öyle eşsiz güzellikte bir
bir sakarlık vardır Agamemnon'un: Aulis'te
delikanlı olur ki o zaman salt kadın olan
avlanırken Artemis'i kızdırması, bu yüzden kızı
Agdistis ona âşık olur. Ne var ki Attes
İphigeneia'yı kurban etmek zorunda kalışı bu
Agdistis'ten kaçmak İçin Pessinus'a gider ve
kralın hatalarını ne kadar pahalıya ödediğini
orada kralın kızıyla evlenmeye kalkışır. Tam
gösterir (İphigeneia). Karısının ve onun âşığı
düğün gecesi düğün ezgileri söylenmektedir ki
olan kendi amcaoğlunun elinden öldürülmesi
Agdistis birdenbire çıkagelir. Attes onu
bile aynı yarı komik, yarı trajik kaderin
görünce çıldırır ve erkekliğini keser, Pessinus
belirtisidir (Klytaimestra, Aigisthos).
kralı da aynı şeyi yapar. Attes ölür, Agdistis de
İlyada onun kahramanlıkları ve öldürdüğü sevgilisinin bedeninin bozulmamasını sağlar.
Troyalı yiğitlerin adıyla doludur, ama
Bu efsanenin başka bir anlatımı da
Agamemnon burada da tam başarılı değildir,
şöyledir: Phyrgia ilinin sınırlarında Agdos adlı
ne savaşta bir Akhilleus ya da bir Aias olabilir,
ıssız bir kaya varmış, orada Kybele tanrıçaya
ne de kurultayda bir Nestor ya da Odysseus
bir taş biçiminde tapılırmış. Zeus tanrıçaya
gibi üstün bir akıl gösterebilir. Onun kişiliğinde
tutulmuş, onunla birleşmeyi başaramayınca
Homeros ve yolunu izleyen bütün ozanlar
tohumunu bir kayanın üstüne bırakmış. Bu
krallık kurumunun kusur ve eksikliklerini
tohumdan Agdistis doğmuş, hünsa imiş,
ortaya sermek istemişlerdir sanki.
Agdistis'i Dionysos sarhoş ederek erkekliğinden
etmiş; uzvundan bir badem ağacı çıkmış,
Agaue.
bunun meyvesini Sangarios ırmağının kızı Nana
Kadmos ile Harmonia'nın kızı, İno ile göğsüne almış, gebe kalıp Attes'i doğurmuş.
Semele'nin kardeşi, Pentheus'un anası (Tab. Sangarios Nana'ya çocuğu dağa bırakmasını
18). Zeus'la Semele'nin aşkı üstüne dedikodu buyurmuş. Bebek gelen geçenin ilgisini
yaptığı için, Semele'nin oğlu tanrı Dionysos çekmiş, onu bir tekenin sütüyle beslemişler,
anasının öcünü almış. Bakhalar sürüsüne tekenin sütü olamayacağı halde, adının
katılan Agaue, oğlu Pentheus'u bir vahşi Phrygia dilinde teke anlamına gelen "attagus"
hayvan sanarak kendi eliyle parçalamış. Bu teke ile ilişkisini göstermektedir. Ne var ki bu
konu Euripides'in "Bakkha'lar" tragedyasında attagus sözcüğü "güzel" anlamına da gelebilir.
işlenmiştir (Pentheus, Bakkha'lar). Her neyse Agdistis ile Kybele ikisi birden gönül
vermişler bu güzel delikanlıya, ama Phrygia
Agdistis. kralı Midas onu kendi kızına almak istiyormuş.
Pausanias'ın anlattığı Agdistis efsanesi ana Derken Agdistis Attes'i çıldırtmış, delikanlı bir
tanrıça Kybele'nin Pessinus'taki kültüne ilişkin çam ağacının dibinde erkekliğini keserek can
bir efsanedir. Zeus bir gece düş görerek vermiş. Kybele tanrıça onu gömmüş, toprağa
tohumunu yeryüzüne döker. Bundan hünsa bir akan kanından biten menekşeler dibinde
öldüğü çamı çepeçevre sarmışlar. Midas'ın kızı kentler kurup yerleşirler (İo, Epaphos, Belos,
da umutsuzluğa düşerek canına kıymış, Kybele Europe).
onu da gömmüş ve onun mezarı üstünde de
menekşeler bitmiş. Ayrıca mezarı üstünde bir Aglaie.
badem ağacı büyümüş. Agdistis Zeus'a Adı parlak anlamına gelen Aglaie Zeus ile
yalvarmış Attis'in bedeni hiç bozulmadan Eurynome'den doğmuş üç Kharit tanrıçanın
kalsın, çürümesin diye, Zeus da bu dileğini biridir (Kharit’ler). Hesiodos'a göre Aglaie
yerine getirmiş. Attis'in saçları büyümeye, Kharit'lerin en gencidir ve tanrı Hephaistos'la
küçük parmağı da oynamaya devam evlenmiştir.
edecekmiş. Bu sözü aldıktan sonra Agdistis
sevgilisinin ölüsünü Pessinus'a götürmüş, orada Aglauros (yahut Agraulos).
gömmüş ve anısına bir bayram ile bir rahip Atina kralı Kekrops'un üç kızından biri.
heyeti kurmuş. Tanrıça Athena, içinde Erikthonoios'u sakladığı
Bu efsanelerde Agdistis ile ana tanrıça sepeti ona verip sakın açmamasını söyler. Ama
Kybele birbirine karışmaktadır. Motifleri kardeşleri Herse ve Pandrosos'la birlikte
toprak bereketini ve bitkinin öldükten sonra Aglauros merakını yenemez ve sepeti açarlar,
yeniden dirilmesini simgeleyen bu efsaneler içinde yılanlarla sarılı bir bebek görünce
daha çok alegorik birer anlam taşır. Bunlardan korkudan çıldırarak Atina Akropolünden
amaç, Pessinus'taki Kybele kültünde rahiplerin aşağıya atarlar kendilerini (Erikhthonios).
belli zamanlarda ve törenlerde erkeklik
uzuvlarını kesmelerinin nedenini ve kaynağını Agron.
anlatmaktadır. Kybele tanrıçanın ise Kos (İstanköy) adasında Byssa ve Meropis
Anadolu'da ve çevrede tarih öncesi çağlardan adlı iki kız kardeşiyle yaşayan ve yalnız toprak
Roma devrine değin çeşitli adlarla tapım işleriyle uğraşan bir delikanlı. Bu üç kardeş
gördüğü herkesçe bilinmektedir (Kybele). toprak tanrıçasından başka hiçbir tanrıya saygı
göstermedikleri için ceza olarak kuş biçimine
Agenor. sokuldular: Meropis baykuş oldu, Byssa martı
Epaphos'un oğlu, İo'nun torunu olan Agenor oldu, Agron da yağmurkuşu haline
tanrı Zeus'un soyundandır (Tab. 10). İo inek dönüştürüldü.
kılığında dünyayı dolaştıktan sonra Mısır'a
gelir, orada Zeus'tan olan oğlu Epaphos'u Aia.
doğurur, Epaphos da Nil tanrısı Neilos'un kızı Yun. "aia" veya "gaia" toprak demektir.
Memphis'le evlenir ve Libya adında bir kızları Aia, Kolkhis ülkesinin eski adıdır
olur. Afrika'nın bir bölgesine adını veren bu kız (Argonaut'lar).
tanrı Poseidon'la birleşerek ikiz doğurur:
Agenor ile Belos. Belos Mısır'a, Agenor ise Aiaie.
Fenike'ye yerleşir. Tyr ile Sidon kentlerinin Odysseia'da büyücü tanrıça Kirke'nin
kralı olur. Kızı Europe tanrı Zeus tarafından adasına verilen ad (Kirke).
kaçırılınca Agenor oğulları Kadmos, Phoiniks
ve Kiliks'i kız kardeşlerini aramaya gönderir, Aiakos.
bulup getirmedikçe dönmemelerini buyurur. Yunanlıların en dürüstü, en dindarı diye
Hiç biri de geri gelmez, Akdeniz çevresinde anılan Aiakos, Zeus'la su perisi Aigina'nın
oğludur (Tab. 21). Anasının adını alan Aigina ama hep omuz omza savaşırlar. Bu
adasında kral iken uyruklarının hepsi vebadan dayanışmayı şöyle tanımlar Homeros (İl. XIII,
ölmüş, Aiakos da babası Zeus'a yalvarmış ki 702 vd.).
adada bol sayıda bulunan karıncaları insana
dönüştürsün. Baştanrı oğlunun bu dileğini
Oileusun çevik oğlu Aias hiç, ama hiç
yerine getirmiş. Karıncalardan doğma bu
ayrılamaz Telamonun oğlu Aias'tan,
adamlara Myrmidon'lar (Yunanca "myrmeks"
yeni sürülen tarlada şarap rengi İki öküz
karınca demektir) denmiş. Aiakos'un torunu
nasıl
Akhilleus sonraları Myrmidon'ları kendi ordusu gönüldeş olur da çekerlerse sabanı;
olarak Troya seferine götürmüştür. boynuzlarının kökü bol bol ter döker,
Tanrıların çok sevdiği Aiakos'tan Yunanlılar gittikleri zaman yarık boyunca uca doğru
yalnız cilalı boyunduruk ayırır onları
bir dilekte bulunmuşlar: Ülkelerini kasıp
birbirinden,
kavuran kuraklığa son vermesi için Zeus'a
işte Aias 'lar da tıpkı öyle,
yakarmasını istemişler ve Zeus bu dileği de
omuz omza destek oluyordu birbirine.
yerine getirmiş.

Aiakos'un Aigina'dan Telamon ile Peleus,


bir denizkızı olan Psamathe'den (Yun. Kum) Bu iki yiğit Akha ordusunun canı ciğeridir,
Phokos (Yun. Fok balığı) adlı bir oğlu olmuş. katılmadıkları hiçbir savaş, başaramayacakları
Phokos'un atletik yarışmalarda başarılarını hiçbir yiğitlik yoktur.
kıskanan ağabeyleri Telamon ile Peleus Aias'lar arasındaki bu birlik, beraberliğin
kafasına bir disk atarak öldürmüşler onu. asıl nedenini, bu iki yiğidin nitelikleri ve
Aiakos da hak yerine gelsin diye sürmüş kaderleriyle birbirinden çok değişik
oğullarını Aigina'dan. olmalarında aramalı. Bunu daha iyi anlamak
Bu hakseverliği ona öldükten sonra Hades için her birini ayrı ayrı incelemeliyiz.
ülkesinde yargıç olmayı sağlamış. Gerçi (1) AİAS, OİLEUS OĞLU
Homeros destanlarında Aiakos'un böyle bir
Aias İlyada'da şöyle çıkar karşımıza (İl. II,
sıfatı yoktur, ama Platon onu ölüler yargıcı
526 vd.).
olarak gösterir ve Asya'lı Minos ile
Rhadamanthys'in yanıbaşında Avrupa'dan gelen
ruhları yargıladığını ileri sürer (Gorgias, 524a). Lokris'lilere Oileus oğlu çevik Aias komuta
eder,
Aiakosoğlu. Telamonun oğlu Aias'ınki kadar değil boyu
İlyada'da Akhilleus'a verilen soyadı (Tab. bosu
21). ondan ufak, hem çok ufak,
'kendirden' bir zırh giymiş küçümencik bir
adamdır ama,
Aias.
bütün Hellen'leri, Akha'ları kargı atmakta
İlyada'da iki Aias'ın adı geçer, biri, "küçük
geçer.
Aias" Oileus'un oğludur ve Lokris'lilerin önderi
olarak gelmiştir Troya savaşına, öteki, "büyük
Aias" Telamon'un oğlu, Akhilleus'un amca Aias kırk tane kara gemiyle gelmiştir
çocuğu ve Salamis adasının kralıdır (Tab. 14 ve Troya'ya, ama onun komuta ettiği bölükler hiç
21). Bu iki Aias birbirinden çok ayrı kişilerdir, benzemez öbür savaşçılara: Okçular
Lokris'liler, hafif silahları kullanmakta sorulduğunda, tanrı sözcüsü şu cevabı verir:
ustadırlar, öteye de hiç gidemezler (İl. XIII, Kassandra'nın kaçırılıp ırzına geçilmesinin
712 vd.). kefareti olarak her yıl Lokris'ten Troya'ya iki

Aias Hektor'a karşı teke tek savaşa da genç kız gönderilmeli ve Athena tapınağına

hazırdır, gemilerin yanındaki çetin boğuşmaya kurban edilmelidir. Bu töre de bin yıl

katılır. Patroklos'un ölüsünü Troyalıların sürdürülmelidir. Lokris'liler bunu yapmışlar,

elinden kurtarmaya da yardım eder. Ama sert, ikinci yılından sonra kızlar kurban edilmeyip

kavgacı ve kimi zaman kabadır; Patroklos'un Athena rahibesi olarak Troya'da

ölüsü için yapılan araba yarışmasında Aias alıkonulmuşlar.

İdomeneus'la kavgaya tutuşur, Girit'lilerin (2) AİAS, TELAMON OĞLU


önderi de şöyle tanımlar onu (İl. XXIII, 483
Telamon'un oğlu Salamis'li Aias Troya
vd.).
savaşına yalnız on iki gemi getirdiği halde,
Akha'ların, Akhilleus'tan sonra en yiğit
Aias, kavgacı başı, akılsız adam, savaşçısıdır. Görünüşü, boyu bosuyla küçük
Akha'lardan geri kalırsın her İşte, Aias'ın tam karşıtıdır. Akha'ların kalesi diye
senin aklında hiç çeviklik yok. anılan Aias'ı, Priamos surların üstünden
görünce, yanındaki Helene'ye sorar (İl. III, 226
vd.).
Aralarını sonunda Akhilleus bulur, yatıştırır
Aias'ı bu kötü huyu Aias'ın başına bela
olacaktır. İlyada'daki olaylardan sonrasını Kim o, öbürAkha'lı, soylu, iriyarı yiğit,
anlatan destanlarda Aias’ın işlediği büyük bir Argos'luları başıyla, geniş omuzlarıyla
suç söz konusudur: Troya şehrinin düştüğü, aşan?
Akha'ların eline geçtiği sırada Priamos'un kızı
Kassandra Athena tapınağına sığınmış,
Helene de bu yiğidin "eşi görülmedik Aias"
tanrıçanın heykeline sımsıkı sarılmıştır. Aias
olduğunu söyler.
kızı sığınağından ayırmak, dışarı çekmek ister
ve dinsel töreleri hiçe sayarak bu işi başarır. Savaşa hazırlanırken şöyle tanımlanır Aias
Akha'lar bu günahı kendisine ödetmek için (İl. VII, 206 vd.).
Aias'ı taşlamaya koyulurlar. Ne var ki bu kez
kendi de Athena sunağına sığınıp yalvarır.
Aias giydi ışıldayan tunç zırhını,
Tanrıça yiğidi böylece ölümden korumuş olur,
silahlarla sarıp sarmaladı bedenini, fırladı,
ama cezasız bırakmaz: Dönüş yolculuğunda tıpkı dev yapılı Ares gibi yürüdü,
Akha'lar korkunç bir fırtınaya tutulurlar, Kronos oğlunun, yürek kemiren savaş
Aias'ın gemisi batar, Poseidon yiğidi kurtarır, gücüyle
ama bu kez Aias Athena'nın öfkesine karşın birbirleri üstüne saldırttığı erler arasında
kurtulduğuna böbürlendiği için tanrıça Zeus'un savaşa giden Ares gibi tıpkı.
yıldırımını alarak kendi öldürür akılsız yiğidi. İşte böyle atıldı öne o,
dev yapılı Aias, Akha'ların kalesi.
Aias'ın işlediği günahların cezasını yurdu
Korkunç yüzünde bir gülümseme.
da çeker: Yiğit öldükten sonra bile uzun bir Geniş adımlar atıyordu altında ayakları,
süre Lokris toprağı verimsiz kalır, ikide bir uzun gölgeli kargısı sallanıyordu.
salgınlar baş gösterir. Delphoi'ye çare
Aias kalkanıyla dikkati çeker Akha'lar edeceğim diye bir sığır sürüsüne saldırır,
arasında. Korkunç diye nitelenen bu kalkan hayvanların hepsini bir bir öldürür, soykaları
yedi kat deri, bir kat da tunçtan yapılmıştır. çadırına taşır, öç aldım diye şenlik yapar. Bu
Hektor'la savaşta Troya'lı yiğidin kargısı altı işte tanrı parmağı vardır, Aias'ı tanrıça Athena
kat deriyi geçer, son katına saplanır kalır, bu korkunç yanılgıya düşürür. Aias kendine
derken Hektor, "ovada duran, kara, pürtüklü, gelip ne yaptığını, kimleri öldürdüğünü
iri" bir kaya parçası alır ve Aias'ın kalkanını görünce düşmanlarının karşısında rezil olmaya
tam göbeğinden vurur. Ama Aias daha büyük dayanamaz. Çektiği acı korkunçtur. Bunca
bir kayayla onu saf dışı eder (İl. VII, 268 vd.). büyük bir kahramanın böyle gülünç bir duruma

Aias Hektor'u alt etmekle kalmaz, düşmesi Aias'ın katlanacağı bir çöküntü

Troya'nın sayısız yiğidini tepeler, öldürür; değildir: Kılıcının üstüne atar kendini ve

saldırıda da, savunmada da hep başta gelir, canına kıyar. Sophokles'in bu tragedyasında

önde yürür, Akha'ların gevşediğini gördü mü, ününü ömrünün sonuna kadar koruyamayan

hemen koşar, kışkırtır onları, güçlerine güç büyük adamın dramı dile getirilmiştir.

katar. Aias kendi çıkarını hiç düşünmeyen


Aidoneus.
ülkücü bir kahramandır, savaşın en çetin
anlarında aslan gibi dövüşür, sorumluluk Yeraltı tanrısı Hades'in başka bir adı
duygusu Agamemnon'unkinden daha üstündür, (Hades).
Akhilleus'un bir kız uğruna savaştan
çekilmesini, savaş arkadaşlarını hiçe saymasını Aietes.
sert sözlerle kınar. Öyle ki tanrılar bile derin Güneş tanrı Helios ile Okeanos kızı
bir saygı beslerler Aias'a, Akha'lara söz Perseis'in oğlu (Tab. 8). Önce Korinthos
geçirmek için ona baş vururlar. tahtına çıkar, sonra Karadeniz'in güney-doğu
kıyılarında, Kafkas dağının eteklerinde
İlyada'da en erdemli yiğit olarak karşımıza
bulunan Kolkhis (bugünkü Gürcistan) ülkesine
çıkan Telamon oğlu Aias'ın adına birçok
kral olur. Büyücü Kirke'nin ve Minos'un karısı
efsaneler daha kurulmuştur. Bunların arasında
Pasiphae'nin kardeşi ve Medeia ile Apsyrtos'un
şair Sophokles'in "Aias" adlı tragedyasında ele
babasıdır.
aldığı yürekler acısı dramı üstünde duralım:
Kız kardeşi Helle ile Asya'ya kaçan Phriksos
Akhilleus öldükten, Troya savaşı da
Kolkhis'e sığınmış ve üstünde uçtuğu kanatlı
bittikten sonra, Thetis'in tanrı Hephaistos'a
koçu Zeus'a kurban ettikten sonra, altın
yaptırıp oğluna getirdiği silahlar kime kalacak
postunu Aietes'e armağan etmiş. Kral da onu
diye kavga kopar Akha komutanları arasında.
tanrı Ares'e adanmış ormandaki bir meşe
Thetis ister ki Akhilleus'tan sonra en yaman
ağacına asmış ve bekçi olarak önüne korkunç
savaşçı kimse o alsın silahları. O adam da
bir ejder dikmiş, Iason Argonaut'larla birlikte
Telamon oğlu Aias'tır, ama Agamemnon ile
altın postu almaya gelince, Aietes ona birçok
Menelaos ne yapıp yapıp silahlan Odysseus'a
sınamaları başarırsa postu vereceğini
verirler. Aias çileden çıkmış, küçük
söylemiş. Medeia'nın yardımıyla altın postu
düşürülmüş, ünü, değeri hiçe sayılıp ağır bir
çalıp kaçan Argonaut'ların peşine takılmışsa da
hakarete uğramıştır. O sırada bir bunalım
oğlu Apsyrtos'un, Medeia'nın kesip denize
geçirir, bizim bugünkü deyimlerimizle bir
serptiği parçalarını toplamakla vakit geçirmiş
şizofreni ya da paronaya krizi, bir gece pusu
ve umutsuzluğa kapılarak Kolkhis'e dönmüş.
kurar, elinde kılıcıyla Akha ordusunu yok
Orada da tahtından olmuş, yıllar sonra Aigina'ya tutulan Zeus onu Oinone adasına
yurduna dönen kızı Medeia'nın yardımıyla kaçırır. Aigina bu adada Aiakos'u doğurur.
tacını yeni baştan elde edebilmiş Sonradan Aktor'la evlenip, Patroklos'un babası
(Argonaut'lar). olacak Menoitios'u dünyaya getirir. Aiakos bir
süre sonra adaya bir Pelasg soyu yerleştirip
Aigeus. Oinone'ye anasının adını vererek Aigina der
Atina kralı Pandion'un oğlu, Theseus'un (Aiakos).
babası (Tab. 24). Pandion bir devrim sonucu
Atina'dan sürülünce, Aigreus onu kardeşleriyle Aigis.
birlikte yeniden tahta çıkarmayı başarır. Homeros destanlarında tanrı Zeus ve
Athena'nın kalıp sıfatlarından biri de "aigis
Aigeus iki kez evlendiği halde çocuğu
taşıyan"dır. Aigis, Zeus'un Girit mağarasında
olmaz. Bunun nedenini Delphoi tapınağında
tanrı sözcüsüne sormaya gider. Aldığı cevabı kendisini emziren keçi Amaltheia'nın derisiyle

pek anlamaz ama, dönüş yolunda Troizen'de yaptığı bir kalkandır. Yılanlarla çevrili,
ortasında bir Gorgo kafası bulunan aigis
kalır ve ora kralının kızı Aithra ile birleşir.
kalkanı korku salarak orduları bozguna
Aithra'ya, bir oğlu olursa, babasının adını
uğratırmış. Zeus'un Titanlara karşı savaşında
bildirmeden büyütmesini söyler. Aithra bir
kullandığı ve kendisinden başka yalnız
çocuk doğurur. Bu çocuk kahraman
Athena'ya verdiği bu kalkan kudretin bir
Theseus'tur. Delikanlılık çağına gelince,
simgesi olmuştur.
Theseus Atina'ya döner ve amcası Pallas'ın
tahta göz dikmiş elli oğlunu alt edip babasına
Aigisthos.
kendini tanıtır (Aithra).
Thyestes'ln oğlu (Tab. 14 ve 15). Atreus ile
Ama Aigeus mutsuz bir kraldır. Bunca
Thyestes arasındaki kardeş kavgasını sürdürür.
dertten sonra, Panathenaia bayramında
Atreus Thyestes'in oğullarını öldürüp kendisini
yarışan Girit atleti Androgeos'u öldürttüğü için
Mykenai'den kovunca, Thyestes kardeşinden
kral Minos'un korkunç isteklerine uymak
öç almak çarelerini arar. Bir tanrı sözcüsü ona
zorunda kalır: Her yıl Atina gençliğinden yedi
ancak öz kızından bir oğlu olursa, Atreus'u
erkek ve yedi kız Minotauros'a yedirilmek
öldürebileceğini bildirir. Thyestes de bir gece
üzere Girit'e gönderilmektedir. Theseus bu
gizlice kızı Pelopeia'nın koynuna girer ve onu
duruma bir son vermek üzere canavarı
gebe bıraktıktan sonra kaçar. Pelopeia
öldürmeye gider. Yola çıkmadan önce babasına
Aigisthos'u doğurur. Kimden olduğunu
söz verir ki zaferle dönerse, gemisine bir
bilmediği bu çocuğu kırlara bırakır, bir süre
beyaz yelken çekecektir. Dönüşte bu sözünü
sonra da kendisini tanımayan amcası Atreus'la
unutur ve gemisi kara yelkenleriyle girer
evlenir. Çobanların keçi sütüyle besleyip
limana. Theseus'un yolunu gözleyen Aigeus
büyüttükleri Aigisthos (adı Yun. keçi
kara yelkenleri görünce oğlunu öldü sanarak
anlamındaki "aix"ten türemedir) Mykenai
kendini denize atar. İçinde boğulduğu denize
sarayına gelir. Atreus onu iyi karşılar, kendi
adı verilerek Aigaios Pontos (Ege denizi)
oğluymuş gibi benimseyerek yetiştirir. Sonra
denmiştir.
da Thyestes'i öldürmekle görevlendirir. Ama
Aigisthos Thyestes'in kendi öz babası olduğunu
Aigina.
anlar ve onun yerine Atreus'u öldürür. Bir süre
Irmak tanrı Asopos'un kızı (Tab. 21).
baba-ogul Mykenai'de hüküm sürerler, sonra
Atreus'un oğlu Agamemnon tarafından
kovulurlar. Agamemnon Troya seferine çıkınca Aineias (Lat. Aeneas).
Aigisthos Mykenai'ye döner, kralın karısı Tanrıça Aphrodite ile Troya'lı prens
Klytaimestra'yı baştan çıkarır. Agamemnon Ankhises'in oğlu Aineias Homeros'un İlyada
Troya'dan dönünce ikisi birden kahpece destanında önemli bir rol oynamakla
vururlar onu. Aigisthos, yedi yıl hüküm kalmamış, klasik Latin şairlerinin en büyüğü
sürdükten sonra Agamemnon'un oğlu Orestes olan Vergilius'a da bir destan esinlemiştir.
tarafından öldürülür. "Aeneis", yani Aeneas destanı Troya'lı yiğidin
Kuşaktan kuşağa süregiden bu kan davası Troya yangınından sonra Anadolu'dan göçmesi
tragedya şairlerine tükenmez bir esin kaynağı ve İtalya'ya yerleşerek Roma şehrine temel
olmuştur. Aiskhylos'un "Agamemnon" ile olacak yeni bir yurt kurmasını anlatır.
başlayan "Oresteia" üçlüsü, Sophokles'in Aineias'ın bu iki destanda da beliren çok yönlü
"Elektra", Euripides'in "Elektra" ve "Orestes" kişiliğini incelemek gerekir:
adlı tragedyaları bu aile dramını çeşitli Soy ağaçlarından da belli olduğu gibi (Tab.
ayrıntılarıyla ve başka başka açılardan ele 17) Troya kral soyunun ilk atası Zeus ile
alarak canlandırırlar. Aigisthos adının Elektra'nın oğlu Dardanos'tur, Troya'nın
"Odysseia" da da sık sık geçmesi, Atreus kurucusu Tros ile kral soyu iki dala ayrılır: İlos
oğulları efsanesinin Homeros destanları kadar ile Assarakos, İlos'un torunu olan Priamos
eski olduğunu gösterir. (Od. I, 32-43; III, 256- Troya kralı, Assarakos'tan üreme Ankhises ise
275; IV, 518-537). Dardanie şehrinin yöneticisidir. Ankhises ile
Priamos ve Hektor ile Aineias aynı kuşaktan
Aigyptos. amcaoğullarıdır. Ama Aineias'ın Priamos
Belos'la Ankhinoe'nin oğlu (Tab. 10). oğullarından üstünlüğü bir tanrıçanın oğlu
Aigyptos ile ikiz kardeşi Danaos'un dedeleri olmasından gelir (İl. II, 819 vd.).
tanrı Poseidon, ataları da Zeus'la İo' dan
doğma Epaphos'tur. Afrika kıtasına egemen
Dardanie'lilerin başında Aineias var,
olan Belos oğlu Danaos'a Libya'yı, Aigyptos'a da
Ankhises 'in oğlu,
Arabistan'ı verir, ama Aigyptos gider,
tanrısal Aphrodite doğurdu onu
"Melampodes" (kara ayaklar) ülkesini, yani
Ankhisesten;
Mısır'ı fetheder ve oraya adını verir. bakmadı tanrıçalığına, birleşti İda
Aigyptos'un elli oğlu, Danaos'un da elli kızı eteklerinde bir ölümlüyle.
olmuş. Aigyptos bu kızları oğullarına almak
istemiş. Bu konuda iki kardeşin arası açılmış
Babası nasıl İda dağının eteklerinde
ve Danaos elli kızıyla birlikte Afrika'dan kaçıp,
yaşamışsa (Ankhises), Aineias'ın çocukluğu,
soylarının kaynağı olan Argos'a sığınmış.
delikanlılığı da oralarda geçer, Akhilleus’la ilk
Danaos kızları, kendilerini kovalayan Aigyptos
çatışması da orada olur (İl. XX, 90 vd.).
oğullarıyla evlenmek zorunda kalmışlar, ama
düğün gecesi kocalarını öldürmüşler. Tek Troya savaşında Aineias Priamos
başına desteksiz kalan Aigyptos da üzüntüden oğullarından hiç geri kalmaz, Hektor'la denk
ölmüş (Danaos, Danaos Kızları). gider, kimi zaman Hektor'u bile aşıp ona öğüt
vermek durumuna gelir (İl. XVII, 335 vd.).

Hektor kadar yiğitçe savaşır Akha'ların en


güçlü kahramanlarına karşı, ama her kezinde destanda anlatılmıştır: Tahta atın şehre
de bir tanrı korur, kurtarır onu. Savaş alınması ve Laokoon faciasından sonra
meydanında görelim onu (İl. V, 296 vd.). (Laokoon), Aineias babası Ankhises'i
omuzlarına alarak ve oğlu Askanios'u da
elinden tutarak İda dağına kaçar. Troya'nın
Kocaman kargısı, kalkanıyla Aineias yere
kutsal heykellerinden Palladion'u da
atladı,
yüklenerek yola koyulur, karısı Kreusa
Akhalar alıp götürmesinler diye ölüyü
arkalarından gelirken birden ana tanrıça
gücüne güvenen aslan gibi dolaştı
çevresinde, Kaybele tarafından kaçırılır (Kreusa). Eşi de,
önünde kargısını, yuvarlak kalkanını düşünde gördüğü Hektor'un tayfı da Aeneas'a
tutuyordu, batıda Hesperia ülkesine gidip Troya'yı orada
öldürmek için yanıyordu karşısına çıkanı, yaşatmasını buyururlar. Odysseia'nın
korkunç çığlıklar atıyordu. serüvenleri örnek alınarak anlatılan bu
yolculuk Trakya, Girit ve kuzeybatı Yunanistan
kıyılarından Sicilya'ya geçişle başlar, Ankhises
Derken Diomedes kocaman bir taş atar
orada ölür, sonra korkunç bir fırtına Aeneas'ı
üstüne, Aineias'ı kalçasından vurur, yiğit
Libya kıyılarına atar. Kartaca kraliçesi Dido
düşer, o sırada anası Aphrodite'nin telaşını
epizodu Odysseus'un Alkinoos'un sarayında
görmeli (İI.V, 311 vd.).
yaptığı gibi, Aeneas'ın o güne kadar olan
Aphrodite bu yüzden yaralanır. Aineias'ı serüvenlerini anlatmasına fırsat verir.
Apollon Troya kalesindeki tapınağa kaçırarak Aeneas'a gönlünü kaptıran Dido onu Afrika'da
kurtarır. Öbür tanrılar da katılırlar bu çabaya. alıkoymak istediği halde, tanrılar Aeneas'ın bir
Aineias'ın Troya önünde ölmeyeceği, Dardanos an önce yeni Troya'yı kurmak görevine
soyunu sürdürmekle görevli olduğu tanrı dönmesini buyururlar. Yiğit arkadaşlarıyla yola
Poseidon'un ağzından söylenir İlyada'da (İl. XX, koyulur, Dido canına kıyar (Dido). Güney
292 vd.). İtalya'da Cumae şehrine varırlar, Romalıların
inançlarına göre burada yeraltı ülkesine açılan
Avernus gölü vardır. Cumae'nin tanrı sözcüsü
... Kaderi kurtulmaktır Aineias'ın
Sibylla Aeneas'ı ölüler ülkesine götürür.
tohum ekmeden, iz bırakmadan ölmemeli,
Burada Aeneas, babası Ankhises'le görüşür ve
yok olmamalı Dardanos soyu,
ölümlü kadınların verdiği çocuklar arasında kendisini bekleyen parlak kaderi onun
Kronos oğlu Dardanos'u severdi en çok. ağzından öğrenir. Homeros'la Dante'nin yeraltı
İğreniyordu artık Priamos'un soyundan, dünyası anlatımı arasında yer alan bu parça
güçlü Aineias kral olacak Troyalılara, ilkçağ yazınının en belirgin, en ünlü
kral olacak çocuklarının çocukları. sayfalarındandır. Bütün bu bilgileri edindikten
sonra Aeneas yeryüzüne döner, İtalya kıyılarını
kuzeybatıya doğru izleyip Tiber ırmağının
Bu sözler, bizi dosdoğru Vergilius'un
arzına varır. Oranın yerlileri, Rutul'larla savaşa
Aeneis'ine götürür. Aineias İlyada'da pek rol
girişir ve arkadaşlarını ırmak ağzında bırakıp
oynamaz artık, Troya'nın yıkımından sonraki
içeriye doğru Pallantea şehrinin bulunduğu
olaylardaki rolü bütün ayrıntılarıyla Aeneis'te
yere varır. Burası Palantinus tepesiyle Roma
anlatılır.
şehrinin ilerde kurulacağı yerdir.
İlyada sonrası efsanelerinin çoğu bu Yunanistan'dan göçme olan kral Evandrus
Aeneas'ı iyi karşılar, başında oğlu Pallas'ın yabancı da olsa benimsenen kay-naklara
bulunduğu bir bölük askerle arkadaşlarının bağlama çabası, kültüre hizmet için en büyük
yanına gönderir. Bu arada Rutul'ların kralı örnekleri göz önünde tutarak yaratmakta
Turnus Troya'lılara saldır-mıştır. Aeneas onlara ulaşma amacı ve bu uğurda sonsuz bir
Turnus'u teke tek savaşta öldürür. Destan sorumluluk duygusu, bütün bunlar "pietas"
Aeneas'ın bu zaferiyle kapanır. denilen kavramın içerdiği ve Aeneis

On iki bölümlük Aeneis destanı bitmiş destanında canlandırılan Aeneas tipinin tam

değildir. Vergilius onu sona erdiremeden bir başarıyla simgelediği erdemlerdir.

ölmüş, eserini bitiremediği için onun


Aiolos.
yakılmasını da buyurmuştu. Roma’nın
kuruluşuna kadar olan olaylarla efsaneler (1) Yunan ulusunun efsanelik atası sayılan
tarihçilere konu olmuş ve uzun uzadıya Hellen ile Orseis adlı Nympha'nın oğlu, Tufan
anlatılmıştır. Vergilius'un Aeneis destanıyla en kahramanları Deukalion ile Pyrrha'nın torunu,
büyük başarısı kendi çağının ulusal kültürüne Doros ile Ksuthos'un kardeşi ve Sisyphos,
bir kaynak bulmuş olması, Roma'nın geçmişini Arthamas, Kretheus ile Salmoneus'un babası
ta Anadolu'nun büyük uygarlık merkezi (Tab. 20).
Troya'ya kadar götürmekle ona uluslararası bir Aiolos, Çanakkale yarımadasından
derinlik vermiş bulunmasıdır. Büyük Latin Menderes ırmağına kadar uzanıp, Midilli
şairinin amacı Augustus'un damgasını bastığı adasını da içine alan Aiolis kıyı bölgesine ve
çağının dünya ve İnsan görüntüsüne bir ufuk orada oturan soyla, onun konuştuğu Aiol diline
açmasıydı. adını vermiştir.
Önce İulius Caesar, sonra Augustus'un da (2) Deniz tanrı Poseidon'un oğlu, yellerin
soyu olan İulii'lerin Troyalı Aeneas ve yöneticisi, Aiolos Notos, Boreas, Euros ile
Ankhises'le tanrıça Aphrodite'de kaynak Zephyros adlı dört büyük yeli bir tulum içinde
bulduklarını, Roma'nın Akdeniz'in en soylu kapalı tutar ve ancak Zeus'tan aldığı
hanedanınca kurulduktan sonra düşman olarak buyruklarla ortaya salar.
bilinen batı ile doğuyu büyük bir birlik içinde
Odysseia destanında Odysseus'un Aiolos'un
barıştırmış olmasını göstermek, kendisinin de
adasına varışı anlatılır, bu ada şöyle nitelenir:
Homeros gibi ozanların ozanına dayanıp onun
yolunda, ondan esinlenerek destan yazdığını
dile getirmekle Aeneis destanı gerçekten çığır Yıkılmaz tunçtan bir duvarla çevriliydi bu
açmış, ilkçağla ortaçağ arasında köprü yüzden ada,
kurmuştur. Aeneas'ı da yeni bir tip insan şehir oturtulmuştu göğe yükselen bir
olarak canlandırmış olması üstünde durmaya kayanın üzerine.
değer. "Pius Aenas" (dindar Aenas) diye anılan
kahramanın tutum ve davranışı Homeros
Aiolos konağında bir düzine çocuğu ile
destanlarındaki yiğitlerinkinden farklıdır.
yiyip içmekte, şölen yapıp gönül
"Pietas" diye tanımlanan kavram dine saygıyı
eğlendirmektedir. Yeller tanrısı, Odysseus'u iyi
da aşan bir erdemdir, Augustus'un ve Augustus
karşılar, tam bir ay konukladıktan sonra içine
çağı insanının ülkü bildiği geçmişe, geçmişin
azgın yelleri sımsıkı bağladığı sığır derisinden
değerlerine bağlılık, ulusal tarih ve kültüre
bir tulum verir ona ve arkasından tatlı bir
sonsuz saygı ile onu soylulaştırmak için başka,
Zephyros yeli salarak uğurlar gemisini.
Böylece dokuz gün dokuz gece giderler, İthaka boyu şölen yaparlar. Bu yüzden de Zeus,
topraklarına yaklaşırlar ki, Odysseus uykuya Poseidon ve İris gibi Olympos tanrıları
dalar, onu kıskanan yoldaşları da teknenin ülkelerine sık sık uğrar, şölenlerine katılırlar.
dibindeki tulumu alıp çözerler. Yeller hep
Troya savaşının İlyada'dan sonraki
birden dışarıya fırlar, korkunç bir fırtına
bölümlerini anlatan "Aithiopis" destanı
kopar. Fırtına Odysseus'un gemisini gerisin geri
(kayıptır) adını bu ulustan aldığı gibi, baş
Aiolia adasına atar, ama bu kez tanrı onu sert
kahramanı da Eos'la Tithonos'tan doğma
sözlerle kovar, tanrıların lanetine uğramış bir
Aithiopia kralı Memnon'dur (Memnon).
adamı tutmaktan çekinir. Odysseia'nın X.
bölümünde (1-79) anlatılan bu serüven Aithra.
destanın en renkli öykülerinden biridir.
Troizen kralı Pittheus'un kızı. Aigeus
kısırlığı konusunda kâhine danışmaya gittiği
Aison.
Delphoi'den dönerken Troizen'de bir gece
Kretheus'la Tyro'nun oğlu, İason'un babası kalmış ve tanrının cevabını doğru yorumlayan
(Tab. 22). Kretheus'un Tesalya'da kurduğu Pittheus onun kızıyla yatmasını sağlamış, bu
İolkos şehri kendisine miras kalır, ama üvey birleşmeden de Theseus doğmuştu. Ne var ki o
kardeşi Pelias onu tahtından atıp tutuklar, gün Aithra tanrılara sunu sunarken Poseidion'a
üstelik de oğlu İason'u Kolkhis'e altın postu rastlamış ve deniz tanrısı ile sevişip kızlığını
almaya gönderir, bu tehlikeli seferden sağ yitirmişti. Bu yüzden Theseus'un tanrı oğlu
dönmeyeceğine inanarak (Argonaut'lar).
mu, insan oğlu mu olduğu belli değildir.
Gerçekten de bir süre sonra İason'un öldüğü
Aithra'yı Aigeus'la birlikte yaşadığı
haberi gelir. Pelias artık kardeşini korkusuzca
Attika'dan Dioskur'lar kaçırmışlar ve kardeşleri
öldürmeyi göze alır. Ancak, Aison'un boğa kanı
güzel Helena'nın yanına hizmetçi olarak
içerek kendi kendini zehirlemesine izin verir.
vermişler. Bir söylentiye göre Helena'yı Paris'le
Latin şairi Ovidius'a göre, İason Medeia ile
kaçmaya iten bu kadınmış. Troya düştükten
birlikte Yunanistan'a dönünce, büyücü kadın
sonra torunları Aithra'yı kurtarmışlar, ama
Aison'u diriltmekle kalmamış, onu bir iksirle
Theseus'un ölüm haberini alınca Aithra canına
gençleştirmiş de.
kıymış (Aigeus, Theseus).

Aither.
Aius Locutius.
Esir, yani dünyayı saran hava tabakasının
Lat. "aio" ve "loquor" söz söylemek, "aius
üstündeki arı ve ışıklı gök. Hesiodos'a göre
locutus" ise söylenmiş söz anlamına gelir.
Aither, Erebos ile Nyks, yani yeraltı
karanlığıyla, yeryüzü karanlığından doğmadır. Galya orduları Brennus komutanlığında
Roma'ya doğru ilerlerken (İ.Ö. 390) gökten
Aithiopes. gelen bir ses, şehrin yaban ellerin saldırısına
(Yun. yüzü yanıklar demek). Homeros uğrayacağını bildirmiş. Kimse bu sese kulak
destanlarında sık sık adı geçen bu efsanelik vermemiş, ama sesin dediği doğru çıkmış:
ulus Okeanos kıyılarında, güneşin doğup Galyalılar Roma'ya saldırmış, şehri yakıp
battığı uçsuz bucaksız bir ülkede oturur. yıkmışlar, yağma etmişler. Romalılar düşmanı
Güneşe böyle yakın oldukları için yüzleri kovduktan sonra, diktatör Camillus tanrı
yanmış ve esmerleşmiştir. Sonsuz bir mutluluk sesinin duyulduğu yerde bir tapınak
içinde yaşarlar, tanrılara kurbanlar kesip gün yapılmasını buyurmuş ve Palatinus tepesinin
kuzey eteğinde 'Aius Locutius' denilen tanrısal Kendisi daha çocukken, babası, Arkadya kralı
varlığa tapınak dikilmişti. Phegeus tarafından öldürülünce, anası tanrı
Zeus'tan oğlunun çabuk büyümesini dilemiş,
Akademos. Akarnan birkaç ay içinde erginlik çağına ermiş
Attika'lı kahraman. Akademos, Theseus ve Phegeus'la çocuklarını öldürerek öç almış.
güzel Helena'yı kaçırıp Afrika'da alıkoyunca, Sonra da batı Yunanistan'da adını taşıyan
kız kardeşlerini aramaya gelen Dioskur'lara Akarnania ülkesini kurmuş.
kızın saklandığı yeri bildirmiş.
Akastos.
Akademos'un mezarı Atina'nın
İolkos kralı Pelias'ın oğlu (Tab. 22).
dolaylarında, Kerameikos denilen bölgenin
Argonaut'lar seferine ve Kalydon avına katılır.
ötesindeydi. Kutsal bir ormanla çevrili bu
Pelias'ın kızları Medeia'nın öğütlerine uyarak
bölge de Platon "Akademeia" adıyla anılan
babalarını kesip kazanda kaynatınca, Akastos
ünlü okulunu kurmuştu. "Akademi" oradan
kral olur ve İason'la Medeia'yı İolkos'tan sürer
gelir.
(Pelias).

Akakallis. Kalydon avı sırasında Akastos'un başı derde


Kral Minos'un kızlarından biri. Tanrı girer: Arkadaşı Peleus kaza ile kaynatası
Apollon ile sevişmiş ve Miletos'u doğurmuş Eurytion'u öldürür ve bu suçtan kendini
(Miletos). arındırmak için Akastos'un sarayına sığınır.
Akastos'un karısı Peleus'a tutulur, onu baştan
Akamas. çıkarmaya uğraşır, başaramayınca, yiğidi
(1) Antenor'la Theano'nun oğlu, İlyada'da namusuna göz dikmiş olmakla suçlar. Akastos
adı geçen Troya'lı yiğit. Akha'ların kampına konukluk yasalarını çiğnememek İçin Peleus'u
saldırıda önemli bir rol oynar. Meriones kendi eliyle öldürmek İstemez. Bir gece av
tarafından öldürülür. yorgunluguyla uykuya dalmış olan konuğunu
dağ başında silahsız olarak vahşi hayvanlara
(2) Gene İlyada'da adı geçen ve Troya'lılar
yem olsun diye bırakır. Ama at adam Kheiron
safında dövüşen Trakya'lı önder. Telamon oğlu
Peleus'u kurtarır. Peleus da öfkesine kapılıp
Aias tarafından vurulur.
gider, Akastos'la karısını öldürür.
(3) Theseus'la Phaidra’nın oğlu, Troya
savaşında rol oynayan, ama İlyada'da adı Akhalar.
geçmeyen Akha yiğidi. Paris Helena'yı Homeros destanlarında ve özellikle
kaçırınca, Akamas güzel kadını geri istemek İlyada'da Yunanistan yarımadasından gelip
için Troya'ya elçi olarak gönderilir. Sonuç Troya seferine katılan savaşçıların hepsine
vermeyen görüşmeler sırasında Priamos'un kızı birden "Akhaioi", "Danaoi" ya da "Argeioi"
Laodikeia ile tanışır ve sevişir, bir oğulları bile denmektedir. İlk iki isim bir ülke adına
olur. Troya'nın düşmesine yol açan tahta atla dayanmayıp, yalnız bir ırk ya da ulus adı
giren sekiz Akha yiğidinden biridir. olarak kullanıldığından, İlyada çevirisinde
"Akhalar" ve "Danaolar" diye karşılanmış, Argos
Akarnan. diye bir kent bulunduğundan, Argos adı da
Alkmaion ile su perisi Kallirhoe'nin oğlu, genellikle bütün Peloponez'e verildiğinden,
ünlü kâhin Amphiaraos'un torunu (Tab. 23). "Argeioi" deyimi "Argoslular" diye verilmiştir.
Bu konu için İlyada çevirisinin önsözünde daha gelir ilkçağda, sonra da ortaçağın en büyük
ayrıntılı bilgi bulunabilir (s. 25). şiiriyle Dante. Ama Homeros'un taslağı, adları
kavramlarıyla o gün bugün hep yeni filiz veren
Akhates. bir ağaç gibi yaşar. Yeraltında akan ırmakları
Aineias'ın kara gün dostu. Troya şöyle tanımlar Homeros (Od. X, 508):
yangınından kaçan Aineias'ın yanından
ayrılmamış, onunla birlikte İtalya'ya kadar
Ama geçtiğin zaman Okeanos'u geminle,
gitmiş ve bütün serüvenlerini paylaşmış.
Orada alçak kıpı var ve Persephone 'nin
Latince "Fidus Achtes" diye anılan adı, sadık,
koruluğu,
vefalı dost anlamına gelen bir deyim olmuştur. uzun uzun kavaklar göreceksin, kısır
söğütler,
Akheloos. derin anaforlu Okeanos 'un kıyısında çek
Batı Yunanistan'ın Akarnania ile Aitolia karaya gemini,
bölgeleri arasında akan en uzun ırmağı. sonra çık yola, Hades bataklığına doğru,
Hesiodos'ta (Theog. 340) ve Homeros'ta (İl. orada Akheron 'a Pyriphlegeton ve Kokytos
akar,
XII, 84) adı geçen Akheloos, Okeanos'la
Styks 'ten gelen sular da dökülür oraya.
Tethys'ten doğma üç bin ırmağın en büyüğü ve
ırmak tanrılarının kralı imiş.

Akheloos'un birçok öyküleri vardır: Aeneas destanında da (Aen. VI, 295)


Herakles destanıyla ilgili bir efsaneye göre, anlatılan Akheron çamurlu suların kaynayıp
Akheloos Kalydon kralının kızı Deianeira'ya burgaçlandığı dipsiz bir bataktır. Kharon'un
aşıkmış, ama ırmak tanrının biçimden biçime kayığıyla bu çamur ırmağını geçtikten sonradır
girme, kimi zaman boğa, kimi zaman ejder ki varılır asıl Hades'e (Hades).
olma yetisinden ürken kız Herakles'Ie Akheron Yunanistan'ın Epir bölgesinde
evlenmeyi yeğ görmüş. Bu yüzden güçlü yiğitle akan bir ırmağın da adıdır. Belki ıssız bir
ırmak tanrı arasında yaman bir güreş başlamış. bölgede derin bir yarın içine dalıp kapkara bir
İlk karşılaşmada yenilen Akheloos koca bir batak olarak denize döküldüğü içindir ki,
yılan kılığına girmiş, Herakles onu tam ilkçağ bu ırmağın yeraltı dünyasına aktığına
boğacakken de azgın bir boğa oluvermiş. Bu inanmıştı. Yanlış bir etimoloji adını "Acılar
kez yiğit boğanın bir boynuzunu kopararak alt Irmağı" (akhos, Yun. acı demek) diye
etmiş Akheloos'u. Irmak tanrı Deianeira'dan tanımlardı.
vazgeçmiş, ama boynuzu geri almak için
Efsaneye göre Akheron Helios'la Gaia'nın
Herakles'e, Zeus'un keçisi Amaltheia'nın çiçek
(güneşle toprağın) oğludur. Olympos
ve yemiş saçan bolluk boynuzunu vermiş;
tanrılarıyla Titan'lar arasındaki savaşta
başka bir öyküye göre, ünlü bereket boynuzu
susuzluktan yanan devlere su içirdiği için
ırmak tanrının kendi boynuzuymus, çünkü
Zeus'un lanetine uğramış ve yeraltı ülkesine
yaygın toprakları sulayan ırmaklar bereketin
kapatılmıştır.
simgesidir (Deianeira, Herakles).

Akhilleus.
Akheron.
Akhilleus Yunan mythos'una en çok konu
Yeraltı dünyasını, ölüler ülkesini bize ilk
olmuş kişidir. Homeros'un büyük İlyada destanı
anlatan Homeros'tur. Onun ardından Vergilius
aslında İlyon, yani Troya şehrinin destanı
değil, Akhilleus'un destanıdır, bu kahramanın istemeye istemeye, tiksine tiksine.
bir eylemiyle başlar, bir eylemiyle biter. Ne
var ki İlyada'da anlatılan olaylar Akhilleus
Thetis ile Peleus'un düğünü Tesalya'da
efsanesinin ancak çok kısa bir bölümüdür. Bu
Pelion dağının tepesinde kutlanır, tanrıların
kahraman üstüne ilkçağın başından sonuna
hepsi de hazır bulunurlar. Kavga tanrıçası
dek uydurulan efsane ve masallar o kadar
Eris'in düğüne çağrılmadı diye kızıp masanın
çoktur ki, onları kapsayarak özetlemek için,
üstüne bir altın elma atması üç tanrıça
bölüm bölüm ayırmak gerekir.
arasındaki güzellik yarışmasına yol açar
(1) SOYU VE DOĞUŞU. (Paris). Uğursuz başlayan bu evlilik uğursuz
Soy ağaçlarından (Tab. 21) belli olduğu gider. Gerçi Thetis'in birçok çocukları olur,
gibi Akhilleus, Peleus'la Thetis'in oğludur. ama bir ölümlü ile evlendiğine üzülen ve
Thetis, bir Nereus kızı, yani bir deniz çocuklarını kendisi gibi ölümsüz kılmak isteyen
tanrıçasıdır (Tab. 6), ama Akhilleus ana Thetis geceleri kalkar, onları ateşin üstüne
tarafından olduğu kadar baba tarafından da tutarmış, bundan amaç gövdelerindeki
tanrılara ve en büyük tanrılara bağlıdır: ölümlülük tohumlarını yok etmekmiş. Birçok
Dedesi Aiakos, Zeus'la Aigina'nın oğludur, çocuğu böylece yanarak öldükten sonra, bir
Aigina ise ırmak tanrı Asopos'un kızı ve gece Peleus uyanmış, bakmış ki karısı olacak
Okeanos ile Tethys'in torunudur. deniz kızı küçük Akhilleus'u topuğundan
tutmuş, aleve vermiş. Tepesi atmış, çocuğu
Akhilleus'un. doğuşu üstüne anlatılan
kaptığı gibi, Thetis'i evinden kovmuş, bir
efsane şudur: Nereus kızı Thetis'e tanrılar
ölümlüyle düşüp kalkmaktan hoşlanmayan
tanrısı Zeus da, deniz tanrı Poseidon da
tanrıça da denizin dibine dalmış, bir daha
âşıktırlar, o kadar ki Zeus onunla evlenmeyi
varmamış kocasının yanına. Peleus yedinci
bile düşünür, ama bir kâhin (bir anlatıma göre
çocuğu olan Akhilleus'u böylece kurtarmış,
tanrıça Themis, bir başkasına göre
ama çocuğun dudakları ve sağ ayağının aşık
Prometheus) Zeus'a haber verirler ki,
kemiği yanmış, Peleus hekimlikte usta olan at
Thetis'ten doğacak olan çocuk kaderin
adam Kheiron'a vermiş Akhilleus'u, o da yanan
buyruğuna göre babasından daha güçlü
kemiği, koşmakta üstüne olmayan bir devin
olacaktır; bunun üzerine tanrılar Thetis'i bir
iskeletinden aldığı bir kemikle değiştirmiş
ölümlü ile evlendirmekten başka çare
(Kheiron), Akhilleus da bu yüzden böyle hızlı
bulamazlar ve kendisine koca olarak Phthia
bir koşucu olmuş. Başka bir efsaneye göre
kralı Peleus'u seçerler. Thetis bu evlenmeyi
Thetis oğlunu ateş üstüne tutmamış da, Styks
oğlu Akhilleus için silah istemeye gittiği
ırmağına batırmış, böylece gövdesini silah
Hephaistos'a yana yakıla şöyle anlatır (İl. XVIII,
işlemez hale getirmiş, ama topuğundan
429 vd.):
tuttuğu için bir orasından yara alabilirmiş.
Nitekim Akhilleus sonradan bu yerinden
Söyle, Hephaistos, Olympos taki tanrıçalar vurulup öldürülmüş.
arasında, yüreği benim gibi acılı biri var
(2) ÇOCUKLUĞU.
mı?
Zeus bunlar arasında bir bana verdi acıları, At adamın yanında Akhilleus büyütülür ve
bunca deniz tanrıçalarından bir beni verdi eğitilir. Kheiron'un anası da, karısı da çocuğa
ölümlü kocaya, Aiakos oğlu Peleus'a, bakmışlar, biraz yetişince at adam ona
katlandım bir adamın yatağına girmeye,
öğretmediğini bırakmamış: At yetiştirmesini, sana."
saz çalıp ezgi söylemesini, güzel konuşmasını
ve her şeyden önce de kargı atmakta,
Akhilleus gerçi kaderini kendi seçebilir,
savaşmakta, dövüşmekte, araba sürmekte ve
Thetis iki şıkkı şöyle dile getirmişti oğluna (Il..
koşmakta kimseden geri kalmamasını, çağın
IX, 411 vd.):
yiğitlerinin hepsinden üstün olmasını.
Erdemlerin her çeşidine de alıştırmış: Acıya
dayanmayı, yalan söylememeyi, ölçülü ve İki ayrı kader götürecek beni ölüme:
dayanıklı olmayı hep Kheiron'dan öğrenmiş. Burada kalır, savaşırsam Troya çevresinde,
Akhilleus Kheiron'dan öğrendiği hekimliği ve tükenmez bir ün var, dönüş yok.
edindiği ilaçlan Troya savaşında yaralılar Dönersem yurduma, sevgili baba toprağına,
üstünde kullanır. Kheiron'un yanında Pelion ünüm olmasa da çok yaşayacağım,
dağında ne kadar kaldığı belli değildir, ölüm öyle çabucak gelip çatmayacak.

İlyada'da Kheiron'dan eğitim gördüğü gerçi


söylenir, ama Troya'ya kendisiyle gelen lalası
Akhilleus az yaşasa da ünlü yaşamayı
Phoiniks onu nasıl büyüttüğünü şöyle
seçmiş ve bunun için Troya savaşına katılmaya
anlatmaktadır (İl. XI, 485 vd.):
karar vermişti, ama anası (ya da babası) onun
ölmesini önlemek için bazı düzenler
Tanrıya benzer Akhilleus, seni ben getirdim kurmuşlardı. Bu konuda anlatılan ve İlyada'da
bu hale, izine rastlanmayan efsane şöyledir: Akha
canım gibi sevdim, yetiştirdim seni önderleri Troya seferine gitmek üzere
bensiz ne şölene gitmek isterdi canın, hazırlığa başlayınca, o zaman genç bir
ne de evde yemek yemek isterdi, delikanlı olan Akhilleus sefere katılmamak İçin
oturturdum seni dizlerimin üstüne, Yunanistan'ın karşısındaki Skyros adasına
etini keser, ağzına verir, dudaklarına gönderilir ve orada kral Lykomedes'in
uzatırdım şarabı,
sarayında konuklanır. Ne var ki Akhilleus kız
göğsümde gömleğimi ıslatırdın boyuna,
kılığına girmiş ve kralın kızları arasına
arsızlık eder, şarabı püskürtürdün
karışmıştır. Haremde yaşayan Akhilleus'a
ağzından, senin yüzünden neler çektim ben,
neler. Pyrrha (kızıl saçlı) adı verilmiş, bir söylentiye
göre de Lykomedes'in kızlarının biriyle
sevişmiş ve ileride adı geçecek oğlu
(3) ALIN YAZISI. Neoptolemos (Pyrrhus) da ondan doğmuştu.
Öte yandan Akhaların kâhini Kalkhas'ın
Akhaların en büyük kahramanı
Akhilleus sefere katılmazsa Troya'nın
Akhilleus'un, Troya savaşının başarı ve
alınamayacağını bildirmesi üzerine, Odysseus
başarısızlık şanslarını elinde tutan o yenilnez
yiğidi aramaya çıkar, Skyros'a varınca kurnazca
savaşçının trajik bir yazgısı vardır, bunu
bir düzen tasarlar, gezgin satıcı kılığına girip
kendisi de, anası Thetis de şöyle dile getirirler
Lykomedes'in haremine sokulur ve kızların,
(İl I, 352 ve 414):
kadınların önünde bohçasını açıp bir sürü
kumaş dokuma ve işleme serer önlerine, ama
"Anam! Kısacık bir ömür sürmek için bohçanın dibinde birkaç kıymetli silah da
doğurdunsa beni..." vardır, Pyrrha kılığındakl Akhilleus bunları
"Uzun değil, kısacık bir ömür verdi kader
görünce dayanamaz, onları almaya, Andromakhe'nin babası Eetion'u öldürüp, şehri
kullanmaya can atar, böylece kimliğini açığa yağma eder, Lyrnessos'tan Briseis'i, Khryse'den
vurur. Odysseus da onu peşine takılıp, Akha Khryseis'i tutsak olarak alır, getirir, bu arada
ordusunun toplandığı Aulis'e getirir. Patroklos ile birlikte Ida dağındaki Troyalı
sürülere saldırır, çobanları Aineis'le kavgaya
(4) TROYA SEFERİ.
tutuşur. Bu dokuz yıl böyle geçtikten sonra,
İlk çıkarmanın Troya'nın çok güneyinde savaşın onuncu yılında İlyada destanına konu
Mysia bölgesine olduğu anlatılır. Akhalar olacak olaylar baş gösterir. İlyada'nın konusu,
Troas'a vardıklarını sanarak hemen yağmaya bilindiği gibi, Akhilleus'un öfkesi, küsüp
koyulurlar. Mysia'ya yerleşmiş olan Herakles'in savaştan çekilmesi ve Patrokolos'un
oğlu Telephos onları karşılar, aralarında savaş ölümünden sonra gene savaşa dönüp Hektor'u
başlar. Akhilleus kargısıyla Telephos'u yaralar. öldürmesidir. Bu olayların birbirini nasıl
Sonra da saldırganlar yanlış bölgeye izlediği İlyada maddesinde anlatılmıştır. Biz
çıktıklarını anlayarak denize açılırlar, ama bir burada Akhilleus'un kişiliği ve karakteri
fırtına onları gerisingeri Yunanistan kıyılarına üstünde duralım.
atar. Bu kez Aulis'ten değil, Argos'tan yola
(5) AKHİLLEUS'UN DRAMI.
çıkmaya hazırlanırken, Telephos çıkagelir,
Akhilleus'tan aldığı yara iyileşmiş değildir, Akhilleus, Homeros destanının baş
tanrı sözcüğü bu yarayı ancak Akhilleus'un iyi kahramanı, kollarından, bacaklarından güç ve
edebileceğini bildirmiştir (Telephos). canlılık fışkıran, tanrıça oğlu ve tanrılara denk

Akha donanması Argos'tan Aulis'e varır. Akhilleus yalnız kaba kuvveti mi simgeler?

Burada rüzgârların esmesini sağlamak için Kimsenin karşı gelemediği, düşmanlarını

İphigeneia'nın kurban edilmesine karar verilir. titreten, insafsızca kesip biçen, saldırıya geçti
mi "ovada bir yıldız gibi parlayan" Akhillus
Akhillus bilmeden bu işe alet olur,
Agamemnon kızını güya Akhilleus'a nişanlamak yalnız üstün bir savaşçı ve üstünlüğünü bildiği

için getirtir Aulis'e. Akhilleus durumu için de gururlu, onurlu, inatçı ve alıngan,

anlayınca, önlemeye çalışır, ama başaramaz çetin, hırslı, zalim ve duygusuz bir adam gibi

(Iphigeneia). mi gösterilir İlyada'da? Homeros yiğitlerin


yiğidini gerçi bu vasıflarla donatmış, bize hem
Akhilleus'un iyileştirdiği Telephos'un
olumlu, hem olumsuz görünen bu nitelikleri en
kılavuzluğunda gene Anadolu kıyılarına doğru
parlak ve çarpıcı renklerle belirtmiştir, çünkü
yola çıkılır ve Tenedos adasında durak yapıhr.
sanatı ondan yanadır, ama yüreği ondan yana
Bir efsaneye göre, Akhillus orada
değil, yüreği yurdunu savunan durgun, ölçülü,
Agamemnon'la ilk kez kavgaya tutuşur ve
erdemli kahraman insan Hektor'dan yanadır
Apollon'un oğlu Tenes'i öldürür (Tenes). Anası
Homeros'un. Gene de, tıpkı bir romancı gibi
Thetis'in bildirdiği bir tanrı buyruğuna göre,
Akhilleus'u bir insan olarak canlandırmayı
Akhillus Apollon oğlunu öldürürse Troya
amaç edinir ve akla karayı gereğince
önünde silahla öldürülmekten
karıştırarak, eşine az rastlanır bir ustalık ve
kurtulamayacaktır.
dünyanın başka hiçbir destanında görülmeyen
Troya önünde dokuz yıl kalınır. Bu sırada eleştirici bir anlayışla onu hem iyi, hem kötü
Akhilleus'un komşu bölgelere yaptığı bir adam olarak çıkarır karşımıza. Akhillus
çapulculuk seferleri İlyada'da ayrıntılarıyle böylece içinde karşıt eğilimlerin çarpıştığı
anlatılır: Mysia'nın Thebe şehrinde gerçek bir insan oluverir, yaşantısı da gerçek
bir dram olarak canlanır gözümüzde. toprak kızıl ırmağa döner, tanrılar bile

Akhilleus'un Agamemnon'a karşı öfkesinin dayanamaz bu manzaranın dehşetine (İl. XXI).

asıl nedeni sömürüye karşı ayaklanmadır: Aynı acımak bilmez azgınlıkla canını
Kendisi hiçbir çıkar gütmeden savaşır, didinir, almaktadır yere serdiği Hektor'un,
payı başkomutan alır (İl. I, 165 vd.): yalvarmalarına şöyle karşılık verir (İl. XXII, 345
vd.):

Kıyasıya savaşta benim kollarım görür en


büyük işi, Dizlerime sarılma, köpek, yalvarma bana
ama bölüşmede payın en okkalısı sana anan, baban adına!
gider, Gönlüm, yüreğim kışkırtıyor beni,
………… diyor, şunun etini parçala, çiğ çiğ ye,
Hem onur payımdan olayım, hem burada senin bana bu yaptıklarından sonra,
kalayım, ha, kimse uzaklaştırmaz başından köpekleri,
mal, mülk sahibi edeyim diye seni? getirseler bana kurtulmalığın on katını,
yirmi katını,
tartsalar şurada, daha çok veririz deseler,
Agamemnon özür dileyip elinden aldığı Dardanos oğlu altın koysa teraziye senin
Briseis'i geri vermeye razı olunca, Akhillus ağırlığınca,
dönmek istemez, erkektir, yapılan haksızlığı döşeğine yatırıp ağlamayacak sana seni
unutamaz. Bu kırgınlığını da şu basit, insanca doğuran,
sözlerle dile getirir (İl. IX, 340 vd.): köpekler, kuşlar yiyecek bütün bedenini,

Bir Atreus oğulları mı sever karılarını? Ama tutmaz sözünü, bir tanrının
Sever, korur karısını duygulu, akıllı her barakasına getirdiği ihtiyar Priamos'u görünce
adam. şaşırır, yüreği dayanamaz bahtsız kralın
Ben de yürekten seviyorum benimkini, ağlamalarına, kendi babasını hatırlar,
kazanmışım onu ben kendi kargımla. Patroklos'a ağlar, iki düşman hıçkıra hıçkıra
Agarnemnon oyun oynadı bana, aldı onur
dövünürler karşı karşıya, sonra (İl. XXIV, 514
payımı,
vd.):
beni bir daha kandırmaya kalkmasın sakın!

Akhilleus oturduğu yerden birdenbire


Acı ağır basınca bir çocuk gibi ağlar
kalktı,
dövünür Akhilleus, anasına yalvarır gelsin tuttu elinden kaldırdı ihtiyarı,
kurtarsın, çare bulsun, avutsun diye. Briseis acımıştı ak sakalına, ağarmış başına.
götürülünce çağırır onu, Patroklos ölünce Kanatlı sözlerle seslendi ona dedi ki:
çağırır onu. Yırtınır canından çok sevdiği "Talihsiz adam, ne acılar çekmiş yüreğin!
dostunu koruyamadı diye. Nasıl göze aldın gemilere gelmeyi tek
başına,
Bin pişman olur insanın aklını başından
nasıl göze aldın benim gözüme görünmeyi?
alan öfkeye, insanları birbirine düşüren
Ben ki öldürdüm nice soylu oğullarını senin.
kavgaya. Ama bu kez Patroklos'un öcünü Demirden bir yürek varmış göğsünde,
alacağım diye kudurur, ırmak başında Hadi gel, otur üstüne şu iskemlenin,
doğradığı yüzlerce düşmanın kanından kara ko uyusun bağrında acılar.
Ne yapalım yasımız çok büyükse, Danaos'un düşmanlığını özlerinde taşıyan bu
ne çıkar yürek donduran iniltilerden! ikizler daha ana karnındayken dövüşmeye
Talihsiz ölümlülere tanrılar şu kaderi başlamışlar. Babaları ölünce Argos'ta kimin
dokudu: kral olacağı konusunda birbirlerine girmişler.
Yaşayacak insanlar acı içinde".
Uzun bir savaştan sonra üstün gelen Akrisios,
Proitos'u Lykia'ya sürerek tahta oturmuş.
Priamos'u avutmak, konuklamakla kalmaz, Proitos da Anadolu kıyılarında kral İobates'in
gider, Hektor'un ölüsünü kendi yıkar, hazırlar kızı Anteia ile evlenmiş, karısından aldığı bir
ve babasına verir. Genç, yiğit ve ihtiyar baba ordu ile Yunanistan'a dönmüş ve Kyklop'ların
bakarlar birbirlerine doya doya, sevgiyle koca taşlardan bir surla çevirdikleri Tiryns'e
diyeceğim, çünkü ihtiyar, genç adamda kendi kral olmuş. İkiz kardeşler de bir anlaşmaya
oğlunu, genç adam da ihtiyarda kendi babasını varmışlar. Argos ilini ikiye bölerek hüküm
görür gibi olur. Savaş, düşmanlık, kin ve öfke sürmüşler.
yok olup gitmiştir, iki insandır karşı karşıya. Akrisios'un Danae adlı bir kızı vardı, bir
oğlu da olsun diye Delphoi tapınağına
(6) AKHİLLEUSUN ÖLÜMÜ.
başvurduğunda, tanrı sözcüsü Danae'nin bir
bk. Memnon, Pentbesileia. erkek çocuk doğuracağını, ama torununun
kendisini öldüreceğini bildirmiş Akrisios'a.
Akontios. Telaşa düşen kral, kızının herhangi bir erkekle
Keos adasında yaşayan çok yakışıklı bir ilişki kurmasını önlemek için çepeçevre tunçla
delikanlıymış. Günün birinde Artemis örtülü bir odaya kapatmış onu. Ama Zeus
şenliklerine Delos'a gitmiş ve yolda Atina'nın gönül vermişmiş Danae'ye, çarasini bulmuş,
en soylu ailelerinden birinin kızı olan altın yağmuru halinde akmış çatı aralığından
Kydippe'ye rastlamış. Görür görmez de Danae'nin içine kadar. Danae Perseus'u
tutulmuş ona. Ama soylu olmadığı için kızı doğurmuş. Olup bitene akıl erdiremeyen
kendisine vermeyeceklerini bilen Akontios bir Akrisios kızıyla torununu bir sandığa kapatarak
düzene baş vurmuş, bir ayva alıp üstüne şu denize atmış. Ana-oğul Seriphos adasında
sözleri kazmış: "Artemis tapınağı üzerine ant karaya çıkmışlar. Perseus binbir kahramanlık
içiyorum ki ben Akontios'a varacağım!" ve yaptıktan sonra Argos'a dönmek istemiş.
ayvayı kızın önüne atmış. Ayvayı eline alan Haberi alan kral Tesalya'da Larissa şehrine
Kydippe üstündeki yazıları yüksek sesle kaçmış. Kader gene de yakasını bırakmamış:
okumuş, meyveyi sonra da fırlatmış atmış, Bir rastlantıyla Larissa'da düzenlenen
ama yemini yemin sayılmış. Atina'ya yarışmalara katılan Perseus disk atarken, yel
döndükten sonra babası kızını üç kez almış attığı diski Akrisios'un kafasına indirmiş,
nişanlamış, ama tanrıça Artemis hep bir Argos kralı da böylece ölmüş (Danae,
hastalık çıkararak kızın evlenmesine engel Perseus).
olmuş. Delphoi tanrı sözcüsü Akontios'un
düzenini açığa vurunca Kydippe'yi Akontios'a Aktaion.
vermekten başka çare kalmamış. Çoban Aristaios'la Autonoe'nin oğlu,
Thebai'li bir avcı (Tab. 18). At adam
Akrisios. Kheiron'un Kithairon dağlarında yetiştirdiği
Abas'ın Proitos ile Akrisios adında ikiz Aktaion öyle yaman bir avcı olmuş ki, onun
oğulları olmuştu (Tab. 10). Ataları Aigyptos ile
üstüne yokmuş bütün bölgede. Gurura yıkılan surları yeniden yapmakta tanrı Apollon
kapılmış Aktaion, tanrıça Artemis'ten de usta Alkathoos'a yardım etmiş. Tanrı bu işi
avcı olmakla övünmüş, bununla da kalmayıp yaparken lyra'sını bir taşa dayamış, o taş
günün birinde tanrıçayı derede yıkanırken tarihsel çağlarda da, üstüne vurulduğu zaman
çıplak görmüş. Bu küstahlığa içerleyen tanrıça ses çıkarırmış.
Aktaion'u bir geyik haline dönüştürmüş ve elli
köpeğini de üstüne salmış. Parçaladıkları Alkestis.
geyiğin kendi efendileri olduğunu anlamayan Pelias'ın kızı, Admetos'un karısı (Tab. 22).
köpekler uluyarak Aktaion'u aramaya Kadınlar arasında yiğitlik ve fedakârlık örneği
koyulmuşlar, böylece Kheiron'un mağarasına olarak gösterilen Alkestis Euripides'e en güzel
kadar gelmişler. At adam da hayvanları tragedyalarından birini esinlemiştir.
avutmak için Aktaion'a benzer bir heykel yapıp
Genç ve güzel Alkestis kocası Admetos
önlerine dikmiş (Kheiron).
uğruna ölmeye razı olur (Admetos). Zehri
içmiş, can vermiş ve cenazesi mezara
Aleksandros.
indirilmiştir ki, ağıtlarla, iniltilerle çınlayan
Priamos'un oğlu Paris'in başka bir adı saraya Admetos'un dostu Herakles çıkagelir.
(Paris). Alkestis'in öldüğünü duyunca, ölüm tanrısı
Thanatos'un peşine düşer, onunla boğuşur ve
Alekto.
Alkestis'i kolları arasından koparıp Admetos'a
Öç tanrıçaları Erinys'lerin biri. Adı "öfkesi geri getirir. Bir başka anlatıma göre, ölüler
dinmez, barışmak bilmez" anlamına gelir ülkesinin acıma nedir bilmeyen tanrıçası
(Erinys). Persephone Alkestis'i görünce yumuşamış ve
onu daha genç ve daha güzel olarak
Alkaios. yeryüzüne, diriler arasına geri göndermiş.
Perseus ile Andromeda'nın oğlu,
Amphitryon'un babası (Tab. 13). Amphitryon Alkides.
yiğit Herakles'in ölümlü babası olduğundan, Herakles'e verilen bir addır (Alkaios,
Herakles'e ilkin Alkaios oğlu anlamına gelen Herakles).
Alkides adı verilmiş, sonra değiştirilmişti
(Herakles). Yiğit birçok şiirlerde bu isimle Alkidike.
anılır.
Salmoneus'un karısı, Aison ile İason'un
ataları (Tab. 22).
Alkathoos.
Pelops ile Hippodameia'nın oğlu. Atreus ile Alkimede.
Thyestes'in kardeşi (Tab. 14).
Aison'un karısı, İason'un anası (Tab. 22).
Oğullarından biri bir aslan tarafından
parçalanan kral Megareus kızını canavarın Alkinoos.
hakkından gelecek adama vereceğini Agamemnon İlyada'nın sevimsiz kralıysa,
bildirince. Alkathoos bu işe talip olmuş ve Alkinoos Odysseia'nın sevimli, konuksever,
aslanı öldürmüş. Böylece kızla birlikte krallığı uygar ve halksever kralıdır. Bugün Korfu adası
da elde etmiş. Kaynatası Megareus'un kurduğu olduğu genellikle benimsenen Skherie'ye
Megaira şehri Girit'lilerin saldırısına uğrayınca, yerleşmiş, denizci bir ulus olan Phaiak'ların
başıdır. Alkinoos, ülkesinin önderleri, tatlı sözlerle selam verirlerdi şehre inince
danışmanları ile birlikte yönetir ulusunu, on o,
iki kralın on üçüncüsü sayar kendini. Ama biz çok akıllıydı, iyi yürekliydi de ondan,

Alkinoos'u Homeros'un ağzından dinleyelim, yatıştırırdı bütün kavgalarını erkeklerin!

Odysseia'da bundan daha güzel, daha cana


yakın, tadına doyulmaz bir parça yoktur. Öyle bir cennettir ki Alkinoos'un ülkesi,
Phaiak'ları şöyle anlatır. Batı yazınında ilk "ütopya" diye
tanımlayabiliriz onu. İç ve dış düzeni
Odysseus'a bile parmak ısırtacak gibidir.
(Od. VI, 4 vd.):
Homeros bir mimarlık baş eseri olan bu sarayı
Eskiden Phaiak 'lar engin Hypereia 'da
anlatmakla bitiremez (Od. VI, 263 vd.).
otururdu,
güçte üstün, zorba Tepegözlere yakın, Alkinoos sarayının iç düzeni daha az parlak
Tepegözler onların topraklarını boyuna değildir: Şiir, oyun, yarışma Phaiak'ların
yağma ederlerdi. yaşamında büyük yer tutan uğraşlardı. Ozan
Tanrı yüzlü Nausithoos onları kaldırdı, Demodokos'un Troya savaşından söz açması
götürdü, yerleştirdi Skherie'ye, üzerinedir ki, Odysseus kimliğini açığa vurmak
alın teriyle yaşayan insanlardan uzağa. zorunda kalır ve serüvenlerini anlatmaya
Dört yandan surla çevirmişti kenti,
girişir (Demodokos). Ama Alkinoos'un dünya
evler kurmuş, tapınaklar yapmıştı
görüşü ve insanlık anlayışı sanata saygı İle de
tanrılara,
bitmez. Özgürlüğe olan eğilimi ilk ve orta
tekmil toprakları dağıtmıştı.
Ama o çoktan boylamıştı Hades ülkesini, çağları çok aşan modern denebilecek bir
düşünceleri tanrılardan gelen Alkinoos nitelik taşır. Konukluk kurallarına uyarak
kraldı şimdi. Odysseus'u hemen, kim olduğunu, nereden
geldiğini sormadan benimser, istediği an
gemileriyle onu yurduna göndermeye hazır
(Od. VII, 11): olduğunu bildirir ve bu sözünü hiç gecikmeden
Tekmil Phaiak'ları yönetirdi Alkinoos yerine getirir. Odysseus'u öyle beğenmiştir ki,
halkı sayardı onu bir tanrı gibi. kendisine damat edinmeyi özler, ama en ufak
bir baskıda bulunmaz, giderek, konuğuna
kılavuzluk etmedi diye kızı Nausikaa'yı kınar.
Ama bu saygının asıl nedeni Arete ile
evlenmiş olmasıdır. Arete erdem demek, bakın
Alkinoos eşini nasıl baş tacı eder (Od. VII, 67 (Od. VII, 299 vd.):
vd.):
Benim kızım ödevini tam yapmamış,
konuğum,
madem hizmetçileri vardı yanında,
Alkinoos kendine karı aldı onu.
ve madem sen yalvardıydın ona ilkin,
Arete 'yi öyle saydı, öyle saydı ki,
ne diye evimize getirmedi alıp seni?
hiçbir kadın böyle sayılmadı yeryüzünde,
erkeğinin buyruğunda, evinde yaşayan
hiçbir kadın,
Karısı Arete'ye saygısı da Homeros
hem kocası, hem çocukları saydı onu
destanlarında görülen kadına değer vermenin
yürekten,
daha yüksek bir aşamasını yansıtır. Kadın, adı
halk da bir tanrıça gibi baktı ona,
üstünde Erdem'in kendisidir ve erkeğin tahta oturttu (Epigon' lar).
başaramadığı bazı edimleri daha bir incelikle,
Dönüşte Alkmaion Delphoi'ye uğradı,
duyarlıkla, insanseverlikle yerine getirebilir
anasını öldürmek görevini yerine getirmenin
diye saymakta, sevmektedir onu. Phaiak'ların
gerekli olup olmadığını sordu, tanrıdan olumlu
sarayında asıl onun sözü geçmektedir.
cevap alınca Argos'a döndü ve Eriphyle'yi
Nausikaa’da bunu bildiği içindir ki,
öldürdü. Ama öç perisi Erinys'ler hemen
Odysseus'un saraya varınca dosdoğru Arete'nin
takıldılar peşine, ülkeden ülkeye kovaladılar
dizlerine kapanmasını salık verir ona. (Od. VI,
onu. Önce Arkadya'da Oikles'in yanına sığınır,
310 vd.).
orada da rahat bulamayınca, Psophis kralı
Konukseverlikte de, cömertlikte de ilk Phegeus'un sarayına varır. Phegeus onu
işmarı veren Arete'dir, yalnız Alkinoos değil, suçundan arındırır ve kızı Arsinoe'yle
bütün Phaiak önderleri de danışmanları da evlendirir. Ne var ki Psophis topraklarında
uyarlar sözüne. Yatağı o yapar, sandığı o korkunç bir kuraklık baş gösterir, gene Delphoi
hazırlar, rahatını o sağlar konuğun. Anasının tapınağına baş vurulur ve tanrı sözcüsü
kızı olan Nausikaa da kurtarmamış mıydı Alkmaion'un ikinci bir kez arındırılması
Odysseus'u ölümden? (Nausikaa). Erkeği gerektiğini bildirir. Gene yollara düşen ana
kadınsız olarak düşünmek olanaksızdır katili ırmak tanrı Akheloos'un yanına varır.
Homeros destanlarında. Kadın erkeğin Orada, ırmak ağzında anasının ölümünden
mutluluğudur. Odysseia'ya üstün uygarlık sonra meydana gelmiş bir toprak üstünde
havasını veren kişiler Arete, Nausikaa, ırmak tanrı Alkmaion'u bir daha arındırır.
Penelope gibi insanlığın daha ince, daha Akheloos da ona kızı Kallirhoe'yi verir, ama kız
duyarlı ve becerikli yönünü simgeleyen ona varmak için Harmonia'nın gerdanlığı ile
kadınlardır. peplos'unu şart koşar. Alkmaion gene Psophis'e
dönüp Phegeus'tan ister bunları, Apollon'un
Alkmaion. tapınağına adayacağını söyler. Yalan meydana
Argos'lu kâhin. Amphiaraos ile Eriphyle'nin çıkınca Phegeus konukluk kurallarını
oğlu (Tab. 23). Amphiaraos, öleceğini bildiği bozmamak için Alkmaion'u kendi eliyle değil,
Thebai seferine katılmadan önce, oğullarına oğullarının eliyle öldürür. Kallirhoe'nin
analarını cezalandırmak görevini yüklemişti. yakarması üzerine çabuk yetişen oğlu Akarnan
Epigon'lar diye anılan Yediler'in oğulları ikinci kan davasını sürdürerek Phegeus'un oğullarını
Thebai seferine önder olarak Alkmaion'u öldürür, Harmonia'nın uğursuz süslerini de
seçmişlerdi, bir tanrı sözü Alkmaion başlarına Apollon'a adak olarak Delphoi Tapınağına
geçerse zafer kazanacaklarını bildirmişti verirler.
çünkü. Gene de ikircikliydi. Alkmaion,
babasının can verdiği kente gitmekten Alkmene.
çekiniyordu. Bu kez de Eriphyle işe karıştı: Mykene kralı Elektryon'un kızı (Tab. 13).
Harmonia'nın gerdanlığından sonra, tanrı Kaza ile babasını öldüren amca oğlu
armağanı ünlü "peplos"unu da rüşvet alarak Amphitryon'la evlenmeye razı olur, ama önce,
oğlunun sefere çıkmasını sağladı. Savaşta kardeşlerini öldüren Taphos'luları
Epigon'lar üstün geldiler. Alkmaion Eteokles'in cezalandırmasını ister ondan. Amphitryon bu
oğlu Thebai kralı Laodamas'ı kendi eliyle işi yapmaya gitmişken, Zeus Amphitryon
öldürdü ve Polyneikes'in oğlu Thersandros'u kılığında Alkmene'nin yatağına girer, birleşir
onunla. Söylentiye göre, bu sevişme üç tam gözleyen Alkyone'nin önüne atmış. Alkyone de
gün sürmüş, Zeus güneşe bu süre dolmadan kendini dalgalara bırakınca tanrılar acımış bu
görünmemesini buyurmuşmuş çünkü. Tanrı bu karı-kocaya, ikisini de deniz kuşu yapmışlar.
süre içinde Herakles'i ana rahmine Dişisinin de denizde kuluçkaya yatabilmesi için
yerleştirmiş. Aynı gece sabaha karşı seferden Zeus Aiolos'a kış dönümünden yedi gün önce
dönen Amphitryon da güzel karısına kavuşur. ve sonra yelleri dindirmesini buyurmuş.
Ne var ki kocasının biraz önce boş bıraktığı
yatağa gene döndüğünü görünce Alkmene de, Alkyoneus.
karısından fazla bir iltifat görmeyince (1) Gök ile Toprak tanrıların meydana
Amphitryon da şaşmışlar. Daha sonra getirdikleri devler arasında en güçlülerinden
aldatıldığını öğrenen Amphitryon Alkemene'yi biri. Hesiodos'un Theogonia'sında adı geçmez,
diri diri yakmak istemiş, ama Zeus odun Makedonya'daki devler savaşına katılmış, ama
yığınını, üstüne yağmur yağdırarak söndürmüş. onu yere sermek olanaksızmış, çünkü anası
Amphitryon da tanrı buyruğuna boyun eğerek, Toprağın üstüne düştükçe doğrulur, kalkarmış.
karısının bir gece aralıkla doğurduğu Herakles bu yüzden onu sırtlanıp başka bir
Herakles'le İphikles'i bağrına basmış. Kocası ülkeye götürmüş ve bir okla öldürmüş
ölünce, Alkmene oğullarının izinden gitmiş. (Herakles).
Herakles tanrılara karışınca, Eurystheus'un
(2) Delphoi'li güzel bir delikanlı. Ülkeyi
hışmından kurtulmak için Atina'ya sığınmış,
kana boyayan Lamia canavarına yem olmak
sonra da oğluna bunca eziyet yapan o kral da
üzere seçilmiş. Yolda rastladığı bir başka
can verince, gözlerini oymuş. Ömrünün son
delikanlı onun yerine kurban olmayı kabul
günlerini gene Thebai'de geçirmiş, çok yaşlı
etmiş, canavarın mağarasına girmiş, onu
olarak ölen sevgilisini Zeus Mutlular Adasına
kafasından yakalayarak yere çalmış ve ezmiş
götürüp, yeraltı yargıcı Rhadamanthys'le
(Lamia).
evlendirmiş. Onun üstüne hiçbir ölümlü
kadınla da ilişki kurmamış Zeus (Amphitryon,
Aloeusoğulları.
Herakies).
Aloeus'un karısı İphimedeia tanrı
Poseidon'a aşıkmış, her gün deniz kıyısına
Alkyone.
gider, eliyle su alıp göğsüne dökermiş.
Rüzgârlar kralı Aiolos'un kızı Alkyone Sabah
Sonunda tanrı birleşmiş onunla, iki oğulları
Yıldızının oğlu Keyks'le evlenmiş. Karı-koca
olmuş: Otos ile Ephialtes. Ölümlü babaları
öyle mutluymuşlar ki Zeus ile Hera'ya
Aloeus olduğu için Aloeusoğulları deniyor
benzetirlermiş kendilerini. Tanrılar kıskanmış
bunlara. Devmiş her ikiside: Her yıl bir karış
bu mutlu yuvayı, Alkyone ile Keyks'i birer
enine, bir kulaç da boyuna giderlermiş, öyle ki
deniz kuşu haline getirmişler. Alkyon denilen
dokuz yaşına vardıkları zaman tanrılara savaş
bu masal kuşu, yuvasını dalgalar üstünde
açmaya karar vermişler. Bunun için de Ossa
kuran bir çeşit martı imiş. Ovidius bu öyküyü
dağını Olympos'un üstüne bindirip tepesine de
biraz değişik biçimde anlatır: Günün birinde
Pelion dağını oturtarak göğe tırmanacaklarını,
Keyks denizaşırı bir tapınağa gidecek olmuş.
denizleri topraklarla örtüp kurutacaklarını,
Alkyone yalvarmış gitmesin diye, ama
denizle karanın yerini değiştireceklerini
dinletememiş. Yolda Keyks korkunç bir
bildirmişler. Üstelik de âşık oldukları Hera ile
fırtınaya tutulmuş, gemisi batmış, kendisi de
Artemis'i kaçırmayı tasarlamışlar. Tanrıların
boğulmuş. Dalgalar ölüsünü kıyıya, dönüşünü
başına açtıkları dertlerden birini Homeros
şöyle anlatır İlyada'da (V, 385): Alpos.
Sicilya'da yaşayan korkunç bir dev.
Yolcuları pusuya düşürür, kayalar altında ezer,
Ares de bu yüzden çok acılar çekti,
sonra yermiş. Bu devi tanrı Dionysos öldürmüş:
Otos'la güçlü Ephialtes, Aloeus'un iki oğlu,
Thyrsos değneğini boynuna atınca, dev
vurdular onu kalın zincirlere,
tunç bir küpte kapalı kaldı tam on üç ay! çarpılıp denize, altında Typhon devinin
bulunduğu adanın yanına düşmüş.

Hermes kurtarır Ares'i, ama savaş tanrı Althaia.


bitkin durumdadır. Tanrıların canına tak der Kalydon kralı Oineus'un karısı, Meleagros
sonunda, cezalarını verirler bu azmanların. Bu ve Deianeira'nın anası. Oğlu Meleagros yedi
anlatıma göre Zeus yıldırımla çarpar, başka bir günlük iken Kader tanrıçaları Althaia'ya
anlatıma göre Apollon oklarıyla öldürdü gelmişler ve ocaktaki bir odunu göstererek, bu
onları. Cezaları Hades'te de sürdürülür! odun yanıp kül olunca Meleagros da ölecek
Yılanlarla bir sütuna bağlı oldukları halde bir demişler. Bunu duyunca Althaia ocağı hemen
baykuşun durmadan ulayarak ötmesini söndürmüş ve odunu alarak bir sandığa
dinlemek zorundadırlar. saklamış. Ne var ki Meleagros Kalydon avı
sırasında Althaia'nın kardeşleri olan dayılarını
Alpheios. öldürmüş. Anası da öfkeye kapılarak sakladığı
Peloponez'de, Elis ile Arkadya bölgeleri yarı yanmış odunu alıp ateşin içine atmış.
arasında akan bir ırmak. Bütün ırmaklar gibi Odun çabucak tutuşup kül olmuş, Meleagros
Okeanos ile Tethys'in oğlu sayılır. Artemis ve da o saat ölmüş. Althaia yaptığına bin pişman
nympha'lara saldırıları masal konusu olmuştur: olup canına kıymış (Meleagros).
Günün birinde Artemis nympha'larla ırmak
ağzında şenlik yaparken, Alpheios onlara Altis.
yaklaşmak istemiş, periler de yüzlerine çamur Olympia şehrinin yöresinde Zeus'a adanmış
sürerek kendilerini tanınmaz hale getirmişler. kutsal orman. Ünlü yontucu Pheidias'ın
Alpheios su perisi Arethusa'ya da tutkunmuş, atelyesi bu korulukta imiş.
onu Sicilya'ya dek kovalamış (Arethusa).
Amaltheia.
Alphesiboia. Birçok efsanelere göre, Amaltheia
Dionysos'un tutkun olduğu Asya'lı nympha. Rheia'nın, çocuklarını doğar doğmaz yutan
Tanrı onu elde etmek için binbir çare Kronos'tan kurtulup Girit'e kaçırdığı Zeus'a
düşünmüş, sonunda bir kaplan olup kızı dadılık eden nymphanın adıdır. Amaltheia
kovalamaya başlamış. Koşa koşa bir ırmağın çocuğu İda dağındaki bir mağaraya götürmüş
kıyısına gelmişler, kız ırmağı geçebilmek için ve orada bir keçinin sütüyle beslemiş. Bu keçi
tanrının kolları arasına girmeye razı olmuş. Helios'tan doğma korkunç bir yaratıkmış,
Dionysos'tan gebe kalıp Medos'u doğurmuş. Titanlar ondan öylesine korkarlarmış ki Gaia
Medos, Med'ler boyuna adını verdiği gibi, onu Girit mağaralarında saklamak zorunda
geçilen ırmağa da Tigris (Dicle) yani Kaplan kalmış. Zeus sonradan bu keçinin postu ile
ırmağı denmiş. Aigis kalkanını yapmış. Başka bir geleneğe
göre Amaltheia asıl bu keçinin adıdır. (Bellerophontes). Troya'nın önündeki bir
tepede mezarı bulunan Myrrhine ise
Tanrı çocuk o kadar güçlüymüş ki
tanrılaşmış bir kahramana benzer, çünkü halk
sütninesinin bir boynuzunu kırmış ve bunu
arasında adı başka, tanrılarca başkadır
kendisine bakan nympha'lara verip içini
(Myrina).
diledikleri gibi doldurabileceklerini söylemiş.
Böylece her türlü yemişle dolan boynuz Efsaneye göre Amazon'lar savaş tanrı Ares
"Bolluk Boynuzu" oluvermiş. ile Harmonia'nın (ya da Aphrodite'nin) kızları
sayılır. Savaşçı karakterleri böylece
Amata. kaynaklarından da belli olan bu kadınlar ok ve
Latium kralı Latinus'un eşi. Kızı Lavinia'yı yaydan başka bir de "labrys" denilen iki ağızlı
Rutul'lar kralı Turnus'a vermek istiyordu. Ne baltayı silah olarak kullanırlar. Bu baltaya hem
var ki Aeneas İtalya'ya ayak basınca kral Girit'te, hem Hitit kabartmalarında rastlanır.
Latinus kızını onunla evlendirmeye karar Amazon'ların at üstünde savaşmaları, atı
verdi. Troya'lılara düşman olan Amata Turnus'u yalnız arabaya koşmak için kullanan ilk
Aeneas'a savaş açmaya itti. Savaş Rutul'lar için Yunanlıları özellikle etkilemiş olsa gerek.
korkunç bir yenilgi ile sonuçlanıp Turnus da Homeros'ta Myrina'ya "çok zıplayan, yüksek
ölünce, Amata kendi canına kıydı. atlayan" denmesi acaba atlı bir tanrıça
olmasından mıdır? Amazon'ların yayıldığı
Roma'da Vesta rahibeleri, başrahip
bölgelerle Hitit'lerin bulunduğu bölgelerin
Pontifex Maximus tarafından görev başına
birbirini tutması da dikkati çekmekte.
getirildikleri gün Amata adıyla anılırlardı.
Amazon'ların Anadolu topraklarında bir Hitit
kalıntısı, ya da Hitit'lerle ilgili bir anı
Amazon.
olabileceği varsayımını bazı bilginlerde,
Anadolu'nun mythos'a katkıları salt efsane,
özellikle Halikarnas Balıkçısı'nda
uydurulmuş masal değildir. Anadolu kaynaklı
uyandırmıştır.
efsanelerin hemen hepsi olmuş olayları
yansıtır, yaşamış kişileri konu alır. Bu Amazon adının kökeni de yazarlarca şöyle
yüzdendir ki bir gerçek payı ve tarihsel bir açıklanır: A-mazon, yani memesiz demekmiş,
nitelik taşırlar. İzlerine destanlarda olduğu adın nedeni de bu savaşçı kadınların yayı
kadar, tarihçilerin ve coğrafyacıların göğüslerine rahatça dayayabilmek için bir
eserlerinde rastlamamız bunu kanıtlar. memelerini kesip çıkarmaları imiş.
Amazon'lar bu gerçeğin en belirgin örneğidir, Amazon'ların erkek gibi oluşu, savaşçı bir
çünkü efsaneleri yalnız bir olayı değil, bütün kadın topluluğu olmalarından ileri gelir.
bir düzeni dile getirir. Anadolu bin yıllarca Başlarında hiçbir erkek bulunmadan kendi
anaerkil bir toplum düzeni içinde yaşamış ve kendilerini yöneten Amazon'lar önder olarak
bu düzenin simgesi olan Ana Tanrıça'ya değişik bir kraliçe tanırlar, nitekim birçok
adlarla tapınmıştır. Amazon'lar işte bu düzenin kraliçelerinin adı geçer efsanede. Erkekleri
kalıntılarıdır, babaerkil özellikte ve nitelikte yanlarında köle ya da uşak olarak
olan Yunan mythos'unu bu kadar etkilemiş bulundururlar, onlarla cinsel alışveriş kurup
olmaları da ondandır. çocuk doğururlar, ama erkek çocuklarını sakat
eder ya da öldürürler, yalnız kız çocuklarını
Amazon'lardan dem vuran en eski kaynak
yetiştirip aralarına alırlar. Bu tutum
Homeros'tur: "Erkek gibi Amazon'lar" der ve
Anadolu'ya gelen Yunanlıları çok şaşırttığı
Bellerophontes'in onları yendiğini belirtir
içindir ki, Amazon'ları anlatmakla ana tanrıçası Kybele ile sıkı sıkıya ilişkili
bitiremezler. oldukları apaçık belli olan Amazon'ların

Yurtları üstüne kaynaklar birbirlerini pek efsaneleri de, tarihsel kimlik ve kişilikleri de

tutmaz. Çoğu efsanelerde Amazon'lar ana tanrıça üstüne olan bilgilerimiz

Karadeniz'de Thermodon (Terme) çayının değerlendirildikçe açıklık ve kesinlik

kıyısında Themiskyra şehrini kurmuşlar ve kazanacaktır (Artemis, Kybele).

orada oturmaktadırlar. Bu şehir bugünkü Fatsa


Ambrosia.
ya da Ordu yakınında olsa gerek Argonaut'lar
Kolkhis'e varmadan onlarla karşılaşırlar. Başka Homeros destanlarında Olympos tanrıları
kaynaklar onları Kafkas eteklerine, Trakya'ya "ambrosia" ve "nektar" ile beslenirler. Ölümsüz
ya da güney İskitya'da Tuna ağzına anlamına gelen ambrosia birçok çiçek
yerleştirirler. Anadolu'da hemen her yerde özlerinin katıldığı bir çeşit balmış. Ambrosia
adlarına rastlanması bu kaynakları yalancı ile beslenen tanrılar yaralanmaz olurlar, bu
çıkarmaktadır. büyülü bal insanlara da içirildi mi, onlara
gençlik, mutluluk ve ölümsüzlük sağlarmış,
Amazon'ların tarih öncesi çağlarda Batı
Anadolu'ya yayıldıktan sonra Yunanistan'a dek
Amores.
sokuldukları ve Atina önünde savaştıklan
Latince aşk anlamına gelen Amor (yahut
anlaşılmaktadır. Ege kıyılarında Amazon
Cupido) Roma imparatorluğu döneminde,
kraliçeleri tarafından kuruldukları söylenen
elinde yayla okluk bulunan tombul, kanatlı bir
şehirler şunlardır: Pitane, Myrina, Kyme,
çocuk olarak canlandırılmıştır. Sanatta
Gryneion, Smyrna. Ephesos ve Ptiene'nin ilk
çoğaltılan bu figür Venüs'ün çevresinde uçuşur
yerleşme yeri. Bir tanrıça sayılan Myrina'nın
gösterilir. Pompei fresklerinin mitolojik
Lesbos (Midilli) adasına göçüp oranın başkenti
sahnelerinde çok geçen Amores figürleri Batı
Mytilene'yi de kurduğu söylenir.
sanatına Rönesans'la girmiş ve Rokoko
Birçok Amazon'un büyük efsane yiğitleriyle üslubunun bir özelliği olarak XIX. yüzyıla kadar
ilişkisi olmuştur: Hippolyte'nin Herakles, tutunmuştur.
Antiope'nin Theseus, Penthesileia'nın Akhilleus
efsanesinde adı geçer (bkz. bu adlar). Ampelos.
Ephesos ve Smyrna şehirlerinin birer Adı üzüm kütüğü anlamına gelen Ampelos
Amazon tarafından kurulduğu anlatılır. Bu bir satyr'le bir nympha'dan doğma imiş. Tanrı
savaşçı kadınlar kimi ozanların ezgilerinde Dionysos bu güzel delikanlıya gönül vermiş ve
Efes Artemis'i ile ilişkili olarak gösterilir: bir karaağaç dalından salkım salkım sarkan
İskenderiye şairi Kallimakhos Artemis asmayı ona armağan etmiş. Ampelos ağaca
tanrıçaya övgüsünde cenkçi Amazon'ların tırmanıp bir salkım üzüm koparacakken
Ephesos kıyısında tanrıçaya bir heykel düşmüş ve ölmüş. Dionysos sevgilisini gökte bir
diktiklerini ve çevresinde savaş raksı yıldız haline dönüştürmüş.
yaptıklarını, birbirine vuran kalkanlarının ta
Sardes'e dek yankılandığını yazar. Amazon'lar Amphiaraos.
Ephesos'taki ünlü Artemis tapınağı ile de Öyküsü Thebai efsaneler zincirine bağlı
ilişkilidirler. Dünyanın yedi harikasından biri Melampus soyundan ünlü bir kâhin. Oikles ile
olan bu tapınağı Amazon'ların yaptığı ya da Hypermestra'nın oğlu, Alkmaion ile
orada rahibelik ettikleri anlatılır. Anadolu'nun
Amphilokhos'un babası (Tab. 23). Yolda başlarına gelen bazı olaylardan

Geleceği bilen, her edimin doğuracağı (Hypsipyle, Opheltes) sonra, Yedilerin

sonucu önceden gören tanrı sözcülerinin düzenledikleri Nemea yarışmalarında

hayatı yürekler acısıdır çokluk. Amphiaraos'un Amphiaraos atlama ve disk atmada birinci

da öyle, anlayışsız kimselerin çıkarlarına gelir. Thebai'ye varınca önderlerin her biri

kurban gitmiştir. şehrin bir kapısına dayanır. Aiskhylos'un ölmez


eseri "Thebai'ye Karşı Yediler" tragedyasında
Argos ili, kral Proitos zamanında üçe
Amphiaraos hem akıllı, hem yiğit bir adam
bölünmüştü: Bir bölümünü kendisi alır,
olarak tanımlanır (576 vd.):
öbürünü aynı soydan olan Bias ile Melampus
arasında böler. Bu soyların vârisleri arasında
kavga çıkar günün birinde: Melampus Sonra kardeşine, güçlü Polyneikes 'e
soyundan Amphiaraos, Bias soyundan çevirir bakışlarını;
Adrastos'un babası Talaos'u öldürür. Adrastos iki kez çağırır onu adını heceleyerek

Sikyon'a, ana tarafından dedesi Polybos'un ve şu sözler dökülür ağzından:


"Güzel iş doğrusu bu yaptığın,
yanına sığınır (Adrastos) ve o ölünce kral olur.
tanrıların seveceği, torunlarının
Bir süre sonra Amphiaraos ile Adrastos
övünecekleri
barışırlar, Amphiaraos bu barışı candan ister,
şanlı şerefli bir iş:
Adrastos ise art düşüncelerle karşılar. Bir yabancı orduyu üstlerine salıp
Amphiaraos'un kendisine karı olarak verdiği atalarının yurdunu, soyunun tanrılarını
Eriphyle'yi bir şartla alır: Kaynatasıyla perişan etmek!
arasında bir anlaşmazlık çıkacak olursa, Hangi dava insana ana sütünü kurutma
yargıçlığını Eriphyle yapacaktır. Amphiaraos hakkını verir?
bu şartı da kabul eder. Kılıçla fethedeceğin yurt toprağı mı
destek olacak senin davana?
Amphiaraos , Kalydon avına ve
Bana gelince, ben düşman ülkesinde saklı
Argonaut'lar seferine katıldıktan sonra, kâhin,
Adrastos onun Thebai'ye savaş açan ben bu toprağı besleyeceğim ölü bedenimle.
Yediler'den olmasını İster. O sırada Thebai'den Çarpışalım: Şerefsiz olmayacak beni
kardeşi Eteokles'in sürdüğü Polyneikes bekleyen ölüm!"
Adrastos'un konuğudur ve kardeşinden öç Böyle söyledi kâhin, kalın tunç kalkanını
almak için yardım istemektedir. Amphiaraos kaldırıp göğsüne.
bu seferin yıkımla sonuçlanacağını, kendisinin Hiçbir arma yoktu kalkanında;

de sağ dönmeyeceğini bilir, hem katılmak çünkü o kahraman görünmek değil,


kahraman olmak istiyordu.
istemez, hem de Adrastos'u vazgeçirmeye
Derin kazıyor yüreğinin
çalışır. Ama Polyneikes Eriphyle'yi baştan
derin düşünceler yetiştiren toprağını.
çıkarır: Kadmos'la evlenirken Harmonia'ya
Böylesi bir insana hem akıllı, hem yiğit
tanrıların düğün hediyesi olarak verdikleri hasımlar göndermelisin derim ben:
gerdanlığı armağan eder ona. Kadın büsbütün Tanrılara saygılı olandan korkulur.
Polyneikes'le Adrastos'tan yana döner, kocasını
zorlar sefere katılmaya. Amphiaraos verdiği
sözü tutmak zorundadır, sefere çıkar. Ama Düşman kardeşler Eteokles ile Polyneikes
gitmeden önce oğullarına yemin ettirir: birbirlerini öldürünce, şehir kurtulur, ama
Analarından öç alacaklardır. korkunç bir bozgun başlamıştır. Amphiaraos
İsmenos ırmağının kıyılarına doğru kaçar ve
tam düşmanı Periklymenos ona yetişecekken, Amphinomos.
Zeus'un saldığı bir şimşekle toprak yarılır ve Penelopeia'nın talipleri arasında en aklı
ünlü kâhini atları, arabasıyla yutar. başında olanıdır. Durgun ve ölçülü bir
Amphiaraos'un toprağa gömüldüğü yer adamdır, Telemakhos'un öldürülmesine karşı
Pausanias zamanında da gösterilirmiş. Zeus bu çıkar (Od. XVI, 394 vd.)
tanrı sözcüsüne ölümsüzlük bağışlamış: Öbür talipler gibi dilenci kılığındaki
Attika'da Oropos denilen bir yerde kâhinliğini Odysseus'a kötü davranmaz, dövülmesine karşı
sürdürürmüş. gelir, talipleri yatıştırmaya çalışır (XVIII, 121
vd.). Gene de taliplerin kaderini paylaşmaktan
Amphiktyon. kurtulamaz ve Telemakhos'un kargısıyla
Deukalion ile Pyrrha'nın oğlu, Hellen'in vurulur (Od. XXII, 90 vd.).
kardeşi (Tab. 20). Kızıyla evlendiği Atina'lı kral
Kranaos'u tahtından atarak yerine geçmiş, on Amphion.
yıl krallık ettikten sonra kendisi de Zeus ile Antiope'nin oğlu, Zethos'un ikiz
Erikhthonios tarafından sürülmüş. Efsaneye kardeşi (Tab. 9).
göre Attika başkentini tanrıça Athena'ya
Antiope ikiz çocuklarını doğurunca, amcası
adayıp ona Atina adını veren ve Dionysos'u
Lykos onları Kithairon dağına bırakıp,
Attika'da ilk konuklayan bu kraldır.
Antiope'yi de karısı Dirke'ye köle olarak verir.
Yunan kentleri arasında dinsel birlikler İkizler dağda çobanlar arasında büyür,
halinde kurulup, belli zamanlarda bütün Amphion'un müziğe yeteneğini fark eden tanrı
kentlerin elçilerini bir araya getiren Apollon (ya da Hermes) ona bir lyra armağan
"amphiktyonia"lara adını veren de oymuş. etmişti. Günün birinde Dirke'nin yanından
kaçan Antiope gelir, dağda oğullarını bulur ve
Amphilokhos. öcünü almaya iter onları. Ikizler Thebai'ye
Ünlü kâhin Amphiaraos ile Eriphyle'nin dönerler, Lykos'u öldürüp, Dirke'yi azgın bir
oğlu, Aikmaion'un küçük kardeşi (Tab. 23). boğanın boynuzlarına saçlarıyla bağlayarak
Epigon'lar seferine katıldığı, ama anası salıverirler hayvanı. Dirke kayalar üstünde
Eriphyle'nin öldürülmesinde bir rol oynamadığı parçalanıp can verir. Ölüsü bir ırmağa atılır, o
sanılır, çünkü Alkmaion gibi Erinys'lerin ırmağa Dirke adı verilmiştir sonradan. Zeus'un
saldırısına uğramaz (Alkmaion). Adı İlyada'da buyruğuyla Thebai şehrinin yönetimi bundan
geçmediği halde, Troya seferine katıldığı ve sonra Amphion'la Zethos'a geçer. Ikizler kentin
özellikle dönüş efsanelerinde rol oynadığı surlarını kurmaya koyulurlar. Ikizler
görülür: Troya düştükten sonra, babası gibi birbirlerine hiç benzemiyorlar, sert yaratışlı
tanrı sözcüsü ve falcı olan Amphilokhos Zethos avcı ve savaşçı idi, Amphion ise tam
Anadolu'da kalır, Kalkhas'la birlikte birçok tersine yumuşak, sevimli bir sanatçıydı.
kehanet merkezleri kurarlar (Kalkhas). Surları yaparken Zethos sırtında kocaman kaya
Efsaneye göre Amphilokhos Kilikya'da (Seyhan parçaları taşıyor, Amphion ise lyra çalıyor,
bölgesinde) Maİlos şehrini kurar, ama oranın çalgının güzel ve büyüleyici seslerine
krallığını kendisi gibi kâhin olan Mopsos ile kendilerini kaptıran taşlar yerlerinden
paylaşamadığından, onunla kavgaya tutuşur. kımıldıyor, istenilen sıraya girip yan yana
Bu çarpışmada her ikisi de can verir (Mopsos). diziliyorlardı.
Amphion Tantalos'un kızı Niobe ile
evlenmiş, Apollon'la Artemis Niobe'nin Amphitryon.
çocuklarını oklarıyla vururken Amphios'u da Tirnys kralı Alkaios'un oğlu (Tab. 13). Kaza
küstah bir soy yarattı diye öldürmüşler ile amcası Elektryon'u öldürür. Yurdundan
(Niobe). sürülüp Thebai'ye sığınır, ora kralı Kreon onu
bu suçundan arındırır. Amphitryon kendisiyle
Amphissos. birlikte Thebai'ye gelen amcakızı güzel
Bkz. Dryope. Alkmene'ye talip olur, ama Alkmene bu
evlenme için bir şart koşar: Amphitryon, bir
Amphitrite. zamanlar kral Pterelaos'un oğullarınca
Okeanos kızı Doris'in deniz tanrı Nereus'la öldürülen kardeşlerinin öcünü almalıdır. Kreon
birleşmesinden Nereides diye anılan elli kız da bu işe yardım etmeye söz verir, yeter ki
doğar. Ahenkli isimlerini dize dize saymakla Dionysos'un Thebai ülkesine saldığı Teumessos
bitiremez Hesiodos (Theog. 240 vd.). tilkisinden kurtarsın bölgeyi. Amphitryon bu işi
Amphitrite de bunlardan biridir, öyküsü, başarır, sonra da Alkmene'nin isteğini yerine
macerası yoktur her nedense. Günün birinde getirmek için yola çıkar.
Poseidon onu bir kumsalda kız kardeşleriyle Alkmene'nin kardeşlerini Taphos adasından
oynarken görmüş ve güzelliğine vurulmuş. gelme bir ordu öldürmüştü, bu adanın kentini
Ama kız çok utangaçmış tanrıdan kaçmış ve almak ise kralı Pterelaos'u öldürmeye bağlıydı,
Atlas'ın dünyayı omuzlarında taşıdığı uzak o da olanaksız, çünkü kralın saçında onu
ülkelere varmış. Poseidon da bir yunus balığı ölümsüz kılan bir altın tel varmış.
göndermiş peşinden, yunus Amphitrite'yi Amphitryon'a tutulan kral kızı Komaitho
sırtladığı gibi, getirmiş deniz kralına vermiş. babasının başından altın teli koparmış.
Evlenmişler ve o gün bugün mutlu bir çift Pterelaos ölünce, Amphitryon da Taphos'u ele
olarak yaşamışlar. Denizden olma bir sürü geçirmiş ve krallığını sefere katılan arkadaşı
yaratığın başında, köpükler arasında kayan bir Atina'lı Kephalos'a vermiş. Ama Komaitho'ya
arabada oturur gösterilen denizler kraliçesi, şükran beslemek şöyle dursun, onu öldürmüş
Poseidon'a vefalı bir eş olmuş, kimi efsaneciye ve Taphos'u yağma ettikten sonra Thebai’ye
göre çocuğu olmamış, ama Hesiodos onun dönmüş. (Alkmene).
Triton'u doğurduğunu şöyle anlatır (Theog. 230
Ne var ki o sırada Zeus Amphitryon
vd.):
kılığında Alkmene'nin koynuna girer, onu yiğit
Herakles'e gebe bırakır. O gece sabaha karşı
Toprağı sarsıp gümbürdeten Poseidon, Amphitryon da savaştan döner ve karısına
Amphitrite tanrıçayla evlendi kavuşup Iphikles'i üretir. Amphitryon
ve onların sevişmelerinden Alkmene'nin macerasını öğrenince, ona ceza
büyük Triton doğdu, gücü kuvveti sonsuz, vermeyi düşünür önce, ama Zeus buna engel
o Triton ki dalgaların dibinde, olur. Alkmene bir gün arayla Herakles'i, sonra
anasının ve soylu babasının yanında
da Iphikles'i doğurur. Amphitryon hangisinin
altından bir sarayda oturur
kendi oğlu olduğunu bilmek için çocukların
korkular saçarak çevreye.
odasına iki koca yılan koyar, İphikles ürker,
sekiz aylık Herakles ise oynayarak boğar
canavarları. Amphitryon böylece ölümsüz
çocuğun hangisi, ölümlünün hangisi olduğunu korkunç bir kuraklıkla karşılaşırlar, nedeni de
anlar. Başka bir anlatıma göre, bu işi Poseidon'un öfkesidir: Göz koyduğu Argos'un
Amphitryon değil de Zeus'u kıskanan Hera Hera'ya verilmesine kızmıştır. Danaos, kızlarını
yapmış. Amphitryon iki çocuğu birlikte su aramaya gönderir. Amymone bütün bir gün
yetiştirmiş ve Herakles'in yanıbaşında kırlarda dolaştıktan sonra yorgun düşüp
Minyen'lere karşı bir savaşta can vermiş. uykuya dalar. O sırada bir satyr'in saldırısına

Amphitryon Batı yazınında ilk aldatılan uğrar, kız uyanır, avazı çıktığı kadar bağırır ve

koca olarak yaşar. Ne var ki adı Homeros Poseidon'a yakarır. Tanrı çıkagelir, satyr'i

destanlarında geçtikçe, çok saygıdeğer, kovar, yabasını kayaya vurup bir kaynak

giderek mutlu bir kişi olarak tanımlanır, çünkü fışkırtır. Bu kaynak sonradan Amymone adını

büyük tanrı Zeus tarafından aldatılmak zül alır. Güzel kıza gönül veren Poseidon onunla

değil, şeref sayılır Homerik çağlarda. Sonraları birleşir ve Nauplios adlı bir oğulları olur.

görüşler değişmiş: Yunan ilkçağında Nauplios Argos ilinin güneyinde Nauplia

Euripides'in "Alkmene" (kayıp) adlı bir şehrinin kurucusudur.

tragedyası olduğuna göre, konu komik "Amymone" Aiskhylos'un "Yalvarıcı


sayılmamıştı daha, yeni komedya denilen Kadınlar" ile başlayan ve Danaos kızları ile
Hellenistik çağ tiyatrosu Amphitryon-Alkmene Aigyptos-oğullarının dramını anlatan trilogia'ya
serüvenini işlemeye başlar, Latin komedya eklenmiş bir satyr oyununun (kayıp) adı olsa
yazan Plautus "Amphitruo" adlı oyununda gerek.
aldatılmış koca motifini bütün çıplaklığıyla ele
alır, Amphitryon'un benzeri Sosias tipini de Anadyomene.
yaratarak Moliere'in tadına doyulmaz Tanrıça Aphrodite'ye verilen bir sıfat. "Su
"Amphitryon" komedyasına örnek olur. yüzüne çıkan, dalgalardan doğan" anlamına
gelir. Tanrıçanın, Uranos'un denize savrulan
Amykos. atmığıyla meydana gelmiş köpüklü dalgalardan
Poseidon'un oğullarından bir dev. Bursa'dan doğduğunu belirtir (Uranos, Aphrodite).
Karadeniz'e uzanan Bithynia bölgesinde
Bebrykes adlı bir boyun kralıymış. Yumruk Anaksarete.
dövüşünde pek usta olan bu dev hem çıplak Kıbrıs'lı bir kız: Güzel, ama duygusuz ve
yumrukla, hem de kestos denilen kurşunlu bir kalpsizmiş. İphis adlı bir delikanlı ona delice
eldivenle yarışırmış, ülkesine her geleni âşık olmuş, karşılık görmeyince, kızın kapısına
kendisiyle boy ölçüşmeye zorlar, çoğu zaman asmış kendini. Anaksarete buna da
yener ve öldürürmüş. Argonaut'lar Bebryk'lerin aldırmamış, delikanlının cenazesi evinin
ilinde Khalkedon'a (Kadıköy) vardıkları zaman, önünden geçerken pencereye çıkıp kaygısızca
Zeus oğlu Polydeukes onunla güreşmeyi göze seyretmiş. Tanrıça Aphrodite de bu kadar katı
almış ve korkunç devi yenerek yolculara karşı yürekliliğe kızarak Anaksarete'yi bir heykele
bu insafsızca davranmasına son vermiş dönüştürmüş.
(Argonaut'lar).
Androgeos.
Amymone. Minos ile Pasiphae'nin oğlu, ünlü bir atlet.
Danaos'un elli kızından biri. Amymone Atina'da Panathenaia bayramlarında
babasıyla birlikte Argos iline gelir. Orada düzenlenen bütün yarışmaları kazandığı için
kral Aigeus onu kıskanmış ve Marathon efendisi anlamına gelen bu adı, çocuk büyür
ovasında korku salan bir boğayı öldürmeye de bir gün Troya'ya kral olur umuduyla
göndermiş. Androgeos bu işi başaramayıp takmışlardır. Ama Hektor'un ölümünden birkaç
ölmüş. Minos da öç alması için tanrı Zeus'a gün önce Astyanaks dadısının kollarında
yalvarmış. Tanrı Attika'ya kıtlık salmış, kıtlığı dolaştırılan bir bebektir.
önlemek için Aigeus her yıl Girit'e Atina'dan
Andromakhe'nin anadan, babadan,
yedi delikanlı ile yedi genç kız göndermek
kardeşten yüzü gülmemişti. Uğursuz savaş
zorunda kalmış. Minotauros'a yem olan bu
Anadolu kıyılarına gelip çatınca, Troya
gençleri kurtarmak işini Theseus başarmış
yöresinde rahat kalmamıştı. Akha ordusu
(Aigeus, Theseus).
dokuz yıldır Troya kapıları önünde pinekliyor,
düşüremiyorlardı bir türlü Anadolu'nun kutsal
Androklos.
kalesini. Hele içi içine sığmayan genç ve
Atina kralı Kodros'un oğlu. Efsaneye göre atılgan Akhilleus çok sabırsızlanıyordu.
Efes bölgesine yerleşmiş Leleg'lerle Karia'lıları Şehirden çıkıp, dağda, bayırda davarlarını
kovan İon göçmenlerinin önderi olan Androklos otlamaya giden, atların çeşmeye süren tek tük
Ephesos şehrinin kurucusudur. Samos (Sisam) Troya'lıları her fırsatta kovalayıp öldürmekle
adasını da o ele geçirmiş. İon göçmenlerine bile doyuramıyordu kana susamışlığını.
bir tanrı sözcüsü kuracakları şehrin yerini Bölgede çapulculuk seferlerine çıkmış
kendilerine bir yaban domuzunun Akhilleus, Mysia'ya varmıştı. Kral Eetion'un
göstereceğini bildirmiş. Bir gece İon'lar sarayında yapmadığını bırakmamış, yaşlı başlı
ormanda balık kızartırken, balık sıçramış, bir kralı öldürmüş, yedi Oğlunun insafsızca
ateş kıvılcımı da koruluğa düşmüş, ağaçların canlarına kıymıştı. Andromakhe'nin anasını da
arasından bir yaban domuzu çıkmış. Androklos esirgememişti. "Ormanlık Plakos dağının
hayvanı oracıkta öldürmüş ve tanrı eteğinde kraliçeydi anam" diyor Andromakhe
buyruğunun gerçekleştiğini anlayarak Ephesos yana yakıla; kraliçeyi de Akhilleus esir
şehrini o korulukta kurmuş. sürüsüne katmış, Troya'ya getirmiş, sonra
büyük bir kurtulmalık karşılığında serbest
Andromakhe. bırakmıştı, ama zavallı kadın, Homeros'un
Andromakhe, Mysia bölgesinde Thebai dediği gibi,"hür gününü" görür görmez
şehrinin kralı olan Eetion'un kızıdır. Eetion kral ölmüştü.
Priamos'a dostluk bağlarıyla bağlıdır.
Andromakhe Troya sarayında kadınlar
Sarayında yedi oğlu ile büyüttüğü tek kızı
dairesinde, hizmetçileri arasında nakış
sevimli, uslu, akıllı Adromakhe'yi Priamos'un
işlemekle, mekik dokumakla vakit geçirir. Her
en değerli oğlu Hektor'a verir. Düğün dernek
geçen gün bir işkencedir, çünkü korku
nasıl olmuş? Andromakhe, Priamos'un oğulları
kaplamıştır yüreğini, ne kadar yiğit de olsa
ve gelinleri için yapılmış önü revaklı evlerin
Hektor'un bir gün düşman kargısı altında can
birine nasıl gelin girmiş? Bunu şairler bize
vereceğinden korkar. Troya ovasında yiğitler
anlatmaz. Mutlu günlerini bilmeyiz bu güzel
boğuşurken, rahat durmaz, dört duvar
karı-kocanın. Hektor'la Andromakhe ancak
arasında. İkide bir savaşı gözlemek için
yıkım gelip çattığı zaman, İlyada'da anlatılan
çocuğunu dadıya verip batı kapısının üstündeki
savaşın dokuzuncu yılında Troya sahnesine
kuleye çıkar. Bir gün Hektor savaştan ara
çıkarlar. Arada, bir çocukları olmuştur:
bulup şehre gelir, karısını evde arar, yok,
Astyanaks. Troya'lılar Hektor'un oğluna "şehrin
yiğit, batı kapılarına koşar, uzaktan
Andromakhe'yi ve yavrusunu görünce, Erkeğim benim, göçüp gittin genç yaşında,
gülümser. Andromakhe gözyaşları dökerek gittin, evimizde dul bıraktın beni,
ellerine sarılır (İl. 407 vd.). çocuğumuz da ufacık, körpecik,
bizden olan, kara talihli ikimizden,
bilmem, gençlik çağına erer mi ki,
Ah kocacığım, bu hırs yiyecek seni, bu şehir yerle bir olacak baştan aşağı,
yavruna, talihsiz karına acıma yok sende, sen öldün, onun koruyucusu bekçisi,
dul kalmama, biliyorum, az gün var, sen, soylu analarını, çocukları ayakta
Akha'lar üstüne saldırıp öldürecekler seni. tutan.
Sensiz kalmaktansa toprak yutsun beni Dile gelmez acılar bıraktın, Hektor, anana,
daha iyi babana,
Benim senden başka dayanağım yok, ama bana kaldı gene en büyük acı.
alıp götürdüğü zaman ölüm seni Ölüm döşeğinde uzatmadın ellerini bana,
yalnız acılar kalacak bana, şöyle güzel bir söz söylemedin ki,
Ne babam var benim, ne ulu anam... gözyaşı döke döke gece gündüz anayım onu.
Sen bana bir babasın, Hektor,
Ulu anamsın benim, kardeşimsin,
arkadaşısın sıcak döşeğimin. Gerçekten de çilesi bitmez
Burada, kalede kal, acı bana, Andromakhe'nin. Euripides'in "Andromakhe"
yetim koma yavrumuzu, karını dul koma. adlı tragedyasında, Akhilleus'un oğlu
Neoptolemos'un sarayında görürüz onu,

Hektor acır karısına, ne yapsın, bir korkak Neoptolemos kızı Hermione ile evlenmiştir,

gibi çekilecek değil ya savaştan Troya ama çocuğu olmamıştır, oysa tutsak olarak

ordusunun desteği, dayanağıdır. konağına getirdiği Andromakhe ona üç oğulla


bir kız vermiştir. Hermione bu Troya'lı kadını
Günler geçer, Hektor ile Akhilleus arasında
fena kıskanır, Neoptolemos'un Delphoi'ye
teke tek savaş başlar. Ölüm-kalım savaşı,
gidişinden faydalanarak, Andromakhe ile
İlyada destanının en dramatik sahnesi.
oğlunu öldürmek ister, Themis tapınağına
Hektor'un ölümüne karar vermiştir tanrılar.
sığındıkları halde, onlara kıyacaklardır ki, son
Yiğitçe dövüşerek can verir. Troya surlarından
dakikada kurtulurlar.
bir çığlıktır kopar, Andromakhe odasında
mekik dokurken duyar bu vaveylayı, deli gibi Euripides'ten çok daha güzel, çok daha

fırlar dışarıya; Akhillus'un arabasına bağlayıp insanca bir Andromakhe tipi yaratan şair XVII.

toz toprak içinde sürüklediği Hektor'un yüzyıl Fransız şairi Racine'dir. Hektor'u bir

ölüsünü görünce, düşer, bayılır. türlü unutamayan, Neoptolemos'un (Fransız


tragedyasında adı Pyrrhus'tur) aşkına karşılık
Bu işkence dokuz gün sürecektir: Her
vermeyen ve Hermione'nin kıskançlığını boşa
sabah Akhilleus ölüyü arabasına bağlayıp
çıkaran, yiğit ve bilinçli bir kadın, şefkatli bir
sürükler. Onuncu günü akşam kral Priamos
ana tipidir.
Akhilleus'un barakasına gider, yumuşatır
yüreğini ve ölüyü alır, getirir. Hektor'un Jean Anouilh'in "La Guerre de Troie n'aura

cenaze töreninde görürüz şimdi de pas lieu" (Troya savaşı olmayacaktır) piyesinde

Andromakhe'yi. Ozanlar arasında ağıda başlar, de Andromakhe ilginç, çekici bir tip olarak

şöyle der (İl. XXIV, 725 vd.): canlanır gözümüzün önünde.


Phrygialı bir genç kız kılığına girer de öyle
Andromeda. görünür Ankhises'e. Troyalı prens arzu ile
Aithiopia kralı Kepheus'la Kassiepeia'nın yanıp tutuşarak tanrıçaya yaklaşır.
kızı. Anası, Nereus kızlarının hepsinden daha Sevişmelerinin sonunda gülümser tanrıça,
güzel olmakla övünmüş. Nereus kızları da sevgilisine şöyle seslenir:
Poseidon'a dert yanmışlar, öç almasını
istemişler. Tanrı korkunç bir ejder salmış
Senin bir oğlun doğacak, Troya’lılara kral
Kepheus'un ülkesine, kasıp kavuruyormuş
olacaktır o.
ortalığı. Zeus-Ammon tapınağının kâhinine
Ve çocuklarına çocuklar doğacaktır
başvuran kral kızını canavara kurban ederse sonsuzluğa dek!
ülkesinin ejderden kurtulacağı cevabını almış.
Halk da Kepheus'u kızını feda etmeye
zorlamış. Sonunda Andromeda'yı bir kayaya Tanrıça doğuracağı oğlanı büyütmek için
bağlamışlar. Canavar da onu parçalamak üzere nympha'lara vereceğini, onu beş yaşında
yaklaşırken, birden yiğit Perseus gökten inmiş babasına tanıtacağını ve çocuğun kimin olduğu
atı Pergasos üstünde, Gorgo'yu öldürmüş, sorulursa sakın Aphrodite'nin oğlu olduğunu
kafasını eline almış, dönüyormuş ki, kayaya bildirmemesini, yoksa Zeus'un yıldırımına
bağlı güzel kızı görmüş. Tutulmuş da hemen çarpılacağını söyler ve Ankhises'i bırakıp gider.
ona, babasına gitmiş, demiş ki, kızını bana Bir efsaneye göre Ankhises tanrıçanın
verirsen, canavardan kurtarır, canavarı da sözünü tutmaz, fazlaca içtiği bir gün
öldürürüm. Öyle olmuş, Perseus ejderi Aphrodite ile sevişmiş olmakla övünür ve
öldürüp kızı almış. Sonra da evlenmişler, ne çarpılır. Bunun sonucunda topal - ya da kör -
var ki Andromeda amcasına Phineus'a kaldığı, Troya'dan kaçarken Aineias'ın onu
sözlüymüş, Phineus adamlarını toplamış, sırtına almasının nedeni bu olduğu anlatılır.
düğün gecesi saldırmış Perseus'a. Ama yiğit Troya'dan ayrılırken seksen yaşında olduğu da
Gorgo kafasını tutmuş karşılarına, hepsi birden söylenir. Vergilius'un Aeneis'inde Ankhises'in
taştan adam olmuşlar (Perseus). Sicilya'da Drepanon burnunda öldüğü ve
Aeneas'ın babası şerefine oyunlar tertiplendiği
Ankhises. söylenir. Roma'da tarihsel çağlara dek oynanan
Troya kral soyundan olan Asrakos'un oğlu Troya oyunları Aenas'ın kurduğu bu
Ankhises tanrıça Aphrodite ile sevişmiş ve yarışmalara dayanırmış (Aineias),
Aineias'ın babası olmuştur (Tab. 17). Homerik
denilen övgülerden Aphrodite'ye ayrılmış Ankhuros.
olanı, bu sevişmeyi en ufak ayrıntılarına dek Phrygia kralı Midas'ın oğlu. Başkentinin
anlatır: Tanrıça Ankhises'i İda yamaçlarında yanıbaşında büyük bir toprak kayması olmuş,
sığırlarını otlatırken görür, delikanlının derin bir yarık açılmış, öyle ki şehir de içine
güzelliğine vurulur ve dağa iner. Övgüde yuvarlanıp yıkılacağa benzediğinden Ankhuros
"canavarların anası, binbir pınarlı" diye bir tanrı sözcüsüne ne yapacağını sormuş.
tanımlanan İda dağına Aphrodite'nin inişi, Uçuruma en değerli nen varsa, onu atacaksın,
peşinde vahşi hayvanlar sürükleyen ana demiş sözcü. Kral da tutmuş, altın, elmas, en
tanrıçanın gelişine benzetilmiş, tanrıçanın kıymetli eşyalarını atmış, ama yarık bir türlü
büyüsüne kapılan hayvanların ormanlarda, kapanmamış. Ankhuros sonunda kendini atmış
fundalıklarda sevişmesi gösterilmiştir. Tanrıça
uçuruma, atar atmaz da yarık kapanmış. çarpışmada yargıçlık eder. Troya düştükten
sonra Antenor ve oğulları Akha'larca korunur.
Anna Perenna. Söylentiye göre Antenor'un evinin kapısına bir
Roma'nın biraz kuzeyinde Via Flaminia'ya pars postu konmuş, böylece bir zamanlar
açılan kutsal bir koruluk vardı. Bu koruluk çok Akha'lara konukluk eden bu soy esirgenmiştir.
eski bir tanrıçaya adanmıştı. İhtiyar bir kadın Troya efsanelerinden sonra meydan gelen
olarak canlandırılan Anna Perenna üstüne efsanelerde Antenor vatanını satan bir hain
çeşitli efsaneler anlatılırdı. Biri şu: Roma'da olarak görünür: Tahta atın şehre alınmasına,
çıkan bir iç savaş sonunda sınıflar arasında bir Palladion'un çalınmasına yardım ettiği
bölünme olmuş ve Plebs, yani halk Mons Sacer söylenir. Sonra da Antenor Trakya yoluyla ve
denilen kutsal tepeye çekilmişti. Halkın orada oğullarıyla birlikte kuzey İtalya'ya göçmüş ve
aç kalmaması için Anna adlı bir kadın her gün Po vadisine yerleşmiş. Venet'ler boyunun atası
kendi eliyle yaptığı çörekleri getirir, ucuz ucuz sayılırdı.
satarmış halka. Anlaşmazlık sona erip halk
şehre döndükten sonra Roma halkı kurtarıcısı Anteros.
saydığı bu kadını tanrılaştırmış. Eros tanrıya karşılık olarak gösterilen
tanrısal varlık. Daha çok erkekler arasındaki
Antaios.
sevgide adı geçer ve "seveni bahtlı eden,
Poseidon İle Gaia'dan doğma bir dev, sevgiye karşılık veren" anlamına gelir. Bir
Efsanesi Alkyoneus efsanesinin tıpkısıdır. başka yoruma göre Anteros Eros'un karşıtıdır,
(Alkyoneus). katı yürekli ve duygusuzdur, ama doğa dışı
sevgileri önleyerek bir düzen öğesi olarak rol
Anteia. oynar.
Homeros'un Anteia (İl. VI, 164), tragedya
yazarlarının Stheneboia diye adlandırdıkları bu Antheus.
kadın Lykia kralı İobates'in kızıdır. Kardeşi Antheus, Halikarnassos'un (Bodrum) kral
Akrisios tarafından Korinthos'tan sürülüp soyundan bir gençmiş, Miletos zorbası
Lykia'ya sığınan Proitos'la evlidir. Anteia Phobios'un sarayında yaşıyormuş ki, Phobios'un
Tiryns'e gelen Bellerophontes'e tutulur ve karısı, ona gönül vermiş, ama delikanlıyı
ondan yüz görmeyince yıkımını kurar kandıramamış bir türlü. Yakalanacaklarından
(Bellerophontes). korktuğunu, ya da konukluk kurallarına karşı
gelmekten çekindiğini İleri sürerek kraliçeyi
Antenor. oyalıyor, buluşmalarını erteliyormuş. Günün
Troya'lı ihtiyar, Priamos'un arkadaşı ve birinde kraliçenin sabrı tükenmiş öç almaya
danışmanı, Batı kapısında ihtiyarlar karar vermiş. Bir altın tası derin bir kuyunun
derneğinde bulunur ve Troya savaşından önce içine atarak, Antheus'a inip tası çıkarmasını
kaçırılan Helene'yi geri almak için elçi buyurmuş, delikanlı kuyunun dibine varınca
gönderilen Odysseus'la Menelaos'u evinde nasıl üstüne kocaman bir taş atıp onu ezmiş. Sonra
konukladığını anlatır. Antenor savaş sırasında da ne büyük bir suç işlediğini anlamış ve
da işi tatlıya bağlamaktan, Helena'yı pişmanlık duyarak kendini asmış.
mallarıyla Akha'lara geri vermekten yanadır.
Menelos'la Paris arasındaki teke tek
de mezarsız kalarak, ölüsünün üstüne toprak
Antigone. serpmeyi bile yasaklandırarak böyle bir işe
Oidipus'un kendi anası İokaste'den doğma girişecek olanı ölümle cezalandıracağını
kızı (Tab. 19). Antigone tragedya bildirir.
kahramanlarının en cana yakını, hayat Sophokles'in ölümsüz "Antigone"sinin
hikâyesi bize en çok dokunanıdır. Davranışı, konusu işte budur. Antigone Kreon'un bu
eylemiyle bugün bile çözümlenememiş bir emrine karşı gelir, kardeşini gömer ve
toplum sorununu dile getirdiği içindir ki, eyleminin suç değil, tersine borç olduğunu
çağdaş insanı derin derin etkileyen, sonsuzca ileri sürerek, yönetmene baş kaldırır, bununla
düşündüren bir kişilik taşır. Sophokles'le da kalmaz, suç ve devlet yönetimi konularında
işlenmeye başlayan Antigone dramı canlılığını yönetmenin kendisiyle tartışmaya kalkışır.
bugüne dek yitirmemiş ve Anouilh gibi Batının Sophokles'in erişilmez bir başarıyla dile
en seçkin tiyatro yazarlarına konu olmuş ve getirdiği bu tartışmadan bazı parçaları aşağıya
olmaktadır. alıyoruz (M.E.B. Yayınları, S. Ali çevirisi):
Kâhin Teiresias'ın açıklamalarından ne Antigone — Ben yaptığımı itiraf ediyorum,
korkunç bir suç işlediğini anlayınca, Oidipus hiçbir şeyi inkâr etmiyorum.
gözlerini kör ettikten sonra, Thebai'den ayrılır,
Kreon —Bu işi yasak eden emrimi bilmiyor
yollara düşer. Yurdu da, oğulları da lanet
muydun?
okumuşlardır ona. Yalnız kız Antigone bahtsız
kahramanı elinden tutup, ona hem destek, Antigone —Biliyordum. Nasıl bilmem?
hem de kılavuz olur. Kentten kente sürünüp Herkese ilan edildi.
dilenen babasıyla birlikte Attika ilçesi Kreon — Demek buna rağmen benim
Kolonos'a varır, orada halkı acındırmayı ve kral emrime karşı gelmeye cüret ettin?
Theseus karşısında babasını savunmayı başarır.
Antigone — Fakat bana bu emri veren Zeus
Böylece Oidipus'a bir sığınak bulup, onun öç
değildi, Hades'te hüküm süren Dike de biz
perileri Erinys'lerden kurtularak rahat bir
fanilere böyle bir nizam yüklememişti. Ve
ölüme kavuşmasını sağlar. Sophokles'in
senin emirlerinde, insan sözlerini tanrıların
"Oidipus Kolonos'ta" adlı bu tragedyasında
yazılmamış, değişmez kanunlarından daha
Antigone'nin güçlü kişiliği belirmekte, ilerde
üstün yapacak bir kudret bulunduğunu
ne korkusuz bir yürekle ne yaman bir eyleme
zannetmiyorum. Çünkü bu kanunlar yalnız
girişeceği sezilmektedir.
dün ve bugün yaşamıyorlar, bunlar ebediyen
Oidipus'un ölümünden sonra Antigone mer’idirler ve ne zamandan beri mevcut
Thebai'ye döner. Thebai'de krallığı olduklarını bilen yoktur.
paylaşamayan kardeşleri Eteokles ile
……………………
Polyneikes birbirlerine karşı amansız bir savaş
açmışlardır. Aiskhylos'un "Thebai'ye Karşı Kreon — Thebai'liler arasında bunu böyle
Yediler" tragedyasına konu olan bu savaşta iki gören yalnız sensin.
düşman kardeş birbirleriyle dövüşürken can Antigone — Hepsi böyle görüyorlar, fakat
verirler. Bu kez tahta çıkan Kreon Eteokles'in korkudan dillerini tutuyorlar.
yurdunu savunurken öldüğü için kahraman
Kreon — Bunlardan ayrı düşündüğün için
sayılıp törenle gömülmesini, yurduna
utanmıyor musun?
yabancıların yardımıyla saldıran Polyneikes'in
Antigone — Öz kardeşime saygı kayıtsız, şartsız, sertliği simgeleyen Kreon
göstermekte utanacak ne var? artık yıkılmış, çökmüş bir adamdır (Kreon,

Krneon — Onunla dövüşüp ölen de bir Haimon).

kardeşin değil miydi?


Antikleia.
Antigone — Aynı ananın ve aynı babanın
İthaka kralı Laertes'in karısı, Odysseus'un
oğluydu.
anası. İnsanların en kurnazı Autolykos'un
Kreon — Ötekine karşı alâka göstermekle kızıdır. Autolykos Sisyphos'un sürülerini çalmış,
buna karşı günaha girmiyor musun Sisyphos da bu yüzden gelmiş, Autolykos'un
Antigone — Mezarında yatan ölü böyle sarayına yerleşmişti. Bir söylentiye göre,
hüküm vermeyecektir. Antikleia bu sırada onunla ilişki kurmuş, sonra
evlenmiş Laertes'le. Odysseus'u Sisyphos'un
Kreon —Fakat sen bir günahkâra karşı aynı
oğlu sayan efsaneler vardır. Antikleia oğlu
hürmeti gösteriyorsun.
Odysseus Troya seferine çıkıp dönmeyince,
Antigone — Onunla beraber ölen bir hasretine dayanamayıp canına kıymış.
kardeşti, bir köle değil. Odysseia'da anlatılan (XI, 85 vd.) ana oğlun
Kreon — Birinin koruduğu bu memleketi buluşması destanın en güzel parçalarından
öbürü harap ediyordu. biridir. Bazı bölümlerini buraya alıyoruz:

Antigone — Olsun, Hades ikisi için de aynı


mezar hakkını tanır. Birde baktım geçmiş, göçmüş anamın ruhu
çıkageldi,
Kreon — Ama orada da İyi odam, kötü
ulu yürekli Autolykos'un kızı Antikleia'nın
adamla müsavi muamele görmeyi istemez.
ruhu,
Antigone — Ölüm diyarında da böyle bir oysa kutsal İlyon'a giderken sağ
kaide olduğunu bana kim söyleyebilir? bırakmıştım onu,
görünce bir acıdım, bir ağladım...
Kreon — Düşmanımız, bizim İçin hiçbir
zaman, hatta ölümünden sonra bile, dost
değildir. Odysseus ölü ruhları diriltip konuşturacak
Antigone — Ben dünyaya kin değil, sevgi kandan önce Teiresias'a içirir.
paylaşmaya geldim. Sonra Odysseus olanı biteni ve Hades'e
neden indiğini bildirir, Antikleia da Ithake
sarayındaki durumu anlatır. Aralarında içli bir
Devletin baskısına karşı kişi özgürlüğünü
konuşma olur. Sonunda Odysseus anasına
savunan Antigone sonunda tam bir zafer
sarılmak ister.(Od XI, 203 vd)
kazanır. Gerçi Kreon ceza olarak onu
kayalıklara diri diri kapatır, ama Kreon'un oğlu
ve Antigone'nin nişanlısı Haimon babasını sert O böyle konuştu, benim gönlümse bir tek
sözlerle kınadıktan sonra, nişanlısını şey istiyordu
kurtarmaya koşar, Antigone'nin kendini asmış Kucaklamak geçmiş, göçmüş anamın
olduğunu görünce, kederinden Haimon da ruhunu,
canına kıyar. Anası Eurydike buna dayanamaz, Üç sefer atıldım üstüne, ah dedim anama
kendini öldürür. Devlet yasağında ve cezasında bir sarılsam,
üç seferinde de uçtu, gitti kollarımın
arasından, galiz küfürlerle kovan odur. İros'la Odysseus'u
üç seferinde de bir gölge oldu, düş gibi, güreştirmek ve iki dilencinin çilesinden
yüreğimdeki keskin acı her seferinde eğlenmek fikri de ondan gelmedir. Antinoos'un
büyüdü. tutum ve davranışı talipler arasında bile tepki
ile karşılanır. Yay germe oyununu önce kabul
eder, yarışmanın yapılması için önayak olur,
Antilokhos. sonra kimsenin başaramadığını görünce, bugün
Nestor'un oğullarından biri. Troya savaşına bayram, kutsal günde yarışma olmaz diye
katılır ve çevikliği, yiğitliğiyle dikkati çeker. vazgeçirmeye çalışır, Odysseus denemek
Akhilleus ile Patroklos'un en yakın arkadaşıdır. isteyince, sert sözlerle çıkıştı ona, ama
Patroklos ölünce çok üzülür ve acı haberi Penelopeia ile Telemakhos araya girince,
Akhilleus'a verme görevini üstüne alır. önleyemez yayı almasını (Od. XXI). Ölüm
Antilokhos'un İlyada'da sonuna kadar savaştığı okunu Odysseus ilkin Antinoos'a karşı yöneltir
görülür, ama Odysseia'da şafak tanrıça Eos'un ve bütün talipleri sıra ile öldürür. Her şey olup
oğlu Memnon'un eliyle öldürüldüğünü bittikten sonra İthake'lileri ayaklandıran, öç
öğreniriz. almaya kışkırtan Antinoos'un babası
Eupeithes'tir. Ne var ki karşılarına tanrıça
Antinoos. Athena çıkınca, İthake'liler korku ile kaçışırlar
Eupeithes'in oğlu Antinoos şımarık, (XXIV, 421-547).
tembel, gözü doymaz, Odysseus'un malını,
mülkünü vur patlasın, çal oynasın tüketmeye Antiope.
kararlı taliplerin başta geleni, en küstah, en Irmak tanrı Asopos ya da Thebai kralı
terbiyesiz ve en ahlaksız olanıdır. Saldırgandır, Nykteus'un kızı. Antiope çok güzel olduğu için
yüksekten atarak konuşur, ona, buna çatar, Zeus ona âşık olup bir satyr biçiminde yanaşır
asıl çekemediği kimse de amaçlarının (Tab. 9). Amphion ile Zethos'a gebe kalan
gerçekleşmesini önleyen Telemakhos'tur. Ona Antiope babasının öfkesinden korkup evden
karşı kurulan kumpasların, pusuların fikir kaçar ve Sikyon kralı Epopeus'un yanına sığınır,
babası hep Antinoos'tur: Pylos'tan dönüşünde sonra da onunla evlenir. Babası Nykteus
Telemakhos'u öldürmek için pusuya yatmaya üzüntüsünden canına kıymış, ama ölmeden
önayak olur (Od. VI, 669 vd.), bu plan kardeşi Lykos'a Antiope'yi bulup
gerçekleşmeyince, çok içerler ve daha kötü cezalandırmasını buyurmuş. Lykos Sikyon'a
şeyler kurmaya başlar (XVI, 362 vd.). saldırır, Epopeus'u öldürür ve Antiope'yi
Penelopeia tiksinir ondan, şöyle der (XVII, tutuklu olarak Thebai'ye geri getirir. Antiope
499): Amphion'la Zethos'u yolda doğurur.
Amcalarının buyruğu üzerine dağa bırakılan
ikizler çobanlarca yetiştirilirler (Amphion).
İğrenirim bunlardan, dadı, Thebai'de Lykos'la karısı Dirke'nin zincire
hep kötülük kurarlar,
vurup eziyet ettikleri Antiope tanrıların
ama Antinoos hepsinden beter,
yardımıyla zincirlerini çözer ve kaçıp
bu adam kara ölüm cadısına benzer.
ikizlerinin yanına sığınır. Ne var ki Amphion'la
Zethos önceleri analarını tanımazlar, onu
Kavgacı, sert, kaba ve zalim bir adamdır: Dirke'ye gerir verirler, sonra çobanlardan kim
Odysseus'un başına ilk tokmağı atan, dilenciyi olduğunu öğrenince analarını kurtarırlar ve
Dirke ile Lykos'tan da öç alırlar. Sonraları "Böyle dedi o, gülümsedi insanların,
Antiope Dionysos'ın öfkesine uğrayarak çıldırır, tanrıların babası,
Yunanistan’da bir yerden bir yere atar çağırdı yanına altın Aphrodite'yi, dedi ki:

kendini, ama günün birinde aklı başına gelir "Cenk işleri sana vergi değil, yavrum,
sen evliliğin gönül açan işlerine ver kendini
ve Phokos'a karı olur (Phokos).
çevik Ares'le Athena uğraşacak savaşla."

Aphrodite.
(1) DOĞUŞU. (2) KİŞİLİĞİ.
Aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite'nin Altın Aphrodite der Homeros bu tanrıçaya,
doğuşu üzerine iki ayrı kaynağımız vardır: Biri altın bir değer ölçüsü olmak üzere. Daha
Hesiodos, öbürü Homeros. Hesiodos başka sıfatlarla niteler onu şairler: Bu güzeller
Thegonia'da bu tanrıçanın denizin köpüklü güzeli tanrıça hep "gülümser"dir, işveli, cilveli
dalgalarından doğduğunu anlatır (Yun. Aphros ve gönül alıcıdır. Bunun sırrını Homeros,
köpük demek): Uranos, Gaia'dan doğan tanrıçanın ak köpüklerden olma bedeninde
çocuklarını, doğar doğmaz toprağın bağrına taşıdığı bir büyülü memelikte görür. Zeus'un
soktuğu için Toprak Ana şişmekte ve korkunç aklını çelmeyi aklına koyan Hera bu memeliği
sancılarla kıvranmaktadır, bu yüzden son oğlu ister günün birinde Aphrodite'den, şöyle
Kronos'a bir tırpan verir, Kronos da o tırpanla seslenir ona (İlyada, XIV. Bölüm, 198–201,
babasının hayalarını keser ve denize atar 213–218):
(Theog. 160 -206):

"........
Dalgalı denize atar atmaz onları. Sende şu sevgi, şu alım var ya,
Gittiler engine doğru uzun zaman, yani şu ölümsüzleri, ölümlüleri alt ettiğin,
Ak köpükler çıkıyordu tanrısal uzuvdan. işte onları bana ver bugünlük."
Bir kız türeyiverdi, bu ak köpükten,
Önce kutsal Kythera'ya uğradı bu kız.
Oradan da denizle çevrili Kıbrıs'a gitti, Aphrodite de verir memeliği:
Orada karaya çıktı güzeller güzeli tanrıça,
Yürüdükçe yeşil çimenler fışkırıyordu
Narin ayaklarının bastığı yerden. "… çözdü göğsünden nakışlı memeliğini,
Aphrodîte dediler ona tanrılar ve İnsanlar, alacalı bulacalı bir kurdeleydi bu,
Bir köpükten doğmuş olduğu için. alımlı ne varsa hepsi onun içindeydi,
sevgi onun içindeydi, istek onun içinde,
cilveleşme, şakalaşma onun içinde,
Homeros'a göre, Aphrodite Zeus ile en akıllı insanı ayartan aşk onun içinde."
Okeanos kızı Dione'den doğmadır. İlyada'da
yiğit Diomedes'le çarpışıp yaralanan
Sevgiyi, sevişmeyi simgeleyen bu tanrıça
Aphrodite'yi anası Dione kollarına alır, sever,
bu büyüyü kendi kendine değil, çevresini
okşar ve bileğinden akan özü silerek yarasını
saran başka tanrısal varlıkların aracılığıyla
iyileştirir, acılarını dindirir (İl. V.370 vd.). Dert
gerçekleştirir. Eros bazı efsanelere göre onun
yanan kızını da şöyle avutur Zeus:
oğludur, ama Theogonia'da Eros,
Aphrodite'den çok önce doğmuş evrensel bir
güçtür, sonradan katılır Aphrodite'nin alayına
(3) EFSANELERİ.
(Theogonia, 201 v. d.):
Kişiliği ile tanrılar arasında bunca önemli
bir yer tutan Aphrodite'nin efsaneleri azdır,
"Doğup da yürüyünce tanrılara doğru daha doğrusu kendine özgü öyküler az da,
Eros'la Himeros (arzu) takıldılar hemen
başkalarının baş kahraman oldukları öykülerde
peşine.
kendisine ikinci derecede bir rol düşmektedir.
İlk günden bu oldu onun tanrılık payı
insanlar arasında da, ölümsüzler Aphrodite topal tanrı Hephaistos'la
arasında da; evlendirilir, nasıl ve nedeni belli değil, ama
ona düştü kız cilveleri, gülüşmeleri, şairler onun çirkin kocasını aldatmasını
oynaşmaları, ballandıra ballandıra anlatırlar. Bu öykülerin
sevmenin, sevişmenin tadı büyüsü." başında Homeros'un Odysseia'sındaki serüven
gelir Bu serüveni kör ozan Demodokos anlatır
Alkineos'un sarayında toplanmış konuklara
Güzelliği, zarafeti ve bereketi simgeleyen
Ares'le Aphrodite'nin seviştiklerini güneş tanrı
Kharitler, Horalar ve düğün alaylarının başında
görür ve Hephaistos'a haber verir, ünlü
giden Hymenaios da Aphrodite'nin
demirci tanrı da kırılmaz, çözülmez
çevresindeki tanrılardır. Ne var ki aşk
zincirlerden büyülü bir ağ örer, yerleştirir onu
tanrıçasının kişiliği çelişkili ve belirsiz olarak
yatağının altına, sonra da yalancıktan Lemnos
canlandırılmaktadır efsanede. Savaş tanrı
adasına gider. İki tanrı sevişirlerken demir
Ares'le birleşmesinden (ki bu birleşme de
ağın içinde tutklu kalırlar, onları suçüstü
anlamlıdır) Phobos (bozgun) ve Deimos
yakalayan Hephaistos da acı acı bağırır,
(korku), bir de Harmonia doğar. Ahenk, uyum
sahneye seyirci olan tanrılar arasında da
anlamına gelen Harmonia'nın yanı başında
dinmez bir kahkaha kopar (Od. VIII, 295 vd.).
korku ve bozgun Aphrodite'nin kişiliğindeki
olumlu ve olumsuz yanları ve çelişkileri Aphrodite'nin başka sevgilileri de olur,
simgeler. Bu ikiliği en kesin bir tanımlama ile bunlardan biri Adonis (Adonis), öbürü Troya
Platon "Şölen" adlı diyalogunda dile getirir. kral soyundan Aineias'ın babası Ankhises'tir
Sokrates'in de bulunduğu bu şölene (Ankhises, Aineias). Tanrı Hermes ile sevişen
katılanlardan Pausanias şöyle der (Platon, Aphrodite'nin Hermaphroditos diye bir oğlu
Şölen, 180 d-e): olur, efsane yazarlarının kimine göre iki tanrı
İda, yani Kazdağının tepesinde sevişmisler,
"Herkes bilir ki, sevgi (Eros) Aphrodite'den
orada doğup ikisinin de adını alan çocuğu dağ
ayrılamaz. Aphrodite tek olsaydı, sevgi de tek
nympha'ları büyütmüş, başka bir anlatıma
olurdu, ama mademki iki Aphrodite var,
göre Halikarnassos kentinin batısındaki bir
sevginin de iki olması gerek. Hem bu tanrının
yarda biri Hermes'in öteki Aphrodite'nin birer
ikiliği nasıl inkâr edilebilir? Biri, yani en eskisi
tapınağı varmış, tanrılar orada sevişip
göksel dediğimiz Aphrodite ana karnından
birleşmiş ve orada doğup büyüyen çocukları
doğmuş değil, göğün kızıdır. Daha sonra gelen
Hermaphroditos'un başına Salmakis adlı su
bir başkası var ki, Zeus'la Dione'nin kızıdır,
perisi ile olan serüveni gelmiş
ona orta malı Aphrodite diyoruz. Bu tanrılarla
(Hermaphroditos, Salmakis).
ilgili iki tür sevgi de olacak ister istemez,
birine orta malı, öbürüne göksel diyeceğiz." Aphrodite'nin öfkeleri, öç almaları
korkunçtur: Şafak tanrıça Eos'a, Phaidra ve
Pasiphae'ya belalı aşklar esinler, kendilerine gün bugün çok ileri gidilmiş ve elde edilen
yeterince tapınmayan Lemnos kadınlarına bulgularla olayın hiç de mucize olmadığı,
ceza olarak kocalarının bile dayanamadıgı bir akılla algılanabilecek tutarlı tarihsel bir süreç
koku verir, Kinyras'ın kızlarını kendilerini olduğu anlaşılmaya başlanmıştır. Bilimin de
yabancılara satmaya zorlar. Üç Güzeller bugün asıl coşkusunu yaratan neden, mucizeyi
yarışmasında oynadığı rol ve Paris'le aydınlatmak yolunda sayısız ipuçlarının hemen
Helena'nın başına getirdiği bela, dillere destan hepsinin Anadolu topraklarında bulunması,
olmuştur. İlyada destanında oğlu Aineias'ın aydınlığın bir kez daha "Anadolu" denilen
koruyucusu olarak oynadığı rol bu kişi ile ilgili güneşin doğduğu ülkeden gelmiş olduğunu
bölümde anlatılır. Roma'da Venüs Genetrix gösterir. İpuçlarını izlemek, bulguları
olarak Aeneas destanıyla ilgili rolü Venüs çoğaltmak ve değerlendirmek durumundayız
bölümünde açıklanır. Eros ile Psykhe bugün. Bundan ötürüdür ki yeni bilimsel
masalında da adı geçer. Kişiliği Hellenistik gerçeklerin ışığında yeni yorumlar yaparak
çağdan sonra Rönesans sanatına da tükenmez denemelerimizi önermekten daha ileri
bir konu olmuş, resim ve heykelde işlendikçe gidemeyiz. Ama bu da az çekici bir iş değildir.
işlenmiştir.
Böyle bir denemeyi bu sözlükte Apollon
Kuşlardan güvercin ve serçe, çiçeklerden tanrının kökenleri ve kişiliği üstüne yapmak
gül ve mersin tanrıçaya adanmış sayılır. Onun istiyoruz. Bu tür denemelere bizden önce
kadar şairleri esinleyen bir tanrıça daha girişenlerden esinlenerek ve elimizdeki bilgi
yoktur, ama hiçbir şair de Aphrodite'yi Midillili ve görgülerden faydalanarak Apollon'un bir
kadın şair Sappho kadar güzel dile Anadolu tanrısı olduğunu tanıtlamaya
getirmemiştir. çalışacağız.

Friedrich Nietzsche'nin "Tragedyanın


Apollon.
Doğuşu" adlı eserinde yaptığı Yunan varlığı
İlkçağda Yunan denilen varlıkla Akdeniz üstüne yorum bugün de geçerlidir sanıyoruz.
çevresindeki uygarlık topluluğuna bir yenilik Yalnız tragedyada değil, ilkçağın Yunan
gelmiş olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu denilen yaratıcılığında birbirinden ayrı iki
olaya geçen yüzyılda bir ad da takıldı, Yunan öğeyi ayırmak doğru olsa gerek: Bu yaratıcılık
mucizesi dendi. Mucize gibi gerçeküstü bir iki tanrının simgelediği iki karşıt varlığın
terim kullanılması, bu olayın nedenlerinin de, birleşmesinden doğmuştur. Bu iki tanrı da
kökenlerinin de o zamanlar pek Apollon'la Dionysos'tur. Apollon aydın, durgun,
aydınlanamamış olmasından, kısacası bilgi ölçülü gücü simgeler, ışıktır, doğayı görme,
yoksulluğundan gelmekteydi. Yunandan kalma varlığı akılla algılama ve akıl yetisine dayanan
yapıtların, özellikle yazı tanıtlarının çokluğu, yöntemlerle biçimlendirme gücü ve
bunların Batı uygarlığının bir başlangıcı diye yeteneğidir, Apollon plastik sanattır, ama aynı
karşımıza çıkması ve gerek doğa, gerekse zamanda da öngörmedir, anlama ve
insan üstüne düşüncesinin o günden bugüne kavramadır, ışığın doğayı bir projektör gibi
kesintisiz olarak süregelmesi bu olayın bir aydınlatıp karanlık kalan sırlarını
başlangıç sayılmasına yol açmış, bilimi bir çözümlemesidir. Ama bu güç, insanı bir seyirci
çeşit yetinmeye götürmüş, bir çeşit coşku ile ve bir taklitçi olmaktan da ileri götüremez,
asıl yolu olan inceleme, daha öncesini arama yaratıcılık insanın doğaya bir başka türlü
ve anlama çabasından saptırmıştır. Ne var ki o coşkuyla karışmasını şart koşar, karanlık
güçlerin gizemine ermesini. İşte bu gücü de varlığını dile getirir. Kaldı ki bu adın Apollon
Dionysos, şarap tanrı simgeler. Dionysos tanrının büyük annesi olarak gösterilen dişi
doğanın kendisi değil, bir ana tanrıça değil de, Titan Phoibe (Tab. 4) ile de bir ilişkisi vardır.
insana doğayla birleşmeyi sağlayan bir araçtır Yalnız şuna da dikkat edilsin ki hiçbir kaynak
sanki. İnsan için düşünülmüş, yaratılmış bir ya da efsanede Phoibos Apollon asıl güneşi
tanrıdır. Nitekim insan dişisinden doğmadır, simgeleyen Helios tanrı ve onun soyundan
insana karışır ve insan çilesini çeker, ta ki gelen tanrısal varlıklarla ilişkide
taşkın gücünün ne denli bir nimet olduğunu gösterilmemektedir. Bunun nedeni de
anlatabilsin insana. Dionysos'un doğudan Apollon'un güneş olmadığı, güneşi
geldiğini, Anadolu'dan çıkıp Yunanistan'a güç simgelemediğidir. Apollon güneş tanrı değildir,
bela girebildiğini efsane bağıra bağıra dile ne adı, ne de nitelikleri Yunan mythos'unda
getirir. Nietzsche'nin Yunan varlığına özgü en Güneş tanrı ile bir tutulduğunu belli etmez.
şaşırtıcı yapıtı saydığı tragedyayı bağışlayana Apollon kaynağında ve özünde bambaşka bir
kadar akla karayı seçmiştir bu tanrı. Ama varlıktır. Bu varlığı bize ilk niteleyen metin de
Apollon, durgun akıl gücü, bütün dallan ve Homeros'un İlyada'sıdır.
bunları esinleyen perileriyle Apollon öz Hellen İlyada'da tanrının adı Apollon ya da
varlığı sayılırdı, Nietzsche'nin de bundan
Phoibos Apollon diye geçer, bu ada eklenen
şüphesi yoktur herhalde. Delphoi tanrısı sıfat çokluk okçu, hedefi vuran ya da gümüş
Apollon bunca bilicilik merkezleri, tapınakları yaylıdır, bir iki yerde de kendisine "Lykegenes"
ve efsaneleriyle özbeöz Yunan, yani
denmektedir. Bizim "Lykiâlı" diye çevirdimiz
Yunanistan kökenliydi. Bu yanlışlığı bilim bu sıfat başka metinlerde geçen "Lykios" ve
Homeros'tan başlamak üzere metinleri iyice "Lykeios" sıfatları da göz önünde tutulursa,
okumamış olduğu için işlemiştir. Arkeolojinin tanrının Lykia bölgesiyle ilişkisini dile
katkıları da eklenirse, gerçeğin gün ışığına getirmektedir. Lykia'lı oldukları bilinen
yakında çıkacağı umulur. Bizimkisi yalnız bir
Sarpedon, Glaukos ve Pandaros'la ilgili
deneme. metinlerde şöyle bir deyim geçer tanrı için (İl.
(1) ADI VE EK ADLARI. IV,101,119): "Ün salmış okçu Lykia'lı Apollon"
(Pandaros). Tanrının Lykia ile yakın ilişkisi
Apollon adının Yunanca olmadığı artık
bilindiği halde bu sıfatın ışık ya da kurt
herkesçe bilinir. Ama asıl kaynağı bugüne
anlamına gelen “-lyk” kökünden türeme olup
kadar açıklanamamıştır. Acaba bu ad, kimi
olmayacağı tartışma konusu edilmiştir. Böyle
Hitit yazıtlarında rasgelinen Apulunas tanrının
bir tartışmanın yersizliği şuradan belli ki Lykia
adıyla bir olmasın? İlkçağdan beri bu adın
bölgesinin adı da “-lyk” kökünden gelme, bu
köken ve anlamını açıklamak için boşuna
kök ise Latince "lux"ta görülen ışık anlamlı
çabalar gösterilmiş: "Apollon" yani
köken olarak alınırsa bu anlam tanrının
cezalandırmak, ya da "apello" defetmek,
sıfatında da, Lykia ilinin adında da vardır.
kötülüğü önleyip korumak anlamına gelen
Kaldı ki "Lyke-genes" sıfatındaki -gen- eki soyu
fiillerden, ya da başka kökenlerden türemiş
yansıtır, Lykia soylu, Lykia'da doğmuş
olduğu ileri sürülmüştür, Ne var ki Yunanlılar
anlamına gelir İster istemez. Ama bu da Hitit
bile bu adı anlamamış olacaklar ki, tanrının
çivi yazıtlarındı geçen "Lukka" bölgesiyle bir
özünü belirtmek için bir ek ad takmışlar ona:
tutulabilir mi ve tutulursa Lykia'nın adındaki
Phoibos demişler. Phoibos'un anlamı belli,
Luk- kökeni Yunancada olduğu gibi ışık
parlak demektir ve tanrının ışık saçan aydınlık
anlamını İçerir mi, o başka bir sorundur.
Lykia'nın adı nereden geline olursa olsun, Akhilleus bile uzak duruyor savaştan,
Apollon Homeros destanlarında Lykla'ya sıkı Gemilerin yanında sindiriyor yürekler acısı
sıkıya bağlı, bu yüzden de merkezi öfkesini."

Anadolu'da, özellikli Troya'da olan bir tanrı ........"

olarak çıkar karşımıza.

(2) ANADOLULU TANRI. Diomedes, tanrıça Aphrodite'yi


yaraladıktan sonra, Apollon'un koruduğu
İlyada'da Lykia sözü geçince, iki yer dile
Aineias'a da aldırmaktan alamaz kendini
getirilir: Biri "anaforlu Ksanthos'un kıyılarında,
(İlyada, V. Bölüm, 432 v. d.):
uzak ve semiz Lykia toprakları", öteki Troas
bölgesine, özellikle Pandaros'un yurdu olan
Zeleie'ye yerleşmiş Lykia'lıların ili. Sarpedon'la "........
Glaukos, Ksonthos Lykia'sından, Pandaros ise gür naralı Diomedes sezdi birdenbire,
Aisepos Lykia'sından gelmişlerdir. Tanrının Aineias üzerine Apollon’un el uzattığını.
Troya çevresindeki şehirlerde de önemi O anda saldırdı Aineias’a,
büyüktür, nitekim rahibi Khryses İlyada'nın büyük tanrıya bile saygısı yoktu,
öldürmek için Aineias’ı,
başında şöyle seslenir tanrısına (İl. I- 37 vd.):
ünlü silahlarından soymak için,
saldırıyordu birbiri peşi sıra.
"........ ........"
Ey Khryse'yi, kutsal Killa'yı koruyan
gümüş yaylı,
Apollon da, anası Leto da ve kardeşi
Tenedos'un güçlü kralı, Smintheus,
dinle beni, Artemis de Troya kalesinin iç tapınağında
........" oturur gibidirler. Zeleie'den Pandaros'u savaşa
götürmek, Sarpedon'un ölüsünü yurdu Lykia'ya
taşımak hep Apollon'a düşer. Troya ile ilişkisi
Yerleri bugün kesinlikle belli değilse de, çok eskidir Apollon tanrının, Laomedon'a,
Zeleie, Killa, Khryse İda dağının eteğindiki Poseidon'la birlikte ücret almayarak
kentlerdir, Tenedos ise Bozcaada. Smintheus çekildikleri ünlü İlyon surunu yaptıkları
adı bu bölgede tanrının bambaşka bir isimle günden başlar. Ne var ki Poseidon kin tuttuğu
de anıldığını gösterir. Bunun dışında Apollon halde, Apollon bütün yüreğiyle Troya’lılardan
Troya şehrinin içine yerleşmiş gibidir.Troya yanadır. Bunu açık açık söyler, tartışmaya da
kalesi Pergamos tepesinden seslenir ovada girer. Athena, Olympos'tan İlion'a fırlayıp gelir
dövüşenlere (İl. IV, 507 vd.): (İlyada, VII. Bölüm, 20 v. d.):

"........ "Apollon birden onu karşıladı.


"Öfkelendi Apollon, Pergamos tepesinden Görmüştü tanrıçayı Pergamos kalesinden,
bağırdı Troyalılara, dedi ki: istiyordu zafer Troyalıların olsun.
Atları iyi süren Troyalılar, atılın ileri, Karşılaştılar meşe ağacı altında.
haydi, kalmayın Argos'lulardan aşağı, Önce Zeus'un oğlu kral Apollon dedi ki:
onların derileri ne taş, ne demir, "Ne diye geldin Olympos'tan, ulu Zeus'un
dayanamazlar et delen tunç kargılara. kızı,
Güzel saçlı Thetis’in oğlu bile, işte bakın, söyle hadi, niyetin ne,
nereye götürür seni ulu yüreğin? bir tanrı için işten bile değildi bu.
Oynak zaferi mi vermek istersin Danaolara?
Kırılan Troyalılara acımazsın, bilirim.
Gel dinle beni, en hayırlısı bu: Zeus Akhilleus'la Hektor'un ecelini tartıya
Gel bugünlük savaşa ara verelim, koyup Hektor'un ölümü ağır basınca,
sonra gene onlar düvüşsün dursunlar, Apollon’da Hektor'u kaderine bırakmak
vuruşsunlar İlyon’un sonu gelene dek, zorunda kalır ve tanrılara karşı bir tanrı
Aklınıza esmiş, ölümsüz tanrıçalar, belli, ağzından hiç duyulmamış bu eşsiz eleştiriyi
Gönlünüz bu şehri yok etmek ister." dile getirir (İl XXIV, 33 vd.):
........"

"........
Apollon Hektor'a gönülden kılavuz ve Phoibos Apollon ölümsüzlere şöyle dedi:
koruyucu olur, Athena'nın Troya'lı yiğidi "Amansız tanrılar, işiniz gücünüz kötülükte.
aldatarak öldürmek için kurduğu pis düzen Beneksiz keçilerin, sığırların butlarını,
karşısında Apollon'un tutumu öyle insancadır Hektor hiç mi yakmadı size?
ki, bayağı dokunur insana. Hektor'Ia yüz yüze Ölüyken bile yüreğiniz varmıyor onu
gelir, başka kılığa girmek, kendini saklamak kurtarmaya,
gereksinmesini duymaz. Hektor güvenle sorar onu görmesin mi karısı, anası, çocuğu,
görmesin mi babası Priamos, Troya halkı,
ona (İl. V, 247 vd.):
alıp saygı göstermesinler mi ölüsüne,
yakmasınlar, ateş payını vermesinler mi?
"Kimsin sen, sevgili tanrı, kimsin sen, bana Siz şu uğursuz Akhilleus'u
böyle soran?" tutuyorsunuz demek,
Oysa bilmez o töresince düşünmesini,
yumuşar bir yürek taşımaz göğsünde,
Apollon da şöyle karşılık verir:
azgın bir arslan gibidir tıpkı,
yaban gücüne, amansız yüreğine uyar da
"İda'dan bir savaş ortağı gönderdi sana hani,
Kronos oğlu, bir güzel doyurmak için karnını,
yanında durup seni koruyacak, kendine gelir saldırır insan kuzusuna.
gel hadi. Akhilleus da sıyrıldı tıpkı onun gibi
Altın kılıçlı Phoibos Apollon'u gönderdi, her türlü acıma duygusundan,
na buradayım, gör bak işte, insanlara saygıdan çekti kendini...
öteden beri korurum seni de, yüksek hem zararı var, hem yararı bu saygının.
kentini de." Bir gün sevdiğini yitirebilir insan,
yitirebilir kardaşından, oğlundan yakın
birini,
Hektor'Ia Akhilleus arasındaki son ve
ağlar sızlar, sonra taş basar bağrına.
korkunç çarpışma başlayınca dört döner
Hektor'un çevresinde, onu kurtarmak için (İl. Acıya dayanan bir yürek verdi
XX,443vd.): Moiralar insanlara.
Ama bu adam Hektor’un canını almakla
kalmadı ki,
Akhileus korkunç çığlıklarla atıldı öne,
bağladı arabasına, dostunun mezarı
Hektor'u öldürmek için yanıp tutuşuyordu.
çevresinde
Ama Phoibos Apollon kaçırdı Hektor'u,
sürükledi.
sakladı koyu bir bulutun arkasına,
İyi bir şey mi bu, güzel bir şey mi?
Boş toprağa sövmeye vardırdı işi bu adam. Lykia arasında sıkı sıkıya bağlantı kurulabilir.
Öfkemize dokunup kaldırmasın bizi ayağa,
Apollon Musa'ların yöneticisi, çalgı ve
açsın gözünü.
ezgiyi, şiir ve dansı, kısacası her türden sanatı
........"
esinleyen büyük yaratıcı tanrıdır. İlkçağdan
bugüne lirik şiirlerin hepsinde belli bir hava
Bu güzelim uygarca sözlere Hera gene bir içinde canlandırılır. İşte bu hava Lykia'da
sürü safsata ile karşılık verir: "Oymak tanrı, sezilir, ışıkla dokunmuş, müzikle yoğrulmuş
kötülerin dostu" der. Tanrılar arasında bu gibi bir şiir havasıdır bu. Gündüz gümüş yaylı
eşine rastlanmaz iyilik, kötülük tartışması da tanrıya bir altın taht kuran, gece çatır çatır
ışık tanrının yenilgisiyle biter. Apollon ne yıldızlarla birlikte kız kardeşi Aya doğru
yapsın, Aphrodite İle birlikte Hektor'un yükselen yalçın dorukları bu hava sarar, ak
ölüsünü korumaktan başka çare bulamaz (II. çöller gibi mavi engine kadar yayılan dalga
XXII, 185 vd.): dalga kumların arasından süzülerek, renk renk
çakıllar üstünde çağlayan dereler de
satyr'lere, nympha'lara yemyeşil birer yunak
Aphrodite kovuyordu köpekleri yanından,
olmaktadır. Kıyılarında dolaştınız mı,
Zeus 'un kızı, gece, gündüz,
Debussy'nin müziğini duyar, ağzında kavalıyla
gül kokulu tanrısal bir yağ sürmüştü
bir Pan ya da Marsyas'ın korularda hoplaya
ölünün bedenine,
Akhilleus onu sürüklerken yüzülmesin hoplaya oynadığını görür gibi olursunuz. Hele
diye derisi. Fethiye'nin görkemli kral mezarlarından
Phoibos Apollon, gökten ovaya başlayıp, Kekova, Kaş, Demre, Olympos ve
onun için kara bir bulut indirmişti, hepsi Anadolu'ya özgü adar taşıyan daha nice
gözden kaçırmıştı ölünün kapladığı yeri, kentler boyunca, her biri birer tapınak gibi
güneşin gücü, gövdesini saran deriyi karşımıza çıkan, kayalara oyulu ya da denizde
vakitsiz kurutsun İstemiyordu. yüzen o eşsiz mezarları, lahitleri gördük mü,
burası Apollon'un ülkesidir demekten alamayız
kendimizi. Buralarda akla kara, ışıkla karanlık
Apollon'un İlyada'da oynadığı bu rol onu
arasında yaman bir savaş verilmekte ve bin
OIympos tanrılarından büsbütün ayırmakta,
yıllardan beri süregelen bu savaşı insan aklı ve
bambaşka bir ahlak görüşü olan bir dünyanın,
sanatı kazanmaktadır. Anadolu bu zaferi
yani Anadolu'nun tanrısı olarak karşımıza
Apollon tanrı ile simgelemiş. Apollon Lykia
çıkarmaktadır.
denilen o ışık ülkesinde de yaşar, ta uzak
Lykia'da sürdürülen arkeolojik araştırmalar doğuda Nemrut dağının tepesindeki sivri
bu tezi gün geçtikçe pekiştirmektedir. külâhlı dev tanrı heykelleri arasında da baş
Ksanthos, Patara ve birçok anıtları gün ışığına yeri tutar. Homeros'tan Roma çağından sonraki
yeni çıkarılıp, Apollon'la Artemis'in anası Kommagene krallarının zamanına dek hep aynı
Leto'nun bölgede büyük bir yer tuttuğunu Anadolu'lu tanrıdır Apollon.
açığa vuran Letoon kutsal merkezi bu üç
tanrının Anadolu topraklarına ne denli kök (3) DOĞUŞU.
saldığını kanıtlar. Lykia yazısının çözümü de İlyada'nın ilk dizelerinde şöyle tanıtılır
bir gün başarılırsa, varsayımlarımızın hepsinin Apollon (İl. 1,9 ve 36): "Lete ile Zeus'un oğlu",
somut birer gerçek olacağı umulabilir. Ama bir "güzel saçlı Leto'nun doğurduğu". Titan kızı
başka yönden de bakılınca ışık tanrı Apollon'la Leto ile baştanrı Zeus'un birleşmesinden
doğmuştur Apollon ve onun kız kardeşi "........
Artemis (Tab. 5), ama bu doğum öyle olağan (Leto) iki koluyla Fenike ağacına sarılarak
bir doğum değildir, anlatmakla bitiremez onu dayadı çimenlere dizlerini,

şairler. Homerik denilen “hymnos”, yani ve çocuk gün ışığına çıkıverdi.


Sevinç çığlıkları kopardı tanrıçalar hep bir
övgüler arasında Apollon'a ayrılmış iki övgü
ağızdan.
vardır, biri Delos'lu Apollon'a, öteki Delphoi
İşte o zaman, ey Phoibos, yıkadı seni
tanrısına. Bilim bu iki övgü arasında bir zaman
tanrıçalar
ayrımı saptamış, besbelli ki Delos övgüsü daha kutsal elleriyle arı duru bir suda,
eski, Delphoi'ninki çok daha yenidir ve yepyeni bir kundağa sardılar,
sonradan eklenmiştir birincisine. Ayrıntıya incecik, kar gibi ak bir kundağa,
girmeden şunu söyleyelim ki araştırmaların sonra başına altın şeritler doladılar,
verdiği sonuç şu; Apollon tanrının asıl doğuş anası emzirmedi altın kılıçlı Apollon'u,
yeri Anadolu kıyıları, yani Lykia ve özellikle Themis tanrıça nektar sundu ona
Lykia'da tanrının doğduğu kent sayılan ve bal gibi ambrosia sundu ölümsüz

Patara'dır, ama sonradan önce adalarda, sonra elleriyle.


Dile gelmez bir sevinç kapladı yüreğini
Yunanistan'da kültü yayılınca birçok yerler
Leto'nun.
(tıpkı Homeros için olduğu gibi) tanrıya beşik
Bu sevinç bütün doğayı sarar:
olma şerefini elde etmek için efsaneler
....Çiçekler içindeydi şimdi, çiçekler içinde
düzdürmüşlerdir, bunların arasında başta Delos,
gelen ve en çok da tutunan Delos efsanesi. tıpkı ormanlarla kaplı bir dağ doruğu gibi.
Zeus'tan gebe kalan Leto tanrıçanın çocuğunu Ey uzağı vuran Apollon, ey gümüş yaylı,
doğurmak için yer araması, Hera'nın hışmına kimi vakit çıkarsın kayalı Kynthos'un
uğradığı için hiçbir yerde sığınak bulamaması doruğuna,
bu övgünün konusudur ve Leto maddesinde adalarda dolaşırsın, insanlar arasında kimi
ayrıntılı olarak incelenecektir (Leto). Burada vakit,

şu noktaya dikkat edelim ki Apollo'nun sensin efendisi Lykia'nın, sevimli


Maionia'nın efendisi,
doğumu bir "kral tanrı"nın doğumu sayılmakta,
Miletos da senindir, kıyıdaki o büyülü şehir
Homeros destanlarında da "anaks" efendi, kral
senin malın,
diye nitelenir Apollon, övgüdeyse şöyle
nice tapınakların oldu senin, nice kutsal
deniyor; koruların oldu;
yüce dağ başları senin oldu, ovalara bakan
dağ başları,
"...Titrer tanrılar tepeden tırnağa
senin oldu denize dökülen nice ırmaklar;
Zeus'un sarayında o bir yürüdü mü,
ama gönlünü sevindiren yer, ey tanrı,
yaklaşıp parlak yayını bir gerdi mi o,
Delos'tu asıl."
bütün tanrılar fırlar ayağa."

Bu övgüde Yunanistan'la tanrı arasında


Delos Adacığı da korkar böyle güçlü bir
bağlantı kuracak bir tek söz yok. Olympos
tanrıya sığınak olduktan sonra, Apollon onu
doruğunda tanrılar toplantısına varıp da aşırı
hor görüp denizin içine gömer diye. Doğum
bir saygıyla karşılandığı zaman bile Apollon
şöyle anlatılır:
sanki başka bir diyardan gelmektedir
Olympos'lu tanrılar arasına. Bu güçlü tanrının
Leto'nun oğlu olduğu, Leto'nun da Lykia'da Akdeniz kıyıları Apollon'un bilicilik
Leda yahut Lat adıyla anılan Anadolu'nun Ana merkezlerinden bir çelenkle çevrilmiş gibidir.
Tanrıçasından başkası olmadığı göz önüne Bunların kiminin izi silinmiş, Didyma tapınağı
alınırsa, Yunan tanrı dünyasına sonradan gibi, kimisi de akıllara durgunluk veren koca
katılan ve adı bile Yunanca olmayan bir anıt gibi dikilir karşımızda. Ama bunları
Apollon'un Kybele'nin oğlu Attis'le bir saymakla bitiremeyiz; Troya'nın yanıbaşında
tutulması gerekmez mi? Bu konuda Halikarnas Thymbra'lı Apollon tapınağı vardır ki, tanrı
Balıkçısının kılavuzluğuna dayandığımı ve Z. orada Helenos'la Kassandra'ya esinlemiş
Taşlıklıoğlu'nun "Tanrı Apollon ve Anadolu ile biliciligi, Laokoon o tapınağın rahibidir
Münasebeti" (İstanbul 1954) adlı (Helenos, Kassandra, Laokoon). Biraz ötede
araştırmasından faydalandığımı belirtmek Khryse, Killa, Zeleia var, yerleri pek
isterim. bilinmeyen bu merkezlerin de önemli olduğu
anlaşılır İlyada'dan. Sonra sırayla bugün de
(4) BİLİCİLİK MERKEZLERİ.
bilinen merkezler: Gryneion, Erythrai, Klaros,
Apollon'un esinlediği öngörme yetisiyle Didyma ve tanrının asıl doğum yeri ve yurdu
insanlar, kadın ya da erkek "mantis" yani sayılan Patara, bunların arasında daha bir sürü
bilici, falcı, kâhin olur. Biliciliğin ilkçağda kutsaklar ve Ksanthos (Kocaçay) vadisiyle
nasıl geliştiğini ve ne büyük bir rol oynadığını Pamphylia'ya kadar uzanan bütün Lykia kıyıları
tarihçiler anlatmakla bitiremez. Bu sanat, vardır. Biliciliğin de bu merkezlerden çıkıp
bilicilik merkezlerine tükenmez bir gelir Yunanistan'a yayıldığı hem efsane, hem de
kaynağı olmuş. Delos övgüsünde Leto kurak ve arkeolojik bulgularla kanıtlanır. Helenos'la
kayalık adacığa parlak bir gelecek müjdeler: Kassandra bir yana, Milletos'un kurduğu büyük
Didyma tapınağı ve onu işleten Brankhos
oğulları (Brankhos) da bir yana, Erythrai (Ildır)
"Senin olursa okçu tanrı Apollon'un
bilicisi Sibylla adıyla dünyaya ün salmıştı. Bu
tapınağı,
görürsün, insanlar yüzlük kurbanlarla nasıl
bilicilerin en ünlüsü Herophile, tıpkı İlyada'nın
buraya gelir, ilk dizelerinde adı geçen Khryses gibi
nasıl toplanır insanlar burada, ve dumanlar Smintheus Apollon'un tapıcısı bir kadındır.
tüter Smintheus ek adı, fare ve sıçan kovan
yanan yağlı etlerden, hiç durmadan; anlamına gelir ve Apollon tanrının
madem senin toprağında hiç bereket yok, "aleksikakos", yani kötülükleri defetme gücünü
sen de, beslenir semirirsin başka elden." dile getirir. Erythrai bilicisiyse, Anadolu'dan
Güney İtalya'ya göçüp orada kent kuran
Kyme'lilerin Sibylla'sıyla birlikte ilkçağ
Bir tanrıçanın ağzından dile gelen bu
dünyasının en ünlü dört kadın bilicilerinden
modern turizm anlayışı Yunanistan'da pek
biri sayılırdı. O kadar ki Raphael Vatikan'daki
tutunmuş ve Delphoi bu politikayı
Sixtina kilisesinin tavanına yaptığı freskin bir
benimseyerek göz kamaştırıcı bir zenginlik
köşesine Erythrai, bir köşesine de Cumae
toplamış, öbür bilicilik merkezlerini zamanla
Sibylla'sını oturtmuştur. Herophile adlı Sibylla,
gölgede bırakmıştır. Ne var ki bu sonradan
Pausanias'a göre, İda'lı bir nympha'nın
olmuş, ilk ve en eski bilicilik merkezleriyse
kızıymış. Bütün bunlardan anlaşılan şu ki,
Anadolu'dadır.
Apollon tanrıyla ilgili bilicilik Anadolu'dan
Boğazlardan başlayarak bütün Ege ve çıkmış ve yayılmıştır. Kalkhas ve Mopsos gibi
efsanelik kişilerin serüveni de aynı gerçeği tapınağının ne hazineler topladığı dillere
kanıtlar (Kalkhas, Mopsos). destan olmuştu.

Yunanistan'da Delphoi merkezinin Pythia tıpkı Sibylla gibi tanrı sözlerini ya


kuruluşuna değgin efsaneden de aynı sonuç da buyruklarını insanlara Homerik destanların
çıkarılabilir. Delos'lu Apollon övgüsünden epey vezni olan hexametron ile aktarır. Bu vezin ise
sonra ve onun örneği üzerine kaleme alınmış Daktyl'ler ve Kybele kültüyle ilişki
Delphoi'li Apollon övgüsünde şu efsane görünmektedir (Daktyl'ler). Bu nokta bir de
anlatılır: Apollon doğar doğmaz, başının Delphoi'nin dünyanın göbeği sayılması ve
üstünde kuğu kuşları uçuşmaya başlamış, omphalos kavramıyla Kybele kültüne özgü bir
tanrı Zeus da oğluna kuğuların çektiği bir motifi benimsemesi (Kybele), Andolu'lu
araba, başına bir altın külah ve eline de bir Apollon'la Anadolu'lu Ana Tanrıça ile bir bağ
rebap vermiş, gidip Yunanistan'da bir tapınak kurmayı esinler. Kaldı ki anası Leto ve kız
kurmasını buyurmuş. Ama kuğular onu kardeşi Artemis de doğrudan doğruya Kybele
Hyperbore'liler ülkesine uçurmuşlar ile bağlantılıdırlar (Artemis, Leto).
(Hyperboreoi). Orada bayram ve şenlikler
(5) NİTELİĞİ VE EFSANELERİ.
içinde yaşamış, sonra Yunanistan'a gelmiş.
Önce Boiotia'da Telphusa pınarının Apollon İlyada'nın ilk dizelerinde okçu
yanıbaşında kurmak istemiş tapınağını, tanrı olarak çıkar karşımıza. Okçu ve yaman
periden izin alamayınca (Telphusa), Korintos okçu oluşu onun doğu ile ilişkisini daha da
körfezinin kuzeyinde, Parnassos dağının pekiştirir; Olympos'a ilk ayak bastığı gün öbür
eteğinde yer yer ormanlarla örtülü yemyeşil tanrıların korkuyla yerlerinden fırlamaları da
bir ovaya inmiş, burada tanrıça Themis'e bundan, kargıcı Yunanlıların ödleri kopardı
adanmış bir sunak varmış, tanrıça kehanet çünkü Doğulu okçulardan. İlyada'nın konusu
verirmiş o sunakta. Ne var ki bölgeyi bir ejder Agamemnon'la Akhilleus arasındaki kavga ise,
kasıp kavurmakta, Python denilen bir canavar bu kavganın nedeni de Apollon'un öfkesidir.
ekinlerin hepsini yok etmekteymiş. Efsaneye Tanrının asıl niteliğini açığa vuran bu dizeleri
göre bu ejderi Hera salmışmış Leto ile aşağıya alalım (İl. 1, 45 vd.):
çocuklarının başına. Apollon Python'u öldürür
ve büyük bilicilik merkezini de ejderi
"........
öldürdüğü yerde kurar. Pytho diye anılan bu
indi Olympos'un doruklarından,
merkez sonradan Delphoi adını almıştır. Tanrı köpürmüş, öfkeli.
canavar da olsa bir cana kıydığı için arınmak Omuzlarında yayı, iki ucu kapalı okluğu.
zorunda kalmış, bir süre Tesalya'da Admetos'a Kımıldandı mı, oklar omzunda
sığırtmaçlık etmiş (Admetos); başka bir şangırdıyordu,
anlatıma göre Admetos'un yanındaki uşaklığı kızgın tanrı yürüyordu gece gibi.
Kyklops'u öldürdüğünden dolayıdır Yerleşti gemilerin ardına, saldı okunu,
(Kyklop'lar); dönüşünde de Pytho yarışmalarını bir vınlama çıktı gümüş yaydan,
kurmuş. Delphoi tapınağında dünyanın göbeği korkunç, acı.
Önce katırların, köpeklerin düştü peşine,
(Yun. Omphalos) sayılan bir çukurun üstüne
sonra saldı bir sivri ok insanların üstüne.
bir üçayak yerleştirilmiş, tanrının bilici kadını
Kavruluyordu birbiri peşi sıra bir yığın ölü.
Pythia bu üçayak üstüne oturarak ve çukurdan
Ordu içine tanrının okları yağdı tam dokuz
yükselen gazlarla kendinden geçerek fal gün.
verirmiş. Bu falcılık, bilicilik sanatıyla Delphoi
........"
Arakhne.
El sanatlarında Anadolu'nun Yunanistan
Kız kardeşi Artemis'le paylaştığı bu
üzerine üstünlüğünü dile getiren bir efsanedir
yetenek tanrıya büyük bir üstünlük sağlar.
Arakhne efsanesi.
Apollon ya da Artemis'in okuyla ölmek ansızın
tatlı bir ölüme kavuşmak anlamına gelir. Arakhne Lydia'lı bir kızmış, babası İdmon
Leto'dan doğma iki okçu tanrı bu yetilerinden Kolophon kentinde kumaş boyacılığı yaparmış,
birçok efsanelerde faydalanırlar (Niobe). kızı da iş işlemede, nakış yapmada, kilim
dokumada öylesine usta, öyle becerikliymiş ki,
Apollon'un sanat ve müzik yeteneği
yokmuş onun üstüne bütün bölgede. Dağdan,
üzerine de birçok efsaneler anlatılır.
ormandan periler bile gelir, şaşakalırlarmış
Musa'ların yöneticisi olarak ünü Yunan-Latin
yaptığı işlere. Lydia kızları, kadınları bilinçli,
şiirinden başlamak üzere Batı şiirinde bugüne
giderek gururlu olurmuş. Arakhne de
dek göklere ağmıştır (Musa'lar). Müzik
ölümlülere elişlerinin hepsini öğretmiş
alanında başka tanrılar ve ölümlülerle giriştiği
olmakla geçinen Atina'nın baş tanrıçası Athena
yarışmalar da birçok efsanelere konu olmuştur
ile gergefte boy ölçüşebileceğini ileri sürer
(Hermes, Pan, Marsyas).
dururmuş. Tanrıça buna kızmış, bir kocakarı
Işıklı tanrının aşkları da önemli bir rol kılığına girip çıkmış Arakhne'nin karşısına.
oynar efsanelerinde. Güzel delikanlılara Öğütler vermiş, daha alçakgönüllü olmasını,
olduğu kadar, doğayı simgeleyen perilere de tanrılarla boy ölçüşmekten sakınmasını salık
yönelmiş bu aşkların çoğu sonuç vermeyen vermiş. Ama Arakhne hiç oralı olmamış,
bahtsız sevgiler diye nitelenir (Daphne, Athena isterse gelsin nakışta yarışalım demiş.
Kassandra, Marpessa, Hyakinthos). Tanrıça da o zaman kim olduğunu açıklayarak
Apollon birçok ozanların babası sayılır başlamışlar gergef başında yarışmaya. Athena
(Linos, Orpheus, Aristaios). Olympos'un on iki büyük tanrısını işlemiş
nakısına, Arakhne ise tanrıların pek şanlı
Hekim tanrı olarak adı genellikle oğlu
olmayan serüvenlerini canlandırmış:
Asklepios'unkiyle birlikte anılır (Asklepios,
Paian). Adının geçtiği sayısız efsaneler için Zeus'un Europe'yi kaçırmasını, Danae'ye
yukarda gösterilen adlarla ilgili maddelere yaklaşmasını filan. İşlerini bitirince Athena
bakınız. bakmış ki kızın nakısı kusursuz,
kendininkinden aşağı kalmıyor, geçiyor bile.
Apsyrtos. Derken büyük bir öfkeye kapılıp kırmış
Bkz. Argonautlar. Arakhne'nin gergefini, yırtmış nakışını. Lydia'lı
kız üzüntüsünden kendini asmış. Ama tanrıça
Ara. hamarat sanatçıyı bir örümcek kılığına sokmuş
ki, sonsuzluğa dek tozlu duvar köşelerinde ag
Lanet, beddua, ilenme anlamına gelen
örsün de hiçbir faydasını görmesin.
yunanca kelime. Tragedyalarda bu kavramları
simgeleyen tanrıça. Kimi zaman çoğul olarak
Ares.
gösterilip öç perileri Erinys'lerle bir tutulur
(Erinys). Savaş tanrı Ares'in Roma'da karşılığı
Mars'tır. Roma devleti bu tanrıya ne kadar
değer vermiş, saygı göstermişse, Yunan
dünyası onu o kadar hor görmüş, sevimsiz, delinin biridir, kötünün kötüsüdür o,
giderek gülünç bir kişi olarak canlandırmıştır. bir o yana döner, bir bu yana.
Hele Homeros destanlarında kaba kuvveti
simgeleyen Ares'e eklenmedik aşağılayıcı sıfat
Asıl çekişmesi de Athena iledir, çünkü
kalmamıştır. Azgın, çılgın deli, uğursuz olarak
Athena aklın yönettiği savaşı, Ares ise
nitelendirilen Ares insanların baş belası, elleri
akılsızca, körü körüne çarpışmayı simgeler. Bu
kanlı, kaleler yıkan olumsuz bir varlıktır.
çatışmada elbette ki akıl üstün gelecek.
Doğuşunu üç dizede şöyle anlatan Hesiodos
Zeus'un kafasından çıkma, Zeus'un kalkanıyla
(Theog. 921) bir daha pek söz etmez bu
dövüşen Athena zaferi kazanacaktır. İlyada'nın
tanrıdan (Tab.5):
beşinci bölümünde tanrılar da Akha'larla
Troya'lılar arasındaki kıyasıya savaşa katılınca,
Hera görkemli son eşi oldu Zeus 'un Apollon önce Ares'in işe karışmaması için onu
Sevişti tanrıların ve insanların kralıyla Skamandros ırmağının kıyısına oturtur, ama
Hebe'yi, Ares 'i ve Eileithya 'yı doğurdu işler çatallaşıp Aphrodite’de yaralanınca, Ares
Hera çıkagelir; savaşı şöyle anlatılır (İl. V, 855 vd.):

Ares'in anası Hera ile herhangi bir ilişkisine "........


pek rastlanmaz destanlarda, hele babası Gür naralı Diomedes atıldı tunç
Zeus'un ondan hoşlanmadığı besbellidir. Troya kargısıyla,
savaşında yiğit Diomedes Athena'nın Pallas Athene tuttu yöneltti kargıyı
yardımıyla karnından yaralar Ares'i, o da tam Ares'in göbeği altına,

Zeus'un yanına sığınıp ağlaşır. Tanrılar karınlığın bağlandığı yere tam;


vurdu onu, yaraladı karnından,
babasının bu sızlanmalara verdiği karşılık
Sonra derisini yırtıp kargıyı çekti çıkardı.
şudur (İl. V, 889 vd.):
Ares kavgasına tutuşmuş dokuz on bin kişi,
savaşta nasıl bağırır çağırırsa,
tunç Ares de öyle bağırdı.
Böyle ağlaşıp durma dizimin dibinde,
Akhalarla Troyalıları yakaladı bir titreme.
dönek,
Savaşa doymaz Ares öylesine bağırmıştı.
Olympos'ta oturan tanrılar arasında
........"
benim en iğrendiğim tanrısın sen,
hep hırgür, kavga, savaş işin gücün,
ele avuca sığmaz huysuzluğun, biliyorum,
Bu dev tanrı Homeros destanlarında
anadan gelme sana, Hera'dan,
yürekli ve yiğit olarak bile gösterilmiyor.
ben de ona zorla dinletirim sözümü,
Dönekliği zaferi kimi zaman ona, kimi zaman
buna vermesinden ileri gelmiyorsa da, baş
Apollon'la Athena Ares'i şöyle kınarlar (İl. konusu savaş olan bir destanda savaş tanrının
V, 30; 830): bu kadar hor görülmesi şaşılacak bir şeydir.

Ares'in Aphrodite ile birleşmesinden


Ares, insanların baş belası Ares, Phobos (Bozgun), Deimos (Korku) ve bir de
ey kaleler yıkan, ellerin kanlı. Harmonia doğar. Phobos'la Deimos ayrılmazlar
…………….. babalarının yanından, Enyo adındaki kızı da
Yaklaş ona, saldırgan Ares 'ten çekinme, tanrı neredeyse oradadır. Ona kimi zaman Eris
(Kavga) de katılır. ırmak tanrı Alpheios'un sesiymiş bu. Kız sudan
dışarıya fırlayıp olduğu gibi koşmaya başlamış.
Odysseia'da anlatılan aşk macerasında
O koşmuş, ırmak kovalamış, sonunda gücü
(Aphrodite) Ares Hephaistos'un ağına düşüp
tükenen Arethusa Artemis'e yakarmış onu
yakalandıktan sonra hiç ses çıkarmaz, süklüm
kurtarsın diye. Tanrıça da önce kızı bir buluta
püklüm Trakya'ya doğru yol alır (Od. VIII, 359
sarmış, sonra bir kaynağa dönüştürmüş, ama
vd.). Ares'in yabani Trakya boylarının yanında
Alpheios gelip sularını sularına karıştırmasın
oturmaktan hoşlandığı ve bir geleneğe göre
diye, Arethusa yeraltına dalmış ve ancak
kızları olan Amazonların da oradan kaynak
Sicilya'da Ortyga adasında gene yeryüzüne
bulduğu söylenir. Thebai'de de Kadmos'un
çıkmış (Alpheios).
atası olarak tapım gördüğünü, bir ejderin
beklediği bir suyun kendisine adanmış Bu efsane, biri Elis'te, öbürü Sicilya'da
olduğunu anlatır (Kadmos). Arethusa adlı iki kaynağın varlığını açıklamak
için uydurulmuş olsa gerek.
Herakles destanında Ares, oğlu Kyknos'u
yiğitle olan savaşında korumak ister, Athena
Arges.
araya girip Kaderin Kyknos'un yenilmesine
karar verdiğini, buna karşı gelmenin akıl kârı Uranos (Gök) ile Gaia'nın (Toprak)
olmayacağını söyler, ama Ares akıl ve mantık birleşmesinden doğan tek gözlü devlerden
dinlemez, gene atılır körü körüne savaşa ve biri. Adı "ışık saçan" anlamına gelen Arges
Herakles'ten yara alarak gene utana utana Zeus'a yıldırım armağan eden Kyklops'tur.
döner Olympos'a. (Kyklopes).

Atina'da adam öldürmelerin ve dinsel


Argonaut'lar (Argo Gemicileri).
suçların yargılandığı Areopagos (Aerios Pagos),
İlkçağın büyük destansal öykülerinden biri
yani Ares tepesi diye bir yer vardır. Efsaneye
olan Argonaut'lar serüvenini bize bir tüm
göre, bu tepenin eteğinde bir kaynak fışkırır,
olarak Rodoslu Apollonios anlatmıştır. İ.Ö. III.
bu kaynağın dibinde de günün birinde Ares,
yüzyılda yaşayan Apollonios ünlü bir mythos
Aglauros’tan olma kızı Alkippe'ye Poseidon'un
yazarıdır. Bu konuyu kendisinden sonra
oğlu Halirrhotios'un saldırdığını görmüş ve
Apollodoros ve önce de büyük Dor şairi
öfkeye kapılarak öldürmüş saldıranı. Derken
Pindaros işlemiştir. Medeia ile İason efsaneleri
Poseidon Olympos tanrılarını tepede toplamış
ise tragedya yazarlarına ve özellikle
ve Ares'in bu suçunu yargılamalarını istemiş.
Euripides'le Seneca'ya konu olmuştur.
Tanrılar mahkemede Ares'in beraatına karar
vermiş. Bu uzun öyküyü, çeşitli bölümlerini
başlıklarla göstererek özetlemeye çalışalım.
Arete.
ARGO GEMİSİ.
Bkz. Alkinoos.
Adı "hızlı" anlamına gelen Argo gemisi
Karadeniz'in Kolkhis ülkesinde Altın Postu
Arethusa.
aramaya giden kahramanlar için yapılmış elli
Artemis'in çevresindeki avcı kızlardan
beş kürekli bir gemiymiş. Onu yapan ustanın
Arethusa günün birinde av yorgunluğunu
adı da Argos imiş.
gidermek için ırmağa girmiş, yıkanıyormuş.
Çırılçıplak yüzerken birdenbire ırmaktan
yükselen bir erkek sesi duymuş. Kıza tutulan
kurbanlar bilici İdmon tarafından iyiye
ARGONAUTLAR KİMLERDİR?
yorumlandı: İdmon'un kendisinden başka
Sefere katılanlar Troya efsanesi yolcuların hepsi geri dönecekti.
kahramanlarından önceki kuşaktan kişilerdir.
LEMNOS ADASI.
Mythos yazarlarının bunlar üstüne verdikleri
listeler birbirini tutmaz, ama genellikle en Birinci durak Lemnos adasıydı. Adanın
ünlü kahramanlar şunlardır: İason, gemi ustası kadınları kocalarını öldürmüşlerdi. Adada
Argos, dümenci Tiphys, ozan Orpheus, İdmon, erkek olmadığından Lemnos kadınları
Amphiaraos ve Mopsos adlı biliciler, Boreas'ın Argonaut'ları iyi karşıladılar ve onlarla
oğulları Kalais'le Zetes, Kastor'la Polydeukes, sevişerek gebe kaldılar (Thoas, Hypsipyle).
Peleus'la Telamon, Meleagros, Herakles ve
SEMENDİREK, KYZIKOS.
daha başkaları.
Çanakkale Boğazı'na girmeden Samothrake
ALTIN POST. (Semendirek) adasına vardılar ve ozan
Altın Post, bir zamanlar Athamas'ın Orpheus'un öğüdüne uyarak adadaki gizemlere
çocukları Phriksos'la Helle'yi sırtına alıp erdirildiler. Oradan da Marmara denizine
Yunanistan'dan Karadeniz'deki Kolkhis ülkesine girdiler ve Kapıdağ yarımadasına vardılar.
kaçıran kanatlı koçun pöstekisidir. Kız kardeşi Delion'Iar kralı Kyzikos'u yanlışlıkla öldürdüler
Helle Boğazları geçerken denize düştükten (Kyzikos).
sonra, Phriksos tek başına Kolkhis'e varır ve
MYSİA'DA HYLAS'IN KAYBOLMASI.
kendisini iyi karşılayan Aletes'e Zeus'a kurban
ettiği koçun altından olan postunu verir. Mysia kıyılarına vardıklarında (Mudanya
Aietes de bu eşsiz postu tanrı Ares'e adanmış limanına çıkmış olacaklar) Herakles ormana
bir korulukta saklar (Athamas, Phriksos, dalıp kırdığı küreğinin yerine yenisini kesmeye
Helle, Aietes). gitti, yanında Hylas adlı çok sevdiği bir genç
vardı. Delikanlıyı tatlı su aramaya
SEFERİN NEDENİ.
göndermişlerdi. Geri gelmeyince Herakles onu
İolkos kralı Aison tahtını üvey kardeşi aramaya koyuldu ve şafak sökerken hâlâ
Pelias'a kaptırmıştı. Aison'un oğlu İason dönmediklerinden gemi Herakles'i Mysia'da
delikanlılık çağına gelince Pelias'ın karşısına bırakarak yoluna devam etti (Hylas,
çıkıp tahtını geri ister. Pelias da ondan Herakles).
kurtulmak için önce Kolkhis'e gidip Phriksos'un
AMYKOS, PHİNEUS.
orada bıraktığı altın postu getirmesini
buyurur. İason bu sefere çıkmak zorunda kalır, Kadıköy'e yerleşmiş dev Amykos'u
Yunanistan'da ne kadar gözü pek, atılgan yiğit Polydeukes'in yenmesi üzerine yelken açan
varsa hepsini toplar ve Phriksos'un oğlu ünlü Argo gemisini fırtına Boğazdan uzaklara Trakya
usta Argos'a bir gemi yaptırdıktan, bu işte kıyılarına atar. Orada Poseidon'un oğlu kör kral
tanrıça Athena'dan da yardım gördükten sonra Phineus'a rastlarlar. Bu kral Harpya'lar
yola çıkar (Aison, Pelias, İason). belasına uğramıştır. Kanatlı, kadın yüzlü
canavarlar olan Harpya'ları rüzgâr tanrı
YOLCULUK.
Boreas'ın oğulları Kalais ile Zetes yener ve
Argo gemisi Tesalya'daki bir limandan kovarlar. Bu iyiliğe karşılık Phineus
denize indirildi. Tanrı Apollon'a yapılan Argonaut'lara ilerde karşılarına çıkacak
tehlikeleri nasıl atlatabileceklerini bildirir
MEDEİA, ALTIN POST'UN ALINMASI.
(Amykos, Harpya'lar, Kalais ile Zetes).
Argonaut'lar Altın Post'u geri istemek için
ÇARPIŞAN KAYALAR.
kral Aietes'in karşısına çıktıklarında, kralın kızı
Karadeniz'e çıkmadan, Symplegad'lar yani Medeia İason'u görür ve büyük bir aşkla ona
çarpışan kayalardan geçmeleri gerektiğini tutulur. Güçlü bir büyücü olan Medeia bundan
Phineus söyler Argonaut'lara. Mavi Kayalar böyle Argonaut'ların ve İason'un bütün işlerini
diye de tanımlanan bu iki kaya aralarından bir eline alır ve dileğince yönetir. Kral Aietes
gemi geçti mi, yerlerinden oynar ve birleşerek görünüşte Altın Post'u vermeye razıdır, ama
kapanır, aralarında ne varsa paramparça bir ejderi öldürmesini, ateş püsküren, tunç
olurmuş. Phineus Argonaut'lara şöyle bir ayaklı iki boğayı boyunduruğa koşup öldürülen
denemede bulunmalarını salık verir: Bir ejderin dişlerini ekmesini şart koşar, İason
güvercin uçursunlar kayaların arasından, ister istemez bu koşullara evet der. Medeia
güvercin geçebilirse, kendileri de arkasından araya girer, İason'a kendisini eş olarak almaya
geçmeye kalkışsınlar, yoksa vazgeçip gerisin söz verirse yardım edeceğini bildirir. Sonra da
geri Yunanistan'a dönsünler. İason yiğide büyülü bir merhem hazırlar. Bedene
kuyruğundan birkaç tüyünü yitirerek karşı sürüldü mü bu merhem deriyi silah geçmez
yöne geçer, arkasından Argo gemisi hale sokar, bir gün boyunca ne yaralanır, ne
Symplegad'ların arasına girer ve kuş gibi ancak de ölür. Ejderhanın dişlerini toprağa ektikten
pupası biraz zedelenerek geçer. Bundan sonra sonra silahlı adamlar biteceğini, aralarına bir
da Çarpışan Kayaların çarpışmaktan taş atarsa, bunların kavgaya tutuşup
vazgeçtikleri ve yerlerine mıhlandıkları birbirlerini öldüreceklerini de söyler.
anlatılır. İstanbul Boğazında akıntı yüzünden Medeia'nın dediği gibi olur, İason boğaları
oynak kayalar mı vardı, yoksa Boğazın boyunduruk altına sokmayı ejderin dişlerini
olağanüstü anafor ve akıntıları efsaneye böyle tarlaya ekip üstünde fışkıran silahlı adamları
bir imgeyle mi yansıtıldı? Her neyse bu engeli birbirlerine öldürtmeyi başırır. Ne var ki
de aştıktan sonra Argonaut'lar Yunanlıların Aietes gene de Altın Post'u vermeye razı
Pontos Eukseinos yani konuksever deniz olmaz. Argo gemisini yakmaya ve Argonaut'ları
dedikleri Karadeniz'e çıkarlar. öldürmeye kalkar, ama Medeia daha hızlı
davranmış, İason'la el ele vererek Altın Post'u
AMAZONLAR VE KOLKHİS'E VARIŞ.
bekleyen ejderi uyutmuş ve koçun pöstekisini
İlk durak Maryandyn'lerin ülkesidir. Kral alıp Argo gemisine kaçırmışlardır. Ertesi sabah
Lykos onları iyi karşılar, ama bir yaban Argo gemisi şafak sökmeden yola çıkar. Medeia
domuzu avında bilici İdmon ve dümenci Tiphys babasının kendilerine yetişememesi için
ölürler. Argonaut'lar daha öteye gidip korkunç bir çareye başvurmuştu: Yanına aldığı
Amazon'lar ülkesine çıkarlar. Amazon'ların küçük kardeşi Apsyrtos'u kesip doğradı ve
ülkesi Thermodon (Terme çayı) ve Themiskyra parçalarını yol boyunca serperek uzaklaştılar,
(Terme) şehriyle merkezlenir efsanede. Durak arkalarından gelen Aietes'le adamları
yapmadan Kafkas dağlarının göründüğü Apsyrtos'un parçalarını toplamakla vakit
kıyılara doğru ilerler ve Phasis ırmağına kaybettiler, bu yüzden Argonaut'lara
(Pasinus) yani Kolkhis (Gürcistan) ülkesine yetişemediler.
varırlar (Amazon'lar).
büyülü otlarla kaynayan bir kazana atar,
DÖNÜŞ YOLCULUĞU.
birden körpe bir kuzu çıktığını gösterir.
Destanın bu bölümü de karışıktır. Bir Pelias'ın kızları bu düzene kanarak babalannı
anlatıma göre Argo Karadeniz'de İstros (Tuna) öldürüp kazana atarlar. Dirilmedigini görünce
ırmağının ağzına varır ve ırmak yoluyla çılgına dönerler ve yurtlarından sürülürler
Adriyatik denizine çıkar (o zamanki coğrafya (Pelias).
görüşlerine göre Tuna Karadeniz'i Adriyatik
MEDEANIN SONU.
denizine bağlayan bir su yoluydu), ama
Zeus'un öfkesine uğrayıp fırtınaya tutulurlar, İason'la Medeia bu suçu işledikten sonra
Medeia'nın halası olan büyücü Kirke'yi bulmaya Pelias'ın oğlu tarafından İolkos'tan kovulurlar.
giderler, Kirke Medeia'yı kardeşini öldürmüş Korinthos kralı Kreon onları iyi karşılar, ama
olma suçundan arındırır ama, İason'u bir süre sarayında alıkoyduktan sonra,
konuklamak istemez; Argonaut'lar Seiren'ler Medeia'yı uzaklaştırmak çarelerini arar. İason
adasının önünden geçerken ozan Orpheus da korkunç karısından bıkmışa benzer,
canavarları büyüler, söylediği ezgi o kadar Kreon'un kızı Kreusa ile evlenmek üzere
güzeldir ki gemiciler Seiren'lerin sesine kulak Medeia'yı boşamaya ve Kolkhis'e geri
vermezler. Hera'nın koruyuculuğu altında göndermeye kalkar. O sırada büyücü kadın
Kharybdis'le Skylla uçurumlarını da geçerler. ömrünün en korkunç suçunu işler: Kreusa'ya
Bu kez fırtına onları Libya kıyılarına atar, güya düğün hediyesi olarak bir elbise gönderir,
oradan Girit'e geçerler. Girit'te eski tunç kız onu giyer giymez yanmaya başlar, bu işler
soyundan kalma Talos adında bir dev yaşar, olup biterken İason'dan olan iki oğlunu boğar
Talos tepeden tırnağa tunçtandır, yalnız ayak ve babalarına ölülerini gösterir. Bundan sonra
bileklerinden biri etten olup içinde bir kan atası Helios'un kendisine gönderdiği bir uçan
damarı bulunmaktaydı. Hephaistos'un yaptığı arabayla Atina'ya uçar. Orada Aigeus'a
bu robot adama Girit kralı Minos adayı koruma kendisiyle evlenirse çocuk doğuracağını söyler,
görevini vermişti. Argonaut'lar Girit'e Theseus'u öldürmeye çalışır, Atina'dan da
yaklaşınca Talos koca bir kaya alıp Argo sürülür. Kolkhis'e döndüğü ve daha birçok suç
gemisinin üstüne fırlatacak oldu, ama Medeia ve serüvenlerden sonra babası Aietes'le
onu büyüledi, dev birden ayağını burkarak barıştığı bazı efsanelerde anlatılır (Medeia).
bileğini sıyırdı ve damarından akmaya
başlayan kan bir daha durmadı, Talos böylece Argos.
can verdi (Talos). (1) Zeus ile Niobe'nin oğlu. Niobe Zeus'un
sevdiği ilk ölümlü kadındır. Argos'a Zeus
YUNANİSTANA VARIŞ.
Peloponez krallığını vermiş, bu yüzden de
İason Altın Post'u amcası Pelias'a vermek Argos denmiş bütün yarımadaya. Sonraları
üzere İolkos'a döner. Babası Aison'un öldüğü Argos adı yalnız batısındaki Argos kentine ve
haberini alır. Pelias'ın da tahtı geri vermeye Argolis denilen bölgeye ayrılmış. Argos İlyada
hiç de yanaşmadığını görür. Burada Medeia'nın destanında Yunanistan'dan gelip Troya'ya
tüyler ürpertici bir oyunu yer almaktadır: saldıranların tümünün yurdu olarak gösterilir,
Pelias'ın kızlarıyla arkadaşlık kurar, Argos'lu ise Akha'ların hepsine verilen genel
ihtiyarlamakta olan babalarını gençleştirmenin bir sıfattır.
çaresini kendilerine öğreteceğini söyler ve
(2) Argonaut'ların gemisi Argo'yu (argos,
örnek vermek üzere yaşlı bir koç alarak keser,
hızlı demek) yapan ve ona adını veren usta.
(3) Homeros destanlarında tanrı Hermes varmışlar. Ama Theseus kızı o adada bırakıp
"Argos’u öldüren" "Argeiphontes" ek adıyla gitmiş, bir gece kız uyurken gizlice kaçmış.
anılır. Tartışmalı yorumlara yol açan bu sıfatın Ariadne uyanıp bakmış ki adada yapayalnız,
anlamında bilginler karar kılmış gibidir. Çünkü ama üzülmeye vakit kalmadan tanrı Dionysos
böyle bir efsane vardır: Hermes'in öldürdüğü gelmiş, kızın güzelliğine vurulmuş ve onu alıp
Argos yüz gözlü bir devdir. Başka bir anlatıma Olympos'a götürmüş. Düğün hediyesi olarak
göre, Argos'un yüz değil de, ikisi kafasının Ariadne'ye Hephaistos'un yaptığı altın bir taç
önünde, ikisi arkasında yalnız dört gözü vermiş, sonra da taç gökte bir yıldız olmuş
varmış. Üstün bir gücü olan bu dev Arkadya (Theseus, Dionysos).
bölgesini yabani bir boğadan kurtarmış,
Tartaros'la Gaia'dan doğma Ekhidna canavarını Arima.
öldürmüş, sonra da Zeus'un inek biçimine Güneydoğu Anadolu'nun Kilikya bölgesinde
soktuğu sevgilisi İo'nun başına Hera tarafından bulunan dağlık bölgenin adı. Efsaneye göre bu
bekçi olarak dikilmiş. Argos ineği bir ağaca dağların altında iki ejder yatmaktadır:
bağlayarak gece, gündüz gözlüyormuş, Homeros'a göre Typhoeus'un ini buradadır (İl.
uyuduğu zaman bile gözlerinin hepsi II, 782), Hesiodos da Ekhidna canavarının
kapanmaz, ne kadarı kapanırsa, o kadarı açık orada kapalı olduğunu anlatır (Typhon,
kalıp bakarmış. Ama Zeus Hermes'e İo'yu Ekhidna).
kurtarmayı buyurmuş ve Hermes de Argos'u
öldürmeyi başarmış. Bunu nasıl yaptığı Arion.
konusunda söylentiler çeşitlidir: Kimine göre Herodotos'un anlattığı masallar arasında
uzaktan attığı bir taşla yere sermiş Argos'u, Arion'un masalı kadar sevimlisi yoktur. Hem
kimine göre Pan'ın kavalını çalarak devi tarihçi onu bir masal diye değil, gerçekten
büyülemiş ve bütün gözlerinin birden olmuş şaşılacak bir olay diye anlatır: Şairler
kapanmasını sağlamış, ya da büyülü bir anası Lesbos'ta Arion adlı bir ozan yaşarmış.
değnekle Argos'u bir daha uyanmayacağı bir Dili öyle tatlı, çalgısı öyle dokunaklı ki, ünü
uykuya daldırmış. Nasıl olmuşsa olmuş ama Midilli'den çok ötelere yayılmış. Günün birinde
Argos ölmüş, Hera da gözlerini kendisine özgü adası dar gelmiş Arion'a dünyayı göreyim deyip
ve çok sevdiği tavus kuşunun tüylerine Korinthos'a göçmüş. Ora halkını da büyülemiş,
yerleştirmiş. üstelik Korinthos'un yöneticisi Periandros'u da
dost edinmiş kendine. "Gitar çalmakta eşi
Ariadne. yoktu, diyor Herodot hemşerimiz, duyduğuma
Minos'la Pasiphae'nin kızı (Tab. 11). göre de, Dithyrambosu ilk söyleyen odur".
Theseus Girit'e Minotauros'la çarpışmaya Dithyrambos, tanrı Dionysos'a bir övgüdür, bu
geldiğinde Ariadne yiğidi görmüş ve görür tür, tragedyanın kaynağı sayılır. Arion onu
görmez de ona tutulmuştu. Minotauros'un yarattıysa, tragedyanın babası odur demek
bulunduğu bin bir dehlizli Labyrinthos (Dionysos).
mağarasında kaybolmaması için eline bir
Her neyse, Arion sanatıyla yalnız ün değil,
yumak iplik vermişti. Theseus da karışık ve
çok para da kazanmış, İtalya'yı, Sicilya'yı
karanlık dehlizlerden ilerledikçe yumağı açıp
gezmek hevesine kapılmış. Orada da bir süre
ipliği yere bırakıyormuş. Canavarı öldürdükten
kalıp, servetler topladıktan sonra, dost
sonra çıkış yolunu ona bu iplik göstermiş.
Periandros'un yanına dönecek olmuş.
Sonra da Ariadne'yi kaçırıp Naksos adasına
Taranto'dan gemiye binmiş, yolculuk için tarımsal konuları ele alan eserinde uzun bir
Korinthos'lu bir geminin tayfasıyla pazarlığa parça ayırmıştır. Serüvenini şöyle anlatır: Dağ
girişmiş, çünkü en çok bu şehir adamlarına ve su perilerini kovalamaktan hoşlanan
güvenirmiş. Ne var ki denize açılınca, Aristaios günün birinde ozan Orpheus'un karısı
gemiciler onu suya atıp paralarının üstüne Eurydike'nin peşine takılır, kaçarken
oturmayı kurmuşlar. Arion fiskoslarını duymuş Eurydike'nin ayağını yılan sokar, güzel kadın
ve varımı yoğumu alın, bana hayatımı düşüp ölür. Tanrılar da Aristaios'u
bağışlayın diye yalvarmış. Bir gece önce cezalandırmak için salgın düşürürler arı
düşünde Apollon'u görmüşmüş Arion. kovanlarına, arılarının hepsi ölür. Bu yıkım
Güvenmiş tanrıya ve bakmış ki başka kurtuluş karşısında Aristaios anası Kyrene'ye dert yanar,
yok, en güzel rubalarını giyip son bir kez Kyrene oğluna deniz ihtiyarı diye anılan kâhin
güvertede denize karşı saz çalmayı dilemiş. Proteus'a baş vurmasını salık verir. Aristaios da
Sonra da denize atacakmış kendini. Öyle güzel Odysseia'da Meneloas'un yaptığı gibi (Od. IV,
çalmış, öyle dokunaklı söylemiş ki, Apollon'un 365 vd.) gidip Mısır'da fok balıkları arasında
kutsal hayvanları yunus balıkları belirmiş yaşayan Proteus'u bulur ve onu sımsıkı
çevrede: Toplanmış, dinliyorlarmış ozanı. bağlayarak kehanetini ağzından alır: Dört boğa
Arion ezgisini bitirince denize atlamış, hemen ile dört düve kurban edecek, sonra derdine
yunus balığının biri onu sırtına almış ve çare bulacaktır. Aristaios kâhinin dediğini
Yunanistan'a kadar götürmüş. Hain gemiciler yapar, kestiği kurbanları dokuz gün sonra
Korinthos'a varınca, Periandros şairin ne yoklayınca, leşlerinden binlerce arı çıktığını
olduğunu sormuş, denize düşüp boğulduğunu görür. Bağışlandığını anlar.
söylemişler. O sıra Arion birdenbire
Yunanistan'ın bazı bölgelerinde, özellikle
çıkagelmez mi! Periandros gemicileri çarmıha
Tesalya, Boiotia ve Arkadya'da Aristaios bir kır
gerdirmiş, tanrı Apollon da Arion'un sazıyla
tanrısı olarak saygı görürdü (Eurydike,
üstünde yolculuk ettiği yunus balığını gökte Orpheus).
birer burca dönüştürmüş.
Arkas.
Aristaios.
Zeus'la Artemis'in avcı kızlarından
Tesalya'lı ırmak tanrı Peneus'un torunu Kallisto'nun oğlu, Arkadya bölgesinin efsanelik
olan Kyrene adlı nympha'yı tanrı Apollon atası.
görmüş ve sevmiş, alıp onu Libya'ya kaçırmış
Zeus'un gebe bıraktığı Kallisto doğurup da
ve orada Aristaios adlı bir çocukları olmuş.
öldükten yahut ayı kılığına sokulduktan sonra,
Çocuğu kırlarda at adam Kheiron ve
Zeus Arkas'ı büyütmek üzere Hermes'in anası
nympha'lar büyütmüş. Aristaios tarım ve
Maia'ya vermiş. Arkas ana tarafından
hayvancılıkla ilgili bilgilerin hepsini öğrenmiş,
Lykaon'un torunuydu. Bu kral Zeus'u sınamak
zeytincilik, hayvancılık ve özellikle arıcılıkta
istemiş, torununu doğrayıp parçalarını tanrının
ondan üstünü yokmuş.
sofrasına çıkarmış. Ama Zeus aldanmamış,
Aristaios sonradan Kadmos'un kızı Autonoe sofrayı devirdiği gibi, Lykaon'un konağına
ile evlenir ve Aktaoin adlı bir oğlu olur. Babası yıldırım yağdırmış, kralın kendisini de bir kurt
gibi dağda, bayırda yetişen Aktaoin usta bir haline sokmuş. Arkas'ın parçalarını bir araya
avcıdır.
getirip çocuğu yeni baştan diriltmiş.
Aristaios'a Vergilius "Georgica" adlı
Arkas delikanlılık çağma gelmiş,
avlanıyormuş ki, ayı olan anasına rastlamış, kazılarında elde edilen bulgular ise Ana
başlamış onu kovalamaya ve hayvanın sığındığı Tanrıçanın gelişmesinde başlangıç noktasını
Zeus tapınağına onun arkasından girmiş. İsa'dan önce 6100 yıllarına kadar indirmekle
Ülkenin yasalarına göre, tapınağa giren ölüm bu evreye ışık tutmakta ve daha sonraki
cezasına çarptırılmış. Ama Zeus acımış ana aşamaların belli bir açıdan incelenmesini
oğula ve ikisini de göğe alarak birer yıldız kolaylaştırmaktadır. Efes'te bulunan Artemis
yapmış. Kallisto Büyükayı, ya da yunanca bir heykelleri de Anadolu'nun, Yunanla ilgili
deyimle "Araba" olmuş, Arkas da Arkturos yani çağlarında bu tanrıçanın aldığı biçimi ortaya
arabanın sürücüsü. sermekle erken taş çağında başlayıp Roma

Arkas Lykaon'un oğlundan kendisine miras imparatorluğunun putperestlikten

kalan krallığa adını vermiş, Arkadya denmiş bu Hıristiyanlığa geçişine kadar olan sürede

bölgeye. Çok yararlı bir kral olmuş: tutarlı bir gelişmeyi izlemek olanağını

Uyruklarına buğday ekmesini, ekmek vermektedir. Adı ne olursa olsun toprak ve

yoğurmasını ve yün eğirmesini öğretmiş. bereket tanrıçası ancak uzun ve yaygın bir

Ölünce Arkadya üç oğlu arasında paylaşılmış. gelişme süreci içindeki aşamaların sayım ve
dökümünü Ana Tanrıçanın Anadolu'daki başlıca
Artemis. simgesi olan Kybele'ye ayırdığımız bölüme
bırakarak, burada yalnız Artemis'i tanıtma
Artemis, Akdeniz çevresinde bin yıllarca
çabasına girişelim. Yunan kaynaklarında adına
tutunmuş bir tanrıçaya belli bir süre içinde ve
rastlanan Artemis de zaman ve mekân içinde
belli bir bölgede verilen addır. Kaynağı Orta
bir gelişmenin ürünüdür. Homeros
Anadolu'da bulunduğu en son arkeoloji
metinlerinde sözü geçen Artemis'ten Latin
kazılarından kesinlikle anlaşılan ve genel
yazınındaki Diana'ya varmak için nice nice
olarak Ana Tanrıça diye tanımlanabilen bu
değişimlere uğramıştır bu tanrısal figür.
tanrısal varlık Yunan din ve efsanelerinde
Bunları özetlemek için yazılı kaynaklardan,
Artemis adıyla anılır. Bu tanrıçanın kültü
Efes'li Artemis'i tanımlamak için de Selçuk
Anadolu'dan Mezopotamya'ya, Suriye, Lübnan
müzesinde gözümüzle görmek mutluluğuna
ve Filistin yoluyla Mısır'a ve Ege adalarıyla
eriştiğimiz eşsiz heykellerden faydalanacağız.
Girit'e kadar bütün Akdeniz kıyılarını kapladığı
Ana Tanrıçanın gerek Kybele, gerekse Artemis
gibi, Yunanistan ve İtalya'ya da yayılmış,
adıyla tam anlamına varmak bugüne bugün
ayrıca kuzeyde İskandinav ülkelerine dek
pek az bilginin başarabildiği bir iştir. Bu işte
sokularak iz bırakmıştır. Toprak ve bereketi
öncülük, bizim tarih ve din tarihi bilginimiz
simgeleyen bu tanrıçaya, her çağ ve her
Halikarnas Balıkçısı'ndadır. Aşağıdaki
bölgede başka başka adlarla ve ayrı ayrı
inceleme, onun bulgularının, tanımlarının ve
biçimlerde tapınıldığı, bütün bu değişik ad ve
şaşırtıcı bir kavrama ve bağlantı kurma
biçimlerin ardında hep aynı görüş ve inanç
gücüyle aydınlatıp canlandırdığı gerçeklerin
özüne rastlandığı artık yadsınmaz bir gerçek
bir derlemesi sayılabilir.
olmuştur. Ne var ki isim ve biçim bolluğu
tanrıçanın geçirdiği evreyi izlemeyi (1) ADI VE EK ADLARI.
güçleştirmekte, bu karmaşık varlığı bir bütün
Artemis'in adı tıpkı Apollon'unki gibi
olarak görüp incelemeyi bilimin daha iyice
Yunanca değildir. Dokunulmamış, bozulmamış
çözümleyemediği bir sorun haline
anlamına yakın gelen "artemes" sıfatından
getirmektedir. Çatalhöyük ve Hacılar
üreme olduğunu kanıtlamak güçtür. Artemis'in
Apollon'un olduğu gibi parlaklık gösteren bir okuyla hedefi vuran" diye çevirdiğimiz halde
ek adı da yoktur. Adına takılan yüzlerce yersel tam anlam ve kaynaklarını bilmemekteyiz.
sıfatı ise onun tapınıldığı çeşitli ülke ve İlerde görüleceği gibi Artemis'le Helios
bölgeleri açığa vurmaktan başka bir işe soyundan bir ay ve büyü tanrıçası olan Hekate
yaramaz. Tek üstünde durulması gereken ve arasında yakınlık, benzerlik vardır, o kadar ki
kişiliğinin özünü yansıtan sıfatları ilkin bu iki tanrıça kimi yerde birbirine karışır.
Homeros destanlarında, sonra ilkçağ yazını Hekate'nin adı da Hekatos gibi
boyunca rastlanan okçulukla ilgili sıfatlarıdır. çözümlenmemiş bir kökendendir. Bu
İlyada'da bu tanrıçaya çokluk "ok taşıyan, ok aydınlanmamış köken Apollon, Artemis,
saçan, okçu tanrıça" denir, kardeşi Apollon Hekate üçlüsünün Anadolu ile daha bir
gümüş yaylı olduğu halde, Artemis için Altın ilişkisini mi dile getirir acaba?
sıfatının kullanılması dikkati çeker. İlyada'da
İlyada'nın XXI. bölümünde Akhilleus eliyle
Artemis için "altın yaylı, altın tahtlı ve
can veren Hektor'un savunulup
dizginleri altın kakmalı" deyimlerine rastlanır,
savunulmaması, tanrılar arasında tartışmaya
oysa ayla ilişkili bir tanrıçaya gümüşü, güneşle
neden olur. Apollon bezmiştir, insanları kendi
ilgili bir tanrıçaya altını daha çok
yazgılarına bırakmak düşüncesindedir. Artemis
yakıştırabiliriz. Başka bir sıfatı ise onun
ise, kardeşine sertçe çıkışır (İyada, XXI.
Apollon'la bağlantısını daha açıkça
Bölüm, 470 v. d.):
belirtmektedir. Deloslu Apollon'un bir tıpkısı
olan Artemis'e övgüde şöyle deniyor:
"Ama kız kardeşi, yabani hayvanlar
tanrıçası, çıkıştı ona,
"Artemis'i övelim, Musa, okçu tanrının kız konuştu avcı Artemis, küçük düşürdü onu:
kardeşini, ‘Kaçıyorsun demek, okçu tanrı,
Apollon'la birlikte büyümüştür ok atan o Poseidon'a bırakıyorsun zaferi büsbütün,
kız oğlan kız, hak etmediği bir ün veriyorsun ona.
atlarına yoğun sazlı Meles ırmağından su Ne diye bir yayın var senin, aptal,
içirir yaramadıktan sonra o yay işine?
ve Smyrna'dan hızla geçerek Bir daha duymayayım babamızın sarayında
sürer altın arabasını bağlık Klaros'a doğru, övündüğünü,
ki orada taht kurmuştur gümüş yaylı tanrı, Eskiden beri ölümsüz tanrılar arasında
orada bekler hedefi vuran tanrı yaptığın gibi,
kardeşi okçu tanrıçanın gelmesini." Poseidon’a baş kaldırıp karşı karşıya
savaşırım diye.’
........"
Homerik denilen bu övgünün
başlangıcındaki bu dizeler iki bakımdan ilgi
çekicidir: Biri Artemis'in İzmir, Klaros ve Yabani hayvanlar tanrıçası "potnia theron",
Homeros'un atası sayılan İzmir'deki Meles ana tanrıça Kybele'ye özgü bir sıfattır.
suyuyla ilişkisini açığa vurur, burada her iki İlyada'da, Artemis'in de bu nitelikle
tanrının da Ege bölgesinden oldukları, oradan adlandırılması dikkati çeker. Üstelik Artemis'in
kaynak alıp oraya yerleştikleri anlaşılır; Anadolu’yla ilişkisini daha bir açıklar, hatta
ikincisi Apollon için kullanılan "Hekatos" ve Ephesoslu Artemis'le ilişki kurar. Hele bundan
"Hekatebolos" ek adlarıdır ki bunları "okçu, sonra Hera'nın tartışmaya karışıp Troya'dan
yana olan Artemis'e karşı öfkelenmesi Ortygie, ya da Ortygia denilen yerde doğurdu.
büsbütün anlamlıdır (İlyada, XXI. Bölüm, 381 "Ortyks" Yunanca bıldırcın demek olduğuna
v. d.): göre, bu bıldırcın yeri, ya da adası neredeydi?
Bu da tartışma konusu. İlkçağda birçok yerler
Ortygia adıyla anılmakta, hepsi de Artemis'e
"Bana karşı komak mı şimdi niyetin,
yurt olmak hevesini gütmekteydi. Bir
utanmaz köpek?
açıklamaya göre Ortygia, Delos adasının eski
İstersen yay taşıyıcısı ol sen,
adıymış, üstünde doğduktan sonra Apollon
kadınlara karşı aslan yapmışsa da seni
Zeus adını Delos, yani Parlak Ada olarak
İstediğini öldürmek gücünü vermişse de değiştirmiş. Ne var ki bu açıklama övgüde
sana söylenene uymuyor, övgüde Delos'la Ortygia
zor ölçersin gücünü benim gücümle. ayrı yerler olarak gösteriliyor, şu farkla ki
Git dağlara, yaban keçilerini öldür, İnopos deresi, sözlüklerde Delos adasının bir
kendinden güçlüyle savaşmaktansa bu suyudur deniyor. Ortygia adlı Sicilya'da bir ada
daha iyi. var, ama o söz konusu olamayacağına göre,
Anlamak istersen savaşı, çık karşıma,
kalıyor Efes yöresindeki Ortygia. Bu konuda
gör senden ne kadar üstün olduğumu,
Halikarnas Balıkçısı'nın tanıklığına
gücünü benim gücümle ölçmek neymiş,
başvurmalıyız (Hey Koca Yurt, s. 219):
anla."
... İmparator Tiberius zamanında Anadolu'
da, her iki adımda bir, kutsal yerler ve
Aşağıda tanrıçanın niteliklerini ele alırken tapınaklar varmış. Katili olsun, hırsızı olsun,
incelediğimiz bu parçalar Artemis'in adı, bu yerlerin dokunulmazlığına kolayca
sanıyla bir Anadolu'lu tanrıça olarak karşımıza sığınabildiklerinden, ülkede güvenlik
çıktığını belirler. kalmamıştı. Onun için, Anadolu'daki kutsal
(2) DOĞUŞU. yerlerin temsilcileri Roma'ya senatoya
çağrılmışlar ki, bu yerlerin gerçeğiyle
Deloslu Apollon'a övgüde şöyle denir:
yalancısı ayrılabilsin...

Herkesten önce Efesliler huzura çıktılar ve


"........
şunları söylediler: Apollon'la Artemis
Selam sana, ey ulu Leto,
genellikle sanıldığı gibi Delos 'ta doğmuş
Bu parlak çocukların anası, mutlu ana,
değillerdir. Kendi ülkelerinde Kenkreios adlı
sensin kral Apollon'u, okçu Artemis'i
bir su varmış ve bir de Ortygia denilen bir
doğuran,
kayalı Delos'ta doğurduydun oğlunu, koruluk, Leto doğum sancılarıyla kıvranınca
vermiştin sırtını koca dağa, Kynthos'un oraya gelmiş ve bugüne bugün orada duran bir
sarp eteklerine, zeytin ağacına dayanarak doğurmuş bu iki
kızını Ortygie'de doğurduydun, tanrıyı. Bunun üzerine o koru tanrı
İnopos akıntılarının orada, buyruğuyla kutsallanmış, öyle ki Apollon bile
bir Fenike ağacı dibinde. Kyklop'ları öldürdükten sonra Zeus'un
........" öfkesinden orada korunmuş, yine orada Liber
baba (tanrı Bacchus) savaşta başarı kazanınca
tapınak çevresine sığınan Amazon'ları
Bu metinden açıkça anlaşılan şu ki Leto
bağışlamış. Tapınağın kutsallığı Hercules'in
önce Apollon'u Delos'ta, sonra da Artemis'i
Lydia 'ya egemen olduğu zamanda bu yiğidin İlyada'da Artemis'e verilen sıfatlar tanrıçanın
izniyle daha da artmış ve bu hak Perslerin değişmez nitelikleri olarak kalır. Artemis ok,
zamanında bile kaldırılmamış.(Tacitus yay, at ve arabayla yakından ilgilidir, ama bu
Annales, 3, 58, 61. D.N) araç ve silahları sonraki yazında olduğu gibi av

Bu Kenkreios denilen su, suyun ve avlanma amacıyla değil, çok daha önemli

yanıbaşındaki Kırkınca (köyün bugün adı bir iş için kullanır: Apollon gibi Artemis de

Şirince'dir) denilen köyün suyudur. insanları oklarıyla vurup öldürür. Ansızın ölüm

Kırkınca'lılar sularını oradan alırlar (s.221): erkekler için Apollon'un, kadınlar için
Artemis'in oklarıyla olur, bu çeşit ölüm ise
Ortygia denilen yer, Solmissos (Bülbül)
tatlı bir ölüm sayılır. Andromakhe'nin anası,
dağının kuzeyinde, Arvaliya vadisindedir. O
Niobe'nin kızları, daha başka kadınlar hep bu
yer şimdi Meryemana’nın evi olmuştur.
oklarla can verir, kimi zaman Artemis
Kenkreios suyu da Meryemana'nın kutsal suyu
öldürücü okunu öç ya da ceza amacıyla atar
oldu. Anadolu kurak olduğundan, su başları
(Niobe), ne var ki destanlarda kardeşiyle
eskiden beri kutsal sayılırdı. Prof. J. Garstang
paylaştığı bu üstün güç başka hiç bir tanrıya
"Hitit İmparatorluğu" adlı yapıtında, Hitit
vergi değildir. Çocuk doğururken ölen
kabartmalarının su başlarında olduklarını
kadınların ölümü de Artemis'ten gelmedir. Bu
yazar. Nitekim Sipylos (Manisa) dağının kuzey
yüzdendir ki doğumla doğrudan doğruya ilgili
eteklerindeki Hitit tanrıçası Hepa, yani
bir tanrıça olarak Hera Artemis'e "Sen kadınlar
Havva’nın önünde de su akar. Bizans çağında,
için bir aslansın" der (İl. XXI 483) ve Zeus
su kaynaklarının, ayazma olarak kutsal
babanın kızına bu yetkiyi verdiğine yakınır.
sayılması sürdürülmüştür. (Hey Koca Yurt)
İlyada'da sözü edilen başka efsanelerde de
Bu tez her bakımdan tutarlıdır: Artemis
Artemis doğa güçlerini ve özellikle hayvanları
övgüsünde tanrıçanın İzmir ve Klaros'la ilişkisi,
elinde tutan "potnia theron" olarak gösterilir,
Efes'li Artemis'e yurt olarak Efes'e çok yakın
Meleagros'un babası Oineus'a kızdığı için
bir yerin seçilmesi, Meryem Ana efsanesinin
ülkesine korkunç bir yaban domuzu salar
de bu yerle ilgili bulunması Ortygia denilen
(Meleagros), Agamemnon avlanırken kutsal bir
yerin bu olduğu görüşünü pekiştirir.
geyiğini öldürüp böbürlendiği için İphigeneia
Yunanistan'da birçok yerler kendilerine özgü
kurbanını şart koşar, böylece Troya savaşının
bir Artemis kültü edindikleri ve tanrıçaya
da, Akha'ların başkomutanı Agamemnon'un da
bölgesel adlar verdikleri halde, hiç biri doğum
kaderini dileğince saptar (Agamemnon,
yerini değiştirmek yoluna gitmemiş, veya
İphigeneia).
gitmişse de başaramamıştır. Artemis'lerin
çokluğu tanrıçanın asıl kaynağını unutursa Artemis'in avcı kız ve kesinlikle kız oğlan

bile, Efes'li Artemis'in bu adlı bütün tanrısal kız olarak nitelikleri Homeros destanlarında

imgelere kaynak ve örnek olduğu apaçıktır. pek belirtilmiş değildir. Yalnız Odysseia'da
denizden kurtulan Odysseus Phaiak'lar kralının
(3) NİTELİKLERİ VE EFSANELERİ. kızı Nausikaa'yı hizmetçilerinin arasında
Homeros destanlarında Artemis'in rolü görürken şöyle seslenir (Od. VI, 149 vd.):
Apollon'unki kadar büyük değildir. Anası Leto,
kardeşi Apollon, Ares, Aphrodite ve ırmak
"Yalvarırım, kraliçem sana,
tanrı Ksanthos'la birlikte Troya'lıları tutar, ister tanrı ol, ister insan.
onları savunmada gevşeyen Apollon'u azarlar. Yaygın göklerdeki tanrılardansan,
ulu Zeus'un kızı Artemis olmalısın, arkeolojide olduğu kadar, dünya din tarihinde
görünüşün, boyun bosun, dipdiri de çığır açmıştır, Çünkü çok memeli Artemis
bedeninle tıpkı osun. figürlerinden daha önce ortaya çıkıp Avrupa
........" müzelerinde korunan tek tük örnekler var
idiyse de, bu tanrıça tipinin Efes'e özgü olduğu

Burada Odysseus'un demek istediği şu: ve Efes'te yapıldığı kesinlikle bilinmiyor, yahut

Tanrıçaların da, kadınların da en güzelisin. bilinse bile Ege tarih ve sanatına ışık tutmak

Nitekim birçok yerlerde Artemis "Kalliste" (en amacıyla değerlendirilmiyordu. Bugün bu

güzeli) adıyla anılır. Doğada egemen, Artemis heykellerini canlı canlı karşımızda

canlıların ölüm, kalımını elinde tutan güçlü görmekle, yalnız bu tanrıçayı değil, onunla

tanrıça kavramından doğanın içinde ilgili bütün bir tanrı dünyasını, arkasında da

hayvanlarla birlikte yaşayan, ormanlarda koca bir tarih çağını aydınlatabiliyor, gizli ya

derelerde ağaç ve su perileriyle dolaşıp da karanlık kalmış birçok bilimsel sorunun

eğlenen avcı kız ve özellikle kız oğlan kız çözümüne gidebiliyoruz. Dahası var, değeri

tanrıça kavramına geçiş, yani Efes'li paha biçilmez, güzelliği dillere destan Artemis

Artemis'ten Hellenistik ve Latin şiirindeki Ege'nin şanını dünyaya yayarak Türkiye

Diana'ya geçiş kolayca anlaşılır doğal ve turizmine çok önemli bir ileri adım artırmıştır.

olağan bir geçiştir. Sürekli bir evre içinde Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir'in İngilizce

gördüğümüz Artemis figürü böylece avcılık ve olarak yazdığı ve İzmir Tercüman Rehber

bakirelikle ilgili efsane ve masallarda rol almış Derneğince 1971'de yayımlanan "Asia Minör"

(ör.Aktaion) ve ay tanrıçası Selene, gecenin adlı broşür Efes'li Artemis üstüne bütün

karanlık güçlerine egemen Hekate ile bir bilgileri toplamakta ve tanrıçanın bugüne dek

tutulmuştur. Biz yalnız şunu belirtmek isteriz yapılmamış bir tanımını yapmaktadır.

ki, mythos'un kaynağı sayılan Homeros Aşağıdaki yazıda bu broşürden

destanlarında karşımıza çıkan Artemis sonraki faydalanılmıştır:

yazının avcı tanrıçasından çok kişiliğinde dişi a) Kaynağı. Efes'li Artemis'in kaynağı hiç
yaratığın üç aşamasını, yani kızlık, kadınlık ve şüphe yok ki Anadolulu Ana Tanrıçadır.
analık aşamalarını da birleştiren büyük Efes'li Sümer'lerden önce var olduğu Çatalhöyük
tanrıçaya benzemektedir. Burdan çıkan sonuç kazılarından anlaşılan ve Sümer'lerce Mâ ya da
da şu ki, Yunan din ve efsanesindeki Artemis Marienna, Hitti'lerce Kupapa, Kubaba ya da
kaynağını Anadolulu tanrıçadan almaktadır, Hepa, Suriye'den Arabistan'a kadar olan
birçok mythos yazarlarının bugüne dek ileri bölgede Lat, Girit'te Rhea, Phrygia'da Kybele,
sürdükleri tezin tersine Yunan asıllı olan Lykia'da Leto olarak adlandırılan bu büyük
Artemis sonradan Asia'lı Ana Tanrıça ile bereket tanrıçasının Efes'e ne zaman geldiği,
birleştirilmiş değildir. Bu tanrıçanın başka orada Artemis adıyla kültünün ne zaman
önemli bir kaynağı da Girit'tir. Britomartis ve başladığı kesinlikle saptanamazsa da, bu
Diktynna diye anılan Girit'li Artemis'ten bu tanrıçanın Phrygia, Lydia ve Minoen Girit
adlar altında söz edilecek, Efes'li Artemis ise kültlerinin etkisi altında çeşitli evreler
ayrı bir bölüme konu olacaktır. geçirerek yukarda adları sayılan tanrıçalardan
ayrıldığı ve bugün Efes'li Artemis biçmine
(4) EFESLİ ARTEMİS.
girdiği apaçıktır. Bu evreyi çağı çağına
Ephesos kazıları sırasında bulunan biri izleyemezsek de, arkeolojik bulgularla yazılı
büyük, ikisi küçük üç Arte mis heykeli metinlerin karşılaştırılmasından Efes'li
Artemis'in İsa'dan önce II. bin yılda Efes aslanlar, keçiler, boğalar, griffon'lar, sfenks'ler
yöresine yerleşmiş olduğu kanısına varılabilir. ve arılar görülür, bunların ortada olanları üçer

b) İmgesi. Ana Tanrıça'nın bütün Akdeniz üçer dizilmiştir. Gövdesini saran bütün bu

çevresinde ve özellikle Orta Anadolu'da simgesel süsler tanrıçanın kutsal tahta

bulunmuş çeşitli imgeleri, idol, figürin ve yonutuna zaman zaman giydirilen birer giysi

küçük heykelleri arasında Efes'li Artemis niteliğinde olsa gerek. Nitekim Efes'te

apayrı bir yer tutar. Efes'teki Artemision adlı tanrıçanın giysilerini korumakla görevli soylu

tapınağında çok memeli, başı taçlı, gövdesi genç kızlar bulunduğu, bunların kız oğlan kız

birçok figürlerle örtülü, ayakta duran, büyük oldukları sürece hizmet gördükleri, evlenince

boy heykeli herhalde çok eski, ilkel bir ayrılıp yerlerini başka kızlara bıraktıkları

imgenin geliştirilmiş biçimidir. Bu ilkel imge bilinir. Tanrıça heykelinin değişmez kutsal

ise bir "ksoanon", yani hemen de hiç simgelerinden biri de üç sayısıdır. Bu sayı ile

yontulmamış bir tahta heykel, ya da Artemis'in üçlü karakteri dile gelmekte, hem

Pessinus'taki Kybele için olduğu gibi bir kız, hem evli kadın, hem de ana olarak yaşam

"diopetes" yani gökten düşmüş sayılan bir sürecinin bütününe egemenliği

taştı. Zamanla tanrıçanın imgesi zengileşerek, simgelenmektedir. Tanrıça evrenseldir: Sürekli

Artemis'in bütün niteliklerini dile getiren değişim halinde olan ayı etkisi altında tutar,

yüklü ve süslü bir heykel olmuştur. doğum yeri çok doğurgan diye bilinen
bıldırcınla ilgilidir, arıların kraliçesi, uygarlığın
Bu haliyle Artemis heykeli tanrıçanın
koruyucusudur, gökte ve yeryüzündeki gerçek
doğaya egemenliğini de, uygarlığın her
ve gerçeküstü bütün yaratıklar onun
türlüsünde yöneticiliğini de simgeler: Başının
buyruğundadır. İnsanların da, hayvanların da
üstünde üç kat kule biçiminde üç tapınak
ecesi, bütün doğanın yöneticisidir.
taşır, bununla kırları olduğu kadar şehirleri de
koruduğu gösterilir; derin ve ciddi bakışları Efes'li Artemis'in Ana Tanrıça ile paylaştığı

sonsuzluğa dikilidir, tanrıçanın ulu gücünü bu nitelikleri İonya'ya özgü bir biçimde ve

yansıtır, ensesi dolunay biçiminde bir diskle Prygia'da tapınılan Kybele'ninkilerden ayrı

çevrilidir, alnında hilâl taşır, böylece ay motif ve simgelerle dile getirmesi, üstünde

tanrıçası olduğu belirlenir, diskin her iki durulması gereken bir özelliktir, İonya,

yanında beşer griffon, yani kartal başlı aslan düşünürleri ve sanatçılarıyla uygarlık

vardır ve boynunda zodiak işaretlerinden dünyasına nasıl öncülük etmişse, Ana Tanrıça

örülmüş kalın bir gerdanlık sarkar. Onun imgesini yaratmakta da başka hiçbir ülke ve

altında da dört kat meme görülür. yörede erişilemeyen bir yetkinliğe ulaşmış,

"Polymastos" yani çok memeli diye tanımlanan göz kamaştırıcı bir başarı ortaya çıkarmıştır.

heykelin meme sayısı 17 ile 40 arasında Bu eşsiz sanat anıtıyla çığır açıcı eşsiz bir

değişir. Ama bu memelerin ucu olmadığından düşüncenin taşıyıcısı olan Efes'li Herakleitos

kimi bilginler bunları hurma ya da erkek arı arasında ilişki kurmamak için kör olmalı. Kaldı

gövdeleri diye yorumlamak yoluna ki doğada akışı görüp evreyi ilk dile getiren

gitmişlerdir. Tanrıçanın Arı Kraliçesi unvanıyla büyük filozofun düşüncesini Artemis

ilgili görülen bu sarkıntılar ne olursa olsun, tapınağında tanrıçanın imgesine baka baka

Artemis'in bolluk ve bereket simgeleridir. geliştirdiğini de biliyoruz.

Eteği altı kat dörtgen biçiminde plaklara c) Tapınağı. Artemis'in Efes'teki tapınağı
bölünmüştür, her dörtgenin içinde kabartma Artemision dünyanın yedi harikalarından
biriydi. İlkçağ yazarları onu anlatmakla esmesi, İngiliz çukuru denilen bir bataklık
bitiremezler. 190 metre boyunda, 55 metre haline dönmesi Hıristiyanlıkla başlayan
enindeki yapı İonya üslubunda 127 sütun korkunç bir çapulculuk hareketinin sonucudur.
üstüne kurulmuştu. 15 metre yükseklikteki bu Aziz Paulus'un Efes'e gelişinde yeni dine karşı
sütunların 36'sı kabartmalarla süslüydü, direnen Efes'liler Bizans imparatorluğunun
bunların biri ünlü heykeltıraş Skopas'ın elinden yağmacılığına karşı koyamamışlar, zamanla
çıkmıştı. Sunağı Praksiteles'in eseriydi, içinde dünya harikasının taşları bir bir sökülerek
bulunan Amazon'lar anıtının heykellerinin Ayasofya'nın yapımına yaramıştır. Eşsiz
yapılmasında Polykleitos, Pheidias, Kresilas, mermer ve taşların geri kalanı da Efes'teki Sen
Kydon gibi Yunan ilkçağının en büyük Jan kilisesinde kullanılmıştır. İki üç yüzyıl
sanatçıları çalışmış, resimleri Efes yurttaşı önce British Museum'un Efes'e yolladığı bir
olan Apelles'in elinden çıkmıştı. En parlak arkeolog grubu da ne bulduysa İngiltere'ye
çağında Artemision Atina'daki Parthenon'dan aktarmış, böylece Artemis'in dillere destan
dört kat büyük olup akıllara durgunluk veren tapınağı boyuna taşıp şehri sular altında
bir yapıydı. bırakan Kaystros'un (Küçük Menderes) da

Artemis'e adanmış kutsal bir alanda I.Ö. yardımıyla kurbağaların ötüşüp oynaştığı bir

652 yılında bitirilen ilk taş tapınak batak haline gelmiştir.

Kimmer'lerin Anadolu'ya saldırısında yıkılmış Artemision'da görevli bulunan çeşitli rahip


ve İ.Ö. 564-546 yıllarında, bir dünya harikası heyetleri ve tapınağın Ege'nin yaşamındaki
sayılan asıl Artemision kurulmuştu. Büyük engin rolü üstüne burada daha çok ayrıntıya
İskender zamanına kadar tapınak olduğu gibi gidemeyeceğimizden Halikarnas Balıkçısı'nın
kalmış ve Ege yöresini ele geçiren yabancı yukarda sözü geçen "Asia Minör" adlı kitabına
idarelerce de saygı görmüştü. İskender'in başvurulmasını salık veririz. Bu heyetlerden
doğduğu İ.Ö. 356 yılında Tapınak Herostratus Kybele bölümünde de söz edilecektir.
denilen ve bir deli olduğu ileri sürülen bir d) Etkisi. Ana Tanrıçanın bir simgesi olan
Efes'linin eliyle yakılmış. Bu kadar koca bir Efes'li Artemis'in Phrygia'lı tanrıça Kybele
yapının bir adam tarafından nasıl yok kadar etkisi olduğu ve adı ortadan silindikten
edilebileceği bir sır olarak kaldığı gibi, bu işte sonra da başka tanrısal varlıkların arkasında
tapınağın paha biçilmez hazinelerini ele gizli bir yaşam sürdürdüğü bir gerçektir.
geçirmeyi düşünen rahiplerin parmağı olduğu Artemis'i sürdüren en belirli tanrı kişiliği hiç
sanılır. 30 yıl sonra tapınağın yeniden şüphesiz ki Meryem Ana'dır. Aziz Paulus'u Efes
yapılmasına başlanmış ve Lydia kralları gibi tiyatrosunda dinledikten sonra ilkin direçle
İskender de yapımına büyük bağışlarla karşılayan ve isa ya da Meryem'den bize ne,
katılmıştır. Yunan ve Roma ilkçağı boyunca bizim tanrıçamız büyük Artemis'tir diyen
uygar dünyanın hayranlığını üstüne çeken Efes'liler zamanla gevşemişler, denemez.
Artemision barındırdığı sayısız rahip ve görevli Onlar, kültür süreçlerinde eşi az görülen bir
heyetleriyle başlı başına bir idare haline transposition örneği vermişler, yani
gelmiş, para basımı, kredi ve bankacılık inandıkları, tapındıkları büyük tanrıça
işlemlerine önayak olmuş ve bu yolda kendilerine yasak edilince, inançları yüzünden
uluslararası bir alışveriş kurumu meydana akla, hayale sığmaz İşkence ve saldırılara
getirmiştir. uğrayınca Meryem diye karşılarına çıkarılan ve
Bu dünya harikasının yerinde yeller zorla kabul ettirilen tanrısal varlığa Artemis'in
bütün niteliklerini aktarmışlar, böylece Karadeniz kıyılarında bir şehir kurup oraya
inançlarının özü korunduğu gibi Meryem Ana'yı yerleşir. Askalaphos'la İalmenos Argonaut'lar
yüceltmişler, onu da büyük bir ana, büyük bir seferine de katılırlar. İalmenos Helene'nin
tanrıça nitelikleriyle dünyada tutulabilen bir talipleri arasında yer alır.
varlık olarak yaratmışlardır. Onun içindir ki
(2) Yeraltı ırmaklarından Akheron'un oğlu.
Meryem Ana' nın Efes'e getirilmesi, Efes'te
Persephone ölüler ülkesine indiği zaman
Bülbül dağındaki tapı yerinde yaşayıp ölmesi
Hades tanrıçaya oruç tutup hiçbir şey yemezse
olayı bir gerçek olsun ya da olmasın, Meryem
gene yeryüzüne dönebileceğini söylemişti.
Ana imgesi Efes'le yakından ilgilidir, Meryem
Ama Persephone dayanamayıp bir nar ısırmış,
Ana Anadolu'nun ve özellikle Efes'in bir
Askalaphos da bunu görmüş, gitmiş, Hades'e
yaratısı, bir başarısıdır denebilir. Tarihte bir
haber vermiş, Persephone'nin anası Demeter
kültür sürecinin kesintisizce korunmasını
de öfkesinden onu gece kuşuna çevirmiş.
başarmak, insanlığa kök salmış birkaç inancın
Başka bir anlatıma göre, Demeter
çağlar boyunca ve gelip geçen sayısız uluslar,
Askalaphos'u kocaman bir kaya ile ezmiş de,
yönetimler, değişmelere karşın sürdürülmesini
Herakles Hades'e indiği zaman bu kayayı
sağla-mak uygarlık denilen büyük kavramın bir
kaldırmış. Askalaphos o zaman bir gece kuşu
belirtisidir. Bu yüzdendir ki Efesli Artemis
oluvermiş.
bugün karşımızda olanca canlılığıyla
yaşamaktadır. Askanios.
Aineias'la Kreusa'nın oğlu (Tab. 17). Başka
Asia.
bir kaynağa göre, Askanios Troya'da
Okeanos'la Tethys'in sayısız kızlarından
doğmamış, babası İtalya'ya göçtükten sonra
biri. Bir kaynağa göre, Asia Titan İapetos'la
Lavinia'dan olmuştu. Oysa efsanelerin çoğu
evlenip Atlas, Prometheus, Epimetheus ve Aineias'ın Troya yangını sırasında babası
Menoitios'u doğurmuştur. Başka kaynaklar
Ankhises'i omuzlarına alarak ve Askanios'u
bunun Asia değil, Klymene olduğunu ileri
elinden tutarak kaçtığını anlatırlar.
sürerler (Tab. 3).
Vergilius'un "Aeneis" destanında Askanios
Bu Okeanos kızı adını Asya kıtasına (Lat. Ascanius)'tan uzun boylu söz edilir.
vermiştir. Ne var ki Homeros destanlarında Ascanius babasının biricik umudu, büyükannesi
Asia bütün kıtanın değil, yalnız Batı tanrıça Aphrodite'nin gözbebeği, sevimli bir
Anadolu'nun adıdır. Özellikle, İlyada'nın ünlü delikanlıdır. Aeneas öldükten sonra Ascanius
dizeleri (İl. II, 459 vd.) eski Maionia, yani Latin'lere kral olur, Etrüsk'lere karşı savaşa
Gediz ovası için kullanılmaktadır. girişir ve babası Lavinium şehrini kurduktan
otuz yıl sonra kendisi Alba Longa'yı kurar.
Askalaphos.
Lavinia'nın kurduğu bir düzen sonucunda
(1) Ares'in oğlu. İtalya'da anlatıldığına Ascanius Latin'lerin hışmına uğrar ve Alba
göre, Aktor'un kızı Astyokhe savaş tanrıyla krallığı Lavinia'nin oğlu Silvius'a kalır.
gizlice sevişir ve Askalaphos'la İalmenos'u
Aeneis'te Ascanius'un başka bir adı
doğurur. Boiotia'da Orkhomenos şehrinde
İulus'tur. Roma'ya imparatorlar veren İulii soyu
hüküm süren bu iki kardeş Troya savaşına otuz
(Julius Caesar da bu soydandır) Aeneas'ın
gemiyle katılırlar (İl. 11, 512-516). Savaş
oğlundan ve dolayısıyla tanrıça Venus'tan
bitince İalmenos Yunanistan'a dönmez,
gelmekle övünürdü.
(2) EFSANESİ VE SANATI.
Asklepios.
Yunan dünyasında hekim tanrı olarak Asklepios böylece usta bir hekim olarak
büyük bir ünü olan ve Roma'lıların da yetişir, hekimliğin ve cerrahlığın bütün
Aesculapius adıyla benimseyip tapındıkları bilgilerini edinir, ama bununla da kalmaz
Asklepios, Apollon'un oğludur (Tab. 5). ölüleri diriltmek yoluna bile sapar. Bunun
Homeros destanlarında Apollon ordulara veba, sırrını efsane şöyle açıklar: Tanrıça Athena
kıran salan olumsuz, korkunç bir güç diye Gorgo canavarı öldüğü zaman bedeninden
canlandırıldığı gibi, iyileştirici, derde deva akan kanı toplamış ve Asklepios'a vermiş.
bulan tanrı anlamındaki Paian ek adıyla da Gorgo'nun sağ tarafındaki damarlarda dolaşan
anılır. Destanlar boyunca adı geçen hekimlerin kan zehirli, sol tarafındaki damarlardaki ise
hepsi (İlyada'da Makhaon ve Podaleiros) bu faydalıymış. Bu şifalı kanı Asklepios ölüleri
Paian tanrının oğulları ve öğrencileri diriltmek için kullanırmış. Epey adam da
sayıldığına göre, Asklepios'un da karışık bir diriltmiş, bunların arasında Kapaneus,
serüven sonucunda Apollon tanrıdan doğmuş Lykurgos, Minos'un oğlu Glaukos ve Theseus'un
olması bir rastlantı değildir. oğlu Hippolytos’da varmış (Phaidra). Zeus
doğal düzeni bozan hekim tanrının bu aşırı
(1) DOĞUŞU. gücünden kuşku duymaya başlamış, bu haddini
Thessalia kralı Phlegyas’ın Koronis adlı bir bilmezliği cezasız bırakmamış, Asklepios'un
kızı vardır. Apollon'la sevişir ve ondan gebe üstüne bir yıldırım salmış, yakmış, yok etmiş
kalır, ne var ki tanrının dölünü karnında onu. Ama Apollon da oğlunun öcünü almış,
taşırken Arkadya'dan gelme bir yabancıyı da Zeus'a yıldırımı bağışlayan Kyklop'ları
yatağına alır Koronis. Bu olayı tanrıya kutsal öldürmüş, sonra da oğlu Asklepios'u gökte
kuşu kuzgun haber verir, tanrı da öfkesinden burçlar arasına yerleştirmiş. Bir süre de
bembeyaz olan bu kuşun tüylerini karaya ayrılmış Olympos'tan (Admetos).
boyar. Şair Pindaros bu masalı benimsemez, Asklepios sanatını kızı Hygieia (Yun. sağlık
ışık tanrı Phoibos Apollon'un olayı kendi anlamına gelir) ve Asklepiades (yani
gözüyle gördüğünü ile süreri Koronis korkunç Asklepios-oğulları) diye sıkı bir lonca düzeni
bir cezaya çarptırılır: Bir odun yığınının içinde birleşen hekimlerin aracıyla ilkçağ
üstünde diri diri yanacaktır. Alevler Koronis'i sonuna dek sürdürmüş bir tanrıdır. Öyle ki,
yalamaya başlar, kadın can vermek üzeredir hepsi halefleri, rahipleri, oğulları sayılan
ki, Apollon kanından olan çocuğun yok yaşamış hekimler bile onun efsanelik
olmasına katlanamaz, ölünün karnından kişiliğinden faydalanmışlardır. Örneğin Kos
dölünü çıkarır ve büyümesi için at adam (Istanköy) adasında hekimlik yapan
Kheiron'a teslim eder. Bu olay hekim tanrının Hippokrates'in bile hayatının ne kadarı gerçek,
son anda kurtarıcı olarak yetişmesinin ne kadarı masal bilinmez bugün.
simgesidir. Asklepios'a hekimlik sanatını
öğreten Kheiron doğanın içinde yaşayan, (3) TAPINAKLARI.
doğanın sırlarına ermiş bir varlıktır. Sağlığın Asklepios tanrının tapınaklarına "
kaynağı da doğada olduğuna göre Kheiron'un Asklepieion" denir. Bunlardan en ünlü birinin
açık havada, güneşin altında, şifalı sulardan eski Pergamon, bugünkü Bergama'da bulunuşu
ve otlardan faydalanma yollarını bilmesi hekim tanrıya adanmış bu tapınak
şaşılacak bir şey değildir. hastanelerin ne biçim yerler olduğunu bize
açık açık göstermektedir.
Asterie.
Yunanistan'da en ünlü Asklepios tapınağı
Epidauros'tadır. Bugün bile kullanılmakta olan Titan çifti Koios'Ia Phoibe'nin kızı, Perses'in
tiyatrosu büyük heykeltıraş Polykleitos'un eşi ve Hekate'nin anası (Tab. 4). Zeus
planlarına göre yapılmış. Hiçbir Asklepieion Asterie'ye âşık olup onu kovalamaya başlar.
Bergama'nınki kadar yaygın ve çok yönlü Kız da bıldırcın biçimine girip habire kaçar,
değildir. Hellenistik çağda kurulmuş olan bu sonunda kendini denize atıp kayalı bir ada
kutsal alan Asklepios'tan başka tanrıça haline gelir. Bıldırcın anlamına gelen Yunanca
Hygieia'yı ve herhalde Asklepios kültünden ortyks kelimesinden bu adaya Ortygia denmiş.
önce Anadolu'da bulunan Telesphoros'u bir Sonraları Asterie'nin kız kardeşi Leto Apollon'la
araya getirmekte, ilkçağda şifalı su, iyi hava, Artemis'i bu adada doğurmuş Ortygia adasının
kaplıca gibi fizik tedavilerin yanıbaşında Delos'un eski adı olduğu ileri sürülür
telkin, eğlence ve kültür yoluyla hekimliğin ne (Artemis).
kadar ileri gittiğini göz önüne sermektedir.
Anadolu'ya özgü bir nitelik taşıyan bu Astraia.
Asklepieion'un başka hiçbir yerde benzeri Bazı mythos yazarlarına göre Zeus'la
olmadığı gibi, ne hazineler sakladığı da Themis'in kızı. Namuslu ve erdemli bir bakire
büsbütün ortaya çıkmış değildir. Simgelediği olan Astraia dünyanın altın çağlar yaşadığı
tüm tedavi anlayışının ve yönteminin izlerine dönemde insanlar arasında kalırmış. Ama
olsa olsa Selçuk ve Osmanlı çağlarındaki ahlaksızlık yeryüzünde artınca, Astraia kız
benzeri yapıtlarda rastlanır. kardeşi Pudicitia (Utanç) ile birlikte
gökyüzüne çıkmış ve Bakire burcu olmuş. Daha
Anadolu Asklepios efsanesine de bir
çok Latin yazarlarında adı geçer.
katkıda bulunmuştur: İnsanları iyi ede ede
ölüme meydan okuyan Asklepios'u Zeus
Astyanaks.
yıldırımıyla yere serince, ünlü hekimin son
Hektor'la Andromakhe'nin oğlu. Adını
deminde yazdığı bir reçete oradaki bir otun
Homeros, ünlü çiftin batı kapılarında
üstüne düşüvermiş, yağmur yağmış, yazının
buluştukları sırada şöyle açıklar (İl. VI, 399
özü böylece ota karışmış ve her derde deva
vd.):
sarmısak meydana gelmiş.

Asopos. Andromakhe karşıladı Hektor'u


Korinthos körfezine dökülen Peleponez dadı da arkasından geliyordu,
ırmağı; bütün ırmaklar gibi Okeanos'la memedeki yavrucağızı taşıyordu kucağında,
Tethys'in oğlu sayılır. Metope adlı bir ırmak Hektor'un gözbebeğiydi o,
kızıyla evlenip iki oğluyla yirmi kızı olur. ışıldayan yıldıza benziyordu,
Bunlardan Aiginia'yı (Tab. 21) Zeus kartal Hektor Skamandros’lu derdi ona,
başkaları Astyanaks, şehrin kralı, derdi,
biçimine girerek kaçırır. Korinthos kralı
İlyon 'u tek başına koruyan Hektordu da
Sisyphos olayı Asopos'a haber verir, o da
ondan.
öfkesinden taşıp bölgeyi altüst eder. Zeus
ceza olarak Sisyphos'u Hades'e atar, ırmak
tanrının üstüne de yıldırım salıp sularını geri Bebek babasının sorguçlu tunç tolgasnıdan
çekmeye zorlar (Sisyphos). ürküp ağlamaya başlayınca, Hektor onu
kollarına alır ve bir gün babası kadar ünlü
olması İçin yakarır. Ate.

Hektor'un ölümünden sonra, Andromakhe Eski Yunan düşününe özgü soyut bir
sevgili kocasına yaktığı ağıtta Astyanaks'ın kavram ve onu simgeleyen dişi cinsten tanrısal
yetim olarak çekeceği çileyi tasarlayıp dile bir varlık. Hesiodos'a göre Ate, kavga tanrıçası
getirir. Oysa onunla bile kalmaz, Akha'lar Eris'ten doğmuştur. Akıl, insanın gerçeği
Troya'yı yangına verdikleri gece yiğitlerden olduğu gibi görmesini, iyiyi kötüden ayırt
biri (Odysseus ya da Akhilleus) Hektor'un etmesini sağlayan yetidir. Aklı başından alınır,
çocuğunu surlardan aşağı atıp öldürür gözü karartılırsa, aldanır, basireti bağlanır ve
(Andromakhe). gaflete düşüp hata işler, suç işler, günah işler.
Bunun sonucunda da cezaya çarpılır.
At-Adam. Çağdaş dillerde karşılığı zor bulunan bu
Bkz. Kentauros. kavram Türkçemizde en iyi "gaflet" sözcüğüyle
karşılanabilir, ne var ki derin dinsel anlamı ve
Atalante. insanlık dramında bu kavramın oynadığı büyük
Arkadya (ya da Boiotia) bölgelerinde rol gene de yansıtılmış olmaz. En iyisi Yunan
Artemis'i simgeleyen bir avcı kız. Arkas'ın kaynaklarının kavramı nasıl tanımladıklarına
torunu, Lykurgos'un oğlu olan babası İasos bakmaktır. İlkin Homeros'u alalım. İlyada
erkek çocuğu olsun istermiş, Atalante kız destanının asıl konusu Akhilleus'la Agamemnon
olarak doğunca, onu bir dağ başına bırakmış. arasındaki kavga sona erince, krallar kralı
Bebeği bir dişi ayı emzirmiş, sonra da avcılar hata ettiğini kabul eder ve şöyle der (İl. XIX,
alıp büyütmüşler, yaman bir avcı olarak 85):
yetişmiş Atalante, koşuda kimse geçemezmiş
onu. Ama kız oğlan kız kalmak istediği içindir
Akhalar sık sık söylediler bana bunu,
ki, ırzına geçmeye yeltenen iki at adamı
bana çıkıştılar, ama suçlu değilim ben,
öldürdükten sonra, taliplerini kendisiyle
Zeus, Kader, karanlıkta yürüyen Erinys
koşuda yarışmaya zorlar, hepsini geçer ve o toplantıda çeldiler aklımı,
sonra da kargısıyla vurur öldürürmüş. Kalydon düşürdüler kötü bir çılgınlığa (Ate)
avına da katılıp orada büyük bir başarı aldığım gün Akhilleus 'un onur payını,
kazanmış olan Atalante'yi Melanion (ya da benim elimden ne gelirdi ki?
Hippomenes) yenmiş, koşuya başlamadan önce Tanrı getirir her şeyin sonunu.
yanına üç altın elma almış (bunlar İnsanları şaşırtan çılgınlık büyük kızıdır
Aphrodite'nin Kıbrıs'taki tapınağından, ya da Zeus 'un,
uğursuzun inceciktir ayakları, basmaz yere,
Batı Kızlarının bahçesinden gelmeymiş),
konar insanların kafalarına, bela olur,
Atalante'nin yaklaştığını görünce elmalardan
onu bunu alır ağının içine.
birini yere düşürür, kız da dayanamaz, eğilip
Bir gün Zeus'u bile şaşırttı o,
toplar, böylece geri kalırmış. Melanion yarışı
insanlardan, tanrılardan üstün Zeus'u.
kazandıktan sonra, Atalante'yle evlenmiş, ama
bir gün av dönüşü karı-koca Zeus'un (ya da
Kybele'nin) tapınağına girmişler, orada Ate Zeus'u bile aldatmıştır: Tanrı Mykene
sevişmişler. Bu saygısızlığa içerleyen tanrılar krallığını Perseus'un ilk doğacak olan torununa
ikisini de aslana çevirmişler (Meleagros). vereceğini söyledi ve bunun Herakles olacağını
sandı, oysa Hera'nın bir oyunuyla Herakles'ten vermek için kocasını Phriksos'u kurban etmeye
önce Eurystheus doğdu ve yiğit böylece bu zorlar. Nephele bunu önler ve çocuklarını altın
akrabasına kul, köle olmak zorunda kaldı. postlu bir koç üstünde Karadeniz'in Kolkhis
Zeus Ate'nin bu düzenine kızarak onu ülkesine kaçırır. Ama yolda Helle denize
saçlarından tutup tiksintiyle atar Olympos'tan düştüğünden Boğazlara Hellespontos (Helle
aşağı, Ate de gelir yerleşir insanların arasına. denizi) denmiştir (Phriksos, Helle).

Ate Kader'in elinde bir oyuncaktır ve Bir anlatıma göre, Athamas'a karşı büyük
insana kendi eliyle bilmeden, istemeden nice bir hınç besleyen tanrıça Hera onu delirtmiş.
nice suçlar işletir. Yunan tragedyasının başlıca Deliren Athamas kendi oğullarından birini
yürütücüsü bu amansız tanrıçadır. Oidipus öldürmüş ve karısı İno'yu da öldürmek için
babası Laios'u öldürüp anasıyla evlendiğini kovalamaya başlamış. İno kaçarak deniz
bilmez, Kaderce bile bile aldatılmış, kıyısına varmış ve öbür çocuğuyla birlikte
şaşırtılmıştır. Aiskhylos'un "Persler" denize atlamış. Sulara karışan İno sonradan
tragedyasında Kserkses de Ate'nin kurbanı bütün gemicilerin fırtınaya tutulunca
olur. Ate kralı bütün ordusuyla Boğazları imdadına koşan bir deniz tanrıçası olmuş.
geçmeye kandırır, Salamis'te ordu kırılınca Odysseus'u kurtarmakta da büyük bir rol
imparatorluk çöker, suç işlenmiştir, geri dönüş oynayan (Od. V, 333 vd.) İno'ya Leukothea (Ak
yoktur. Ate böylece gözü kararıp suç ve günah tanrıça) da denir (İno). Athamas, İno, Phriksos
işlemiş bahtsız - çoğu kez tanrıların lanetine tragedyalara konu olmuşlar ne var ki bu
uğramış - kişiyi öç tanrıçaları Erinys'Ierin eline tragedyalar yitik olduğundan, hangi efsaneleri
bırakır. Kişi kurtulacağına, daha beter batar. nasıl işledikleri belli değildir (Argonaut'lar).
Çıldırır ya da canına kıyar. Bir tanrı onu
suçundan arındırmak yolunu bulamazsa, Athena.
yeraltında da kurtuluş yoktur onun için. İşte (1) DOĞUŞU.
böyle zalim olarak canlandırılmıştır Kader ve
Zeus Olympos tanrılarının egemenliğini
onun yardımcısı Ate Yunan efsanesinde
kurduktan sonra ilkin Okeanos kızı Metis
(Erinys'ler).
tanrıçayla birleşir (Tab. 9). Metis Yunanca
Bir efsaneye göre, tanrı Zeus'un akıl, us, düşünme gücü demektir. Tanrılar
öfkelenerek yeryüzüne attığı belalı tanrıça tanrısının kendine ilk eş olarak Metis'i seçmesi
Anadolu'nun Phrygia bölgesindeki bir tepeye anlamlıdır, ama onu gebe bıraktıktan sonra
düşmüştür. Ate tepesi (Gaflettepe) adı verilen dölüyle birlikte kendi gövdesine alması daha
bu tepenin üstüne sonraları İlos İlion kentini da derin bir anlam taşır: Akıl gücü ve ancak
kurmuştur. İlion (Troya)'un başına gelen bütün onun aracıyla elde edilebilen dünya
belalar bundandır (İlos, Palladion). egemenliği baştanrıdan ayrılamamakta,
ürünleri de ancak onun kafasından
Athamas. çıkabilmektedir. Bu kavram ve düşünceyi şöyle
Yeller tanrısı Aiolos'un oğlu Boiotia kralı dile getirir Hesiodos (Theog. 886 vd.):
Athamas bulut tanrıça Nephele ile evlenir,
Phriksos'la Helle adlı biri oğlan, öbürü kız iki
çocuğu olur. Athamas Nephele'yi boşar, Tanrıların kralı Zeus ilk eş olarak
Kadmos'un kızı İno Nephele'nin çocuklarını Metis'i, bilge tanrıçayı seçti kendine.
Metis en çok şey bilendir
kıskanır, ülkede meydana gelen bir kıtlığa son
bütün tanrılar ve ölümlüler arasında.
Ama bu tanrıça tam doğuracağı sırada uğultusunu yansıtan bir ses benzetmesi
çakır gözlü Athena'yı. olabilir, ama Athena'nın denizle tek ilişkisi,
Zeus Toprağın ve Göğün öğütlerine uyarak anası Metis'in bir Okeanos kızı oluşundandır.
sevdalı sözlerle aldatıp eşini Acaba Tritogeneia adı buna mı çağrışımdır?
yuttu, gövdesinin içine aldı onu.
Sıfatları daha belirgin anlamlıdır: Aigis
kalkanını taşıyan "aigiokhos" (Aigis), gök gözlü,
İkinci süreç olarak Athena'nın Zeus'un çakır gözlü "glaukopis" sıfatı tanrıçanın en
kafasından çıkması şöyle anlatılır (Theog. 924 sevdiği kuş olan "glauks", baykuşla ilgili
vd.): görülmüştür, olabilir; son olarak "obrimopatre"
babası güçlü olan sıfatı doğrudan doğruya
baştanrı Zeus'un kızı oluşundandır.
Ve Zeus çıkardı bir gün kendi kafasından
çakır gözlü yaman Athena 'yı (3) NİTELİĞİ VE EFSANELERİ.
o dünyayı birbirine katan tanrıçayı,
İlyada'da Athena bir savaş tanrıçası olarak
o hiç yorulmadan orduları yöneten,
o cenk ve savaş bağrışmalarından hoşlanan
çıkar karşımıza, ama taraf tutar, Akha'lardan
yüceler yücesi sayılan tanrıçayı. yanadır, Akhilleus, Diomedes, Odysseus ve
Menelaos'u her fırsatta korur, Troya'lı yiğitlere
karşı pis pis düzenler kurmaktan hiç
(2) ADİ VE EK ADLARI. çekinmez. Aslında çirkin bir rol oynar
İlyada'da, bu erdem tanrıçası hiç haktan yana
Zeus'un kızı ve on iki, Olympos tanrısının
görünmez, davranışları hep hırs ve tutkuların
biri olan Athena (Tab. 5) çoğu zaman iki adla,
etkisiyle olur: Athena'nın Hera ve Poseidon'la
yani Pallas Athena diye anılır. Athena adının
birlikte babası Zeus'u nasıl zincire vurmak
kökeni bilinmedigi gibi, Pallas'ın kaynağı da
istediği anlatılır (I, 400), sevmediği, kendisine
tartışma konusudur. Pallas adlı bir Titan
rakip gördüğü Aphrodite ve Ares'e karşı
vardır, adının Yunanca; "pallo", kargı
tutumu insafsızdır, yenilip yaralanmalarına
sallamak, atmak anlamına gelen bir kökenden
yardım eder, sonra da yüksekten bakar onlara,
türemiş olduğu sanılır; ayrıca bir efsanede
babası Zeus karşısında da atıp tutar, onu
tanrıça Athena'nın Pallas adında Attika'lı bir
eleştirmekten çekinmez: Akhilleus'Ia Hektor
devi öldürdüğü de anlatılır (Pallas); Athena'nın
arasındaki savaşta ölüm kur'asını çekecek olan
ek adı bu devlerle ve kargı sallamakla ilgili
Zeus'u şöyle etkiler (İl. XXII, 127 vd.):
midir? Bilindiği gibi, bir efsaneye göre, tanrıça
Athena babası Zeus'un kafasından silahlı ve
elinde kargısı olarak çıkmıştır. Yoksa Pallas ek Ne diyorsun kara bulutlu babam, ak
adı, kız oğlan kız anlamına gelen bir sıfattan yıldırımlı!
mı türemedir ve Pallas Athena mı Kaderi çoktan belli, ölümlü bir adamdır bu,
anlaşılmaktadır? Bunu bugün kesinlikle kaçırmak mı istersin onu canlara kıyan
saptamak güçtür. İlyada'da Zeus sevgili kızına ölümden?
"Tritogeneia" diye seslenir, Triton'dan doğma Yap yapacağını ama, biz tanrılar
anlamına gelebilen bu ad da açık değildir, onaylamayız yaptığını.

deniz tanrısı Triton'la Athena'nın bir ilişkisi


yoktur görünürde, Amphitrite ve Triton
Kızının bu sert çıkışlarına yumuşakça
adlarında geçen bu "trit" kökeni denizin
karşılık verir tanrıların babası, uyar
isteklerine, güler, okşar onu. Ve burada Attika ilinin ve Atina şehrinin tanrıçası olma
Athena Deiphobos kılığına girerek aldatır hakkını şöyle kazanmış diye anlatılır: Poseidon
Hektor'u ölüme sürükler(Hektor, Deiphobos). tanrıyla Pallas Athena bu yetkiyi kazanmak

Odysseia'da Athena'nın rolü bir başkadır ve için yarışmaya girmişler, Olympos tanrılarını

anlamlıdır: Zeus'un kendi ağzından duyuyoruz da yargıç olarak almışlar: Poseidon Atina

ki Odysseus "ölümlülerin en üstünüdür akıldan akropolünün üstünde tuzlu bir göl meydana

yana", bu akıllı adamı akıl ve erdem tanrıçası getirmiş, Athena ise bir zeytin ağacı. Tanrılar,

Athena tutar, tutması da doğal görünür, zeytin ağacını tuz gölünden daha yararlı

İlyada'da Zeus'un oynadığı yönetici rolü, bularak yetkiyi Athena'ya bağışlamışlar,

Odysseia'da Athena oynar: Odysseus'un da, böylece Athena bölge ve kentin yönetimini

bütün ailesinin de kaderi onun elindedir, ne elde etmiş.

kadar olay, eylem ve konuşma varsa, hepsi Başka şehirler de Athena'yı koruyucu
Athena'nın buyruğu, kılavuzluğuyla olur, tanrıça olarak benimsemişlerdir, bunların
tanrıça Odysseus'a Telemakhos'a, Penelope'ye, başında Troya gelir. Troya'nın en büyük, en
Nausikaa'ya yapacağı işi, benimseyeceği eski ve kutsal tapınağı bugün de kalıntıları
davranışı esinlemek için bin bir kılığa girer, görülen Athena tapınağı olduğu gibi,
Mentes olur, Mentor olur, bir genç kız, bir tanrıçanın tahtadan yapılmış ve Pallaidon diye
küçük çocuk olur, ama her an varlığıyla oluşu anılan heykeli şehir varlığının simgesi sayılırdı.
etkiler yönetir. Odysseus'a karşı davranışında Bundan ötürüdür ki Palladion'un kaçırılmasıyla
da tutarlı bir duygusu belirir tanrıçanın: Çok ilgili birçok efsaneler doğmuştur (Palladion).
çile çekmiş yiğide acır, bunca akıl ve dirayetin
Pallas Athena'nın kültü en ilginç biçimiyle
boşa gitmesini istemez, İlyada'daki tutumunun Atina'nın klasik çağında kendini göstermiştir.
tam tersine hakkın üstün gelmesini ister. Onun
Tanrıçanın onuruna düzenlenen
içindir ki destan boyunca Athena'nın kılavuz
Panathenai bayramı Hellen dünyasında hem
rolündeki eylem ve davranışlarının,
din, hem de kültür ve sanat bakımından büyük
konuşmalarının anlatımına doyum olmaz,
bir yer tutmuş, Parthenon ve onun
tanrıça bu sevimli rolüyle başka destanlara,
kabartmaları gibi ilkçağın en değerli
şiirlere girmiş, denebilir ki Homeros
yapıtlarının bazılarını esinlenmiştir.
Odysseia'da Odysseus tipini yarattığı gibi
Athena tipini de yaratmış ve
Atlantis.
ölümsüzleştirmiştir.
Yunan ilkçağında mythos yaratma işine
Pallas Athena'nın efsaneleri o kadar çok
koyulmamış hiçbir yazar yoktur. Filozoflar bile
değildir, kız oğlan kız oluşu ve bu niteliğini
bu çabaya katılırlar, en başta da Platon. Bazı
yitirmekten çekinmesi, huylanması tuhaf bazı
diyologlarınm sonunda, gerçekdışı ve
masalların doğmasına yol açmıştır
gerçeküstü bir düzeni örnek olarak göstermek
(Erikhtonios, Aglauros). Odysseus'u tuttuğu
için canlandırdığı öbür dünya efsaneleri bir
gibi Argonaut'ları da tutar ve Argo gemisinin
yana, Timaios ve Kritias diyaloglarında, başka
yapılmasına yardım eder (Argonaut'lar). El
hiçbir kaynakta izine rastlanmayan bir yitik
işçiliğini ve el sanatlarını koruyan tanrıça
ülke masalı uydurur. Bunu niçin yapar?
olarak Arakhne efsanesinde rol oynar
Timaios'ta Atina'lı devlet adamı ve şair
(Arakhne). Atina'nın kurucusu ve koruyucusu
Solon'un Mısır'a gidişi anlatılır, Nil deltasında
olarak tanrıçanın oynadığı rol de ilginçtir;
bulunan Sais kentinin rahipleriyle konuşur
Solon, biri ona şöyle der (Tim. 22 b): köprüler, kanallar ve tünellerle bezenmiş

— Ey Solon, Solon, siz Hellen'ler hep çocuk kentler, limanlar kurarak ülkeyi son derecede

kalırsınız, yaşlanmış bir tek Hellen yoktur. uygar bir hale sokmuşlar. Ülkenin sosyal
yapısı, askerlik durumu üstünde durup,
— Ne demek istiyorsun?
başkentte yılda bir yapılan bir törene ve bu
— Ruhunuz genç hepinizin, çünkü eski bir tören sırasında kesilen boğa kurbanlarına
geleneğe dayanan ne bir görüsünüz var, ne de değindikten sonra, Kritias diyalogu birdenbire
zamanla kocalmış bir bilginiz. kesilir. Ancak Timaios diyalogunda Mısırlı
Bu sözün doğruluğu en iyi mythos'ta rahibin ağzından öğrenilen Atina'nın dokuz, on
görülür, zaman kavramı bilmez mythos, tarih bin yıl önce bu ülkeyle savaşa giriştiğidir.
dışı insan gerçeklerini yansıtmak, Atlantis fazla güç kazanmış ve Akdeniz'in
canlandırmak ve Atina devletine dokuz bin yıl büyük uluslarını köle durumuna sokacak bir
öncesine kadar uzanan bir tarih yaratmak saldırıya geçmiş de, Atina hem kenefini, hem
hevesine kapılmış olsa gerek. Her neyse, de bütün komşularını tek başına kurtarmış bu
günümüze dek romanlara, filmlere konu olan afetten. Ne var ki, bir gece deprem Atlantis'i
ve tarihçilerle coğrafyacıların üstünde kafa haritadan silince, Atina'nın oraya gönderdiği
patlattıkları Atlantis efsanesi, Timaios ordu Atlant'larla birlikte yok olur. Atina'nın bu
diyalogunda başlayıp, bitmemiş Kritias eski tarihi üstünde hiçbir bilgisi olmayışı, bu
diyalogunda yanda kalıyorsa da, şöyle ünlü olayı bir Mısır'lı rahibin ağzından
özetlenebilir: öğrenmesi bütün öyküyü Platon'un uydurduğu
kanısını uyandırmakla beraber, insanda tuhaf
Atlantis, Batıda Herakles sütunları
bir izlenim bırakmaktadır. Hiçbir zaman
(Cebelitarık) yoluyla Akdeniz'den Okeanos'a
çözülememiş bu gizdir ki, Timaios ile Kritias
çıkıldığı yerde karşılaşılan büyük bir ada ve
diyaloglarının ütopya, yani hayal beldeleri
çevresindeki takımadalara verilen admış.
anlatan öyküler arasında özlü bir yer
Korkunç depremler sonucunda suların altına
tutmasına yol açar.
gömülen bu ada bir zamanlar Libya ile
Asya'nın bir arada kapladıkları alandan daha
Atlas.
yaygınmış. Dünyanın kuruluşunda tanrılar
(1) Titan İapetos Okeanos kızı Klymene
yeryüzünü aralarında paylaşırken, Atina,
(başka bir kaynağa göre Asia) ile evlenir ve
tanrılardan Athena ve Hephaistos'a, Atlantis
Atlas, Menoitios, Prometheus, Epimentheus
de Poseidon'a düşmüş. Atlantis yerlilerinden
diye dört oğlu olur (Tab.3). İki tanrı kuşağı
Euenor'un bir kızı varmış. Poseidon, bu kızı
arasında bulunup Olympos'lulara baş kaldıran
sevmiş, onu merkez adaya bir kaleye
bu dev yapılı yaratıklara eserlerinde özel bir
yerleştirmiş ve beş kuşak erkek çocuk
yer ayıran Hesiodos Theogonia'da (Theog. 507
yetiştirmiş onunla birlikte. Tanrı sonra adayı
vd.) onları şöyle tanımlar:
on bölgeye bölmüş, en büyük oğlu Atlas'ı
hepsinin kralı olarak öbür oğulları arasında
dağıttığı bölgelerin başına getirmiş. Atlantis İapetos aldı Klymene'yi,
bitkileri, hayvanları ve özellikle madenleriyle güzel topuklu Okeanos kızını,
çok zengin bir ülkeymiş: altın, bakır, demir ve girdi onunla gerdeğe ve bir oğlu oldu:
"oreikhalkos" (yani dağ bakırı) diye ateş gibi Azgın yürekli Atlas tanrı.
parlak bir madeni varmış; yöneticiler surlar, Çılgınlığı ve aşırı gücü yüzünden
Atlas zorlu bir baskı altında kaldı:
Dünyanın bittiği bir yerlerde, Zeus da Argos'u öldüren yol gösterici
güzel sesli akşam perilerinin karşısında Hermes'e vermişti,
dimdik durup ayakta tutuyor göğü atları kamçılayan kral Pelops 'a vermişti o
başı ve yorulmaz kolları üstünde. da,
Akıllı Zeus 'un ona ayırdığı kader bu. Pelops da erlerin güdücüsü Atreus 'a
vermişti,
Atreus da bol sürüsü olan Thyestes 'e
Homeros'a göre, Atlas göğü değil de, "yeri, bırakmıştı ölürken,
göğü birbirinden ayıran direkleri" taşır Thyestes de onu, taşısın diye,
omuzlarında (Od. 1,54). Herodotos Atlas'ın Agamemnon 'a bırakmıştı,
Kuzey Afrika'da bir dağ olduğunu söyler (IV, Bunca adalarda, Argos 'ta boydan boya
184). Bu dağ şöyle meydana gelmiş: Perseus sözünü geçirsin diye.
Gorgo'yu öldürdükten sonra, Atlas'a canavarın
kafasını göstererek onu bir kayaya çevirmiş.
Belli ki Homeros Atreus-oğullarının başına
Atlas'ın çok çocuğu olmuş: Pleione'den kuşaktan kuşağa süregelen laneti bilmiyor,
Pleiade's ve Hyades kızları, Hesperis'ten daha doğrusu tragedyanın vazgeçilmez konusu
Hesperid'ler, yani akşam perileri. Dione ve olan suç ve lanet zincirlemesi destandan sonra
Kalypso da onun kızları olarak gösterilir. efsaneye katılmış bir motiftir. Atreus-oğulları
Atlas Herakles efsanesinde de rol oynar efsanesi bu ilenme sürecinin en parlak
(Herakles). örneklerinden biridir. İlk lanetleme Pelops'la
başlar: Atreus'la Thyestes babaları Pelops'un
(2) Atlantis'in yöneticisi. İapetos oğlu Atlas
bir nympha'dan olan oğlu Khrysippos'u anaları
ile hiçbir ilişkisi olmasa gerek (Atlantis).
Hippodameia'nın yardımıyla öldürürler. Pelops
iki oğluna lanet okur, onları sürer. Atreus'la
Atreus.
Thyestes Mykene'de kral Sthenelos'un yanına
Pelops'la Hippodameia'nın oğlu, sığınırlar. Sthenelos'un oğlu Eurystheus döl
Thyestes'in kardeşi, Homeros destanlarında bırakmadan ölünce, bir tanrı sözü
Atreus-oğulları diye anılan Agamemnon'la Mykene'lilere Pelops-oğullarından birini kral
Menelaos'un babası (Tab. 14 ve 15). Atreus ve olarak seçmeyi buyurur. İşte o andadır ki, iki
Atreus-oğullarının hayat hikâyesi destanlara kardeş arasında rekabetten doğan korkunç bir
da, tragedyalara da sonsuz bir konu kaynağı kin ve nefret başlar. Her biri ötekini ortadan
olmuştur. İnsanlık dışı eylem ve tüyler kaldırıp yerine geçebilmek için iğrenç
ürpertici faciaları canlandıran bu öyküler düzenler kurar. Atreus'un sürüsünde egemenlik
Yunan mythos'unun başlıca efsane simgesi altın postlu bir koyun vardır, bu
çemberlerinden biridir. hayvanı Artemis'e kurban etmeye ant içtiği
Atreus'a değgin ilk kaynağımız halde, sözünde durmaz ve pöstekiyi kendine
Homeros'tur. İlyada'da (İl.II,100 vd.) saklar. Ne var ki Thyestes Atreus'un karısı
Agamemnon'un kral değneği şöyle tanımlanır: Aerope'yi ayartır, kadın da altın postu gizlice
kocasından aşırıp âşığına verir. Mykene'liler
kardeşlerden hangisini kral seçeceklerini
Güçlü Agamemnon, elinde değneği, kalktı.
tartışınca, Thyestes hangisi altın postu
Hephaistos yapmıştı didine didine o
çıkarabilirse diye öneride bulunur. Pöstekinin
değneği,
çalındığını bilmeyen Atreus şartı kabul eder.
vermişti onu Kronos oğlu kral Zeus'a,
Thyestes altın postu ortaya koyup kral seçilir.
Ama Zeus Atreus'a düşünde Hermes'i gönderir; Atropos.
gerçek kralın başka bir tanrı işmarıyla Kaderi simgeleyen tanrıçalar üçtür. Üçüne
seçilmesi konusunda Thyestes'le anlaşmasını birden verilen ad. Moira ya da Ker'dir.
buyurur; güneş yolunu değiştirirse Atreus'un Hesiodos Theogonia'nın bir yerinde bu
kral olacağını, yoksa Thyestes'in tahtta tanrıçaların Gece'den (Theog. 218), başka bir
kalacağını bildirir Hermes. Bu kez de Thyestes yerinde de Zeus'la Themis'ten doğmuş
şartı kabul eder, ama o akşam güneş doğuda olduklarını söyler (Theog. 902 vd.). Adı "geri
batacak olur. Tanrıların Atreus'u tuttukları, dönülmez" anlamına gelen Atropos ömür
krallığı ona verdikleri besbellidir. Atreus tahta ipliğini büken Moira'lar arasında eceli, ölümü
çıkar çıkmaz, Thyestes'i kovar. Ama daha simgeler (Moira).
sonra karısı Aerope ile kardeşi arasındaki
gönül macerasını öğrenince büsbütün çileden Attis.
çıkar, kardeşiyle barışır gibi olur, onu Bkz. Agdistis ve Kybele.
Mykene'ye çağırır. Tyestes'in üç çocuğunu
doğrar, pişirir ve babalarının önüne koyar. Auge.
Tyestes farkına varmadan kendi çocuklarını Tegeia kralı Aleos'un kızı. Delphoi'deki
yer. Derken Atreus çocukların kesik kafalarını tanrı sözcüsü Aleos'a kızının doğuracağı bir
getirir, gösterir babalarına. Thyestes korkunç çocuğun amcalarını öldüreceğini bildirince,
lanetler savurarak masayı devirmiş, söylentiye Aleos Auge'yi tanrıça Athena'nın tapınağına
göre de güneş o gün öylesine ürkmüş, öylesine adamış. Ama yiğit Herakles kızı görüp sevmiş.
tiksinmiş ki gökteki yolunu tamamlamadan Auge bir süre sonra Telephos'u doğurmuş.
geri dönmüş. Dipsiz bir karanlığa bozulmuş Babası bunu öğrenince Auge'yle Telephos'u bir
ortalık. Thyestes bu kez Sikyon'a sığınır. Suç sandığa kapatıp denize atmış, ya da köle
ve günahların iyice izine dalar: Kendi kızı olarak satmış. Anadolu'nun Mysia kıyılarına
Pelopeia ile kızın haberi olmadan birleşir ve çıkmışlar. Auge kral Teuthras'la evlenmiş.
Aigisthos adlı oğlunu üretir. Sonra Pelopeia'yı Telephos gerçekten bir süre sonra amcalarını
oğluyla birlikte Atreus'un sarayına yollar, kral kaza ile öldürmüş (Telephos).
kadının kim olduğunu bilmeden onunla evlenir
ve Aigisthos'u da benimser. Ona gidip Augias.
Thyestes'i öldürmek görevini verir, ama
Helios'un oğlu, Aktor'un kardeşi, Elis kralı
Aigisthos son dakikada bu düzenin farkına
(Tab. 8). Argonaut'lar seferine katılmıştır.
varır ve kendi babasını değil, Atreus'u öldürür.
Herakles efsanesinde önemli bir rol oynar.
Atreus'un Aerope'den iki oğlu olmuştu: Augias'ın büyük, zengin sürüleri varmış, ama
Agamemnon'la Menelaos, Atreusoğulları diye ağıllarını temizlemeyi ihmal eltlği için,
anılan bu iki kahraman Homeros destanında davarları barınamaz olmuş. Augias yiğil
baş rolü oynarlar. Atreus-oğullarının laneti Herakles'i çağırıp ağıllarının temizlenmesini
süregider. Aigisthos, amcası Atreus'un istemiş, Herakles de bu işi bir günde
babasına karşı işlediği suçun öcünü yapacağını, ama karşılığında sürünün onda
Agamemnon'dan alır (Agamemnon, Aigisthos). birini alacağını bildirmiş. Pazarlıkta
uyuşmuşlar. Yiğit de Alpheios'la Peneus
ırmaklarını yataklarını değiştirerek sularını
ağıllardan geçirmiş ve bir günde hepsini konağına misafir gidince, dedesi ve
temizlemiş. Ne var ki Augias verdiği sözde amcalarıyla birlikte Parnesos dağında bir
durmamış, Herakles'e işin karşılığını ödemek yaban domuzu avına katılmış, canavarı
istememiş, ayrıca da onu kendi oğlu, vurmuş, ama bir yara almıştı. Yarasını
Herakles'in arkadaşı Phyleos'la birlikte iyileştiren de Autolykos olmuş, sonraları bu
mahkemeye vermiş. Yargıç her ikisini de suçlu yara izi Odysseus'un sütninesi tarafından
bularak ülkeden sürmüş. Bir orduyla geri gelen tanınmasına yol açar (Od. 386-407).
Herakles Augias'ı öldürmüş, kentini ele geçirip Başka anlatımlara göre, Autolykos
Phyleos'u babasının tahtına oturtmuş Amyntor'un öküz derisinden yapılmış sağlam
(Herakles). tolgasını aşırmış ve Odysseus'a vermişti. (İl. IX,
261 vd.), Eurytos'un sürülerini çalmış,
Aurora.
Sisyphos'a da aynı şeyi yapmak istemiş, ama
Şafak tanrıça Eos'un Latince adı (Eos). basaramamış. Sisyphos davarlarını geri almak
için konağına gelince, Autolykos Laertes'e
Autolykos. nişanladığı kızı Antikleia'yı önce Sisyphos'la
Antikleia'nın babası, Odysseus'un dedesi. birleştirmiş, bundan da amacı doğacak
Autolykos Hermes'in oğludur ve yakalanmadan torununun Sisyphos gibi kurnaz olmasıymış. Bu
hırsızlık yapma yeteneğini babasından anlatıma göre, Odysseus Laertes'in değil de,
almıştır. Odysseia'da şöyle tanıtılır (Od. XIX, Sisyphos'un oğluymuş. Homeros bu görüşe
395): katılmaz.

Başka kaynaklarda Autolykos'un Herakles'e


Anasının soylu babasıydı Autolykos, güreş öğrettiği, Argonaut'lar seferine katıldığı
hırsızlıkta ve yalan yere yeminde üstüne ve çaldığı hayvanların postunu boyayıp onları
yoktu. tanınmaz hale getirmesini başardığı anlatılır.
Hermeias tanrının kendisi vermişti bu yetiyi
ona, Automedon.
yaktığı kuzu ve oğlak butlarından
İlyada'da Akhilleus'un arabasını süren yiğit.
hoşlanmıştı çok,
Ege denizindeki adaların birinden Troya
hep yoldaş olurdu ona, bu yüzden isterdi
savaşına katılmaya gelmiş, sonradan
iyliğini.
Akhilleus'ın seyisi olmuştur: Ölümsüz atları
Ksanthos'la Balios'a bakar.
Odyseus'un sütninesi Eurykleia'nın Patroklos'un ölüsünü elde etmek için
anlattığına göre, Odysseus'a adını koyan yiğitçe savaşan Automedon Akhilleus'un en
dedesiymiş. Odysseus büyüyüp de Autolykos'un vefalı arkadaşlarından sayılır (Balios).
B
Eyuboglu çevirisi, s. 46):
Babys.
Güneş ışıklarıyla toprağı ısıtmaya
Tanrı Apollon'la flüt yarışmasına girişen başlarken, otlattığım öküz sürüsüyle yüksek
satyr Marsyas'ın kardeşi. Babys de kaval dağların başında düz ve kayalık bir yere
çalarmış, ama onun kavalı tek borulu ilkel bir varmıştım. Üç alay kadın, üç koro gördüm;
kaval olduğundan Apollon Babys'e önem birinin başında Autonoe, birinin başında
vermemiş, böylece Babys Marsyas'ın uğradığı Agaue, senin anan, birinin başında da İno
cezaya uğramamış (Marsyas). vardı. Hepsi serilmiş uyuyordu. Kimi sırtını
bir çam kütüğüne dayamış, kimi başını
Bacchus. toprağa, meşe yapraklarının üstüne koymuş;
Dionysos'un Latince adı. Bkz. Dionysos. uslu, edepli yatmışlardı, hiç de, senin dediğin
gibi, şarapla ve kaval sesleriyle sarhoş olmuş,
Bakkha'lar. ıssız ormanlar da Kypris'in peşine düşmüş
Tanrı Dionysos-Bakkhos'un dinsel değillerdi. Anan, boynuzlu öküzlerin
törenlerini kutlayan kadınlar alayı. Tıpkı böğürdüğünü duyar duymaz Bakkha'ların
tanrının kendisi gibi çıplak bedenlerini nebris ortasından ayağa kalktı; vücutlarını saran
denilen benekli ceylan postlarıyla örter, uykuyu kovmak için keskin bir çığlık kopardı.
başlarına sarmaşık çelenkleri sarar ve Bakkha'lar derin uykularını gözlerinden
ellerinde thyrsos, ucunda bir çam kozalağı sildiler; genç, ihtiyar, bakire, hepsi birden,
bulunan sarmaşık ve asma yaprakları sarılı görülmedik bir düzenle fırlayıp kalktılar.
uzun değnekleri ve Prometheus'un insanlara Önce saçlarını omuzlarına döktüler; çözülmüş
ateşi taşıdığı nartheks kamışıyla tanrının nebris'lerini bağlayıp sıkıştırdılar; sonra
peşinden koşarlar, geceleri dağda, bayırda, yanaklarını yalayan yılanları benekli
ormanlarda kendilerinden geçerek tanrıya postlarına kemer gibi sardılar. Bazıları,
karışırlar. O sırada doğa ile birlik olan kollarında taşıdıkları geyik, kurt yavrularına
Bakkha'lar üstün bir güçle önlerine gelen vahşi bembeyaz bir süt veriyordu; bunlar
hayvanları parçalarlar. Dionysos dinini çocuklarını yeni doğurup bırakmış, memeleri
benimsemiş bu kadınlara olgun ermişlik süt dolu kadınlardı. Nihayet hepsi sarmaşık,
anlarında Thyas (thyo, vecit halinde olmak), meşe ve çiçekli saparna dallarından
çılgınca kendilerinden geçtikleri zaman da çelenklerini başlarına geçirdiler, içlerinden
Mainas (mainomai, çıldırmak, taşkın bir biri thyrsos'unu yakalayıp bir kayaya vurdu:
coşkuya kapılmak) denir. Kayadan sabahın çiyi kadar duru bir su
Her iki hallerini ve özlerindeki niteliği fışkırdı. Başka biri nartheks'ini toprağa
canlandırmak için Euripides'in"Bakkha'lar" dokundurdu: Tanrı topraktan bir şarap gözesi
tragedyasından bir parçayı buraya almayı en kaynattı. Canı isteyen de süt içiyordu:
uygun bulduk. Euripides'in son eserlerinden Parmaklarıyla toprağı kazınca, topraktan oluk
biri olan bu oyunda koro hem Bakkha'lardan oluk süt akıyordu. Sarmaşıktı thyrsos'lardan
meydana gelmekte, hem de bir Bakkha olan bal damlıyordu. Ah, orada olup da bu
Agaue'nin korkunç dramı canlandırılmaktadır. mucizeleri göreydin, inanmadığın bu tanrıya
Bakkha'ları gören bir haberci onları, Dionysos şükürler ederdin. Biz, öküz ve koyun
dinini Thebai'den sürmeye kararlı kral çobanları, hep bir araya gelip gördüğümüz
Pentheus'a şöyle anlatır (M. Eğ. B. Yayınları, S. garip şeyler üzerinde konuştuk. İçimizden,
şehre gidip gelen ve konuşmasını bilen biri
dedi ki: "Ey, yüce dağ başlarında yaşayanlar, bellerini bükmüyordu. Alev alev yanan saçları
gelin, Pentheus'un anası Agaue'nin ardına vücutlarını yakmıyordu. Nihayet şehirlerin
düşelim; onu Bakkha'lardan ayırıp kralımızın erkekleri Bakkha'ların her şeyi alıp
gönlünü hoş edelim". Bu düşünceyi doğru götürdüklerini görünce öfkeyle silahlarına
bulduk; çalılıkların arasına saklanıp pusu sarıldılar ve işte o zaman, kralım, hiç
kurduk. Bakkha'lar, vakit gelince, görülmedik bir sahne gördük: Demir uçlu
thyrsos'larını sallayarak ayinlerine başladılar; oklar Bakkha'lardan bir damla kan akıtmadı;
hep bir ağızdan "İakkhos, Zeus'un oğlu mutlak bir tanrıdan yardım gören bu kadınlar
Bromios" diye bağırdılar. O zaman dağlar, thyros'larıyla erkekleri yaraladılar ve önlerine
taşlar Bakkha'larla bir olup coştu; vahşi katıp kovaladılar. Sonra geldikleri yere
hayvanlar bile cümbüşe katıldı; yer yerinden döndüler; tanrının onlar için yerden
oynadı. Ansızın Agaue'nin sıçrayarak yanımdan kaynattığı sulara koştular; orada kana
geçtiğini gördüm; saklandığım çalılıktan bulanmış vücutlarını yıkadılar. Yılanlar,
fırlayıp onu yakalamak istedim. O zaman yanaklarından damlayan kanları yaladı; güneş
Agaue Bakkha'lara: "Hey, benim rüzgâr kanatlı de vücutlarını kurutup parlattı. Kralım, bu
dişi tazılarım; erkekler bize pusu kurmuş. tanrı kim olursa olsun, bırak bu şehre girsin;
Gelin, gelin ardımdan, thyrsos'larınızı sallayıp büyük bir tanrı bu. Dediklerine göre,
koşun!" diye bağırdı. Kendimizi güç kurtardık; ölümlülere keder dağıtan şarabı veren oymuş.
kaçmasaydık Bakkha'lar bizi Şarap olmazsa insanlar için ne aşk kalır, ne de
parçalayacaklardı. Bizi tutamayınca, taze başka bir şey.
çayırlarda otlayan sürülere saldırdılar;
ellerinde bıçak mıçak yoktu. Görmeliydin, Bakkhos.
Bakkha'lardan biri, nazik elleriyle, memeleri Bkz. Dionysos.
süt dolu bir azgın ineği nasıl zaptediyordu.
Genç danaları parça parça ettiler. Kaburga Balios.
kemikleri, tırnaklı ayaklar havada uçuşuyor; (1) Yel tanrı Zephyros'la Harpya
bazen çamlara takılıp kalıyor; dallardan kan Podarge'den doğma iki attan biri. Ksanthos'la
damlıyordu. Bakkha'lara öfkeyle saldıran Balios'u Poseidon Peleus'a Thetis'le evlendiği
azgın boğalar bir anda yere seriliyor; binlerce gün düğün hediyesi olarak vermiş. Akhilleus da
genç kadın eli boğaları boynuzlarından tutup bu ölümsüz atları Troya savaşına getirmişti.
sürüklüyordu. Kralımın kirpikleri şöyle bir Homeros İlyada'da onları şöyle anlatır (İl. XVI,
defa açılıp kapanmadan Bakkha'lar 148 vd.):
hayvanların derilerini yüzüp hepsini didik
didik ettiler; sonra, havalanıp giden kuş
sürüleri gibi dalgalardan sarmaş dolaş indiler; Automedon koştu tez giden atları
Asopos ırmağının kıyılarına, Thebai'lilere boyunduruğa,
Yel gibi uçan atları, Ksanthos'la Balios'u,
bereketli başaklar veren ovalara rüzgâr gibi
onları Zephyros yeline kasırga Podarge
atıldılar. Kithairon kayalıklarının
doğurmuştu,
eteklerindeki Hysia ve Erythra şehirlerine
otlarken bir çayırda, Okeanos ırmağı
düşman orduları gibi girdiler; her şeyin altını kıyısında.
üstüne getirdiler. Evlerden çocukları alıp
kaçtılar. Omuzlarına attıkları hiçbir şey artık
kara toprağa düşmüyor; tunç ve demir bile Patroklos ölünce, Akhilleus'un atları ağlar
(İl. XVII, 426 vd.): Zeus acır onlara ve şöyle
seslenir yüreğinde: Bebryk'ler.
Anadolu'nun Bithynia bölgesinde yaşayan
bir boy (Amykos).
Zavallıcıklar, ne diye verdim sizi kral
Peleus'a,
Bellerophontes.
ne diye bir ölümlü insana verdim sizi.
Siz ki bilmezsiniz ölüm ne, yas ne, Bellerophontes efsanesi bugün de yaşar
bahtı kara insanlarla acı çekmeniz için mi? bizim için. Ateş nasıl yanar, alev nasıl kızıllık
Şu dünyada soluk alan, yürüyen saçarsa öyle yaşar. Mavi yolculukta geceyi
yaratıklar arasında korsanlar yatağı Ceneviz körfezinde
insandan daha acınacak bir yaratık yok. geçirdikten sonra, gemimiz masmavi bir
denizin yarlarla kesilmiş koyu yeşil kıyıları
boyunca gide gide Olympos kentine varır.
Zeus böylece yüreklendirir atları ve
Çıralı derler bugün oraya. Alacalı taşlar
katılırlar Akhilleus'un Hektor'la olan savaşına
üstünde gümbürdeyen bir çayın denize
(Ksanthos).
döküldüğü bu lahitler kentinin önü ak bir
(2) Akteon'un bir köpeğinin adı. kumsaldır, ardı da girift çalılıklarla yükselen
koca bir dağ. İşte bu dağda ateş yanar, toprak
Batieia. yer yer gazlar saçıp kendiliğinden tutuşur.
Bkz. Myrina. Yanar Taş dedikleri bu yer Lykia'nın en eski, en
güzel efsanesini bugün de canlandırır. Bu
Battos. efsaneyi Homeros'un ağzından duyalım:
(1) Tanrı Hermes Apollon'dan aşırdığı İlyada'nın VI. bölümünde Yunanistan'lı
sığırları sürerken dağda Battos adlı bir ihtiyara Diomedes'le Anadolu'lu Glaukos çarpışırken
rastlamış, kendisini ele verir korkusuyla ona savaşa ara verip soylarını soracak olurlar
demiş ki, kimseye bir şey söylemezsen sana birbirlerine, Glaukos'un anlattığı öykü
bir düve armağan edeceğim. Sonra da Lykia'nın en önemli efsanesini dile getirmekle
hayvanları saklamış ve kılık değiştirerek kalmaz, iki düşman savaşçıyı konuk ve dost
ihtiyarın karşısına çıkmış, yitirdiği sürüleri olarak da birleştirir (İl. VI. 152-211):
arar gibi olmuş. Battos da sözünü tutmayıp
hayvanların saklandığı yeri göstermiş. Tanrı
At besleyen Argos'un bir bucağında Ephyre
öfkesinden kayaya çevirmiş onu (Hermes).
İli vardır,
(2) Battos Libya'nın Kyrene kentinin Aiolos oğlu Sisyphos yaşardı orada,
kurucusu sayılır. Asıl adı, Aristoteles ya da insanların en kurnazıydı o,
Aristaios imiş de kekeme olduğu için Battos bir oğlu oldu, Glaukos'tu adı;
denmiş ona. Ama tarihçi Herodotos'a göre Bellerophontes doğdu ondan sonra,
Battos Libya dilinde "kral" demekmiş. Glaukos'un kusursuz oğlu.
Pausanias Battos'un Kyrene'yi kurduktan sonra, Erkeklik, güzellik bağışladı tanrılar ona.
Ama Proitos geçirdi gönlünden kötü şeyler,
düzgün konuşmaya başladığını anlatır.
kendisi ondan çok daha güçlüydü,
sürdü onu Argos'lular arasından;
Baukis.
Zeus almıştı Bellerophontes'i
Bkz. Philemon. Proitos'un eli altına.
Tanrısal Anteia, Proitos'un karısı, yanıp alıkoydu orada, verdi kızını,
tutuşuyordu, bütün krallık onurlarını bölüştü
Belterophontes'le, diyordu, gizlice bir Lykia'lılar da ayırdılar bahçelik, buğdaylık
sarmaş dolaş olsam, bir tarla,
ama birazcık olsun kandıramadı onu, ayırdılar en büyük, en güzel bir toprağı.
o sıra aklı başındaydı Bellerophontes'in. Karısı üç çocuk doğurdu bilgili
Kadın bir yalan attı kral Proitos'a, dedi ki: Bellerophontes'e:
"Bellerophontes'i öldürmezsen lanet sana, Isandros, Hippolokhos, Laodameia.
o benim zorla koynuma girmek istedi". Akıllı Zeus, koynuna girdi Laodameia'nın.
Böyle dedi o, kralı birden öfke kapladı. Laodameia, doğurdu tanrıya denk tunç
Ama saygı besliyordu yüreğinde, silahlı Sarpedon'u.
Bellerophontes'e kıyamadı. Ama bir gün tanrılar tiksindi
Gönderdi onu Lykia'ya, Bellerophontes'ten,
Eline uğursuz işaretler verdi, Aleion ovasında kaldı o tek başına,
üst üste katlanan bir levhaya insan uğrağından uzakta yedi kendi
yazdı bir sürü ölüm yazıları. kendini.
Kaynatasına göstermesini buyurdu, Savaşa doymayan Ares öldürdü oğlu
böylece yok olacaktı o. İsandros'u,
Bellerophontes tanrıların eliyle vardı çarpışırken ünlü Solymo'larla.
oraya. Kızdı dizginleri altın kakmalı Artemis,
Gelince Lykia'ya, Ksanthos nehrine, aldı Laodameia'nın canını.
yaygın Lykia'nın kralı onu saydı. Hippolokhos da baba oldu bana,
Ağırladı onu tam dokuz gün, ben övünürüm onun oğlu olduğum için.
dokuz tane öküz kurban etti. Troya'ya gönderdi beni o,
Gül parmaklı şafak görününce onuncu sıkı sıkı salık verdi bana:
günü. Hep yiğitçe dövüşeyim,
Bellerophontes'e sordu, üstün olayım başkalarından,
damadımdan getirdiğin işaret hani? dedi. utandırmayayım atalarımın soyunu,
Alır almaz damadının işaretini, onlar ki Ephyra'da, yaygın Lykia'da
buyurdu önce azgın Khimaira'yı en iyi, en ünlü kişilerdi.
öldürmesini; Övünürüm işte, bu soydan, bu kandan
tanrı soyundandı o, insan değildi. olmakla.
Önü aslan, arkası yılan, ortası keçiydi,
yalımlı nefesiyle kötü soluyordu.
Bellerophontes uydu tanrıların isteğine, Bu parçadan öğrendiğimize göre,
onu bir anda yere serdi. Bellerophontes Korinthos (Ephyra Korinthos'un
Çarpıştı sonra ünlü Solymo'larla. eski adıdır) kral ailesinden ve ünlü Sisyphos'un
Girdiği savaşların bu en çetiniydi. torunudur (Tab. 25). Ne var ki Glaukos
Erkek gibi Amazon'ları öldürdü sonra. Bellerophontes'in "ölümlü" babasıdır, yiğit
Dönüşünde kral ona zorlu bir tuzak kurdu: aslında Poseidon'un dölündendir. Tanrısal
Yaygın Lykia 'dan en iyi yiğitleri
nitelikleri de oradan gelme. Homeros'un bize
seçti gönderdi pusuya,
açıklamadığı Bellerophontes'in adı ve niçin
ama onlar bir daha dönmediler evlerine,
Tiryns kralı Proitos'un yanına sığındığıdır.
kusursuz Bellerophontes öldürmüştü
hepsini. Bellerophontes Belleros'u öldüren demek.
Kral da anladı onun tanrı soyundan Birçok yiğitler gibi Bellerophontes de kaza ile
olduğunu, adam öldürmüş, öldürdüğü bu Belleros'un kim
olduğu da pek bilinmiyor, ne var ki bu yüzden
yurdundan ayrılıp kendisini suçundan Beİlos.
arındıracak birinin yanına gitmesi gerekiyor. Libya adlı nympha'nın tanrl Poseidon'dan
Bu adam da Proitos'tur. Anteia kocasına doğurduğu ikiz kardeşlerden biri (Tab. 10).
Bellerophontes'i suçlayınca, Proitos konuğunu Öteki Agenor'dur. Agenor Suriye'ye yerleşiği
kendi eliyle cezalandırmaktan çekinir ve onun halde, Belos Mısır'da kalmış ve Nil ırmağının
içindir ki eline katlanmış tabletler, yani bir kızı Ankhihoe ile evlenmiş; Aigyptos'Ia Danaos
mektup verip kaynatası lobates'e gönderir. adlı ikiz çocukları olmuş (Aigyptos, Danaos).
Lykia kralı da konukluk kurallarına saygılıdır
ve ancak zorunlu kaldığı zaman ağır işlere Bendis.
koşar Bellerophontes'i. Yiğidin ağzı ateş saçan Trakya'lıların ay tanrıçası. Kültü, Perikles
Khimaira'yı nasıl öldürdüğü Homeros'ta zamanında Atina'ya yayılmıştı.
anlatılmamıştır. Hesiodos'a göre (Theog. 324):
Berekynthia.

Pegaros hakkından geldi bu Khimaira'nın


Ana tanrıça Kybele'nin ek adlarından biri.
koca yiğit Bellerophontes 'le birlikte. Berekynthes Phrygia'da oturan bir boya verilen
isimdir (Kybele).

Bir anlatıma göre, yiğit kanatlı atı Bia.


Korinthos'ta bir çeşmede su içerken bulmuş, Güç, kuvvet anlamına gelen Kratos'la zor,
sağrısına binip doğru Khimaira'yı öldürmeye zorbalık, şiddet anlamına gelen Bia (ya da Bie)
gitmiş onunla (Pegasos). Bellerophontes'in tanrı ve kral yetkilerini simgeleyen birer
tanrıların öfkesine uğramasının nedeni şöyle kavramdır. Hesiodos bunların doğuşunu şöyle
açıklanır: Gurura kapılan yiğit kanatlı atının anlatır (Theog. 383 vd.):
sırtında Olympos'a kadar yükselmek istemiş,
Zeus da kızarak atmış onu gökten aşağı
yeryüzüne. Düştüğü Aleion ovası da Kilikya'da Okeanos kızı Styks Pallas 'la sevişti,
bir bölgedir. Bellerophontes'in kızı Laodameia, Zetos 'la Nike'yi doğurdu, güzel topuklu,
Sonra Kratos'la Bie'yi, o yaman çocukları;
İlyada'da Lykia'lıların başında savaşan Zeus
Zeus nerede oturursa, onlar oradadır,
oğlu Sarpedon'un anasıdır (Proitos, Anteia,
Zeus nerede yürürse, ardındadır onlar,
Khimaira, Sarpedon).
ayrılmazlar gümbürtülü Zeus'tan.

Bellona.
Romalıların savaş tanrıçası olarak Kratos'la Bie, Aiskhylos'un "Zincire
simgelendirdikleri Bellona (Lat. Bellum savaş Vurulmuş Prometheus" tragedyasında önemli
demek) zamanla Yunanlıların Enyo tanrıçasıyla bir rol oynarlar: Oyunun başında Prometheus'u
bir tutulmuştur. Mars'ın eşi olarak da kollarından tutarak Kafkas dağına sürüklerler
gösterilir. Bir savaş arabasında, elinde bir ve arkalarından gelen Hephaistos, Zeus'a baş
kılıç, bir kargı ya da yanan bir çırağı ile kaldıran insansever tanrıyı bir kayaya mıhlar.
canlandırılır, korku saçan bakışlarıyla Furia'ları Bu sahnede Bie sessiz bir kişi olarak bulunur.
andırır (Furia). Hephaistos'la konuşmayı Kratos yapar
(Kratos).
Efsaneye göre, Boreas Trakya'da oturan
Bias. gür sakallı, engin kanatlı, güçlü kuvvetli bir
Kâhin Melampus'un kardeşi, onun yaratıkmış. Titanlar soyundan olduğu için,
serüvenlerine katılır (Melampus). onlar gibi sert, dizginsiz ve azgınmış. Bir gün
Atina kralı Erekhtheus'un kızı Oreithya'yı
Biton. arkadaşlarıyla ırmak kıyısında oynarken
Kydippe'nin oğlu, Kleobis'in kardeşi görmüş, ona vurulmuş ve tozu dumana katarak
(Kleobis). üstüne yürümüş, onu kızıl kanatlarıyla sardığı
gibi doğru soğuk Trakya'ya kaçırmış ve Kalais
Bona Dea. ile Zetes'e gebe bırakmış. Boreas bir at
"İyi tanrıça" anlamına gelen eski bir Latium kılığına girerek Erikhthonis'in kısraklarına
tanrıçası. Kültü kır tanrısı Faunus'Ia ilgilidir. aşmış ve on iki tay üretmiş, bu taylar öyle
Bu tanrının kızı ya da karısı sayılan Bona hafif, öyle çevikmiş ki, buğday tarlaları
Dea'nın Roma'da Aventinus tepesinde bir üstünden geçerken başaklar eğilmez ve
tapınağı vardı, orada belli günlerde gizli denizin üstünden en ufak bir kırışık yapmadan
ayinler yapılır, bunlara yalnız kadınlar katılırdı uçarmış.
(Faunus).
Brankhos-Brankhosoğulları.
Bona Fides. Brankhos'un kişiliği ve efsanesi, Didyma'da
Verilen sözü ve içilen andı simgeleyen kurulmuş Apollon tapınağı ve bilicilik
tanrıça, Roma tanrıları arasında çok eskiden merkezinin ününü ve yaygınlığını sağlamak
beri yer alan bu kavramsal yaşlılığın Palatinus için uydurulmuştur.
tepesinde bir tapınağı vardı. Orada bulunan Brankhos Miletos'lu bir delikanlıymış. Anası
resmi dünya kadar yaşlı bir kocakarı olarak onu doğurmadan önce bir düş görmüş: Güneş
gösterilir ve rahipleri de içilen andı ışınları ağzından, boğazından girip karnına
simgelemek üzere ellerine beyaz bezler varıyor ve bedenini dolaştıktan sonra
sararlardı. Bona Fides, Roma'lıların, adına göbeğinden çıkıyormuş. Bu düşü hayra yoran
yemin ettikleri Dius Fidius'un dişi karşılığıdır. biliciler doğan çocuğa "Brankhos" yani boğaz
adını vermişler. Brankhos çok güzel bir
Boreas. delikanlı olarak yetişmiş, ovada sürülerini
Adı Türkçeye poyraz diye geçen kuzey otlatırken bir gün tanrı Apollon onu görmüş ve
rüzgârı, esiş yönüne göre bugün bizim yıldız sevmiş, bilicilik yetisini bağışlamış ona.
dediğimiz yele karşılıktır. Hesiodos'a göre, Miletos'un güneyinde kurduğu tapınakta bu
şafak tanrıçanın oğlu olan Boreas, Notos ve ustalığından faydalandığı gibi, soyu sopu da
Zephyros'un kardeşidir. Şairler Boreas'ı kara Brankhidai, yani Brankhosoğulları adıyla
bulutlarla gökten sağanak sağanak kopan ve falcılığı sürdürmüşler. Didyma Yunanistan'da
engin dalgalarla denizi allak bullak eden azgın Delfi'ye rakip bir bilicilik merkezi olmuş.
bir yel, buz gibi esen bir kasırga olarak Tarihçi Herodotos, Lydia kralı Kroisos'un
nitelerler. Odysseia'da önemli bir rol oynayan Delfi'ye verdiği kadar bol ve zengin
Boreas kimi zaman da arkadan püfür püfür armağanları Didyma'ya da bağışladığını söyler.
esince, gemicileri dosdoğru ereğe ulaştıran Tapınak o kadar zenginmiş ki, Milet, Pers
güzelim bir yel sayılır (Rüzgârlar). savaşlarına girişecekken, Didyma'nın
hazinesiyle bir donanma kurmayı düşünmüş. Saçlı, sakallı savaşçıların
ayaklarını yıkayacak kadınların.
Karadeniz'den Mısır'a kadar doksana yakın
Ve senin de, ey Didyma,
sömürge kuran Miletos işlek bir liman, bolluk
yabancılar el koyacak Tapınağına.
içinde yaşayan bir şehirdi. Milet'ten
Didyma'nın limanı Panormos'a gemiyle -
karayolu yokmuş o zaman - oradan da kutsal Pers savaşlanndan sonra yeni baştan
yol boyunca Didyma'ya fal baktırmaya gelen kurulan Didyma tapınağı Roma imparatorluğu
devlet adamları, işadamları bilicileri elbette zamanına kadar önemini sürdürmüş ve
ki memnun ediyorlardı, ama her müşterinin ortaçağda bir depremle yıkıldıktan sonra dev
nabzına göre şerbet vermek, yani falını kalıntıları bugüne kadar korunabilmiştir
arzuladığı sonuca yöneltmek de biliciye düşen (Didyma, Didymeion).
görevdi. Kolay iş değildi bu. Nitekim Lade
yenilgisiyle Milet, Pers'lerin eline düşünce, Briareus.
şehirde ne kadar erkek varsa hepsi öldürülüp, Uranos'la Gaia'nın yüzer kollu ve ellişer
kadınlar ve çocuklar köleliğe sürüklenince, başlı dev oğullarından biri, Kottos'la Gyes'in
Didyma tapınağı da yağmaya uğramış. kardeşi (Tab. 2), (Yüz, Kollular).
Brankhosoğulları bu durumda Pers kralıyla
anlaşmayı yeğ görmüş olacaklar ki, tapınak Briseis.
hazinesini ve daha önemlisi, Apollon'un dev Akhilleus'un Ege bölgesine yaptığı
heykelini Serhas'a verip onunla birlikte İran'ın çapulculuk seferlerinden getirdiği en değerli
Susa şehrine göçmüşler. Bir gün İskender'in tutsak Briseis'tir. Asıl adı Hippodameia olan
çıkageleceğini bilememiş Brankhosoğulları. Briseis Lyrnessos'a Apollon rahibi Brises'in
İssos savaşından sonra Büyük İskender'in ilk işi kızıdır. Brises'le, Khryse'nin Apollon rahibi
Miletos'a gelmek olmuş. Emeli, Anadolu'da Khryses kardeştirler. Briseis evli barklı bir
Yunan uygarlığını kalkındırmaktı. İon kadındı, Akhilleus kocasını öldürdükten sonra
şehirlerinin öcünü alacaktı. Bu amaçla Milet'te ele geçirir onu. Briseis de acısına katlanır,
kalmış ne kadar Brankhosoğlu varsa hepsini çünkü yıkılan yuvasına, yanan şehrine
kesmiş. İşin tuhafı, Milet'in başına gelecek ağlarken, Akhilleus'un temiz yürekli arkadaşı
yıkımı Delfi bilicileri önceden haber vermişti, Patroklos onu tatlı sözlerle avutmuş,
hem de Milet'lilerin kendilerine değil de, Akhilleus'a karı olacağına söz vermişti.
Argos şehrinin geleceğini öğrenmeye gelen Akhilleus'un barakasında sessiz, sedasız
Argos'lulara. Tarihçilerin bize sakladığı yaşamaktadır ki, günün birinde Akhilleus'la
aşağıdaki dizelerden -kehanetler her zaman Agamemnon arasında kopan kavga altüst eder
heksametron dizeleriyle dile getirilirdi- hayatını. Apollon tanrının öfkesini ve salgını
fışkıran sevinç Delfi'nin Anadolu'daki zengin önlemek için Khryseis'i babasına geri vermeye
rakibi Didyma'yı ne kadar kıskandığını belli razı olunca Agamemnon şöyle konuşur (İl. I,
etmiyor mu? 183 vd.):

Ve o gün, Miletos, işte o gün, sen ey kötü Phoibos Apollon istiyorsa Khryseis'i ille de,
düzenli kent, şu gemimle, yoldaşlarımla göndereceğim
bereketli bir av olacaksın düşmanlara, onu.
bir şölen sofrası sürü sürü insanlara! Ama barakandan alacağım, kendim gelip
senin onur payını, güzelyanaklı Briseis'i.
Senden ne güçlü olduğumu o zaman anla, Brises.
gör.
Lyrnessos'ta Apollon tanrının rahibi,
Korksun boy ölçüşmekten, ibret alsın,
Briseis'in babası. Akhilleus kentini yağma edip
kim benimle eşit görmek isterse kendini.
kızını götürünce Brises canına kıymış (Briseis).

Akhilleus bu sözlere çok öfkelenir, kılıcını Britomartis.


kınından çıkarmak, Agamemnon'un üstüne Zeus'un kızı olduğu söylenen bir Girit
yürümek üzeredir ki, tanrıça Athena elini tanrıçası. Adı "atlı bakire" anlamına gelen
tutar. Akhilleus da krallar kralına sövüp Britomartis Girit'in Gortyn şehrinde Artemis
saydıktan sonra, bir daha ne olursa olsun alayına katılırmış. Kral Minos ona vurulup
savaşa katılmamaya ant içip çadırına çekilir. peşine takılmış ve dokuz ay süresince
Bu arada Agamemnon, Khryses'i bir gemiye kovalamış kızı Girit'in dağlarında, ovalarında.
bindirip, babasına gönderir, tanrı Apollon'un Sonunda yakalanacağını gören Britomartis
öfkesini yatıştırmak için yüz sığırlık kurbanlar kendini denize atmış, ama bir balıkçı ağına
kestirir. Ama bununla da kalmaz, iki takılıp kurtulmuş. Bu yüzden de ona Diktynna,
habercisini Akhilleus'un çadırına yollar ve yani ağdan çıkma kız adı verilmiş.
kadını aldırır. Artemis gibi o da avcı kılığında, köpeklerle
Akhilleus'un dileği üzerine anası Thetis dağda, bayırda yalnız başına dolaşır ve
gider, Zeus'tan yalvarır Akhilleus savaşa erkeklerden kaçar bir kız tanrıça olarak
katılmadıkça Akha'lara zaferi vermesin diye. canlandırılır (Artemis).
Zeus sözünü tutar, öyle ki, Agamemnon bile
yaptığına pişman olur ve Akhilleus'la barışmak Bromios.
için elçiler gönderir ona. Birçok armağanlarla Tanrı Dionysos'a takılmış bir ad.
birlikte Briseis'i geri vereceğini, zaten o "Gümbürtülü" anlamına gelen bu ek ad tanrıya
kadına hiç dokunmadığını söyletir. Akhilleus yıldırımlar arasında doğduğu için verilmiş
gene de yumuşamaz (İl. IX, 336 vd.). olacak (Dionysos).
Patroklos öldüğü gün Briseis, Akhilleus'un
yanına döner. İki sevgiliyi ölünün üstünde Brontes.
ağlar görürüz. Sonra İlyada'da pek sözü Uranos (gök) ile Gaia'nın (toprak)
geçmez Briseis'in. Yalnız son bölümde birleşmesinden doğan tek gözlü devlerden biri
Akhilleus insanlık duygularına uyarak (Tab. 2). Adı "gürleyen" anlamına gelen
Hektor'un ölüsünü babası Priamos'a verdikten Brontes, Zeus'a gök gürültüsünü armağan eden
sonra, gece döşeğine uzanınca, uğruna çok acı Kyklops olsa gerek (Kyklops).
çektiği karısı Briseis de gelir, yanına yatar.
Busiris.
Homeros'tan sonraki öykülerde Briseis uzun
Yunan efsanesine göre, Busiris çok zalim
boylu, esmer, kalın kaşlı, parlak bakışlı bir
bir Mısır kralıdır. Öyle insafsız bir zorba imiş
kadın olarak tanımlanır. Akhilleus öldükten
ki, Nil bölgesine yerleşmiş deniz tanrı Proteus
sonra, ona son görevleri Briseis yapmış
bile ondan kaçmak zorunda kalmış. Busiris
(Khryseis, Akhilleus).
Batı kızlarını kaçırmak için bir haydut çetesi
kurmuş, altın elmaları almaya gittiği zaman
Herakles bu çeteye rastlamış ve haydutların pınara çevirirler, pınar Byblis'in çağlayan
hepsini öldürmüş. Günün birinde Mısır'da kıtlık gözyaşları gibi akar durur. Bu Ovidius'un
olmuş. Busiris Kıbrıs'tan gelme Phrasios adlı anlatımı.
bir biliciye ne yapmak gerektiğini sormuş,
Başka bir anlatım işi tersine çeviriyor:
bilici de demiş ki, yılda bir Zeus'un öfkesini
Doğadışı aşka kapılan Byblis değil,
yatıştırmak için, ona bir insan kurban kesmeli.
Kaunos’ınuş. Kaunos bu yüzden sürülmüş,
Busiris de işe hemen Phrasios'u kurban
Byblis de bu yüzden çıldırmış ve asmış
etmekle başlamış. Herakles Mısır'a uğrayınca,
kendini. Adını iki kente vermişler: Biri Karia'da
Busiris onun başına çiçek çelenkleri koymuş,
Byblis, öteki Fenike'de Byblos.
kutsal sargılarla sarmış kollarını ve sunağa
Bu öyküleri anlatanlar Kaunos şehrini
götürüp kurban etmek istemiş. Ama yiğit
görmemişlerdi herhalde, yoksa öykünün
sargıları çözerek, Busiris'i de, oğlunu da,
sonunu bambaşka biçimde getirirlerdi: Eski
orada kim var, kim yok herkesi öldürmüş.
Kaunos şehrinin (bugünkü Köyceğiz
Bir anlatıma göre, Busiris Poseidon'un
Dalyanı'nın) önünde göz alabildiğine uzanan ve
oğluymuş ve onu Mısır tahtına dünya seferine
ancak oraları iyi bilen gemicilerin şaşırmadan
çıkan Osiris oturtmuş. Belki Busiris Osiris
aşabildikleri bir sazlık vardır. Bu bataklık nasıl
adının bozulmuş bir biçimidir.
meydana geldi belli, Ege kıyılarındaki bütün
limanlar gibi bir ırmağın taşıdığı millerle
Byblis.
dolmuştur, ama şair görüşüyle bu yol yol
Miletos'un kızıymış Byblis, Miletos'un kızı bataklığın Byblis'in tükenmez gözyaşlarıyla
olmakla da Apollon'un torunu. Anasının kim meydana geldiği düşünülemez mi? (Kaunos).
olduğu konusunda söylentiler çeşitli, en akla
yakını şu: Anası Maiandros, yani Byzas.
Büyükmenderes ırmağının kızı Kyane'dir.
Bizans'ın kurucusu Byzas, tanrı Poseidon'la
Masmavi, koyu mavi anlamına gelen Kyane, bir Keroessa'nın oğludur. Keroessa da Zeus'un
ırmak kızı için güzel bir ad. Ama Byblis'in İo'dan olan bir kızı. İo onu Bizans'a yakın bir
serüveni acı: Bir ikiz kardeşi var Kaunos yerde dünyaya getirmişti. Oğlu da şehri orada
adında. Byblis ikizini öyle sever, öyle kurmuş ve Apollon ve Poseidon tanrılardan
beğenirmiş ki, doyamazmış okşamaya, yardım görerek surlarla çevirmişti. Günün
öpmeye. Bu sevginin kardeş sevgisinden öte birinde Trakya kralı Haimos şehre saldırınca,
bir şey olduğunun nasıl farkına vardığını uzun Byzas onu teke tek savaşta yenmiş ve
uzadıya anlatıyor bize Ovidius (Met. 451 vd.). Trakya'nın içine kadar kovalamış. Kral yokken
Byblis anlar sevgisinin doğadışı olduğunu, gene de Bizans İskitlerin saldırısına uğramış,
de dayanamaz, bir mektupla bildirir aşkını kuşatılmış boydan boya. Bu kez de Byzas'ın
Kaunos'a. O da öfkeyle, tiksintiyle kınar bu karısı Phidaleia kurtarmış şehri: Öbür
aşkı, ikizini bir daha görmemek için kaçar kadınlarla birlik olup sürüyle yılan atmışlar
yurdu Miletos'tan, gider, gider de Karia ile düşman karargâhına, böylece çekilmelerini
Lykia sınırında Kaunos kentini kurar. Byblis sağlamışlar.
çıldırır, o da düşer yollara, deli gibi dolaşır
Anadolu'yu boydan boya, rahat bulamaz hiçbir
yerde. Sonunda yüksek bir kayadan aşağıya
atar kendini, ama nympha'lar acır ona, kızı bir
C

Cacus.
Vulcanus'un oğlu, ağzı ateş saçan üç başlı
dev. Aventinus tepesinin bir mağarasında Camilla.
oturup komşu bölgeleri yağma ediyormuş. Vergilius'un Aeneis destanında anlatılan
Herakles Geyoneus'u öldürüp sığırlarına el Camilla efsanesi İtalya'nın halk masallarından
koyduktan sonra İtalya'ya gelince, Tiber esinlenmiş olsa gerek. Camilla Volsk'lar kralı
nehrinin kıyısında uzanmış, kestiriyormuş. Metabus'un kızıymış. Düşmanlarınca tahtından
Yiğit uyurken, Cacus gelmiş, birkaç hayvanını kovulan Metabus bebek yaşta olan kızını
aşırmış, iz bırakmamak için de sığırları alarak kaçıyormuş ki, Latium'da küçük bir
kuyruklarından çekerek geri geri götürmüş. ırmağın kenarına gelmişler. Düşman da
Herakles uyanınca işin farkına varmış. arkalarında ha yetişti ha yetişecek. Metabus
Mağaradaki hayvanların böğürmesinden, ya da çocuğu kalın kargısının ucuna bağlayıp karşı
başka bir anlatıma göre, kız kardeşinin Cacus'u kıyıya atmayı düşündü, ama Diana'ya
ele vermesinden, Herakles mağaraya girmiş ve yakararak, bu işi başarırsa kızını ona adamaya
ateş alev saçan Cacus'u boğazlamış. söz verdi. Camilla'yı attıktan sonra kendi de
yüzerek geçmiş ırmağı. İkisi de kurtulmuşlar.
Kırlarda büyüyen Camilla güçlü kuvvetli bir
genç kız olup Yunan Amazon'ları gibi avcı ve
savaşçı olarak yetişmiş ve Aeneas'a karşı
kahramanca savaştıktan sonra öldürülmüş.

Carna.
Roma'nın kurulduğu kırsal bölgede yaşayan
bir nympha. Roma'lılar Augustus çağına kadar
Carna'ya kutsal bir ormanda tapınırlardı.
Efsanesi şöyledir: Kız oğlan kız olan Carna,
gününü avlanmakla geçirir, yanına erkek
yaklaştırmazmış. Bir gönüllü çıktı mı, onu
peşinden ormana sürükler, yolunu şaşırtırmış.
Bir gün iki yüzlü tanrı İanus takılmış peşine ve
saklandığı kayanın arkasında onu yakalayarak
bozmuş kızlığını. Karşılık olarak da tanrısal bir
güç vermiş ona: Evlerden her türlü
uğursuzluğu defeder, özellikle yeni doğmuş
bebekleri beşikte kanlarını emen kuşlardan
korurmuş.
Sibylla kitaplarına danışınca, Demeter ve
Ceres. Dionysos kültünün Roma'ya alınması
Yunan bereket tanrıçası Demeter'in gerektiğini öğrenmişler. İ.Ö. 496 yılında bu iş
Latince karşılığı. "Topraktan bitmek" anlamına olmuş ve Ceres tapınağı Aventinus tepesine
gelen bir kökten türemiş olan Ceres adı kurulmuş (Demeter).
Latin'lerin de bu çeşit bir tanrısal varlığa çok
eskiden beri tapındıklarını gösteriyorsa da, Cupido.
Yunanistan'dan gelme tanrıça onun izlerini Yunan aşk tanrısı Eros'un Latince karşılığı.
silmiştir. Efsaneye göre, Etrüsk'ler yeni Adı, arzu anlamına gelir (Eros).
kurulmuş olan Roma cumhuriyetine saldırınca,
şehirde kıtlık baş göstermiş, Roma'lılar da
D
Daidalos. Daktyl'ler.
Kekrops, yani Attika'nın kral soyundan "Daktylos" Yunanca parmak dernektir.
gelme olduğu söyleyen Atina'lı sanatçı. Mitolojide ise bu adla anılan ve sayısı değişik
"Ustaca işlenmiş ya da işleyen" anlamına gelen olan birtakım cinlerin sözü geçer. Daktyloi,
adı, eli her sanata yatkın olduğu için kendisine yani parmak cinleri çokluk İda'lı diye
verilmiş. Gerçekten de Daidalos hem mimar, vasıflandırılıp Girit'li Zeus, anası Rhea, ya da
hem heykeltıraş, hem de her türlü mekanik Phrygia'lı tanrıça Kybele'yle ilişkili olarak
araçlar yapan ve Platon'un Menon adlı gösterilirler. Efsaneye göre, Daktyl'ler beş’tir
diyaloğunda sözü geçen canlı heykelleri (Men. ve doğuşları şöyle olmuştur. Tanrıça Rhea,
97d) bile meydana getiren çok yönlü bir Girit'in Diktys mağarasında Zeus'u doğurmak
yaratıcıdır. Atina'daki işliğinde yeğeni Talos'la için sancı çekerken, ellerini toprağa dayayarak
birlikte çalışırmış. Ne var ki günün birinde ıkınmış ve topraktan doğum sancılarını
Talos ölü bir yılanın dişlerinden esinlenerek hafifletecek güç almış. Sağ elinin toprak
testereyi icat etmiş, bunu fena kıskanan üstünde bıraktığı izden beş cin doğuvermiş,
Daidalos çırağını Akropol'den aşağı atarak bunlar tepeden tırnağa silahlı olarak çıkmışlar
öldürmüş. Davaya bakan Areopagos ortaya ve çıkar çıkmaz da yeni doğan Zeus
mahkemesi de Daidalos'u sürgüne mahkûm tanrının şerefine hora tepmeye başlamışlar.
etmiş. Usta sanatçı Girit'e gidip kral Minos'un Daktyller sonraları tanrıça Kybele'nin
emrine girmiş ve onun İçin türlü işler görmüş: hizmetine girerek, onun kültünde rol
oynamışlar. Kaynaklarda bu cinler çeşitli
alanlarda yararlı olarak gösterilirler:
Bir boğaya âşık olan Pasiphae'ye içine
Kureta'lar ya da Korybant'lar gibi baştanrı ve
girebileceği tahtadan bir inek yapmış
anasının tapım ve gizemlerinde gürültülü
(Pasiphae), Minotauros'u barındıracak
rakslarıyla yer alırlar, ayrıca, adlarından da
Labyrinthos'u kurmuş, Theseus'un buraya girip
belli olduğu gibi elişlerinde yaratıcı olurlar;
çıkması için de Ariadne'ye bir yumak iplik
Daktyl'ler bir efsaneye göre madenlerin ve
kullaması fikrini vermiş. Theseus'un
maden işlemeciliğinin bulucularıdır, bunun
başarısında Daidalos'un parmağı olduğunu
ötesinde de, çok önemli bir çığır açarak
öğrenince Minos çok kızmış ve ustasını oğlu
"heksametron" denilen vezni kurmuş olmakla
İkaros'la birlikte Labyrinthos'a kapatmış. Ama
ün salmışlardır. Bilindiği gibi, altı ölçülü
Daidalos oradan çıkmak çaresini de bulmuş:
destan vezni Homeros'un İlyada ve
İkaros'la kendisine birer çift kanat yapmış,
Odysseia'sında kullanılmakla Yunan şiirinin
ikisi de böylece uçup gitmişler. Ikaros
doğuşuna yol açmıştır, bu vezinse daktylos
babasının sözünü dinlemediği için denize
denilen bir uzun, İki kısa heceli ayak, yani
düştüğü halde, (İkaros) babası sağ salim
ölçülerden meydana gelir. Bu vezne parmak
Sicilya'nın Cumae şehrine inmiş ve kral
vezni denmesi parmaklardaki bir uzun ve iki
Kokalos'un yanında saklanmış. Daidalos'u
kısa boğumdan ileri gelmektedir. Ne var ki
Sicilya'ya kadar kovalayan ve sonunda da
Ege'de meydana geldiği apaçık anlaşılan ve
bulan Minos gene usta sanatçının uydurduğu
Yunan dilinin yapısına pek de uygun olmadığı
bir düzenle öldürüldükten sonra, Daidalos
gözle görülen bu vezin efsaneden de,
Kokalos'a olan şükran borcunu ona birbirinden
arkeolojik buluntulardan da anlaşıldığı gibi
güzel yapılar yapmakla ödemiş.
Ana Tanrıça kültüyle sıkı sıkıya bağlıydı. Elin
en ilkel insanlarda da büyü aracı olarak ne keskin bir kılıç sallandırılmasını da buyurmuş.
büyük bir değer taşıdığı öteden beri bilinirdi, Bir kılla tavana bağlı olup her an başına
ama Çatalhöyük'te meydana çıkarılan düşecek durumda bulunan bu kılıç damokles'e
fresklerden bu simgenin ne kadar geriye bütün varlıklarını zehir etmiş. Damokles'in
gittiği, eski taş çağını bulduğu görülmüştür. Bu kılıcı deyimi hep tehdit ve tehlike altında
inanç ve simgesi kesintisiz bir evrimle bulunan maddesel varlığı dile getirir.
Phrygia'lı Kybele ve Efes'li Artemis kültüne
gelmiş ve orada hem tapımın temeli olan raks Danae.
ve müziğin doğup gelişmesine, hem de Argos kralı Akrisios'la Eurydike'nin kızı
dünyada çığır açacak bir şiir ölçüsünün (Tab. 10). Tunç kaplamalı bir odaya kapatıldığı
yaratımına yol açmış olabilir. Halikarnas halde Zeus'tan hamile kalır ve Perseus'u
Balıkçısı'nın birçok eserlerinde önerdiği bu doğurur (Tab. 13). Danae çocuğuyla birlikte
görüş bugüne bugün büsbütün kanıtlanmış bir sandığa konarak denize atılır. Ama Zeus
değilse de, din tarihine de, yazın tarihine de onları korur ve Seriphos adasına çıkmalarını
ışık tutacak bir buluş olarak sağlar. Danae orada kral Polydektes'in kardeşi
değerlendirilebilir. Buluşun doğruluğunu Dyktis'in yanına sığınır, ne var ki Polydektes
pekleştiren kanıtlardan biri de bu vezinde beş güzel kadına göz koymuştur, onu elde
daktyl’den sonra altıncı ölçünün “spondaios” edebilmek için oğlu Perseus'u oradan
yani sunu diye adlandırılmış, yani beş ayak, ya uzaklaştırmak ister ve bu amaçla onu
da adım oynadıktan sonra şarap sunusu Medusa'yı öldürmeye gönderir. Bu arada kral
yapılması, böylece veznin doğrudan doğruya Danae’ye karşı da, kardeşi Dyktis’e karşı da
bir kutsal dansla ilgili olduğunu göstermesidir; zor kullanır, ama Perseus dönüp Medusa'nın
öte yandan ilkçağın bazı geç yazarlarında başını göstererek kralı taşa çevirir. Sonra tahtı
“Ephesia grammata” diye Efes’te Artemis Diktys’e bırakır ve anasını Argos'a geri götürür
tapınağında bulunan büyü formüllerinden söz (Akrisios, Perseus).
edilmekte ve bunlardan birinin metni
verildiğinde, bunun parmak vezinli altılık Danaos.
ölçüyle yazıldığı dikkati çekmektedir. İo soyundan gelme Argos kralı. Danaos,
Çıkan sonuç şu ki, Yunan şiirinin ana vezni Belos’la Ankhinoe’nin oğlu, Aigyptos’un ikiz
olan heksametron doğrudan doğruya kardeşidir (Tab. 10). Efsanesi İo döllerinin
Anadolu’lu Ana Tanrıçanın tapımından çıkmış Akdeniz’in güney kıyılarına, Suriye ve Mısır’a
ve uygarlıkta eşsiz bir ileri adım atılmasına, göçtükten sonra ana vatanları sayılan Mora
yani şiirin de, dansın da yaratılmasına önayak yarımadasına dönmelerini dile getirmek için
olmuştur. Bu önerinin daha yapılacak uydurulmuş olsa gerektir. Ne var ki Danaos
araştırma ve bulgularla büsbütün adını bütün soyuna vermekle de ün salmıştır:
aydınlanacağı umulabilir (Kybele). Bilindiği gibi Homeros destanlarında Troya
savaşına Yunanistan’dan gelme saldırganların
Damokles. hepsine birden Akha’lar, Argos’lular ya da
Sicilya'da Syrakusa zorbası Dionysos Danao’lar (Danaoi) denir. Bu adın kaynağı ise
mutluluğunu öven Damokles'e mutluluğundan açık değildir, kökeninin kuraklıkla bir ilişkisi
kendisine de pay vereceğini bildirmiş ve onu olduğu, Danaos’un da Danaos kızları
armağanlara boğmuş, ama başının üstünde efsanesinde rastlanan pınar arama motifiyle
bir araya getirilerek Mısır’dan gelmiş bir su
arayıcısı, izcisi olabileceği ileri sürülmüştür.
“Dan” kökü Halikarnas Balıkçısı’nın da Danaos Kızları.
belirttiği gibi en büyük tanrıların adında Amca oğullarıyla evlenmemek için babaları
görülen ve belkl bizim “tanrı” sözcüğümüzle Danaos yöneticiliğinde Argos’a kaçıp sığınan
bir tutulabilecek bir köktür. Zeus adının Danaos kızlarının serüveni Aiskhylos’un en eski
nesnel halinde ve hele Demeter (Dan- tragedyası sayılan “Hiketides” (Yalvarıcı
meter’den gelme), Poseidaion (Poti-dan,yani Kadınlar) oyununa konu olmuştur. Danos
koca tanrı) ve bazı ünlemlerde bu kökene kızlarından meydana gelen ve oyunda çok
rastlanır. Adı kadar Argos’a yerleşme efsanesi önemli bir rol oynayan koroda bu kızların
de anlamlıdır Danaos’un: Libya kralı olduğu Aigyptos oğullarına varmaktan ve özellilke
halde, elli kızını kardeşi Mısır kralı Aigyptos’un erkeklerle birleşmekten duydukları ürküntü ve
elli oğluna vermek istemez. Danaos bu yüzden tiksinti dile gelmektedir. Erkeklere karşı
de Afrika’dan kaçıp Argos’a sığınır. Athena’nın Amazon’ların tutumunu andıran bu davranış
öğüdüne uyarak elli kürekli bie gemi yapıp hem doğal (çünkü Aigyptosoğulları fazla
Akdeniz’e açılmış. Bir süre Rodos’ta kalmış ve yakınlarıdır), hem doğadışı sayılmaktadır
o sırada kızları Lindos Athena tapınağını (çünkü Danaos kızları doğa kanunu olan
kurmuşlar. Argos’a vardıklarında tahtta evliliğe de karşı koyarlar). Babalarının
Gelanor, ya da Pelasgos adlı bir kral varmış. öğütlediği suçu, Danaos kızları işleyip
Bu iki ad da aynı derecede anlamlıdır: Gelanor kocalarını öldürdükleri halde, yalnız biri,
Lykia dilinde kral anlamına geldiğinden, Hypermestra kocasını esirger. Aishyklos
Pelasgos’da Akdeniz çevresine yerleşmiş en Prometheus oyununda süreci şöyle anlatır
eski boyun adı olduğundan ötürü. Danaos’la (Prom. 855 vd):
Pelasgos arasındaki taht kavgasını efsane şöyle
anlatır: Danaos Gelanor’a tahtı elinden almak
niyetinde olduğunu bildirince tartışmaya Arzudan gözleri kararmış amca oğulları,
Güvercinlere saldıran çaylaklar gibi,
tutuşmuşlar, tanrılar krallığı kime uygun
Yasak gerdeklerin avcıları gibi,
gördüklerini bir işmarla belli etmişler.
Koşup gelecekler onların ardından.
Ormandan bir kurt çıkıvermiş ve oradaki bir
Ama tanrı hoş görmeyecek birleşmelerini.
sürünün başındaki bir boğaya saldırıp onu Pelagos topraklarında kalacak ölüleri.
öldürmüş. Argos’lular, kurdun Danaos’u, Karanlıkta pusu kuran kadın yüzlü cinayet
boğanın da Gelanor’u nsimgelediğine Hakkından gelecek hepsinin bir gece:
inanarak, Danaos’u kendilerine kral seçmişler. Her gelin öldürecek güveysini,
O da kurt tanrı diye Apollon Lykios’a bir Kızıl kanlara boyanacak hançerleri.
tapınak yaptırmış. Bu efsane de, Danaos Böylesi gelin güveylik düşman başına!
Kızlarının serüveni de, dışarıdan gelme bu Bir tek gelin yalnız, ana olmak hevesiyle
göçmenlerin ileri sürüldüğü gibi Argos’un Gevşeyip öldürmeyecek güveysini,
İkisi de kötü yollardan birisini seçecek,
yerlileri olmadıklarını, tam tersine zor
Katil olacağıma kahpe olurum, diyecek.
kullanarak Peloponez’e yerleştiklerini açığa
Ve işte ondan doğacak Argos’ta bir kral
vurur. Lykia’lı Apollon’la ilişkileri de bir
Soyu.
okadar anlamlı ve önemlidir (Aigyptos, Danaos
Kızları).
Ölüler ülkesinde Danaos kızlarının
cezalandırılması, onların dibi delik bir fıçıyı
sonsuzluğa dek doldurmak için uğraşmalrı “Benim geyiğim sen, kuzum sen
işkencesi efsaneye sonradan katılmış bir motif Benim biricik güvercinim sen
olsa gerek. Klasik Yunan yazarlarında bu motif Kuzu kurttan korkar, geyik aslandan

yoktur. Güvercin kartaldan kaçar


Ben sana acı vermek istemem
Ayaklarını kanatmasın çalılar
Daphne.
Yavaşla biraz düşeceksin
Defne ağacına dönüşen Thesallia ırmağı Geçtiğin keçi yolları dar
Peneus’un kızı Daphne güzelin güzeli bir Dur hele kaçma benden
nympha imiş. Kendini Gaia tanrıçaya adadığı Sevgimdir seni kovalayan…”
için erkekten kaçarmış. Tanrı Apollon ona
gönül vermiş, peşine düşmüş, kız kaçar, tanrı Daha sözünü bitirmeden avcı
kovalarmış. Tam yakalanacağı anda Daphne, Korkak adımlarla uzaklaştı Defne
babası ırmağa yakarmış onu kurtarsın diye. Kaçarken daha bir güzelleşti de
Ardında tir tir titreyen avcı
Birden bir defne ağacına dönüşmüş. Tanrı da
Tavşan kovalayan hırslı bir tazı
bakmış ki kolları arasında sıktığı gövde bir
Gibi düştü Defne’nin peşine.
ağaç kütüğü. Defne ağacını kendi kutsal ağacı
“Ben de yılmadan kovalayacağım
diye benimsemiş tanrı, sazını çalar, Musa’ların
Büyülediğin kimmiş öğren
korosunu yönetirken dallarından yaptığı Ben ne bir dağlı ne bir çobanım
çelenkleri eksik etmemiş başından. Oklardan sakınılmaz tanrıyım
İlkçağda Daphne efsanesinden en çok Koca Zeus’tur babam
Geçmişi, bugünü, geleceği
esinlenen şair Ovidius’tur. Bizde Melih Cevdet
Benimle bildi herkes, benimle bilir
Anday işlemiş bu konuyu. Onun şiirini olduğu
Saz tellerine ben verdim seslerini
gibi veriyoruz:
İlaçlar yaptım yabanıl otlardan
Ama bana çare değil şimdi hiçbiri
Kimden kaçıyorsun öyle sen
DEFNE İLE TANRI
Asıl sensin benim avcım
Eskiden çok eskiden yeryüzünde Beni sen vurdun can evimden”.
Güzelliği dillere destan Tavşan koşuyor, durmadan koşuyordu
Bir su perisi vardı adı Defne Ardında av köpeği ter içinde
Upuzun saçları altın sarısıydı Boynunu uzatmış, yetişmek üzere
Dolaşırdı kuytu ormanlarda bütün gün Birinde umut vardı, birinde korku
Defne ırmak tanrısının kızıydı Tavşan ensesinde nefesler duyuyordu
Babası Pene derdi ki, kızım Çünkü ışık gibi saran tanrıyı
Sen bana bir damat borçlusun Sevinin kanatlarıydı.
Sen bana bir torun borçlusun Gücü kalmamıştı artık Defne’nin
Defne dedi ki babacığım Koşamıyordu kaçamıyordu
Beni zorlama ne olursun Sapsarı, yalvardı babasına
Bırak beni kız kalayım ne olursun Pene’nin suları üstünde gezdirip gözlerini
“Cezasını çekiyorum güzelliğimin
Sıram sıram boynu büyük yavuklu Irmakların gücü de sen gibi tanrısalsa
Bekleyedursun bir yanda Ne yap yap değiştir beni
Defne başıboş gönlü özgür Başka bir biçime koy baba”.
İnatçı, hırçın ve gururlu
Koşup dururdu ormanda Yalvarması daha bitmemişti ki
Bir gevşeklik sardı her yerini döndürmüş onu. Her yıl bu pınarın önünde
Örtüldü göğüs yaprakla sunular sunulurmuş bu çoban tanrıya.
Kolları, saçları dal oluverdi.
Vergilius'un Beşinci Sığırtmaç türküsünde
Avcı kollarına aldığı zaman
Kalbi çarpıyordu Defne’nin iki çoban Mopsus'la Menalcas şöyle anarlar
Taze yaprakların altından. Daphnis'i (Çan yayınları, İ. Z. Eyuboglu
Yazık dedi tanrı çok yazık çevirisi):
Saramadan yitirdim seni
Bari benim ağacım ol da
Yaprakların çelenk olsun kahramanlara Yok olmuş artık Daphnis, nymphalar
Ezgilerde, türkülerde anılsın bundan sonra Onun yürekler acısı ölümüne ağlamışlar,
Yan yana adlarımız Bir tekgüdücü bile o acı günlerde
Yazık dedi tanrı çok yazık. Sürmemiş boğalarını ırmaklara,
Soğuk sulara, ey Daphnis.
Evet, o günler ırmaktan ne bir yudum su
içen,
Daphnis. Ne de bir tutam ot yiyen sürü olmuş
Öldükten sonra tanrılaştırılan Sicilyalı Otlaklardan.
sığırtmaç. Çoban şiirinin kurucusu sayıldığı Ey Daphnis, inlemiş o gün senin ölümüne
için, Theokritos da, Vergilius da onun adına Afrika 'nın aslanları bile.

şiirler yazdıkları gibi, Daphnis adını bu türün


bir simgesi olarak da kullanırlar. Öyküsü
şudur: Daphnis tanrı Hermes'le bir nympha'nın Dardanos.
oğluymuş. Doğar doğmaz anası onu defne Atlas'ın kızı Elektra ile Zeus'un oğlu (Tab.
ağaçlarından bir koruluğa bırakmış, periler de 16). Dardanos Samothrake (Semendirek)
alıp büyütmüşler, çoban olarak yetiştirmişler. adasında kardeşi İasion'la birlikte yaşarmış,
Daphnis öyle güzel, öyle yakışıklıymış ki, ama İasion ölüp adayı da su basınca, bir sal
nympha'lar da, kır tanrıları da tutkunmuş ona. üstünde karşıki kıyıya, yani Anadolu toprağına
Pan Daphnis'e kaval çalmasını öğretmiş, göçmek zorunda kalmış. Orada kral olan
Apollon da şiir düzmesini. Teuker iyi karşılamış onu. Teuker bölgenin en
Sürülerini otlatırken Daphnis ya kaval büyük ırmağı Skamandros'la en büyük dağı
çalar, ya da kendi uydurduğu türküleri İdaia'nın oğluymuş. Dardanos'a Teuker, kızı
çağırırmış. Ama genç yaşında canına kıymış. Batieia'yı vermiş ve öldükten sonra da tahtını.
Nedeni de şu: Daphnis Nomia adlı bir çoban Dardanos kendi adını taşıyan bir şehir kurmuş
kızıyla sevişirmiş. Nomia'ya ömrü oldukça - bugün Çanakkale'nin biraz ötesinde Troya
sadık kalacağına söz vermiş, ama kral kızı yolunda Dardanos tepesi diye bu tepe
güzel çobanı bir gece sarhoş edip baştan gösterilir - ve ülkeye kral olduktan sonra
çıkarmış, yatmış onunla. Öfkeye kapılan bütün bölgeye Dardanos adı verilmiş.
Nomia sevgilisinin iki gözünü kör etmiş. Dardanos böylece Troya kral soyunun atası
Daphnis de bir sürü dokunaklı yas türküleri olmuştur. Ayrıca Samothrake'den Kabir'ler
çağırır, güzel dünyayı göremediğine bir türlü (Kabir’ler) myster'lerini, giderek Kybele
katlanamazmış. Öyle ki, sonunda bir uçuruma kültünü Phrygia'ya getirmiş olduğu söylenir.
atmış kendini ve ölmüş. Söylentiye göre, Pallas heykeli olan Palladion'u Arkadya'dan
babası Hermes bir kayaya ya da bir pınara çalarak Troya'ya yerleştiren de oymuş derler.
Dardanos soyunun gelişmesi İlyada'da
Aineias'ın ağzından şöyle anlatılır (İL XX, 215 Deianeira.
vd.): Deianeira Kalydon kralı Oineus'la
Althaia'nın kızı ve Meleagros'un kız kardeşidir.
Asıl babası Oineus değil de, bir ara Kalydon
Bulut devşiren Zeus ilkin baba oldu
sarayında misafir kalan Dionysos’ınuş.
Dardanos 'a,
Deianeira kardeşi Meleagros gibi yiğit bir
Dardanos kurdu Dardanie 'yi,
O zamanlar kutsal İlyon yoktu, kızdır, savaş arabasını ve silahlarını
ölümlü insanların büyük şehri kullanmasını bilirmiş. Deianeira'nın acı
yoktu ovada. öyküsünü Sophokles "Trakhis Kadınları" adlı
Dardanos'lular çokpınarlı İda’nın tragedyasına konu etmiştir.
eteklerinde otururdu.
Herakles Hades'e inişinde Meleagros'un
Dardanos 'tan Erikhtonios doğdu,
gölgesine rastlar, Kalydon avında can veren
kral oldu,
yiğit ona kız kardeşi Deianeira ile evlenmesini
en varlıklı adamı oldu ölümlü insanların.
On bin kısrağı otlardı çayırlarda, salık verir. Herakles de yeryüzüne döndüğünde
sevinirlerdi körpe taylarına bakıp. güzel kıza gönül verir, ama onu alabilmek için
Boreas, otlarken gördü onları, vuruldu, önce Akheloos ırmağıyla dövüşmek zorunda
bir at oldu kara yeleli, bindi kısraklara, kalır (Akheloos). Sonra Deianeira ile evlenir ve
kısraklar gebe kaldı on iki tay doğurdular, Hyİlos adlı bir çocukları olur. Yiğit bir süre
taylar bereketli tarlada hoplayıp sonra karısı ve oğluyla Kalydon'dan ayrılır.
zıpladılar, Yolda derin bir ırmağı geçmeleri gerekir, at
koştular başakların tepesinde, başaklara
adam Nessos'a rastlarlar, Nessos ırmağı
dokunmadılar,
geçirmek için Daianeira'yı sırtına alır, o sırada
dört döndüler denizin engin sırtında,
kadına yanaşmak ister. Karısının çığlıklarına
alacalı köpükler üstünde dört döndüler.
koşan Herakles at adamı Lerna canavarının
Erikhtonios'tan Tros doğdu, Troya'lıların
kralı. kanına batırdığı zehirli oklarından biriyle
Kusursuz üç oğlu oldu Tros'un da: vurur. Nessos can çekişmekteyken Deianeira'ya
İlos, Assarakos, tanrıya denk Ganymedes. yarasından akan kanı alıp büyü gibi
En güzeliydi Ganymedes ölümlü insanların, kullanmasını öğütler. Bu iksirle kocasının
tanrılar kaçırdı onu Olympos'a, sevgisini her zaman için koruyabileceğini
Zeus 'a şarap sunan olsun diye, söyler. Trakhis'e varırlar, Herakles Deianeira
dediler güzelliğiyle yaşasın tanrılar ile Hyİlos'u oraya bıraktıktan sonra başka
arasında,
işlere koşar. Bir ara Oikhalia kralı Eurytos'u
İlos'un oğlu kusursuz Laomedon 'du.
yener, kızı İole'yi tutsak olarak alır ve
Tithonos'la Priamos doğdu Laomedon 'dan.
Deianeira'nın yanına gönderir. Zaferini
Lampos, Klytios, Ares 'in dölü Hiketaon
kutlamak için de karısından yeni bir gömlek
doğdu.
Assarakos'un oğlu Kapys, Kapys 'in oğlu ister. Kocasının tutsağı olan güzel İole'ye âşık
Ankhises'ti. olduğunu ve kendisini onunla aldattığını haber
Ankhises'ten ben doğdum, Priamos'tan alınca Deianeira korkunç bir öfkeye kapılır,
Hektor doğdu. kıskançlık içini kemirmeye başlar, o sırada
Övünürüm bu soydan, bu kandan olmakla. Nessos'un büyülü kanı aklına gelir, yeni
gömleği bu iksire batırarak Herakles'e
gönderir. Yiğit onu sırtına giyer giymez gömlek ölüm-kalım savaşına girişmişlerdir ki, tanrılar
derisine yapışır ve korkunç acılarla yakmaya Hektor'un öleceğine karar verirler. Athena
başlar. Gömleği çıkarayım derken, derisi de yeryüzüne iner ve önce Akhilleus'a görünüp
yüzülür. Bu dayanılmaz işkenceye son vermek kendisiyle birlikte çarpıştığını, Hektor'u gidip
için Herakles Oita dağında bir odun yığını kandıracağını söyler, sonra Deiphobos'un
hazırlatır, kendini alevlerin içine atar. kılığına girerek Hektor'a yaklaşır (İl. XXII, 226
Deianeira da duyduğu pişmanlığa dayanamaz, vd.).
canına kıyar. Trakhis'te mezarı varmış, gelen
Deiphobos kılığında Athena birkaç parlak
gidene gösterirlermiş (Herakles).
sözle iyice kandırır Hektor'u o da, güvenle
saldırır düşmana, atar kargısını (İl. XXII, 289
Deimos.
vd.).
Savaş tanrı Ares'in yanından ayrılmayan
Bundan sonraki sahne İlyada'nın en
Deimos'la Phobos dehşeti, panik, korku ve
dokunaklı, insanca değeri en yüksek olan
onun sonucunda meydana gelen bozgunu
sahnesidir. Deiphobos'un adı geçmez artık
simgelendirirler. Hesiodos bu iki tanrıyı şöyle
İlyada'da. Ama sonraki efsaneler Paris
tanımlar (Theog. 933 vd.) (Ares, Aphrodite):
öldükten sonra, onun Helene için Helenos'la
yarışmaya girdiğini, kadını kazanıp aldığını,
Bu arada kalkan delen Ares 'le onunla evlendiğini, sonra da Troya düşünce
Kıbrıslı Tanrıça Aphrodite'nin Odysseus'la Menelaos'un onun evine birlikte
Birleşmesinden saldırdıklarını, kendisini öldürüp bedenini
iki çocuk doğuytodu, Phobosla Deimos, paramparça ettiklerini anlatırlar. Homeros'un
Bozgun ve korku yaratan tanrılardır bunlar. en güzel, en temiz kişilerinden birini kirletip
Belalı, korkunç savaşlarda bu tanrılar
lekelerler böylece. Biz onlara kulak
iter kakarlardı ordu birliklerini
vermeyelim, bizim için Deiphobos İlyada'nın
Yakıp yıkıcı Ares 'in yardımıyla.
Deiphobos'u kalsın, yani kaderin elinde
oyuncak olup en sevdiği ağabeyisine kıyan
trajik bir kişi.
Deioneus.
İksion'un karısı olan Dia'nın babası. Deipyle.
Deioneus kızını İksion'a verdikten sonra Adrastos'un kızı, Tydeus'un karısı,
kendisine sunulması gereken armağanları Diomedes'in anası (Tab. 23), (Adrerstos,
isteyince, İksion onu ateş dolu bir kuyuya atıp Tydeus).
öldürmüş (İksion).
Deipylos.
Deiphobos.
(1) İlyada'da adı bir kere geçen Akha'lı bir
Priamos'la Hekabe'nin oğlu (Tab. 16). Troya savaşçı. Sthenelos'un arkadaşı.
savunmasında yiğitçe çarpışan savaşçılardan
(2) Troya'nın savaş sonrası efsanelerinde
biridir. Gözü pek ve akıllı olduğu için Hektor
uydurulan bir kişi. Deipylos, Trakya kralı
kardeşleri arasında en çok onu sever, ona
Polymestor'un Priamos'un büyük kızı İlione'den
güvenir ve bunun içindir ki tanrılar, özellikle
olan oğluymuş. Ama kral Priamos en küçük
Athena Hektor'un ölümünü sağlamak için onu
oğlu Polydoros'u ablasına emanet etmiş ki,
araç olarak kullanırlar. Akhilleus'la Hektor
Troya'ya bir şey olursa onu korusun diye. İlione
kendi oğlu Deipylos'la kardeşi Polydoros'u sancı çekiyor Leto, bütün tanrıçalar başında
karıştırmış ki, miras Polydoros'a değil de bulunduğu halde doğuramıyor bir türlü, ta ki
Deipylos'a kalsın. Ne var ki, Troya düşünce, Hera'nın Olympos'ta alıkoyduğu kızı ebe
Agamemnon Polymestor'dan Polydoros'u tanrıça Eileithyia yardıma gelsin.
öldürmesini istemiş, Trakya kralı bunu yapmış,
O gelince, onuncu günü dünyaya geliyor
ama Polydoros'u öldürdüğünü sanarak kendi
ikiz tanrılar. Ondan sonra da Delos'a "parlak"
oğlunu öldürmüş. Bir gün Deipylos, yani anlamına gelen adı verilir ve Zeus onu
Polydoros, Delphoi kehanetine başvurunca, toprağın dibine mıhlar, Kyklad
kâhin ona yurdunun yanıp yok olduğunu, takımadalarından biri oluverir. Ve hymnos dört
anasıyla babasının da öldüğünü bildirmiş, yılda bir Delos'ta kutlanan Apollon törenlerini
İlione'den gerçeği öğrenen Polydoros ablasını şöyİe anlatır:
kocası Polymestor'u kör edip öldürmeye
zorlamış. Polydoros üstüne İlyada'da bambaşka
bir öykü anlatılmaktadır (Polydoros, Nice tapınakların oldu, nice kutsal
Polymestor, Hekabe). koruların oldu;
yüce dağ başları senin oldu, ovalara bakan

Delos. dağ başları,


senin oldu denize dökülen nice ırmaklar;
Efsaneye göre, Poseidon günün birinde
ama gönlünü sevindiren ver, ey tanrı
yabasıyla denize vuracak olmuş, vurduğu
Delos'tu asıl.
yerden bir parça toprak, bir ada çıkıvermiş. Orada toplanırlar uzun etekli İyonya’lıların
Ama yalın kayalıkmış bu ada, üstünde bir ot senin,
bile bitmezmiş, üstelik de denizlerde yüzer, kadınlarını ve çocuklarını getirirler
dalgalarla oradan oraya sürünürmüş. yanlarında.
Sonra başlanır oyunlara,
Gel zaman, git zaman tanrıça Leto
sana bağlı olanlar gelirler ziyaretine,
doğuracak bir yer aramış (Leto, Apollon,
yumruk, ezgi, dans yarışmaları sunarlar.
Artemis). Zeus'tan gebe kaldığı için, Hera'nın
Onları oyunlarda gören sanır
hışmına uğramışmış, bu yüzden de hiçbir yer ölümsüzdürler.
onu barındırmak istememiş. Trakya'da Athos, Sanki onlar için zaman denen şey yok, yaş
Anadolu'da İda dağlarına, İmbros, Lesbos, yok.
Samos adalarına, Miletos ve Knidos şehirlerine Kim görse bu erkekleri, bu güzel kuşaklı
başvurmuş, ama ne dağ, ne ada, ne şehir, kadınları,
hiçbiri almamış Leto'yu Hera korkusundan. hızlı gemilerini ve bütün varlıklarını kim
Derken Leto gitmiş, gitmiş, karşısına bir yüzen görse onların,
sevinç ve coşkuyla dolar yüreği.
ada çıkmış, ona seslenmiş, demiş ki -Deloslu
Apollon'a Homerik hymnos'ta modern
denebilecek turistik bir görüşle diyor ve ant
içiyor ki- ada doğumuna izin verirse, oraya Demeter.
öyle bir tapınak yaptıracak ki, bütün geçimini Homeros destanlarında "güzel saçlı
dünyanın dört bucağından bu tapınağa gelecek kraliçe", "güzel örgülü Demeter" diye anılan
olan gezginlerden, yakarışlardan toprak ve bereket tanrıçası Demeter (adını
çıkarabilecek. Ve adada doğuyor Apollon'la "Ge-meter" toprak ana olarak açıklayanlar
Artemis. Ne var ki dokuz gün, dokuz gece vardır) Hesiodos'a göre Kronos'la Rheia'nın
kızı, ikinci tanrı kuşağındandır (Tab. 5). Demeter Olympos'tan kaçmış, yüreği
Rheia'nın ilk kızı Hestia'dan hemen sonra sızlayarak ıssız bir yere çekilmiş. Onun
doğmuştur. Öyküsünü kısaca şöyle anlatır küsmesiyle toprağın bereketi kalmamış,
Hesiodos (Theog. 911 vd.): insanlar kıtlık tehlikesine uğramışlar. Zeus
boşuna onu barıştırmaya çalışmış, boşuna
Hades'ten kızı geri vermesini istemiş: Tanrı
Demeter 'in de yatağına girdi Zeus.
kadın yalvarmalara kulak vermiyor, kendisine
Canlıları doyuran, tarlalar tanrıçasının.
Hades'in sunduğu nar meyvesini yemiş olan
Ak kollu Persephone'yi doğurdu Demeter,
Persephone bu sevgi büyüsüyle yeraltı
yeraltı tanrısı Aidoneus
kaçırdı onu anasının koynundan hakimine bağlanmış bulunuyormuş. Bütün
ve bilge Zeus bıraktı kızını ona. yalvarmalarının boşa gittiğini gören Zeus,
Persephone'nin yılın üçte ikisini yani çiçek
açma ve meyve zamanını, anası Demeter'in,
Demeter ekinleri ve özellikle buğdayı geri kalan üçte birini, yani kışı da kocası
simgeler, onun tek efsanesi mevsimleri Hades'in yanında geçirmesini kararlaştırmış.
simgeleyen bir efsanedir. Bu efsane Yunan Böylelikle toprağa yeniden bereket gelmiş.
dünyasının daha çok buğday üreten
Sıkıntılarla dolu bu dolaşmaları sırasında
bölgelerinde gelişmiş, tutunmuştur. En çok
Demeter bir kocakarı kılığına girmiş olarak
tapıldıgı yerler Eleusis ve Sicilya ovalarıdır,
Eleusis kralı Keleos'un evine uğramış. Kralın
ama tapımına Girit'te, Trakya'da ve
karısı Metaneira karşısındakinin tanrı
Peloponnesos'ta rastlanır.
olduğunu anlayamamış. Demeter'e oğlu
Demeter tapımında da, efsanesinde de kızı Demophon'u bakmak, büyütmek üzere vermiş.
Persephone'den ayrılmaz. Kimi zaman "Kore" Demeter bir tanrı besliyormuş gibi çocuğu
(genç kız) adıyla anılan Persephone ile nektar ve ambrosia ile beslemiş. Bir gün
Demeter'e "iki tanrıça" denir. Persephone'nin Metaneira, sütnineyi çocuğu alevler içine
Aidoneus, yani yeraltı tanrısı Hades tarafından tutarken yakalamış. Çok korkmuş olan
kaçırılması Demeter kültünün de kraliçeyeye, tanrıça olduğunu söylemiş, büyük
merkezindedir, tanrıçanın Eleusis'te kutlanan bir İşi bozduğunu bildirmiş: Demophon alevler
myster'lerinde de bu efsanenin derin sırlarına içinde bütün dünya bağlarından kurtulup
ermekle Demeter erenleri arasına karışılırdı. temizlenerek tanrı olacakmış; şimdiyse bir
Bu efsaneyi E. Peterich'in "Küçük Yunan ölümlü olarak kalmış.
Mitologyası"nda (M. Eg. B. yayınları, çeviren Başka masallara göre, Demophon'un erkek
S. Baydur) anlatıldığı gibi alalım: kardeşi Triptolemos tanrının evlatlığıymış.
"Persephone bir gün oyun arkadaşlarıyla Triptolemos kanatları bulunan sihirli bir
birlikte çayırda çiçek toplarken birdenbire yer arabayla bütün dünyayı dolaşıyor, insanlara
yarılmış, tanrı Hades arabasıyla dışarı tarla bakımını ve Demeter tapımını
çıkagelmiş, kızı yakaladığı gibi kaçıp gitmiş. ögretiyormuş. Anlatıldığına göre, tanrı kadının
Ümitsizlikten ne yapacağını bilmeyen tanrı kendisi, Keleos'la oğullarına Eleusis'teki
ana, kızını araya araya bütün dünyada Demeter tapınağını kurmak öğüdünü vermiş.
dolaşmadık yer bırakmamış. Sonunda her şeyi Bu tapınağın mysteria denilen gizli tapımı
gören ve bilen güneş tanrı Helios Kore'nin bütün eskiçağ boyunca büyük bir saygı
bulunduğu yeri söylemiş. Bunun üzerine görüyordu" (Eleusis, Keleos, Metaneira,
Triptolemos). çünkü Musa öğretmiştir onlara ezgi
söylemeyi,
Demeter'in İasion adlı bir ölümlüyle
Musa çok sever ozanlar soyunu.
macerası da anlatılır. Bu macera tanrıçaların
ölümlü erkeklerle sevişmelerine bir örnek
olarak gösterilir (Od. V. 125) ve İasion'dan Kral Alkinoos da hiçbir şöleninden eksik
zenginliği, bolluğu simgeleyen Plutos adlı bir etmez onu, şölene oturulacak mı, hemen
oğlu olur (İasion, Plutos). çağırır (Od. VIII, 44 vd.).
Atina'da her ekim ayında yalnız kadınların Gelince altın çivili bir koltuğa oturturlar
katıldıkları "Thesmophoria" bayramı kutlanır ozanı, yemek dolu bir masa çekerler önüne,
ve iki tanrıçaya da "thesmophoriai" yani yasa sazını asarlar başının üstünde bir çengele ve
getiren, insanlara doğal yasaları öğreten şölende, oyunda, bedenin de, ruhun da
tanrıçalar denirdi. Aristophanes devineklerini yöneten bu ozandır (Od. VLIL
"Thesmophoria Bayramını Kutlayan Kadınlar" 261 vd.).
adıyla bir komedya yazarak, kadınların nasıl
Ozan Demodokos birkaç kez sahneye çıkıp
bu gizli törenler sırasında kadın düşmanı
ezgi söyler. Odysseia'da, Ares'le Aphrodite'nin
Euripides'i suçladıklarını sahneye koymuştur.
aşklarını söyler (Od. VIII, 267 vd.), ve Troya
Romalıların tapındıkları Ceres, savaşını söyler, destanlık yiğitleri anar, o sıra
Demeter'den pek farklı değildir. Oysa Odysseus duygulanır, kimliğini açığa vuracak
Demeter'le Anadolu'nun bereket tanrıçası bir dilekte bulunur, şöyle der ozan (Od. VIII,
Kybele arasında hemen de hiçbir ilişki 487 vd.):
kurulamaz.

Demeter'e yazılmış birçok övgüler vardır.


Daha çok sayarım, Demodokos, seni tekmil
Bunların en önemlilerinden biri Homerik ölümlülerden.
denilen bir hymnos'tur, biri de İskenderiye'li Sanatı ya Musa öğretti sana, ya da Apollon.
şair Kallimakhos'tandır. Ne güzel söyledin Akha'ların destanını,
olduğu gibi,
Demodokos. neler yaptıklarını ne güzel söyledin,
Bunca bin dizelik Homeros destanlarında nelere katlandıklarım, neler çektiklerini.
Haydi şimdi geç başka bir konuya,
öylesine usta bir ya da birkaç ozanın sesini,
şu tahta at olayını anlat şimdi bize,
sözünü dinler de, bir tekinin adını öğreniriz
Athena’nın yardımıyla Epelos yapmıştı onu
yalnızca, o da Demodokos'tur. Demodokos
hani,
Phaiak kralı Alkinoos'un sarayında görevli
getirmiş Akropolis’e dayamıştı tanrısal
ozandır. Adından da belli olduğu gibi demos; Odysseus da kurnazca,
halkla ilişkilidir. Bu, ozan, halka söyler, İlyon'u yıkacak adamlarla doluydu içi.
halktan saygı görür; değerlidir, halkın saydığı Anlatabilirsen bunları, getirip bir biçimine,
ve sevdiği bir kişidir. Odysseus kendisi şöyle bundan böyle tekmil insanlara ben de
tanımlar ozanı (Od. VIII, 478 vd.): diyeceğim ki:
Tanrı sevdi onu, tanrısal bir şiir bağışladı
ona.
Ozanlar saygı görürler ve değerli bilinirler Odysseus'un da yiyordu içi içini,
bu yeryüzünde yaşayan tekmil insanlar yanaklarını ıslatıyordu kirpiklerinden sızan
arasında, yaşlar...
Pyrrha'nın bir oğlu olur, adı Hellen, onun da üç
oğlu olur: Doros, Ksuthos ve Aiolos. Doros'la
Yalnız Alkinoos farkına varır Odysseus'un
Aiolos doğrudan doğruya Dor ve Aiol ırklarının
ağladığının, susturur ozanı ve sorar konuğuna
atası, Ksuthos ise çocukları Akhaios'la İon
niçin acı gözyaşları döktüğünü "dinlerken
yoluyla Akha'ların ve İon'ların atası olur (Tab.
Argos'luların ve İlyon'un başına gelenleri".
20; Tufan, Hellen).
Odysseus da işte o zaman başlar Odysseia'
(2) İlyada'da adı geçen bir Deukalion daha
yi, yani geçirdiği bütün serüvenleri anlatmaya.
vardır: Girit kralı Minos'la Pasiphae'nin oğlu ve
Demodokos Odysseia destanının en Troya savaşına katılan Meriones'in dedesidir
sevimli, en ışıklı bir kişisidir. Homeros'un (Meriones). Theseus'un dostu olan bu
kendisi midir? Kör ozan üstüne nice söz Deukalion Kalydon avında da bulunmuş.
söylendi, nice mürekkep döküldü. Homeros
kör müydü, değil miydi diye tartışıldı. Devler ve Tanrılar Savaşı (Titanomakia).
Okuyucu kendi duygu ve izlenimine göre karar Hesiodos Olympos tanrılarına kadar
versin, ben bugüne dek okuduğum bunca birbirini izleyen soyları, kuşakları, saydıktan
yapıtların hiçbirinde şair Homeros'un gözü gibi sonra, şöyle der (Theog. 630 vd.).
gören göz görmedim.

Demophon. Titan tanrılarla Kronos oğulları


ki birileri, mağrur Titanlar, Othrys'de,
Bkz. Demeter.
öbürleri, tüm nimetleri verenler,
Olympos'un tepesinde oturanlar,
Deukalion. uzun zamandan beri savaşıyorlardı
(1) Soylar mythos'unda Hesiodos tunç soylu güçlü saldırılarla birbirlerine girerek.
insanların kendi elleriyle yok olduklarını, ad Yürekleri hınçla dolup taşarak
bırakmadan öbür dünyaya göçüp Hades'in tam on yıl cenkleşti durdular,
karanlıklarına gömüldüklerini söyler, ama bitip tükenmek bilmiyordu bu kavga,
bunun nasıl olduğunu anlatmaz. Tufan sözü ve belli değildi kimin kazanacağı.

kavramına rastlanmaz en eski Yunan


kaynaklarında. Ne var ki Yunan mythos'unun
Demek ki Zeus Kronos'u yenmekle
Tufan kahramanları Deukalion'la Pyrrha'nın,
egemenliği hemen ele alamadı,
insanlığın başına gelen yıkımlarının
Olympos'luların saltanatı ancak kendilerinden
kaynağında bulunan Prometheus ve
önceki kuşakla on yıl süren bir savaştan sonra
Epimetheus soyundan olmaları (Tab. 3)
kurulabildi. Bu başarının da ancak Yüz Kollu
Hesiodos'un Sümer, Babil ve Samî
Devlerin yeraltındaki hapislerinden
kaynaklarından bazı efsaneleri alıp, bazılarını
çıkarılmalarıyla sağlanabildiği belirtilir.
almadığını gösterir. Yunanlıların Tufan
Othrys'le Olympos ikisi de Thessalia'nın birer
efsanesi daha sonraki bir çağda, belki
yüksek doruğudur. Bu iki dağın tepesinden
Tesalya'da uydurulmuş ve kahramanları
sürdürülen savaş Theogonia'nın en renkli, en
Deukalion'la Pyrrha, Prometheus-Pandora
devinekli sahnelerindendir (Theog. 666-735):
mythos'una bağlanmış olabilir. Bu efsane
Hellen ırkının atasını kurma işine de yaramış,
şöyle ki Tufan'dan kurtulan Deukalion'la Ogün tanrı ve tanrıça hepsi
azgın bir cenk havası estirdiler, gözlerin gördüğü, kulakların işittiği
Hepsi, Titan tanrıları, Kronos oğulları göklerin yerle çarpışmasından doğabilecek
ve Zeus 'un gün ışığına çıkardığı görüntülere ve seslere benziyordu.
güçlerine dayanılmaz azgın devler, Daha büyük olamazdı gümbürtü.
Her birinin yüz kolu vardı onların Biri çökerken öteki üstüne düşse onun.
omuzlarında heybetle savrulan, Böylesine büyüktü gümbürtüsü
her birinin elli de kafası vardı birbiriyle cenkleşen tanrıların.
güçlü bedenlerinin omuz başlarında. Rüzgârlar da karışıp bu kaynaşmaya
Dikildiler Titanlara karşı korkunç savaşta savuruyorlardı sarsılan toprağı
koca ellerinde yalçın kayalarla. karıştırıp birbirine tozları,
Titanlar da atılıyordu şevkle sıra sıra, şimşekleri, yıldırımları, gümbürtüleri,
her iki taraf gösteriyordu var gücünü. büyük Zeus'un bu savaş silahlarını.
Çevrede sonsuz deniz homurdanıyordu, Bir yandan öbür yana taşıyorlardı
Toprak kükredi birden gür sesiyle, savaşların bağırış çağırışlarını.
engin gökler yankılanıp inildedi Yamandı gümbürtüsü bu korkunç savaşın
ölümsüzlerin saldırıları altında, ve yamandı gözlere sığmayan görüntüleri.
koca Olympos sarsılıyordu temelinden, Derken, herkes hışımla birbirine girmişken
ağır bir deprem iniyordu Tartaros'a kadar savaş duraklayıverdi birdenbire.
karışarak gümbürtüsüne korkunç Ama ön saftaki Kottos, Briareus, Gyes,
saldırışların, savaşa doymayan bu yüz kollu devler
savrulan kayaların, gürzlerin. azdırdılar yeni baştan savaşı:
Haykırışlarla yüklüydü atılan her şey, Üç yüz taş birden fırladı
iki tarafın birbirine karışan sesleri bu devlerin güçlü kollarından.
yükseliyordu yıldızlı göklere kadar, Kapkara saldırılarla ezdiler Titanları,
korkunç bir kargaşaya dönerken yol yol toprağın altına tıktılar onları,
boğuşmaları. vurdular zincire yendiklerini
Zeus da artık tutmaz oldu öfkesini. ve gökler ne kadar uzaksa topraktan
Yüreği dolar dolmaz öfkesiyle toprağın o kadar altına gömdüler onları.
bütün gücünü salıveriyordu ortaya. Bir örs gökten düşse dokuz gün, dokuz gece
Şimşekler saçıyordu gökten ve ancak onuncu günü varabilirdi yeryüzüne
Olympos'tan, ve tunç bir örs düşse yeryüzünden ancak
gürbüz elinden fırlayıp uçuyordu yıldırım dokuz gün, dokuz gece sonra varabilir
gök gürültüleri arasında parıl parıl, Tartaros'a.
sallayıp savuruyordu kutsal alevi Tunçtan bir duvar çevirmiştir orayı,
gittikçe sıklaşan şimşekleriyle. üç kat karanlık sarar dar boğazını,
Dört bir yanda, çatır çatır yanıyordu üstünde kökleri bitegelmiştir toprağın,
canlılara can veren Ana Toprak, ve ekinsiz, uçsuz bucaksız denizin.
bar bar bağırıyordu ateş alan ormanlar, İşte orada saklıdır Titan’lar karanlıkta
kaynıyordu karalar ve ekinsiz denizler, bulutları toplayan Zeus'un istemiyle.
yakıcı bir soluk sarıyordu yer oğlu Güçleri yetmez çıkmaya oradan
Titan'ları Poseidon kapamıştır tunç kapıları,
koskaca alevler karışırken bulutlara; dört bir yanda yükselir duvarları.
ne kadar güçlü de olsa Titan tanrılar Kalkan tutan Zeus'un buyruğuyla
kamaşıyordu gözleri şimşek ve durur orada sadık birer bekçi gibi
yıldırımlardan, Gyes, Kottos ve coşkun yürekli Briareus.
akıl almaz bir azgınlık sarmıştı evren
boşluğunu,
Sicharbas'ın altınları olduğu kanısıyla kardeşini
Dia. aldatmaya girişmiş, oysa torbalar kumla
Deioneus'un kızı, İksion'un karısı (İksion). doluymuş. Göçmenler, gide gide Afrika'nın
Libya kıyılarına varmışlar ve orada karaya
Diana. çıkmışlar. Önce Kıbrıs'a uğrayıp Aphrodite
Erken çağlardan beri Yunan Artemis'iyle tapınağından seksen genç kız kaçırarak
bir tutulan İtalya'lı bir tanrıça. Diana'nın kendilerine eş edinmişler. Libya yerlileri Elissa
Roma'da anlatılan efsaneleri Yunan ile adamlarını iyi karşılamış, bir öküzün
Artemis'inden esinlidir. Orestes İtalya'ya Tauris pöstekisine sığacak kadar toprağı seçip oraya
Artemis'ini getirmiş ve Nemi'ye yerleştirmiş. yerleşebileceklerini söylemişler. Elissa da bir
Gerçekten de Latium'un bu şehri çevresinde öküz derisini öyle ince şeritler halinde kesmiş
bir göl, kutsal bir koru ve Diana'nın bir ki, epey bir toprağı elde edip oraya bir kent
tapınağı vardı. Tauris'te olduğu gibi burada da kurmaya koyulmuş. Bu kent sonradan Kartaca
tanrıçaya insan kurban edilirdi. Tapınağa diye anılacak Roma'nın düşmanı, büyük Afrika
başrahip olabilmek için kendinden önceki kentidir. Elissa orada kraliçe olur, ne var ki
başrahibi tanrıçaya kurban etmek gerekirmiş yöre krallarından biri ona talip çıkar,
bu tapınakta. Başka bir efsaneye göre, tanrı evlenmek ister. Elissa bu isteği tiksintiyle
Asklepios'un dirilttiği Hippolytos Artemis'e karşılar, ama komşu krala karşı
kaçırılıp İtalya'ya getirilmiş ve Virbius adıyla koyamayacağını bildiği için, üç aylık bir
tanrıçanın kültüne girmişti. düşünme süresi ister, o sırada ölen kocasının
ruhunu yatıştıracağını söyler. Üç ay sonra da
Roma'lıların gözünde Diana avcı tanrıça
bir odun yığınının üstüne çıkarak kendini diri
değil de, daha çok Apollon'un kardeşi bir ışık
diri yakar.
tanrıçası sayılırdı (Artemis).
Vergilius'un bu efsaneyi kullanarak
Dido. yarattığı öykü şöyledir: Elissa'nın adı Dido'ya
Kartaca kraliçesi Dido'nun efsanesi çevrilir, Sicharbas Sychaeus olur. Destan,
Vergilius'un "Aeneis", destanına dokunaklı bir Aeneas'ın Kartaca topraklarına ayak
sevda romanı olarak girmezden önce de vardı basmasıyla başlar, kentini kurmakta olan
ve şöyle anlatılırdı: Fenike kenti Tyros'un kralı kraliçe Troya'lı kahramanı görür görmez
iki çocuk bırakarak ölmüş, biri kızı Elissa, çarpılır, tanrıça Aphrodite'nin düzenlerine
öbürü oğlu Pygmalion. Babası öldüğü zaman kurban gider. Aşkı ona her şeyi unutturur,
Pygmalion çocukmuş, ama halk onu krallığa Vergilius kraliçenin Aeneas'a Troya savaşını
seçmiş, amcası Sicharbas'ı da naip olarak nasıl anlattırdığını uzun uzadıya gözümüzün
saptamış ve Elissa'yı onunla evlendirmiş. Ne önüne serdikten sonra, bir av sırasında fırtına
var ki Pygmalion amcasının definelerine göz ve doludan kaçan Troya'lı kahramanla
dikerek Sicharbas'ı öldürtmüş. Bu korkunç Kartaca'lı kraliçenin nasıl bir mağaraya sığınıp
durum karşısında Elissa Tyros'tan göçmeye orda Eros'un oklarına dayanamadıklarını,
karar vermiş ve yanına kentin ileri büyük bir aşk harlayışıyla birbirinin olduklarını
gelenlerinden bir grupla Sicharbas'ın definesini anlatır. Hemen Fama diye bir tanrıça çıkar
de alarak denize açılmış. Yolda giderken ortaya, dedikoduyu simgeleyen, bu Fama
gemiden ağzına kadar dolu torbalar gider dünyanın dört bir yanına yayar haberi,
atıyorlarmış denize. Dido bu torbaların içinde Dido'nun Aeneas'la seviştiği haberini; Zaman
geçer, Dido aşkını kız kardeşi Anna'ya açar, bu
sırada komşu kral İarbas, Dido'nun bir Pers savaşlarından sonra İonya'nın yeniden
yabancıyla sevişmesini rezalet sayarak Dido'yı kalkınmasıyla Miletos Didyma tapınağını bir
sıkıştırır. Tanrılar da Odysseia misali araya daha kurmak ve bilicilik merkezini
girerler ve Aeneas'a haberci gönderirler ki, canlandırmak yoluna gider. Bu iş çok büyük
kaderi Dido'nun yanında keyif sürmek değil, çapta tutulur: Mimar olarak, Efes'te yanan
İtalya'ya gidip yeni bir kent, bir devlet Artemision'u yeniden yapan Panionios'la,
kurmaktır. Aeneas boyun eğer, gizlice Milet'li mimar Daphnis seçilir. Bitince Didyma
kaçmaya hazırlanır, Dido farkına varır, tapınağı dünyanın sekizinci harikası olacaktır.
aralarında sert bir tartışma, büyük bir kavga Ne var ki yeni Didymeion 150 yıl boyunca
kopar, kraliçe sevgilisini alıkoyamayacağını Milet'in hazinesini yıprattığı halde, bir türlü
anlar ve canına kıymayı göze alır; bir odun tamamlanamamış, tapınak hiçbir zaman doğru
yığını hazırlatır, Aeneas'la birlik, dürüst bir çatıyla örtülememiştir. Hıristiyan
beraberliklerini yansıtan ne varsa hepsini ortaçağında Didyma' nın hâlâ orada durduğu
oraya yığar, gece yarısı gene tanrıların dürtüsü ve belki de canlılığını sürdürdüğü tapınağın
üzerine Troya'lılar yelken açtıklarında, Dido tabanında çizili görülen haçlardan belli. Işık
gidişlerini gözler, sonra kılıcının üstüne tanrı Apollon'un gücünü Hıristiyanlar da kolay
atılarak kendini öldürür. Böylece hazırlanan kolay söndürememiş olacaklar ki, hemen
odun yığını ölüsünün yakıldığı odun yığını arkalarından gelen puta tapanlar haçları birer
olacaktır. Uzaklaşan Aeneas ufukta daireyle çevirmişler.
sevgilisininin yanan mezarından yükselen
Didymeion'a gelen duacılar, Panormos
dumanları görür. Bu serüven Latin şairinin en limanında karaya iner ve dört Idlometrelik,
güzel, en içli dizeleriyle dile gelmiştir. Anna
aslanlarla süslü yolu yürüyerek varırlardı
diye anılan kız kardeşi belki de ilerde Anna
tapınağa. Delphoi'de olduğu gibi Didyma'da da
Perenna adıyla tapılan Roma tanrıçasıyla bir
falcılar kadınmış. Ellerinde kutsal bir değnek,
tutulabilir (Aineias, Anna Perenna).
bir kuyunun üstünde oturur, kara sularda
gördükleri ışıltıları yorumlarlar ve bilicilere
Didyma-Didymeion.
fısıldarlarmış. Tanrı sarhoşluğuna kapılmış
İonya'nın en büyük kenti Miletos'un Didyma kadının ağzından gelişigüzel dökülen sözleri
denilen yerde kurduğu Apollon tapınağına vezinli dizeler halinde dile getirmek de bilici
"Didymeion" denirdi. İlkçağ yazarları bu adın rahiplerin göreviydi (Brankhos,
kaynağını vermiyorlar; ikiz tapınak, ya da Brankhosoğulları).
ikizler tapınağı anlamına gelen bu ad, iki
doruklu bir dağdan, ya da tanrı Apollon'un Dike.
sevdiği ikizlerden gelmedir diyenler var. Oysa
Dike, Themis'le Zeus'un kızı ve Eunomia ve
-Didym- kökü Yunanca değil, Anadolu'nun yer
Eirene'yle birlikte Hora'ların biridir. Adı Yunan
adlannın çoğu gibi, Yunan öncesi bir
dilinde birçok anlamlara gelir; simgelediği
zamandan kalma olsa gerek. Nitekim Apollon'a
başlıca soyut kavram hak, doğruluk ve
-Apollon adı da Yunanca değil, onu Yunan
adalettir. Dike sözcüğü, adaletin uygulandığı
diline bağlamak amacıyla yapılan bütün
mahkeme için de kullanılır, mahkemede
açıklamalar yetersizdir- Greklerin Anadolu'ya
verilen hüküm için de; "diken didonai"
gelmesinden önce tapındırdı herhalde
deyimiyse ceza görmek anlamına gelir.
Didyma'da.
Dike insanlar arasında yaşar, onun içindir
ki, şiirde de, düzyazıda da çok adı geçer. Dike kurulu bir insan cenneti.
kavramından Yunanlıların ne anladığını iyice
Hesiodos'un bu yüce görüşünü tragedya
kavramak için başlıca kaynaklarımız Hesiodos
yazarları da benimser, benimseyenlerin, dile
ve tragedya yazarları olsun. Bu kavramı
getirenlerin başında da Aiskhylos gelir. Ahlakı
incelemeye değer.
her şeyden üstün tutan bu şair, doğruların
Hesiodos'un ikinci büyük eseri "İşler ve ocaklarında mutluluğun ürünleri bulunduğunu
Günler"de Dike'ye 180 dizeye yakın uzun bir söyler (Ağam. 750 vd.); Sophokles de Elektra
bölüm ayrılmıştır. Bu bölüm Hesiodos'un bütün tragedyasında, işlenen suçun hemen peşinden
hayat felsefesini verir. Yalnız Hesiodos'u Dike'nin öç tanrıları Erinys'lerle birlikte
tanımak bakımından değil de, orta halli bir geldiğini ileri sürer (Elekt. 472 vd.).
insanın toplum içinde Dike tanrısal kavramını
Şiirde bir tanrısal varlık olarak
nasıl görüp, nereye yerleştirdiği açısından
canlandırılan Doğruluk gitgide soyutlaşır
incelemek istiyoruz bu parçayı. Bölüm bir
Yunan düzyazısında ve sonunda Platon'un
hayvan masalıyla başlar (İşl. 202 vd.);
bunca diyalogunda, özünün nitelikleri, toplum
"krallara" yani kadılara, yargıçlara seslenen
içinde yeri ve etkisi araştırılan "to dikaion"
şair hayvanlar dünyasında kaba kuvvetin diye dinsiz bir felsefe kavramına döner.
hüküm sürdüğünü, ama insanlar dünyasında
öyle olmadığını söyler. İnsanlar arasında Dike Diktynna.
vardır. Dike tanrı Zeus'tan gelir, Dike yani
Bkz. Britomartis.
doğruluk toplulukların varlığını ve
mutluluğunu sağlar. Hesiodos burada tanrıça
Diktys.
Dike'ye uzun bir övgü yazar. Kardeşi Perses'ten
Bkz. Danae.
haksızlık gören ve yargıçlarca korunmayıp
hakkını alamayan Hesiodos'un Dike'ye bu
Diomedes.
övgüsü patetik olmakla kalmaz, kendilerine
(1) Bir Trakya kralı. Ülkesine gelen
yargıç deyip de rüşvet alarak eğrilik yoluna
yabancıları atlarına yem olarak verirmiş.
sapan krallara da etkin bir derstir.
Herakles, Diomedes'i kendi atlarına yedirerek
Soylar mythos'u dünyayı bir cehenneme bu vahşi töreye son vermiş (Herakles).
çevirmekle bitmişti. Yoksulluk, umutsuzluk
(2) Tydeus'la Deipyle'nin oğlu, Troya
sarmıştı ortalığı, insan Pandora'nın işlediği suç
önünde savaşan Argos'lu yiğitlerin en yamanı
(ki buna da suç denmez ya, bir tedbirsizlikti
(Tab. 23). Diomedes'e verilen sıfatlar hep
sadece) yüzünden ne kadar kötülük varsa,
savaşta üstünlük gösterir niteliktedir. Babası
hepsini başlarına bela etmişlerdi. Bundan
gibi ünlü, güçlü bir at sürücüsü olmaya özenir
kurtuluşu adalete güvenle, Dike'yi insanların
Diomedes. Diomedes'e bütün bir bölüm
arasına almak, onu her işte uygulamakla
ayrılmıştır İlyada'da, orada tanrıça Athena ona
görmek ve salık vermek Hesiodos'un Yunan
destek olup, her türlü yiğitle, giderek
düşüncesine en büyük katkısıdır. Kratos'la
tanrılarla bile boy ölçüşmeye kışkırtır onu. İki
Bia'yı kendine başlıca yardımcı eden Zeus
benzetmeyle Diomedes'in atılganlığı dile
burada bir zorba olmaktan çıkıyor, insanlığa
getirilir.
yarar ve iyilik getiren tanrı, gerçek bir tanrı
oluveriyor. Yeryüzü de yeni baştan bir altın (İl. V, 142):
çağa, bir cennete dönüyor. Doğruluk üzerine Tıpkı bir aslan gibi kudurmuştu işte
dev yapılı Diomedes, Troyahlara Troya savaşı bitip de Argos'a dönünce kendisini
saldırınca. aldatan karısı Aigialeia'nın kurduğu tuzaktan
zor kurtulmuş. Bu ceza ona yaraladığı
Aphrodite'den gelmeymiş.
(İl. V, 87 vd.):
Diorfiedes "Thebai'ye Karşı Yediler"
Eriyen karlarla beslenip taşan bir ırmak
destanında da rol oynar. Babası Tydeus,
gibi
köpürüyordu Diomedes ovada. Adrastos'un damadı olmak bakımından bu
Zeus 'un yağmuru yağınca sağanak sağanak, seferde ön planda savaşmış ve büyük bir ün
birdenbire kabarır, taşar o ırmak, kazanmıştı. At adam Kheiron tarafından
akar hızla, yıkar sınırlarını, yetiştirilen Diomedes de dedesi Adrastos'tan
tutamaz onu üst üste yığılı toprak, Argos tahtını miras aldıktan sonra,babasının
bol çiçekli bahçelerin duvarları tutamaz öcünü almak üzere Epigon'lar seferine katılır.
onu, Diomedes gücü kuvveti ve gözüpekligiyle
gelir, yok eder insanların el emeğini.
Yunan efsanesinde Herakles'ten hemen sonra
Troya’lıların sıraları Tydeus-oğlunun elinde
gelen üstün bir yiğit sayılır.
oluyordu iste böyle darmadağın,
çok kalabalıktılar, ama dayanamıyorlardı.
Dione.
Hesiodos Dione'yi Okeanos'la Tethys'ten
Diomedes, Lykia'lı yiğit Pandaros doğma üç bin Okeanos kızı arasında sayar
tarafından yaralanınca büsbütün kudurur, art (Theog. 253). Homeros destanlarında bu
arda altı Troya'lı öldürür, iki esir aldıktan tanrıça Zeus'Ia evlenerek Aphrodite'nin anası
sonra Pandaros'u da tepeler (V, 290 vd.), olur. Güzellik tanrıçası oğlu Alneias'i korumak
Aineias'ı, iki insanın kaldıramayacağı kadar için savaşa karışıp da Diomedes'in kargısıyla
ağır bir taşla yaralar, o sırada oğlunun yaralanınca, Dione onu tam bir ana şefkatiyle
yardımına koşan Aphrodite ile çarpışır. sarar, öğütler verir, yarasını iyi eder (İl. V, 370
Aphrodite ile yetinmez, Ares'i de yaralar vd.):
Diomedes (V, 855 vd.). Destan boyunca Aphrodite, anası Dione nin kapandı
savaşta da, karada da ön planda görürüz dizlerine.
Diomedes'i. Odysseus'la birlikte gece keşfe Dione kollarıyla sardı kızını, okşadı diller
çıkar, Troya'lı gözcü Dolon'u öldürürler (X, 272- döktü:
"Hangi tanrı kıydı sana, yavrucuğum,
279), öldürmeden önce de birçok sırlar alırlar
göz göre göre bir kötülük mü işledin ki?"
ağzından. Sonra Trakya'lıların kampından
Karşılık verdi cilveli Aphrodite, dedi ki:
geçerken, korkunç bir katliam yaparlar,
"Tydeus oğlu, taşkın canlı Diomedes vurdu
önderlerleri Rhesos'u öldürüp, atlarını alıp beni,
götürürler. sevgili oğlumu, Alneias 'ı çekiyordum
Diomedes, taşkın canlı da olsa, yasa, töre savaştan;
bilmez bir yiğit değildir. Glaukos'la tekmil insanlar arasında onu severim en
çok.
çarpışmaktan vazgeçmekle konukluk
Kavga Troya'lılarla Akha'lar arasında değil
kurallarına saygısını belirtir (İL VI, 12 vd.)
artık,
(Glaukos, Bellerophontes). İlyada'dan sonraki
Danao'lar başladı ölümsüzlerle
destanlarda Odysseus'la birlikte Lemnos'a gidip çarpışmaya".
Philoktetes'i aradıkları anlatılır (Philoktetes). Karşılık verdi yüce tanrıça Dione, dedi ki:
"Aldırma kızım, sık dişini, bağrına taş bas. uzanan bütün Asya ülkesini, Barbarlarla
Biz Olympos 'ta saray kurmuş tanrılar Hellen'lerin karışık yaşadığı, güzel hisarlarla
çok çektik insanlardan, süslü şehirleri dolaştım. Oralarda korolarımı
epey de çektirdik birbirimize... topladım; dinimi, ayinlerimi öğrettim; şimdi
Diomedes'i de gök gözlü Athena saldı senin
kendimi Hellen'lere tanıtmak istiyorum.
üstüne.
Hellen toprağında Bakkha'ların keskin
Ama şunu bilmiyor Tydeus'un o çılgın oğlu:
çığlıklarıyla çınlattığım, kadınlarının çıplak
Ölümsüzlerle savaşan insan çok yaşamaz".
Böyle dedi, sildi iki eliyle vücutlarını ceylan postlarıyla sarıp ellerine
Aphrodite'nin bileğindeki özü, thyrsos'u, sarmaşıklı asayı verdiğim ilk şehir
yara iyi oldu, ağır acılar dindi. Thebai oldu.

Tanrı Thebai'de gerçekleştirmek istediği


amacı da anlattıktan sonra, Bakkha'lar korosu
Dionysos. girer ve aşağıdaki ezgiye başlar:
Dionysos adındaki tanrının ilkçağ din, Bakkhalar korosu:
efsane, sanat ve yazınında ne denli bir yer
Asya topraklarından geldim,
tuttuğunu Apollon'a ayırdığımız bölümün
yüce Tmolos'u aştım,
girişinde tanımlamaya çalıştık. Sabahattin tanrımız Bromios uğrunda
Eyuboğlu'nun Fransız bilgini Mario Meunier'nin durmadan, yorulmadan koşuyorum.
çevirisinden dilimize aktardığı "Bakkha'lar" Euhoi diye bağırarak
kitabının önsözünde söylediği gibi, Bakkhos'un şerefine.
"Euripides'in bu tragedyası eski Yunanistan'da Kim o, yolda gezen?
Dionysos dininin İncil'i yerinde" idi. Biz de, Kim o, kim o, yolda gezen?
dinsel kişiliği dal budak salmış, tapımı çeşitli Çekilsin herkes damının altına,
temizleyip kapansın bütün ağızlar;
ve ayrıntılı inanç ve görüşleri, insanlığın
şimdi ben, Euhoi sesleriyle
derine giden birçok düşüncelerini bir araya
Dionysos'u kutluyorum.
toplayıp yansıtan bu tanrının incelenmesine
"Bakkha'lar" oyunundan aldığımız bir parçayla
Ne mutlu bahtı açık olana,
başlamak istiyoruz. İnanıyoruz ki, bu parçanın ne mutlu tanrıların sırlarına erene!
gereğince yorumlanması bize Dionysos tanrıyı Hayatını temizleyip günahlardan,
bütünüyle kavramak ve doğru yolda anlamak ruhunu Bakkhos'a verene!
olanağını verecektir: Yıkayıp bütün kirlerini dağlarda,
Tanrının delisi olana!
Tragedya'nın açılışında Dionysos sahneye
Ne mutlu, yoluyla kutlayana
çıkarak şöyle konuşur:
Kybele anamızın cümbüşlerini;
Dionysos — İşte ben, Zeus'un oğlu ne mutlu, tyrsos'u sallayarak
Dionysos, Kadmos'un kızı Semele'nin yıldırım başına sarmaşıklı çelengi takarak
dolu şimşekler içinde doğurduğu tanrı, Thebai Dionysos'un ardından gidene!
toprağına ayak basıyorum. Tanrılığımdan Haydi, Bakkha'lar, durmayın,
indirin Bromios'u Phrygia dağlarından;
soyunup insan suretine girdim... Ben Lydia'nın
getirin Dionysos'u, tanrı babanın tanrı
altın ovalarından geliyorum. İran'ın güneşten
oğlunu,
kavrulan kırlarını, Baktria'nın uzun surlarını;
Hellen ülkesinin mutlu şehirlerine.
Media'nın buzlarla örtülü topraklarını, saadet
O tanrılar ki bu, anası, eski bir zamanda,
diyarı Arabistan'ı, tuzlu denizin kıyılarında
doğum sancıları içinde, Bakkhos alaylarının ardından!
çarpıldı Zeus'un yıldırımlarına; Sarılıp gezmek benekli ceylan postuna,
can verdi düşürüp karnındakini. serilip yatmak toprağa!
O zaman Kronos'un oğlu Zeus Yakalayıp boğazlamak yaban tekelerini.
aldı düşen çocuğu, Kanlarını içmek, çiğ çiğ yemek etlerini!
görmesin diye karısı Hera, Euhoi! diye bağırınca Bromios.
sokup kendi baldırına atılmak Lydia'nın, Phrygia'nın dağlarına!
altın kancalarla kancaladı. O zaman yeryüzünde derelerde süt akar,
Sonra, Moira'lar vakti doldurunca derelerde şarap akar, bal akar;
Zeus doğurdu boğa boynuzlu tanrıyı; yükselir sanki yerden,
başına bir çelenk taktı yılanlardan. Lübnan buhurunun dumanları.
Onun için Mainad'lar, Bakkhos, elinde kızıl alev saçan narteks,
yılanları toplar, saçlarına örerler. sihirli gür saçları rüzgârda,
koşturur peşinden dağlara düşmüş koroları.
Ey Thebai, Semele'yi besleyen toprak,
takın artık sarmaşık çelenklerini. Ve haykırır ruhları coşturan sesiyle:
Açılsın çiçekleri, açılsın "Hey Bakkha'lar, koşun,
güzel meyveli yeşil saparnanın! koşun Bakkha’lar!
Bürün yapraklarına meşelerin, çamların! Irmağından altın akan Tmolos'u
Giyin benek benek ceylan postunu, şenlendiren kadınlar!
süslen ak koyunların yününden örgülerle, Kutlayın Dionysos'u
yansın elinde narteks'lerin sönmez ateşi! derin gümbürtülü davullarınızla;
Yakındır yeryüzünün korolarla coşup Euhoi sesleriyle çağırın Euhios tanrıyı!
taşması. Phrygia 'dan kopup gelen güzel çığlıklar
karışsın, sizi dağdan dağa koşturan
Bromios geliyor, olaylarıyla, dağdan dağa, kavalların tatlı seslerine".
Dionysos delisi kadınların O zaman Bakkha, sevinç içinde,
gergeflerini, mekiklerini bırakıp sıçrar, çayıra giden bir tay gibi
kaçtıkları dağlara. anasının ardından;
atılır bir ok gibi ileri.
Ey karanlık diyarı Kureta'ların,
Girit'te Zeus'un doğduğu kutsal mağaralar,
orada icat ettiler, benim için, (1) ADLARI.
üç sorguçlu miğfer giyen Korybant'lar
Bu metinde de görüldüğü gibi tanrıya bir
çembere gerilen deriyi,
Orada karıştı coşkun davul sesleri
adla değil, birçok adlarla seslenilmektedir:
Phrygia kavallarının tatlı nefeslerine. Dionysos, Bakkhos, Bromios ve Euhios, biraz
Korybant'lar davulu Rhea anamıza verdiler ötede Dithyrambos ve başka metinlerde de
Bakkha'ların çığlıkları arasında İakkhos ve İobakkhos. Hiçbir Olympos tanrısı
gümbürdesin diye. bu kadar çok adla anılmaz, çok adlılık olsa
Onu coşkun Satryr'ler Ana Tanrıçadan olsa Anadolu Ana Tanrıçası Kybele ve onun
aldılar, benzeri Artemis'te görülür. Aynı kaynaktan
sesini korolara karıştırdılar, olduğu yukarda okunan parça boyunca da
Dionysos'a hoş gelen Trieterit
anlaşılan Dionysos'un adları anlamlıdır.
Bayramlarında
Birincisi yani Dionysos adı bugüne bugün
büsbütün açıklanmış değildir. Dio-ve -nysos
Koşmak ne güzel, dağlarda
diye iki kökenden katışıktır, Dio-Zeus'un Bakkha'lar alayının kırda, bayırda kendinden
özneden gayrı hallerinde görülen (Dios, Dia, geçmiş olarak tanrı coşkusu içinde koşunca
Dii) kökeni taşımakta, ki bu köken Latince bağırdığı "Euhoy" ya da "Euhay" seslerinden
Deus'ta görüldüğü gibi tanrı anlamına türemedir, İakkhos ise çığlık anlamına gelen
gelmektedir, buna Nysa eklenince, Dionysos "iakkhe" sözcüğünün erkek adına çevrilmesidir.
Nysa tanrısı, giderek Nysa Zeus'udur demek. Bromios'a gelince, açıkça bir ses
Neymiş bu Nysa? "Vahşi hayvanlar yatağı Nysa benzetmesidir ve gürleyen, gümbürtülü
dağı" deniyor Bakkha'larda, tıpkı İda dağı için anlamındaki bu sıfatın ve ondan türeme su,
Homeros metinlerinde söylendiği gibi. Ama ateş, fırtına ve davul gürültüsünü yansıttığı
Nysa, İda ile bir tutulmuyor, açıklamalarda görülür. Dionysos doğayla karışan, doğayı
Nysa, efsanelik bir dağ diye gösteriliyor: simgeleyen ve tanrı olduğuna göre, adları da
Hermes, Zeus'un buyruğuyla Dionysos'u insanın doğa karşısında çıkardığı ses ve
çocukken bu dağın perilerine emanet etmiş ünlemlerle dile getirilir. Bu adlarının ardında
(tıpkı Zeus'un Girit mağaralarında ya da kaynağında insan düşüncesi ve
nympha'larca büyütüldüğü gibi), bu dağ ise mantığıyla kurulmuş bir kavramsal sözcük
Homeros'un İlyada'sında Trakya'da gösterilir arama boşunadır. Dionysos coşkusu, yani şarap
(İl. VI, 133), ama Tesalya'da, Makedonya'da, ve sarhoşluk insanları içinde yaşadıkları
giderek Hindistan ve Arabistan'da da Nysa kalıpların baskısından da kurtardığı içindir ki,
dağları vardır, Anadolu'da aynı adı taşıyan bu tanrıya Yunanca "Eleutheros", hür, özgür,
birkaç dağ ve Aydın yöresinde Nysa özgürlük veren sıfatı takılmış, Roma dininde
(Sultanhisar) adlı bir kentin yıkıntıları da de Dionysos'un Latince adı, tam bu anlama
görülür. Dionysos'un baştanrısı olduğu dağ gelen Liber olmuştur.
hangisidir? Herhalde özellikle hiçbiri, bu Nysa
(2) DOĞUŞU.
adı Olympos ve İda gibi yüksek dağlara verilen
bir genel ad olsa gerek, tanrı da bir doğa Dionysos dışardan gelme bir tanrıdır, hem
tanrısı olarak yüksek bir dağın doruğunda yabancı, hem de Hellen pantheon'una aykırı
doğmuş ve o dağla simgelenmektedir. düşen bir tanrıdır. Bu tanrıyı benimsemekte
Yunanistan'ın güçlük çektiği, ona karşı
Dionysos adının etimolojisi böylece
direndiği Dionysos üstüne anlatılan efsane ve
açıklanmadığı gibi (kimi mitograflar bu adın
masallarda dile gelir. Denebilir ki, bütün
iki kez doğan anlamına geldiğini ileri sürerler,
efsaneleri bir tek motif üstüne kuruludur:
ne var ki bu açıklama Yunancada desteksiz
Tepki ve direnç.
kalır) tanrıya verilen öbür adlar da
anlamsızdır. Bakkhos ne demek? "Bakkheuo" Doğuş efsanesi buna örnektir: Anası
diye bir fiil, "bakkheion" diye bir isim geçer Kadmos kızı Semele Zeus'la birleşir, ama
sözlüklerde, bunlar Bakkhos coşkusuna seviştiği tanrının gücüne tam inanmamıştır ki,
kapılmak, Bakkhos gizemlerini kutlamak onu bütün araç ve gereçleriyle görmek ister,
anlamını taşır ve Bakkhos adının kendisini böylece yıldırımla çarpılıp ölür. Karnındaki
açıklamaz. Bakkhos adının Trakya kaynaklı yedi aylık çocuğu da Zeus alıp baldırına koyar
olduğu ileri sürülse de, İobakkhos olarak da ve ikinci bir doğumla meydana çıkarır. Bu
karşımıza çıkması düşündürücüdür ve Bromios, ikinci doğum motifini Athena'da da görmüştük,
Euhios ve İakkhos gibi, tanrının öbür adları şu farkla ki Athena Zeus'un kafasından,
gibi bir ses benzetmesi, bir ünlemden türediği Dionysos ise baldırından doğar. Efsanenin
kanısını uyandırır. Gerçekten de Euhios, anlam ve simgesi de şudur: Hellen'lerin
baştanrısı Zeus'tur, dışardan gelme bir tanrısal kaynağı açıkça ve bütün ayrıntılarıyla belli
varlığı ne yapıp yapıp onun buyruğuna olmaktadır. Dionysos bir Lydia-Phrygia
sokmak, ondan çıkmış olarak göstermek tanrısıdır, Homeros destanlarında düpedüz
gerekiyordu. Semele efsanesi işte bu amaçla Asia diye anılan yöreden gelmedir. Bakkha'lar
uydurulmuş, böyle bir bağlantı kurma korosunun İlk sözü "Asia topraklarından
çabasının ürünüdür. Bu efsanenin merkezi geliyorum" ve "Tmolos'u aştım" deyimi,
olarak gösterilen bölge de önemli: Boiotia ve tanrının kendini tanıtlamasına da tıpatıp
başkenti Thebai Yunanistan'da en tutucu ve uygundur: "Ben Lydia'nın altın ovalarından
gerici bir yöre sayılırdı, nitekim Semele'yle geliyorum". Daha sonra da Pentheus'la
doğum efsanesinden sonra, Pentheus tipi de konuşurken, "Vatanım Lydia'dır" der Dionysos.
buradan çıkmıştır (Semele, Pentheus). Kılığı kıyafeti; tavırlarıyla bu bölgenin
özelliklerini taşır da ondandır ki kadınca
Homeros destanlarında adı bir tek kez
gördüğü bu tutumu yadırgar Pentheus. Şöyle
geçen Dionysos için aynı tepkiyi dile getiren
der: "Yabancı bir sihirbazdan da
bir başka efsane anlatılır: Lykurgos efsanesi.
bahsediyorlar; Lydia'dan gelmiş; kokulu
Lykurgos Trakya'lıdır, ama o da Pentheus gibi
saçları, sarı perçemleri, mor yanakları
kovalamaya kalkar "Dionysos'un sütannelerini",
varmış; siyah gözlerinde Aphrodite'nin sihri
yani Bakkha'ları, bu yüzden de ceza görür, kör
parlıyormuş". Davul, dümbelek, tef ve flüt de
edilir (Lykurgos). Ne var ki İlyada'daki bu
Asya denilen bölgenin törelerindendir.
parçada Dionysos insandan korkup kaçan ve
Dionysos'un Manisa-Bozdağ-Sardes yöresiyle
denizin içindeki tanrılara sığınan bir ödlek gibi
gösterilir. Homeros destanlarının zamanından ilişkisi dram boyunca sık sık belirtilir: Dionysos
şöyle der Bakkha'lara: "... Alın Phrygia'dan
Euripides'in "Bakkha'lar"ı yazdığı çağa kadar
getirdiğimiz davulları, anamız Rhea ile benim
çok şey değişmiş ve Dionysos, dışardan gelme
için icat edilmiş olan davulları...", bu Rhea
bu güçlü tanrı Yunanistan'da epey tutunmuştur
denilen tanrıça Manisa dağı eteklerinde
besbelli.
kayaya oyulmuş heykeli bulunan Ana
(3) KAYNAK VE NİTELİKLERİ. Tanrıçadan başkası değildir. Dionysos
Sonradan ve bir amaçla uydurulduğu cümbüşleriyle Kybele'ninkilerin bir olduğunu
besbelli olan Semele ve Thebai hanedanından Bakkha'lar da söyler (yukarda. "Ne mutlu
doğuş efsanesi, tanrının kaynaklarını açığa yoluyla kutlayana/Kybele anamızın
vuran anlatımlarda da tutarsız değişiklikler cümbüşlerini"). Kybele ve Dionysos dinlerinin
yapılmasına yol açmıştır. Dionysos Thebai'de özünde bulunan orgiastik coşku, kendinden
Semele'den doğmuşsa, ta Hindistan ve geçme, vect karakteri her iki tapımda aynı
Arabistan'dan gelişi ne oluyor? Çelişki şöyle simgelere, aynı davranışlara, araç ve
çözümlenmiş: Yunanistan'da doğduğu halde gereçlere başvurulmasıyla da belirir,
tanrının Uzakdoğuya bir yolculuk yaptığı - Bakkha'ların çılgınlığı Kybele törelerinde
turistik bir gezi gibi bir şey - sonra da asma kendilerini hadım eden Pessinus rahiplerinin
kütüğü, şarap ve kendisine tapınanların tutumunu andırır. Kaldı ki gene aynı yukardaki
alayıyla birlikte yurda döndüğü ve dışardan parçada geçen Korybant ve Kureta gibi
getirdiği bu armağanları kendi yurttaşlarına deyimler Dionysos kültünü hem Kybele, hem
(Pentheus Dionysos'un teyze çocuğu olur) bin de Girit'li Zeus kültüne bağlamaktadır. Her
bir zorla benimsettiği anlatılıyor. Oysa üçünün de Anadolu-Girit kaynağından
Euripides'in tragedyasından da Dionysos'un asıl fışkırdığına hiç şüphe kalmamıştır (Kybele,
Zeus). türü olan tragedyayı esinlemiş olmak bu

Dionysos tanrının niteliklerini ele alacak tanrının bir tek tanrısal güç olarak değil de,

olursak, iki büyük alan ve akımı kavradığı göze kolektif bir güç olarak gerçekleşmesinden ileri

çarpar. İlkin bir doğa tanrısıdır, topraktan gelir. Adından ya da adlarından da belli ki

fışkıran bitkileri ve bu bitkiler arasında insanı Dionysos bir değil, bütün bir insanlık halidir.

en çok etkileyenleri, yaşamına yön verenleri Bu yüzden durgun değil, sürekli devinim,

simgeler. Kybele ve öbür doğa tanrıları gibi, değişim halindedir, evrensel yaşamın özellikle

doğayı en belirgin biçimlerle yansıtan insanın beden ve ruhu aracıyla yansıyıp

dağlarda, ormanlarda, yabani hayvanlar ve oluşmasıdır. Bakkha'lar tragedyasında bu halin

yaratıklarla bir arada yaşar ve coşar gösterilir. parlak bir belirtisi dile getirilmiştir: Dionysos

Osiris, Adonis, Attis gibi doğanın mevsim hem tanrıdır, hem insan. Bakkha'lar yerine ve

mevsim değişmelerini de kişiliğinde simgeler. anına göre kadın kişiliğinden vahşi hayvana,

Dionysos her bakımdan doğaya çevriktir, ama yırtıcı azmana dönüşür, böylece gerçeğin

onun simgelediği asıl büyük kuvvet doğanın gerçeküstüne ulaşması ve gerçeğe gerisin geri

kendisi değil, insanla doğa arasında bir ilişki, inmesiyle doğal bir kasırga olan hayatın

insanı doğanın sırlarına erdiren büyülü bir dalgaları yansıtılmış olur. Bu dalgalanmanın
insanlık dünyasında açtığı yaralar, yarattığı
güçtür. Yunan dili bu güce eren insanın
durumunu iki sözcükle yansıtmıştır: korkunç dramlar, facialar, afetler tragedya

"Mainomai" ve "enthousiasmos". Doğa sırlarına denilen o şaşırtıcı, tüyler ürpertici hayat

ve gücüne ermek, yani tanrılaşmak, insan için aynasında görülür. Kişinin bilinçüstü ve

ulaşımı en çok özlenen bir aşamadır. Dionysos bilinçaltına dek erişebilmesi bu tanrının

bu ereğe varmanın yolunu herkes için ve kolay etkisiyle olmuştur. Dionysos tanrının insana

kolay açar: Bu yol şarap ve sarhoşluktur. Asma verdiği bu gücü akıl ölçüsüne vurup

kütüğünün yeryüzüne yayılmasıyla uygarlığın değerlendirmek Euripides'in "Bakkha'lar"

buğdaydan sonraki aşaması gerçekleştirilmiş, oyununun belli başlı bir konusudur. Kaba aklı

ama insanlığın evresinde de yalnız tarımla simgeleyen Pentheus, Bakkha'ların çılgınlığını

açılamayan bir çığır açılmıştır, insan ancak bir ayıp, törelere ve ahlaka karşı işlenmiş bir

şarabı elde ettikten sonradır ki, yaratıcılığın suç sayar. Oysa tam tersine bu coşku insanı

kökeninde bulunan değişim yapma gücüne doğayla birleştiren, ona cenneti yeryüzünde

kavuşmuştur. "Mainomai" de "enthousiasmos" yaratan bir mutluluktur. Asıl akıl yolu da bu

da işte bu tanrıya erme, tanrıyla karışma ve mutluluğa erişmenin çarelerini arayıp

tanrılaşma yetisini dile getirir. Adları bulmaktır. Bu gerçek "Bakkha'lar"

"mainomaiden türemiş olan Mainad'lar bir tragedyasında kimi kez kâhin Teiresias'ın, kimi

çeşit çılgınlık içinde doğayı dolaşırlar, ama kez de Bakkha'ların ağzından şöyle dile

yaratıcılığın bu tanrısal soluğun dışarıya getirilir:

vurmasıyla elde edilebileceğini anlamıştır Teiresias — Yalnız, ikimiz, doğru


insan. Dionysos işte bu gerçeği, hem doğal, düşünüyoruz; ötekilerin akılları başlarında
hem de doğaüstü bir olayı dile getirip değil... En yüksek zekâların varacağı hikmet
simgeler. bile onlar karşısında âcizdir... Senin
(Pentheus'un) sözlerinde sağduyudan eser
Dionysos'un öbür doğa tanrılarından daha
yok... Senin alaya aldığın bu yeni tanrının
etkili, dininin öbür sanat kollarından daha
Yunan dünyasında ne büyük bir yer tutacağını
üstün, şiirin en insancası sayılacak bir yazın
anlatmaya benim gücüm yetmez. Delikanlı,
insanlar için en başta gelen iki tanrı vardır:
Biri Demeter tanrıça yahut toprak; ona
Bu sözlerden Dionysos dininin Euripides'in
dilediğin adı verebilirsin; ölümlülerin kuru
bu son tragedyasını yazdığı İ. Ö. V. yüzyılın
yiyeceklerini veren odur. Öteki de Semele'nin
sonlarında Yunanistan'da ne kadar yaygın ve
oğludur ve Demeter kadar kudretlidir: Üzüm
tutunmuş olduğunu gösterir. Bütün insanlara
suyunu bulup insana veren odur. Bu içki
seslenen Dionysos tapımı bir halk dini
dertlilerin derdini avutur; onu içenleri tanrı
olmuştur. Kara kafalıların, Pentheus gibi yarım
uykuya kavuşturur, onlara günlük üzüntülerini
akıllı yobazların kovmaya uğraştıkları bu tanrı,
unuttutur. İnsanların dertlerine başka deva
bin bir işkenceyle daha da yücelttikleri bu
yoktur. Bu tanrı, insanların tanrıları memnun
ermiş ilkçağda İsa dinine örnek olmuştur ve
etmek için içtikleri şarabın kendisidir; bundan
tıpkı Meryem Ana nasıl Artemis'in ve
ötürü saadetimizi ona borçluyuz... Bakkhos'un
Kybele'nin özelliklerini benimseyip
sarhoşluğunda da, çılgınlığında da geleceği
tutunabilmişse, İsa da ancak Dionysos dinine
görme kudreti saklıdır... Azgın kadınları
sırtını dayayarak yayılabilmiştir geniş halk
Aphrodite'ye iten Dionysos değildir. Bu itiliş
kitleleri arasına.
onların tabiatında vardır; insanın tabiatında
olan herşeydeyse, bir hikmet saklıdır". (4) ETKİSİ.

Dionysos dininden tragedyanın nasıl


Bakkha'lar korosu da şöyle ünler: doğduğu, Dithyrambos denilen bu tanrıya
Bromios, mutlu tanrıların en mutlusu, övgünün nasıl gelişip de akıllara durgunluk
Güzel çelenkli şölenlerin baş tacı! verecek bu şiir türünü ortaya çıkardığını
Odur koroların başında koşan, anlatmak bu sözlüğün sınırlarını aşmak olur.
kaval sesleriyle sevinip coşan; Biz Dionysos tanrının mistik akımlar, tarikatlar
odur tanrı sofralarında,
üstündeki etkisi ve özellikle bunun Anadolu'da
kederleri dağıtan,
gelişen biçimi üstünde durmak istiyoruz.
akınca şarap testilerinden
Bektaşiliğin ve günümüze dek yaygınlığını
pırıl pırıl özü salkımın,
dağılınca insanlara uyku
yitirmeyen başka tarikatların kaynağında
sarmaşıkla bezenmiş şölenlerde. ilkçağın Dionysos dini bulunduğu artık
…………… herkesçe görülen, ama daha etraflıca
Zeus 'un oğlu Dionysos incelenmediği için büsbütün gün ışığına
düşkündür sevincine şölenlerin! çıkmamış bir gerçektir. Halikarnas Balıkçısı'nın
Sever Dionysos Barış'ı, ortaya attığı bir görüşe göre zeybekler,
insanları rahata kavuşturan, ilkçağdan kalma "İobakkhi" adlı bir topluluktan
çocukları besleyip büyüten tanrıçayı. türemedir.
Odur veren zengine de, fakire de
keder dağıtan şarabın ferahlığını.
Dioskur'lar.
Sevmez Dionysos,
cömert günlerin, gecelerin
"Dioskuroi" Zeus'un delikanlıları anlamına
sevincine varamayan insanı. gelir. Bu isim, Leda'nın oğulları Kastor'la
Uyaklın dediklerine, Polydeuskes'e (yahut Polluks) verilir. Tanrı
kapılma gurura ve derin düşüncelere; Zeus'un Leda'ya yaklaştığı gece, Leda ölümlü
inan en basit halkın inandığına kocası Tyndareos'la da yatmış. Zeus'tan Helena
onun yaşadığı gibi yaşa. ile Polydeukes'i, Tyndareos'tan da Kastor ile
Klytaimestra'yı doğurmuş (Tab. 12). bir erkeğin rahminde büyü.
Birbirinden hiç ayrılmayan Kastor'la İstiyorum ki, ey Bakkhos, Thebai seni
Polydeukes kardeşliğin ve dostluğun simgesi iki kere doğmuş tanrı diye

olmuşlardır. Efsane, omuz omza vererek ansın ve kutlasın.

yaptıkları kahramanlıkları anlatır: Theseus kız


kardeşleri Helena'yı kaçırınca, Atina'ya karşı Kaynağının ne olduğu bilinmeyen bu
sefere çıkmışlar ve Theseus'un Hades ülkesine sözcüğün, yukardaki Euripides dizelerine
indiği bir sırada onu geri almışlar, ayrıca da dayanarak ve başındaki -di- ekine bakarak iki
Theseus'un anası Aithra'yı kaçırıp Sparta'ya kez doğmuş anlamına geldiği sanılmış ve
getirmişler (Aithra); Kalydon avına da, bilginlerce ileri sürülmüştür. Ama hiçbir çaba
Argonaut'lar seferine de katılmışlar sözcüğün doğru dürüst bir açıklanmasını
(Argonautlar, Amykos) ve her iki seferde sağlayamamış, Dithyrambos Yunancada
yararlık göstermişler. Ne var ki Helena uğruna Anadolu kökenli sayılan birçok sözcük gibi
açılan Troya savaşında bulunamamışlardı, karanlık kalmıştır. Ne var ki dithyrambos'un
çünkü daha önce talihsiz bir macerada can hem kullanılışından, hem "iambos" ve
vermişlerdi: Dioskur'lar Leukippos'un iki kızı "thriambos" gibi müzik terimleriyle
Phoibe ile Hilaira'yı kendilerine eş olmaları ilişkisinden, Dionysos dinine özgü bir terim
için kaçırmak istemişler, ama bu kızların hem olduğu anlaşılmaktadır. İambos, Yunan şiirinde
amca oğulları, hem de nişanlıları olan ve özellikle tragedyada konuşma bölümleri
Lynkeus'la İdas, Dioskur'ların peşine için kullanılan bir ölçüdür, Yunan şiirine ilkin
takılmışlar, aralarında çıkan kavgada Kastor hiciv türüyle girmiş, sonra da en yaygın bir
can vermiş, ölümsüz olan Polydeukes de vezin olmuştur. Thriambos'a gelince, bu da
yaralanmıştı. Zeus bu iki kardeşi birbirinden Bakkhos alaylarında tanrı şerefine söylenen bir
ayırmamak için, ikisini de göğe alıp yıldızlar ezginin, bir övgünün adıdır. Dithyrambos gibi
arasına yerleştirmiş (İkizler burcu). bu sözcüklerin de Dionysos diniyle birlikte
Sparta'nın Taygetos dağında dünyaya Anadolu'dan, özellikle Lydia-Phrygia'dan
geldikleri söylenen Dioskur'lar Dor ırkının geldiği şüphe götürmez (Dionysos). Bakkhos
temsilcileridir, Dor uygarlığının merkezi tanrının bir ses ve çalgı cümbüşü içinde
Sparta'nın Atina'ya karşı olan ezeli kendisini kutlamak için kullanılan ünlem ve
düşmanlığını simgelerler. çağrıları kendi adları olarak benimsediği
görülür. Dithyrambos'un kökenindeki anlam ne
Dirke. olursa olsun, tanrı Dionysos'u övmeye,
Thebai kralı Lykos'un karısı. Amphion ile kutlamaya yarayan bir sözcük olduğu anlaşılır.
Zetos'a eziyet eder ve cezasını bulur Terim şu bakımdan önemli ki, dithyrambos
(Amphion). bir yazın türü ve özellikle tragedyaya
doğrudan doğruya kaynak olmuş bir tür olarak
Dithyrambos. gösterilir. İlk tiyatro denemeleri dithyrambos
Dithyrambos, tanrı Dionysos'a verilen bir şairlerinden doğmuştur denir. Elimizde
addır. "Bakkha'lar" tragedyasının bir korosunda dithyrambos türünden birkaç örnek vardır, en
baştanrı Zeus'un ağzından şu sözler söylenir: ilginci Dor şairi Pindaros'tan bilinen birkaç
dizedir; bunların en dikkati çeken yönü de şu
ki, tanrı Dionysos için Olympos'ta Zeus'un bir
Gel, Dithyrambos, baldırıma gir,
şenlik hazırladığı anlatılır, büyük Ana 233-264).
Tanrıçanın yanı başında davul ve
dümbeleklerin çalındığı, bu arada vahşi Dryades.
hayvanlarıyla birlikte tanrıça Artemis'in de "Drys" Yunanca ağaç ve özellikle meşe
gelip raksa katıldığı, çam ağaçlarının altında ağacı anlamına gelir. Dryad da ağaç perilerine
meşaleler yanarak cümbüş yapıldığı belirtilir. verilen addır. Bunların kimi ağaçla birlikte
Bu dithyrambos'tan da Dionysos dininin biter ve onunla ölür, kimi de ölümsüzdür.
Anadolu'lu ana tanrıçaların ikisiyle de ilişkide Kardeşleri Hamadryad'lar gibi Dryad'lar da
olduğu ortaya çıkmaktadır. Dithyrambos bitkileri korur, ağaç sağlıklı ve canlı olduğu
türüne gelince, çalgı, oyun ve sözü bir arada zaman sevinir, yapraklarını yitirip kurumaya
birleştirdiği, bu terimle üçünün de dile geldiği yüz tuttuğu zaman derin bir yasa kapılır.
bellidir. Orpheus'un eşi Eurydike bir Dryad'dır
(Hamadryades).
Dolios.
Odysseia'da, Laertes'in bağına, bahçesine Dryope.
bakan ihtiyar ve sadık bahçıvan. Odysseus Dryope, kral Dryops'un biricik kızıdır. Oita
Troya savaşına gidince, bağlarına çekilen yaşlı dağının yamaçlarında babasının sürülerini
Laertes'e bekçilik eden odur. Odysseia'nın son otlatırken, ağaç perileri hamadryad'lar onu
bölümünde Odysseus talipleri öldürüp babası aralarına almışlar, türkü söylemesini, hora
Laertes'i bulmaya gelince, onu Dolios ve altı tepmesini öğretmişler. Kızı gören Apollon da
oğlu sevinçle karşılarlar ve ağırlarlar. ona tutulmuş. Dryope'ye yaklaşmak için bir
Öldürülen taliplerin öcünü almaya gelen kaplumbağa biçimine girmiş. Kız kaplumbağa
İthaka'lıları püskürtmeye yardım ederler (Od. ile oynamaya başlamış, onu kucağına almış,
XXIV). derken tanrı bir yılan olup kızla birleşmiş.
Dryope korkmuş, kaçmış, olup biteni kimseye
Dolon. bildirmemiş. Bir süre sonra da Andraimon adlı
Troyalı haberci Eumedes'in oğlu Dolon bir adamla evlenmiş ve Amphissos adlı bir
çirkin, ama tez ayaklı bir adamdır. Hektor onu çocuğu olmuş. Amphissos Oita'nın eteğinde
Akha'lıların gemilerine gözcü olarak gönderir, aynı adı taşıyan bir şehir kurmuş. Bir gün
bu işi başarırsa ona Akhilleus'un atlarıyla Dryope oğlunun kurduğu Apollon tapınağının
arabasını vereceğine ant içer. Ama Dolon, yanında eski oyun arkadaşları hamadryad’lara
gece keşfe çıkan Odysseus'la Diomedes'in sunu sunuyormuş ki, perileri onu kapıp
tuzağına düşer ve yakalanır. Öldürülmemek aralarına almışlar. Kaçırıldığı yerde bir kavak
için yalvarmaları yakarmaları, Troya'lıları ele ağacıyla bir kaynak ortaya çıkmış.
vermeleri boşunadır. Akha yiğitleri onu
amansızca öldürtükten sonra, ölüsünü bir ılgın Dryops.
ağacına asarlar (İl. X, 314-464) (Diomedes). Adı ağaç, meşe anlamına gelen kelimeyi
andıran Dryops, Yunanistan'da ilk yerleşmiş
Doris. Dryops boyunun atası sayılır. Kendisi
Okeanos'un kızı Doris, Pontos'un oğlu Apollon'un oğluymuş derler. Önce Parnassos
Nereus'la evlenir ve Nereus kızları diye anılan dağının eteklerine yerleşmiş olan soyu,
elli kızı olur (Tab. 6). Hesiodos Theogonia'da Dorların saldırısına uğrayınca, dört bir yana
bu kızların bazılarının adlarını sayar (Theog. dağılmış, kimi Euboia'ya, kimi Thessalia'ya,
kimi Peloponessos'a yerleşmişler. Kıbrıs
adasına göçenler bile olmuş.
E
yaratık, Pontos'la Gaia'nın dölünden
Eetion. Khrysaor'la Kallirhoe'den doğmadır (Tab. 6).
Mysia'da Thebe şehrinin kralı, Ekhidna şöyle tanımlanır (Theog. 295 vd.):
Andromakhe'nin babası. Akhilleus onu çok
saydığı için, öldürdüğü halde silahlarını
Kallirhoe yenilmez bir ejderha da yarattı
almamış, törenle gömmüştür. Nympha'lar
ne ölümlülere, ne de ölümsüzlere
mezarı üstüne bir karaağaç fidanı dikmişler
benzeyen.
(Andromakhe). Bir mağarada doğdu bu azgın yürekli
Ekhidna.
Egeria. Yarı bedeni bir genç kızdı onun,
Romalı su perisi. Egeria dindar kral Numa güzel yanaklı ve gözleri fıldır fıldır,
Pompilius'un karısı ya da dostu olarak yarı bedeniyse koskoca bir yılandı korkunç,
gösterilir. Geceleri onu ziyaret eder, din ve her yanı benek benek amansız bir yılan.

devlet yönetimi konusunda ona öğütler verir,


yol gösterirmiş. Numa öldüğü zaman Egeria o
Typhon'la çiftleştiği ve yeraltında,
kadar gözyaşı dökmüş ki bir pınar oluvermiş.
yeryüzünde ne kadar korkunç köpek ve
Nemi'deki Diana kültüyle ilgili olarak, Caelius
canavar varsa hepsini ürettiği anlatılır:
tepesinin eteğinde bir tapınağı varmış.
Geryon'un köpeği diye anılan Orthos, Hades
bekçisi Kerberos, bataklıklar canavarı Hydra,
Eileithyia.
ağzı ateş saçan Khimaira ve sonra da kendi
Zeus'la Hera'nın kızı, Ares, Hephaistos ve dölü Orthos'la birleşerek Phiks'i ve Nemeia
Hebe'nin kız kardeşi. Eileithyia doğumlara aslanını da doğurmuş. Ekhidna'nın ini efsaneye
bakan ebe tanrıçadır. Hera'nın sözünden göre Arima dağları denen Kilikia'dadır. Kendi
ayrılmaz, onun buyruklarını harfi harfine ölümsüz olduğu için yeraltında hep yaşar, ama
yerine getirirmiş. Nitekim Hera'nın hışmına dölleri Herakles ve Bellerophontes gibi
uğramış Leto ile Alkmene'nin doğumlarında yiğitlerin elinden can vermişlerdir (Typhon,
bulunmamakla Zeus'un evlilik dışı çocuklarının Herakles, Bellerophontes).
doğmasına engel olmaya çalışmış (Leto,
Alkmene). Ekhion.
Kadmos'un Thebai şehrini kurarken toprağa
Ekhetos.
diktiği ejder dişlerinden doğup da sağ kalan
Epeiros bölgesinin efsanelik kralı Ekhetos beş adamdan biridir. Kadmos'un kızı Agaue ile
kötülüğü, zalimligiyle ün salmıştı. evlenir ve Pentheus'un babası olur (Kadmos,
Bu kral, sevgilisiyle yattı diye kızını Pentheus).
gözüne tunçtan iğneleri sokarak kör etmiş ve
bir kuleye kapatmış, gene tunçtan arpa Ekho.
taneleri vermiş, bunları öğütür ve un yaparsa, Yankıyı simgeleyen nympha (Narkissos).
gözlerinin açılacağını söylemiş.
Elektra.
Ekhidna. "Parlak" anlamına gelen bu ad, birçok
Ejderler soyunu sayarken Hesiodos efsanelik kişilerin adı olmuştur.
Ekhidna'ya uzun bir parça ayırmıştır. Bu azman
(1) Okeanos'la Tethys'in kızı Elektra,
Pontos'la Gaia'nın oğlu Thaumas'a eş olur (Tab. esmesini sağlamak zorunda kalmıştır. Bunu
6). Birleşmelerinden şu tanrısal varlıklar kocasını affedemeyen karısı Klytaimestra,
meydana gelir: İris (Gökkuşağı), Harpya'lar ve Atreus-oğullarının baş düşmanı Aigisthos'la
Aello (Bora) ile Okypetes (Kasırga) diye kanatlı kocasını aldatır ve yıllar geçip Agamemnon
iki yaratık (Hesiodos, Theog. 266). dönünce iki âşık onu alçakça bıçaklarlar. Gene

(2) Atlas'la Pleione'nin "Pleiades" adlı yedi yıllar geçer, bu kez Elektra delikanlılık çağına

kızlarından biri (Pleiades). Efsaneye göre gelen kardeşi Orestes'i babalarının öcünü

Semendirek adasında oturan Elektra, Zeus'la almak üzere yetiştirir. Kardeşinin önce

birleşerek Dardanos'u İasion'u ve Harmonia'yı Aigisthos'u, sonra da Klytaimestra'yi

doğurmuş (Tab. 7). Adı Palladion efsanesine öldürmesine yardım eder. Ana katili olduktan

de karışmıştır: Zeus Elektra'yı elde etmek sonra, Orestes'in peşine Erinys'ler takılır.

isteyince, genç kız kutsal Palladion heykeline Elektra'nın rolüyse burada biter. Herhangi bir

sığınarak tanrıdan korunabileceğini sanmış, pişmanlık duyduğu tragedyada söz konusu

oysa Zeus buna çok kızmış ve heykeli tuttuğu değildir. Elektra kan davasının en belirgin

gibi gökten aşağıya atmış. Troya ovasına düşen simgelerinden biridir (Orestes).

Palladion Troya'daki tapınakta saklanmış.


Elektryon.
Başka bir anlatıma göre, Palladion'u Elektra,
Troya şehrini korusun diye kendi vermiş Perseus'la Andromeda'nın oğlu,
Dardanos'a (Palladion). Alkmene'nin babası (Alkmene).

(3) Bu adı taşıyan en ünlü kişi,


Elephenor.
Agamemnon'la KIytaimestra'nın kızı Elektra'dır
İlyada'da adı geçen Abant önderi. Abant'lar
(Tab. 15).
Euboia yarımadasına yerleşmiş bir kavimdir.
Homeros destanlarında adı geçmeyen Elephenor, Helena'nın eski taliplerinden
Elektra, tragedyanın en ünlü, en çok sözü olduğu için otuz gemiyle katılır Troya
edilen bir kahramanıdır. Aiskhylos'un savaşına. Homeros'a göre Agenor'la savaşırken
"Agamemnon" üçlüsünde, Sophokles'in öldürülür (İl IV, 463-472). Başka bir efsane
"Elektra", Euripides'in de hem "Elektra" hem onun Troya'dan döndüğü ve önce Sicilya
de "Orestes" tragedyalarında rol alır. Antigone açıklarında, sonra da Epir'de şehir kurduğunu
gibi insanlarüstü bazı yasaları korumayı, bazı anlatır.
ilkeler adına kendi kendine eyleme geçmeyi
göze alan yiğit bir kızdır. Ne var ki, eli kana Eleusis.
bulandığı, anasını öldürmek gibi korkunç ve Eleusis şehrine adını veren efsanelik kişi.
doğadışı bir suça karıştığı içindir ki, Elektra Hermes'in oğlu ve Triptolemos'un babası
-adının tersine- karanlık ve karmaşık bir olduğu söylenir. Demeter Triptolemos'u
kişilikle canlanır gözümüzün önünde. Hamlet ölümsüz kılmak için ateşe daldırırken, Eleusis
sorununu ilkçağ tragedyasında dile getiren olaya tanık olup bir çığlık atacak olmuş,
kişidir. Bu bakımdan tragedya yazarlarını Demeter de buna kızarak onu öldürmüş
çekmesi, büyülemesi, karakterini çeşitli (Triptolemos).
açılardan ele almayı esinlemesi şaşılacak bir
şey değildir. Elpenor.
Öyküsü kısaca şöyledir. Agamemnon Troya Odysseus'un arkadaşlarından biridir.
savaşına çıktığı zaman, Elis'te rüzgârların
Büyücü Kirke'nin konağında yiyip içer, Ama ay ışığı bu dağların sertliğini şeker gibi
keyfeder ve Odysseus ölüler ülkesine gitmek eritir ve çatık kaşlarını çözer. O zaman insan
üzere yola çıkacağı gece fazla şarap içmiş olan bir dünya manzarası değil, yeryüzüne paldır
Elpenor sızdığı damdan aşağı düşer ve ölür. küldür yıkılmış bir cennet görmüş gibi olur.
Ruhu Hades'te Odysseus'a yalvarır kendisini
Endymion efsanesi işte bu dekor içinde
gömsün diye.
doğdu. Endymion, Beşparmak dağında
sürülerini otlatan bir çobanmış. Kavalından
Empusa.
başka bir varlığı olmayan yoksul bir çoban.
Tanrıça Hekate'nin çevresinde bulunan Gündüz kayadan kayaya hoplayan boynuzlu,
korkunç bir görüntü. Hekate'nin insanları sakallı kara keçilerini gözler, yamacın mis
korkutmak için yarattığı bu canavar her çeşit kokulu kekiklerini yiyen sürünün titrek
kılığa girerek daha çok kadınlara ve çocuklara meleyişlerine kulak kabartırdı. Kavalı
görünürmüş. Bir ayağı tunçtanmış, insan etiyle Endymion'un biricik dostu, sırdaşıydı. Dağlarda
beslenir ve kurbanlarını avlamak için çok yapayalnız yaşamanın verdiği hürlük, açıklık
güzel bir kadın kılığına girermiş. duygusunu da, kalabalık şehirlerde oturan
hemcinslerine özlemini de hep bu kavala
Endymion. söylerdi. Endymion'un kavalı yalnız çobanın
sevincini, özlemini söylemekle kalmaz, kara
Parlak ayın çevresinde sapışız yıldız dorukların, yeşil çimenlerin, bulut bulut
rüzgarsızken duru gökyüzü yapraklarıyla sağa, sola serpilmiş ağaçların,
nasılyanarsa ışıl ışıl. cıvıl cıvıl akan suların da seslerini duyururdu.
Bütün doruklar, sivri kayalar ve çayırlar
Bu ıssız dağlarda Endymion'u ne gündüz
Nasıl serilirse göz önüne,
kavalını üflerken, ne gece taze çayırın üstüne
gökler yırtılıp da açılır,
tekmil yıldızlar görünür,
uzanıp sere serpe uyurken kimsecikler
ferahlar yüreği çobanın... görmezdi. Yalnız, ay ışığı görürdü onun gürbüz
bedenini, erkekçe güzelliğini. Ay tanrıçası
Selene, Endymion'a baka baka, gönül vermiş
Endymion efsanesi Homeros'un bu birkaç ona. Her gece üzerine eğilir, gümüş ışığıyla
dizesinden doğmuş gibidir. Ama bu efsanenin onu sarıp çayırın üstüne yatınca kollarını
asıl kahramanı eski adıyla Latmos, bugün sevgilisine açardı. Selene de gökte ne zaman
Beşparmak diye anılan dağdır. Beşparmak doğarsa, nerede doğarsa, hemen çobanına
dağının eteğinde Menderes ırmağı kendi koşar, gövdesini ışınlarıyla sarar, öperdi.
ovasınca akarak bin bir dolanışla gümüşten
Ne var ki, Selene bazı gece daha çok, bazı
aylar çizer. Koca ırmak Bafa gölüne ve batıda
gece daha az kalırdı sevgilisinin yanında. Ayın
Adalar denizine pırıl pırıl boşanır. Geceleri
Endymion'la hiç birleşmedigi karanlık geceler
Bafa gölü tepsi dolusu gümüştür.
de vardı. Onlar Beşparmakların dorukları gibi
Beşparmakların görkemi insan hayalini kara, korkulu bir bekleyiş içinde geçerdi. Ama
uzak geçmişlere, kıtaları sarsıp dağları bu bekleyiş uzun sürmez, ilk ay gökte gözüktü
birbirinin üzerine yığan büyük yersarsıntıları mü, Endymion'la Selene gene kavuşurlar,
çağına götürür. Beş doruğunu bir elin beş denizden yeni çıkmış balıklar kadar serin, diri,
parmağı gibi göğe uzatan bu dağa bakarken o parıltılı gövdelerini birbirlerine degdirirlerdi.
depremlerin gürleyişini duyar gibi olur insan. Her buluşmada ilk defa buluşuyormuş gibi
olurlar, hiç tatmadıkları bir tadı dudaklarında Roma'lılar Capitolium tepesinin eteğinde
eme eme duyamazlardı. Her öpüşte gövdeleri Saturnus'a bir tapınak kurmakla yatıştırmışlar
daha da aydınlanır, tepeden tırnağa nur tanrıyı (Saturnus, İanus).
kesilirdi, Endymion'la Selene için sevgi, ışığın
ta kendisiydi. Enyalios.

Ölümsüz tanrılar kimi zaman kıskanır Savaş tanrısı Ares'in ek adlarından biri.
insanların mutluluğunu. Sevgiyle insanların bir
çeşit ölümsüzlüğe ermelerini, tanrılara denk Enyo.
gelmelerini istemezler de ondan. Ama Savaş tanrı Ares'in çevresinde bulunan bir
tanrıların tanrısı Zeus, Selene ile Endymion'un tanrıça. Çokluk, onun Ares'in kızı olduğu
bu hep yenilenen bitimsiz sevgilerinden söylenir, Hesiodos, Phorkys'le Keto'nun kızları
hoşlanmış, Beşparmak dağlarının yoksul Graia (Kocakarı)'lardan biri sayar onu (Theog.
çobanına bir armağan vermeyi kurmuş. Dile 273). Homeros ise Ares' in yanından
benden ne dilersen, demiş ona. Endymion da ayrılmayan ve "iller yıkan" bir tanrıça olarak
ne dilesin, ölümsüz bir uykuyla uyumayı tanımlar ve şöyle der (İl. V,592):
dilemiş.

O gün bugün Beşparmak dorukları ay ... Başlarında Ares vardı, bir de ulu Enyo,
ışığında karlı gibi ağarır. Ulu çamları uyuyan amansız kavganın dizginini elinde tutardı o.
ve ışıklı düşler gören insanlara benzer.
Nereden geldiği belirsiz bir esintiyle
yaprakları ürperir, fısıldaşır zaman zaman. Ay
Eos.
ışığı göklere parmak uzatan doruklardan aşağı
Homeros'un "gül parmaklı" diye tanımlayıp
şu şırıltısı gibi şarıl şarıl akar. Yamaçlarda
destanlarının hemen her bölümünün başında
çobanların yaktığı ateşler mavi mavi tellenen
andığı şafak tanrıça Eos'u, Hesiodos Titan
ince dumanlar salar. Endymion'un kavalı
soylu Theia ile Hyperion'un birleşmesinden
yankılanır kayadan kayaya. Hep aynı sestir o,
doğmuş ve Helios (Güneş) ile Selene (Ay)
dağların ıssızlığını, insanların özlemini söyler.
tanrıların kardeşi olarak gösterir (Tab. 4).
Ayın çevresinde yıldızlar kıpırdaşır. Gökler
Eos'un evliliklerini şöyle anlatır Hesiodos
sanki yırtılmış, açılmıştır. Beşparmak'ların
(Theog. 378 vd.):
çobanı Endymion'un ışıklı, ölümsüz
mutluluğunu gözümüzle görebiliriz.
Şafak tanrıça Astraios'la birleşip
Entoria. coşku yürekli rüzgârları doğurdu,
Roma'da Saturnus tapınağının kuruluş gökleri arıtan Zephyros'u,
nedenini açıklamak için Erigone örneği üzerine azgın esişli Boreas'ı ve Notos'u.
Rüzgârlardan sonra Şafak tanrıça
uydurulmuş bir efsane (Erigone). Tanrı
günün müjdecisi Şafak yıldızını doğurdu
Saturnus, İtalya'da bulunduğu Altın Çağda
ve göklerin çelenk çelenk yıldızlarını.
İkarios adlı bir köylünün kızı Entoria ile
birleşmiş, biri İanus, dört oğlu olmuş. İkarios'a
da üzüm kütügüyle şarabı bağışlamış. Ama Sonra Tithonos'la birleşip Habeşistan kralı
Roma köylüleri bunun kıymetini bilmedikleri Memnon'u, Kephalos'la birleşip Phaeton'u
için, tanrı veba salmış ortalığa, sonun da doğurur. Efsaneye göre, Eos bir sabah Ares'le
de sevişmişti, onu kıskanan Aphrodite gül anası İo gibi tanrıça Hera'nın hıncına uğrar
parmaklı tanrıçayı durmadan âşık olmakla (İo). Çocuk doğar doğmaz Hera'nın buyruğuyla
cezalandırmış. Eos sevgililerini kaçırırmış: Dev Kureta'lar onu alıp kaçırır. İo bu kez oğlunu
Orion'u Delos adasına kaçırmış, Kephalos'u aramaya çıkar. Ama Zeus Kureta'ları öldürür
Suriye'ye, İlos'un oğlu, yani Troya soyundan ve İo'yu Suriye'ye Epaphos'un bulunduğu
olan Tithonos'u da Habeşistan'a kaçırmış; Byblos'a yöneltir. İo, Epaphos'u alıp Mısır'a
Güneş'in ülkesi sayılan Yüzü Yanıklara Eos'un döner. Epaphos manevi babası Telegonos'tan
oğlu Memnon kral olmuş, Memnon Troya sonra Mısır tahtına konar ve Nil ırmağının kızı
savaşından bir sonuç alınmadığını görünce, Memphis'le evlenir. Kızı Libya, torunları da
gelmiş Akhilleus'a karşı çarpışmış ve onun Agenor'la Belos'tur (Agenor).
elinden vurulmuş (Memnon). Tithonos'a Hellen'ler Epaphos adının "dokunma,
gelince, Eos onun için ölümsüzlük istemiş üstüne el değdirme" anlamına geldiğini ileri
Zeus'tan, tanrı da bağışlamış ona bunu, ne var
sürerlerdi. İo Mısır'a gelince Zeus elini sırtına
ki Eos sürekli olarak genç kalmasını istemeyi
değdirmiş ve böylece gene kadın olmasını ve
unutmuş, bu yüzden yıllar geçince Tithonos
oğlunu doğurmasını sağlamış. Oğluna da bu
buruştukça buruşuyor, küçüldükçe
nedenle Epaphos adı konmuş. Aslında
küçülüyormuş, Eos onu bir saraya kapatıp
Ephaphos bazı ilkçağ yazarlarının da belirttiği
kimselere göstermez olmuş, ta ki sonunda onu
gibi Mısır'ın öküz biçiminde simgelendirilen
bir çekirge haline sokmuş (Tithonos).
Apis tanrının Yunancalaştırılmış biçimidir.

Epaphos. Epeios.
Epaphos, İo'nun tanrı Zeus'tan olan Troya savaşına otuz gemilik bir filo ile
çocuğudur (Tab. 10). inek biçiminde dünyayı
gelen Akha önderi. Savaşta pek başarılı
dolaştıktan sonra İo Mısır'a varır ve oğlunu olmayan Epeios, bazı alanlarda üstün yararlık
orada doğurur. "Zincire Vurulmuş
göstermiştir: Patroklos için düzenlenen
Prometheus"ta İo'ya geleceği şöyle bildirir
yarışmalarda yumruk dövüşü birinciliğini alır.
(Aisk. Prom. 846 vd.):
Epeios'un başka bir yararlığı Troya'ya
sokulacak olan tahta atı yapmış olmasıdır.
O ülkede, karanın bittiği yerde, Onun sözü Odysseia'da geçer (Od. VIII, 493
Nil'in tam ağzında, bir set üstünde vd.).
Kanobos adında bir şehir vardır.
Troya dönüşünde önderi Nestor'dan ayrı
Zeus orada akıl sağlığını geri verecek
barışçı elinin dokunuşuyla. düşen Epeios Güney İtalya'ya varır ve orada bir
Doğuracağın çocuğun adı kara Epaphos şehir kurar. Orada yaptırdığı bir Athena
olacak tapınağına tahta atı yapmak için kullandığı
Zeus'un bir dokunuşuyla doğacağı için. bütün avadanlıkları tanrıçaya adamış derler.
İşte o toplayacak ürünlerini
taşkın Nil'in suladığı toprakların. Ephialtes.
Ondan sonraki beşinci kuşaktan elli kız
Bkz. Aloeusoğulları.
Argos 'a istemeye istemeye dönecekler
Yakınlarıyla evlenmekten kurtulmak için.
Epigon'lar.
Thebai'ye karşı Yediler'in seferi
İki kral soyunun atası olacak Epaphos da başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu kez Epigon'lar,
yani birinci sefere katılan önderlerin oğulları bir tip olarak çıkar karşımıza. Prometheus'la
ikinci bir saldırıya kalkışmayı düşünürler. Pandora'nın kişilikleri onu büsbütün siler.
Delphoi bilicilerinden aldıkları bilgi şudur:
Epimetheus'la Pandora'dan, Deukalion'un
Başlarında Amphiaraos'un oğlu Alkmaion
karısı olacak Pyrrha doğar.
bulunursa, zaferi kazanacaklardır. Ne var ki
Alkmaion ikirciklidir. Anası Eriphyle, nasıl bir Erato.
zamanlar kocası Amphiaraos'u kandırmışsa,
Zeus'la Mnemosyne'den doğma dokuz
Polyneikes'in oğlu Thersandros'tan armağanlar
Musa'lardan biri. Sanatlardan lirik şiiri ve
alarak Alkmaion'u da kandırır (Eriphyle).
özellikle aşk şiirini simgeler ve esinler
Sefere katılanlar şunlardır: Amphiaraos'un iki
(Musa’lar).
oğlu Alkmaion'la Amphilokhos, Adrastos'un
oğlu Aigialeus, Tydeus'un oğlu yiğit Diomedes,
Erebos.
Parthenopaios'un oğlu Promakhos,
Yeraltı karanlığını simgeler. Erebos,
Kapaneus'un oğlu Sthenelos, Polyneikes'in oğlu
yeryüzünde karanlık saçan Nyks gibi Khaos'tan
Thersandros ve Mekisteus'un oğlu Euryalos.
doğmadır. Erebos'la Nyks birleşirler ve ışıklı
Epigon'lar saldırıya Thebai çevresindeki köy ve
varlıklar meydana getirirler: Aither (Esîr) ve
kasabaları yok etmekle başlarlar. Thebai'liler,
Hemera (Gün, Gündüz).
Eteokles'in oğlu Laodamas'ın önderliğinde
şehirden çıkıp saldırıya girişirler, ama
Erekhteus.
Laodamas Alkmaion'un kargısı altında can
Atina kralı, Pandion'un oğlu,
verir, Thebai'liler de püskürtülür. O gece,
Erikhthonios'un torunu (Tab 24). Dedesinin
bilici Teiresias'ın verdiği öğüt üzerine
efsanesinden ayrılmayan efsanesi sonradan
Thebai'liler şehri boşaltırlar, ertesi sabah
başka katkılarla değiştirilmiştir. Erekhteus'un
Epigon'lar girer ve Thebai'yi yağma ederler,
birçok çocukları olmuş, bunlardan yedi kızı
aldıkları doyumluğun bir bölümünü
birbirini o kadar çok severlermiş ki, biri
Delphoi'deki Apollon tapınağına adarlar.
ölürse, öbürleri de canlarına kıyacaklarına ant
içmişler. Günün birinde Atina Eleusis'le savaşa
Epimetheus.
girmiş ve Eleusis'e yardım eden Trakya kralı
Titan İapetos'la Klymene'nin oğlu, Atlas,
Eumolpos'a karşı koymak zorunda kalmış. Bu
Menoitios ve Prometheus'un kardeşi (Tab. 3).
savaşı nasıl iyi bir sonuca eriştirebileceği
Epimetheus, İapetos oğullarının en akılsızı ve
sorusunu Delphoi bilicisine sormuş. Aldığı
bu bakımdan Prometheus'un tam karşıtıdır.
cevap şu: Kral yedi kızından birini kurban
Zeus onu Prometheus'a karşı kullanır:
ederse zaferi kazanacaktır. Erekhteus bir
Prometheus'u ve onunla birlikte, desteklediği
kızını kurban eder, öbür altısı da intihar
insan soyunu yok etmek için yarattığı kadını
ederler. Savaşta, Poseidon'un bir oğlu olan
Epimetheus'a armağan olarak yollar (Hes. İşi.
Eumolpos'u yenince deniz tanrı öfkelenir ve
84 vd.), o da Prometheus'un Zeus'tan armağan
Zeus'tan Erekhteus'u öldürmesini ister. Zeus
alma dediğini unutur ve tanrıların özene
bahtsız kralın üstüne yıldırımını salar.
bezene yarattıkları Pandora'yı alır, onunla
evlenir (Pandora).
Erigone.
Epimetheus Yunan mythos'unda Adem'in İkarios adlı bir Atina'lının kızı. Tanrı
rolünü oynar, ne var ki ondan çok daha silik Dionysos Yunanistan'a ilk geldiğinde İkarios'un
evinde konuk kalmış, buna karşılık ona asma bu gence kral Kekrops sonradan Atina
kütüğüyle şarabı armağan etmiş. Kızı krallığını vermiş. Bir Nympha ile evlenen
Erigone'yle sevişmiş ve Staphylos (üzüm) adlı Erikhthonios Pandion'u yaratmış, Pandion'dan
bir oğulları olmuş. Bir gün tanrı İkarios'a bir da Erekhteus dolmuş (Erekhteus).
tulum dolusu şarap vererek, komşularını Erikhthonios'un dört atlı arabayı keşfettiği
şölene çağırmasını ve onlara şarabı ve Atina'ya para ve Panathenaia bayramı gibi
tattırmasını söylemiş. Ama sarhoş olan yenilikler getirdiği söylenir.
komşular İkarios'un kendilerini zehirlediğini
sanmışlar, onu sopalarıyla vurup öldürdükten Erinys'ler.
sonra, ölüsünü götürüp bir yere atmışlar.
Kimi zaman bir, kimi zaman birçok, kimi
Köpeği, Erigone'ye babasının atıldığı yeri
zaman da üç olarak gösterilen öç alma
göstermiş, kız da üzüntüsünden oradaki bir
tanrıçaları Erinys'lerin doğumunu Hesiodos
ağaca asmış kendini. Tanrı Atinalıları şöyle
şöyle anlatır: Kronos anası Gaia'nın verdiği
cezalandırmış: Bir delilik salgını baş göstermiş
tırpanla Uranos'un hayalarını keser
şehirde, genç kızlar çıldırıp asıyorlarmış
(Theog.276vd.):
kendilerini. Delphoi bilicisi bu olayı İkarios ve
Erigone'nin ölümleriyle ilgili gösterince,
Atina'lılar Erigone için bir bayram Koca Uranos geldi kara geceyle,
düzenlemişler. Bu bayramın bir benzeri de indi yere arzudan yanıp tutuşarak,
Roma'da vardı (Entoria). yaklaşıp sardı toprağı boydan boya.
Ama pusuda bekleyen oğlu
Erikhthonios. uzattı sol elini ve sağ elindeki tırpanla
koskoca, upuzun, sivri dişli tırpanla
Atina'nın ilk krallarından biri (Tab. 24). Adı
biranda kesti babasının hayalarını
"yün" ve "toprak" anlamına gelen iki kökten
ve kaldırıp attı arkasından bir yere.
türemedir. Efsaneye göre, Erikhthonios tanrı Ama boş değildi elinden savrulup giden:
Hephaistos'tan doğmadır. Günün birinde Kanlar fışkırıp saçıldı içinden
tanrıça Athena Hephaistos'un işliğine silah ve hepsi gömüldü kaldı toprağın bağrında,
ısmarlamaya gelmiş. Topal tanrı birdenbire ve bunlardan gebe kalan toprak yıllar sonra
tutulmuş ona, dayanılmaz bir istek duymuş ve doğurdu yaman Erinys'leri, öç tanrıçalarını.
başlamış kaçan tanrıçayı kovalamaya. Topal
olduğu halde, yetişmiş ona ve sarılırken,
Bu tanrıçalarla birlikte Devlet ve Orman
spermasını bacağına akıtmış. Kız oğlan kız
perileri doğmuştur, der Hesiodos. Sayılarını ve
tanrıça bir yün bezle spermayı silip, tiksinerek
isimlerini vermez. Sonraları Erinys'lerin üç
yere atmış. Toprak ana döllenmiş, bundan, bir
kadın ve adlarının da Alekto, Tisiphone,
erkek çocuk çıkarmış ortaya. Athena da
Megaira olduğu kabul edilmiştir.
çocuğu Kekrops'un kızlarına emanet etmiş
(Aglauros). Bebeği sepette iki yılan arasında Erinys'ler suçu işleyenin ve özellikle adam
gören Kekrops kızları çıldırarak kendilerini öldürenin peşine takılan köpekler diye
Akropolis'ten aşağıya attıktan sonra, düşünülür; bu köpekler dişidir, kan kokusunu
Erikhthonios ki topraktan doğma bütün hemen alıp koşarlar ve peşine takıldıkları
yaratıklar gibi yılan kuyrukluymuş, Athena'nın suçluyu sonsuzca kovalayarak çıldırtırlar.
tapınağına kadar sürünmüş ve kalkanının Erinys'lerin en çok rol oynadıkları şiir eseri
altına girerek büyümüş. Kutsal alanda yetişen Aiskhylos'un "Agamemnon", "Khoephoroi" ve
"Eumenides" trilogia'sıdır. Bu eşsiz tragedya sürgünleri tatlı gelir onlara. Bunlardan biri
anıtında son oyun Erinys'lerin adını Patroklos, öbürü de Akhilleus'un lalası
taşımaktadır, ne var ki Yunanlıların sık sık Phoiniks'tir. Her ikisi de yurtlarından
başvurduğu "euphemismos" denilen bir dil kovulmuş, Peleus'un yanına sığınmış kişilerdir
çaresiyle Erinys'lere "Eumenides" yani "iyi (Patroklos, Phoiniks). Ne var ki işledikleri
niyetliler" adı takılmıştır. Bundan amaç, suçlar Erinys'lerin kovalamasını gerektirmez.
amansız tanrıçaları yatıştırmak, kötülüğü Öç köpekleri herhangi bir adamı öldürenlerin
iyiliğe çevirmelerini sağlamaktır. Aynı görüşle, peşine takılmaz, onlar babasını ve özellikle
sert ve tehlikeli olarak bilinen Karadeniz'e anasını öldüren suçluyu kovalarlar. Yunan
"Pontos Eukseinos" yani konuksever deniz mythos'unda ünlü bir baba, bir de ana katili
denirdi. Eumenides tragedyasında babası vardır: Oidipus'la Orestes. Oidipus babası
Agamemnon'u öldüren anası Klytaimestra'dan Laios'u bilmeyerek öldürür, gördüğü ceza
öç alan Orestes'in peşine takılan Erinys'ler korkunçtur, oysa Orestes bile bile öldürür
sonunda birer af tanrıçasına dönüşürler, anası Klytaimestra'yı. Alkmaion gibi o da
Orestes de böylece suçundan ve çektiği vicdan babasının kanına giren anasını öldürür, ama
azabından arınmış, kurtulmuş olur. Bu sürecin suçu Alkmaion'unkinden daha da ağırdır, çünkü
nasıl sahneye konduğu üzerinde durmadan daha hesaplı, daha bilinçlidir (Alkmaion).
"suç" kavramını incelememiz gerek. Agamemnon tragedyasında Mykene kralıyla
İnsan ne zaman suç işler, yani adam birlikte Troya'dan dönen bilici Kassandra,
öldürür? Yunan efsanesinde adam öldürme Aigisthos'la Klytaimestra'nın cinayet
çokluk bir yanılgı sonucunda olur: Ate tanrıça hazırladıklarını sezer ve bu sezgiyi şu sözlerle
insanı gaflete düşürür ve insan istemeyerek, dile getirir (Ağam. 1186 vd.):
kimi zaman bilmeyerek öldürür, kan döker. Bir
de kan davası güderek, kısas kurallarını
Bir koro var ki, hiç ayrılmıyor bu evden,
uygulayarak adam öldürür. Her iki halde de
tek sesli söylüyor ezgilerini,
suçundan arınmak için çareler vardır, insan
ama sesi kulağa hoş gelmiyor,
tanrılara yakarmak, kurbanlar kesmekle affını
övgü değil çünkü söyledikleri,
sağlayabilir. Zeus'un kızları sayılan Litai insan kanı içmiş yüreklenmek için,
(Yalvarı) tanrıçalar suçlular adına aracı evet, insan kanı içmiş
olurlar, Zeus'tan bağışlamayı elde ederler bu evde oyalanan koro.
(Yalvarırlar). Suçtan arınma yalnız tanrılar Zor atarsın onu bu konaktan:
katında değil, insanlar arasında da mümkün Aynı soyun Erinys'leri bunlar.
olmalıydı; Homeros dünyasında bu suçun
cezası bizim hak ve hukuk anlayışımıza göre
Piyesin sonunda sahnede Agamemnon'la
hafiftir: Yurdunda adam öldüren yurdu için bir
Kassandra'nın yan yana yatırılmış ölüleri
pislik, bir uğursuzluk sayılır, bu yüzden de
görülür. Mykene'de yönetimi ele alan çift
sürülür, kendisi gidip sığınacak bir yer bulmalı,
kendi ölülerinin öcünü almak için kralı ve
kendisini arındırmayı göze alan bir temiz
Troyalı tutsağını öldürmüşlerdir. Bunların
adam bulmalı ve ona hizmet etmelidir.
öcünü alacak kuşak da yetişmekte, yedi yıl
Homeros destanlarında adı geçen birçok ünlü
sonrasını gösteren "Khoephoroi" (Sunu taşıyan
yiğitler suç işlemiş kişilerdir. Sürgünde
kızlar) adlı tragedyada Orestes öç alıcı olarak
yaşarlar, ama konukları seven ve koruyan Zeus
anasının karşısına dikilmektedir. Klytaimestra
tanrının kolu kanadı altında bulunduklarından
oğlunun ne amaçla geldiğini anlayınca, dürter, uyandırır köpekleri, Apollon oklarıyla
urbasını yırtıp memesini gösterir ve Orestes'in onları kovduktan sonra sahne değişir ve
ayaklarına kapanarak yalvarır. Ana oğul Atina'daki Akropolis görülür. Orestes'in davası
arasında şöyle bir konuşma geçer (Khoe. 922 Athena'nın tapınağı önünde görülecektir bu
vd.): kez. Tam bir mahkeme sahnesidir bu. İki hak

Klyt. —Ananı mı öldüreceksin, yavrum ve hukuk anlayışının çarpıştığı bir mahkeme:

benim? Geleneksel kısas kurallarını simgeleyen


Erinys'ler, kendini ve eylemini savunan bir
Or. —Seni ben değil, kendin öldüreceksin.
insanla karşı karşıya gelip tartışmaktadırlar,
Klyt. —Ama bak, ananın kinli sonuç mahkemenin vereceği oylara bağlıdır.
köpeklerinden sakın Orestes Athena tanrıçanın verdiği bir oy
Or. — Ya babamınkilerden nasıl kaçarım fazlasıyla beraat eder. Böylece tanrı kararı,
senden sakınırsam? kader ağırlığı yerine insanların mahkemesi,
yani Areopagos kurulmuş olur. Tragedyanın
Klyt. —Diriyken boşuna mı yakarıyorum bir
sonunda yenilgiye uğrayan Erinys'ler korosu
mezara karşı?
öfkeyle çekilmek üzeredir ki, Athena onları
Or. — Babamı öldürdün ya, senin de ölmen Atina'nın koruyucuları olarak şehirde kalmaya
gerek. çağırır, buna karşılık Atina halkından sonsuz
Klyt. — Demek bir yılan doğurmuş, saygı göreceklerdir. Erinys'ler değişir, iyi
büyütmüşüm ben. niyetliler diye çıkarlar ortaya, bunun simgesi
eski hukukla yeni hukuk anlayışının birleşmesi
Orestes anasını öldürür, daha önce
olsa gerek. Erinys'ler bundan böyle Atina'ya
Algisthos'u da vurmuştu, sahnedeki kapı açılıp
bet bereket saçacak tanrıçalar olarak intikamı
ge ne ikisinin ölüsü görülür. Orestes eylemini
değil, adaleti gerçekleştireceklerdir.
haklı gösterir: Evet, der, anamı öldürdüm,
Aiskhylos'un, Atina din ve devlet anlayışını
ama o da babamı öldürmüştü, tanrıların
yüceltmekte ve yeni yeni kavramlar kurup,
tiksindiği pis bir kadındı anam, oysa benim
onları canlandırmaktaki ustalığı bu üçlüde en
elime güç katan, Pytho tanrısı Loksias'tır, yani
yüksek zirvesine erişmiştir.
Apollon'dur. Böyle konuşurken, birdenbire yanı
başında kara urbalı kadınlar belirir, bakar ki Zaman geçince, Erinys'ler, insanları
Gorgo yüzlü, saçları yılanlarla örülmüş yeraltında cezalandıran tanrıçalar olarak
Erinys'ler bunlar. Ellerinden taptaze kan görülmeye başlar. Eski metinlerde beliren bu
damlamakta. Orestes bağırır, çağırır ve deli inanış Vergilius'un "Aeneis" destanında dile
gibi atar kendini dışarıya. Koro yakınır. Atreus' gelmektedir: Erinys'leri Tartaros'un dibinde
tan bu yana üçüncü ölüm kasırgasıdır bu. Sonu ruhlara ellerindeki kamçılar ve yılanlarla
nereye varacak? Ate'nin öfkesi dinecek mi? korku salıp eziyet eder görürüz. Cehennem
kavramına yaklaşan bu görüşler Roma mythos
Üçüncü "Eumenides" tragedyası Delphoi
ve şiirinde Etrüsk etkisiyle gelişmiş olabilir.
tapınağının önündeki bir sahneye açılır:

Apollon'a sığınmış olan Orestes evrenin Eriphyle.


göbeği sayılan taşın üstüne yıkılmış, Argos kralı Talaos'un kızı ve Adrastos'un
yalvarmaktadır. Erinys'ler korkunç hırıltılarla kızkardeşi. Thebai efsane çemberiyle ilgili
dört dönmektedir çevresinde. Apollon gelir, öyküsü Adrastos, Amphiaraos ve Alkmaion
onları uyutur, derken Klytaimestra'nın tayfı
adları altında anlatılmıştır.
Eros.
Eris. Eros, ilkçağın en eski metinlerinden beri
Ne kadar belalı tanrı ve tanrıça varsa, evrende birleşme ve üretmeyi sağlayan doğal
ölüm ve yıkım getiren ne kadar varlık varsa bir güç olarak karşımıza çıkar. Hesiodos
hepsi Nyks (Gece)'ten doğmadır. Kavga tanrıça yaratılışı anlatırken Khaos'tan hemen sonra
Eris, İhanet, Karasevda ve İhtiyarlık gibi Eros'u sayar, onun etkisini insan dünyasında
tanrılaşmış kavramlardan hemen sonra gelir açıkça gördüğü halde, ilk tanrılar arasına nasıl
doğum sırasında. Hesiodos ona "azgın yürekli" yerleştireceğini iyice bilemez, ama bu
der ve kendi doğurduğu varlıkları sayar evrensel ilkeyi gene de saymış olmak için
(Theog. 226 vd.). şöyle der (Theog. 116 vd.):

Sonra da ikinci eseri "İşler ve Günler" de


iki kavga ayırır, biri insana zararlı, biri faydalı Khaos 'tu hepsinden önce var olan,
ve şöyle tanımlar ikisini de (İşi. 11 vd.): sonra geniş göğüslü Gaia, Ana Toprak...
Ve sonra Eros, en güzeli ölümsüz tanrıların,
o Eros ki elini, ayağını çözer tanrıların,
İki türlü kavga vardır bu dünyada,
ve insanların da, tanrıların da ellerinden
biri övülmeye değer, öteki kötülemeye.
alır
Özden apayrıdır bu iki kavga,
yüreklerini, akıl ve istem güçlerini.
insanı kanlı savaşa götürür birisi,
kötüsü, hiçbir ölümlü sevmez onu.
Zorla girer bu kör dövüşüne Ama daha sonra, Eros'un devler, Titanlar
ölümsüzlerin zoruyla, buyruğuyla. gibi azman yaratıkların birleşmesinde ne gibi
Öteki kavgayı daha önce doğurdu yüce
bir rol oynadığını tanımlamakta güçlük çeker,
Karanlık.
giderek "parthenogenesis", yani kendi
Göklerdeki tahtında oturan Kronos oğlu
kendiliğinden doğurma ilkesini bazı tanrısal
toprağın özüne kattı onu.
İnsanlara yararlıdır o kavga, varlıklar için sürdürür. İlkçağın en içli ve
O kavga ki eli tutmaz insanları bile işe bilinçli aşk şairi Sappho da Hesiodos'a benzer
sürükler. bir tanımlama verir:

Hesiodos'un bu kavgasına rekabet ya da Gene Eros, elimi, kolumu çözen,


ekmek kavgası demeli. Yaşamın özünde görür hem tatlı hem acı Eros,
o karşı gelinmez yaratık
onu Hesiodos ve kardeşine kötü değil de iyi
sarsıyor beni.
kavgadan yana gitmesini öğütler.

Eriş, Üç Güzeller yarışmasında da bir rol


oynar, Peleus'la Thetis'in düğününe hır Hesiodos'tan başka theogonia ve
çıkarmasın diye çağrılmadığı için altın elmayı kosmogonia'larda da Eros'a yer ayrılır. Orfizm
tanrıların düğün sofrasına atar da, üstüne "en denilen ve şair Orpheus'tan geldiği ileri
güzeline" yazdığı altın elmanın kime verileceği sürülen mistik akımda da Eros'un dünyayla
kararı Paris'in yargısına bırakılır (Paris). Bu birlikte kaos'tan çıktığına, yahut da Gece'den
kavga Troya savaşı gibi yüce bir çatışmanın doğma evren yumurtası ikiye bölünüp yarı
kaynağıdır. kabuğundan gök, yarı kabuğundan toprak
ortaya çıkınca, Eros'un da doğduğuna Anteros (karşılık aşk). Bu efsaneler Eros'un
inanılmaktadır. özündeki çok yönlülüğü dile getirmek için

Platon'un "Şölen" adlı diyalogunda herkes sonradan uydurulmuştur. Ne var ki hiçbir tanrı

kendine göre sevginin tanımlamasını yaptıktan Eros gibi zaman ve mekâna göre değişik

sonra, Sokrates bir kadın bilici, Mantineia'lı biçimlerde yansıtılmamıştır, hiçbir tanrı Eros

Diotima'nın görüşlerini anlatır. Diotima'ya göre kadar şairlere konu olmamıştır. Böylece Eros

Eros bir tanrı bile değildir, ölümlüyle ölümsüz tanrı evrensel bir ilkeden, insanları oklarıyla

arası bir varlık, Yunanlıların "daimon", bizim kovalayan ve yaralayan kanatlı, alaycı ve

"cin" diyeceğimiz bir yaratıktır. Eros'un yaramaz, giderek tehlikeli bir çocuk biçimine

doğuşunu anlatmak için yepyeni bir efsane girmiş, bu biçimle de günümüze kadar

uydurulur: Yoksulluk tanrıça (Penia) ile Bolluk gelmiştir. İskenderiye sanatıyla başlayan bu

tanrı diye çevirdiğimiz, aslında her derde Eros simgesi Roma'da Amor-Amores diye epey

deva, hüner anlamına gelen Poros'un tutunmuş, şiirde olduğu kadar resimde de iz

oğluymuş. Sevgi'nin karakterini anasıyla babası bırakmış ve Rönesans'ta ikinci ve çok canlı bir

arasındaki karşıtlığın sonucu olarak şöyle gelişme görmüştür.

anlatır: "Bollukla Yoksulluktan doğan Sevgi'nin Eros'u ele alan en güzel efsanelerden biri
talihi de ona göre olmuş. Sevgi her şeyden Apuleius'un "Eros ile Psykhr" masalıdır.
önce her zaman yoksuldur, çoklarının sandığı Sembolik bir anlam taşıyan bu masal Psykhr
gibi hiç de öyle ince ve zarif değildir, tersine başlığı altında anlatılmıştır.
kabadır, pistir, evsiz, barksız, yalınayaktır,
açıkta, dağda, bayırda, kapı önlerinde, yol Eryks.
köşelerinde yatar, kalkar. Ne yapsın, anasına Üstünde ünlü bir Aphrodite tapınağı
çekmiş, yoksulluktan kurtulamaz. Babasına bulunan Sicilya dağına adını veren efsanelik
çeken tarafıyla da hep güzelin, iyinin kral. Aphrodite ile Poseidon'un oğlu olduğu da
peşindedir, yürekli, atılgan, dayanıklıdır, söylenir. Adı Herakles efsanesine karışmıştır:
yaman avcıdır, hep tuzaklar kurar, fikirlere, Geryoneus'tan aşırdığı sürüleri götürürken
buluşlara düşkündür, büyücülükte eşsizdir. Herakles bu Eryks'e rastlamış. Eryks yiğide
Aslında ne ölümlü, ne ölümsüzdür. Bakarsın meydan okumuş, güreşmişler ve Herakles
aynı günde bolluk içinde gelişir, yaşar, Eryks'i öldürmüş, ama krallığına el koymayıp
birdenbire de ölür, sonra yine babasının akrabalarından birinin günün birinde oraya
tabiatı gereği bir çaresini bulup dirilir. Bir yerleşeceğini söylemiş ve öyle olmuş: Tarihsel
şeyin eline geçmesiyle elinden kaçması bir çağlarda Dor'lardan bir grup Eryks dağına
olur. Öylece Sevgi her zaman ne yokluk yerleşmişler.
içindedir, ne de varlık içinde" (Şöl. 203c, d).
Sevgi'nin hiçbir zaman kanmadığı, hep arayan, Erymanthos.
arzulayan bir duygu olduğu dile getirilmiş (1) Apollon tanrının oğlu. Adonis'le
oluyor bu parçada. seviştikten sonra Aphrodite'yi hamama girer
Başka efsanelerde Eros'un Aphrodite ile görmüş, bu yüzden gözleri kör olmuş. Oğlunun
Hermes'in oğlu, ya da Eileithyia veya İris'in öcünü almak için Apollon da bir yaban domuzu
çocuğu olduğu söylenir. Uranos'lu olup Adonis'i vurup öldürmüş.
Aphrodite'nin Hermes'le birleşmesinden Eros (2) Arkadya'da akan bir ırmakla aynı bölge
doğmuş, Dione'nin kızı Aphrodite'den de deki bir dağın adı. Yaban domuzlarının çok
olduğu bu bölgede Artemis avlanmayı severdi. ama Eteokles gene anlaşmaya yanaşmaz.
(Od. VI, 103). Herakles de efsanelik yaban Bunun üzerine saldırı başlar. Eteokles
domuzunu öldürmüş (Herakles). Polyneikes'le teke tek savaşta can verdikten
sonra, Thebai'de törenle gömülür, oysa
Erysikhton. Polyneikes mezardan yoksun bırakılır
(1) Thessalia kralı Triopas'ın oğlu, ya da (Antigone). Epigon'ların Thebai'ye saldırısı
kardeşi. Tanrılardan korkmaz, taşkın bir sırasında Eteokles'in oğlu Laodamas kraldır.
adammış. Günün birinde Demeter'e adanmış
bir koruluğu kesmeye kalkışmış, tanrılar Euadne.
işmarlarla onu alıkoymaya çalıştıkları halde, İphis'in kızı Kapaneus'un karısı, kocasının
Erysikhton hiç aldırmamış, ağaçları bir bir odun yığınına atılarak, onunla birlikte yanar
kesmiş. Demeter de onu dinmeyen bir açlığa (Kapaneus).
çarpmış. Erysikhton ne yese doymuyormuş,
varını yoğunu yiyip bitirdikten sonra, kendi Euenor.
kendini de yemiş. Atlantis'in yerlisi (Atlantis).
(2) Kekrops'la Aglauros'un oğlu, Atina'lı
kahraman. Delos'taki Apollon Tapınağına Euenos.
gitmiş, Eileithyia' nın eski bir heykeliyle Tanrı Ares'in oğlu, Aitolia kralı. Kızı
dönerken, yolda ölmüş. Marpessa'ya bir talip çıktıkça babası onu
öldürür ve kafasını Poseidon tapınağına
Erythion. asarmış. Sonunda Marpessa'yı İdas kaçırır,
Geryon'un öküzlerini bekleyen sığırtmaç. Euenos da peşine takılır, ama İdas tanrı
Herakles bu sürüleri çalmak için Erythion'u da, Poseidon'dan kanatlı bir araba aldığı için onu
sürülerin bekçisi köpek Orthos'u da öldürür yakalayamaz. Euenos atlarını vurduktan sonra
(Hes. Theog. 292). kendini orada akan bir ırmağa atar. Irmak
Euneos adını alır (İdas, Marpessa).
Esîr.
Eumaios.
Bkz. Aither.
Eumaios, Odysseia'da önemli bir rol
Eteokles. oynayan İthake'li bir domuz çobanıdır.
Odysseus uzun serüvenlerinden sonra yurduna
Oidipus'la İokaste'nin oğlu, Polineikes'in
ilk ayak bastığında Eumaios'un yaptığı ve
kardeşi (Tab. 19). Kral Oidipus Thebai'den
yönettiği ahırlara gider ve babasının sadık
kovulunca, Eteokles'le Polyneikes aralarında
uşağı olan bu "tanrısal" çobanbaşı ile buluşur.
bir anlaşma yaparlar: Her yıl biri kral
Eumaios ihtiyar bir dilenci kılığında olan
olacaktır. İlkin tahta oturan Eteokles'tir.
Odysseus'u konuklamak, ağırlamakla kalmaz,
Polyneikes de şehirden ayrılır. Bir yıl sonra
konuğunun özlemini çektiği efendisi olduğunu
hakkını aramaya gelince, Eteokles yönetimi
anladıktan sonra da talipleri öldürmekte,
ona vermeye razı olmaz. Bunun üzerine
Polyneikes Argos kralı Adrastos'a başvurur malını, mülkünü yeni baştan ele geçirmekte
yardımcı olur ona. Odysseus'un sütninesi
(Adrastos). Thebai'ye karşı sefere hazırlanan
Yediler ordusu saldırıya başlamadan Eurykleia kadar sevimli, cömert ve akıllı bir

aralarından Tydeus'u elçi olarak gönderirler, kişidir. Odysseus'la aralarındaki konuşmalar


Odysseia romanının gerçekçi yanını ve çocuk ölmüş. Babası yiğidi bağışladığı halde,
zamanın yaşama koşullarını açığa vurup Herakles kendi kendine ceza vermiş, karısı
yansıtan değerli belgelerdir. Deianeira ve oğlu Hyİlos'la birlikte Kalydon'dan

Odysseus domuz çobanının kulübesine göçüp Trakhis'e yerleşmiş.

gelince, Eumaios onu saygıyla karşılar, ona bir


Euphrates.
döşek serer, yemek verir ve dilenci pozunda
olan efendisinin uydurduğu hayat hikâyesini Fırat nehrinin adını açıklamak için
dinledikten sonra, kendisinin de bir kral uydurulmuş bir efsane: Euphrates adlı bir
oğluyken nasıl kaçırılıp İthake'ye getirildiğini adam varmış, günün birinde oğlunu karısının
anlatmaya koyulur. Eumaios'un anlattığı bu yanında uyur görmüş ve onu bir yabancı
öykü ilginç bir roman ve o zamanki Akdeniz sanarak öldürmüş, sonra da yanlışlığını
çevresinde ise yoğun bir gidiş geliş olduğunu anlayarak kendini nehre atmış. O zamana
açığa vurur (Od. XV, 389 vd.). kadar Medos adını taşıyan nehre, içinde
boğulan Euphrates'in adı verilmiş.
Eumolpos.
Euphrosyne.
Poseidon'un oğlu, Trakya kralı. Atina ile
Eleusis arasında kopan savaşa karışır, bu Adı sevinç, neşe anlamına gelen
savaşta Atina kralı Erekhteus elinden öldürülür Euphrosyne üç Kharit'lerden biridir
(Erekhteus). Eumolpos Eleusis myster'lerinin (Kharit'ler).
kurucusu olarak tanınır. Eleusis başrahipleri
"Eumolpides" adını benimsemiş ve atalarının Europa.
Eumolpos olduğunu kabul ederlerdi. Poseidon'la Libya'nın oğlu, Fenike kralı
Agenor'un kızı Europa tanrılar tanrısı Zeus'un
Euneos. sevgisini kazanmakla ölmez bir ün salmış,
Euneos, İason'un Argonaut'lar seferinde bütün bir kıtaya adını vermiştir (Tab.11).
Lemnos adasına varınca Hypsipyle'den olan İo'nun serüvenine benzer bir serüven yaşayan
oğludur (Argonautlar, Hypsipple). Troya Europa'nın öyküsünü Edith Hamilton'un Ülkü
savaşına kendi katılmadığı halde, Akha'lara Tamer'ce yapılmış çevirisinden okuyalım
Lemnos şarabı gönderir (İl. VII, 467 72). (Varlık yayınları, s. 53).
Akhilleus esir aldığı Priamos oğlu Lykaon'u (Bu öykü, III. yüzyılda yaşamış
Euneos'a satar (Lykaon). İskenderiye'li bir şairin, Moskhos'un şiirinde
anlatılır).
Eunomia.
Zeus'la sevişmesi yüzünden adı coğrafyaya
Themis'le Zeus'un kızı, Hora’lardan biri geçen tek kadın İo değildir; Europa'nın ünü
(Themis, Hora’lar). daha da yaygındır. İo'nun yıllarca acı
çekmesine karşılık Europa, bir boğa sırtında
Eunomos.
denizler aşıvermenin yarattığı birkaç saniyelik
Kalydon kralı Oineus'un sarayında şarap şaşkınlık ve korku bir yana bırakılırsa, hiç
sunan delikanlı. Herakles'in ellerini yıkarken üzülmemiştir denebilir. Europa'nın Zeus'la
Eunomos yanlışlıkla suyu yiğidin ayaklarına seviştiği sıralarda Hera nerelerdeydi,
dökmüş, Herakles de çocuğa bir tokat atacak bilinmiyor. Bilinen bir şey var: Tanrılar tanrısı,
olmuş. Ama tokadı o kadar sert indirmiş ki gamsız, tasasız, gönlü ne dilerse onu
yapıyordu. Öyle tatlı, öyle güzel bir boğa ki bu,
Hiç boğaya benzemiyor, iyi bir insan gibi
Zeus bir ilkbahar sabahı gökteki sarayında
Yalnız konuşmuyor.
oturmuş, tembel tembel yeryüzünü
gözetliyordu. Gözleri, ansızın, kendisi için çok
ilgi çekici bir yaratığa ilişti. Güzel Europa, Europa, gülümseyerek, boğanın sırtına
uykudan uyanmış, gördüğü düşü yorumlamaya oturdu. Ötekilerin de binmesine fırsat vermedi
çalışıyordu. İki kıta, kadın kılığında, kendisini Zeus fırlattığı yıldırımların hızıyla denize
paylaşmak istemişlerdi düşünde. Europa'yı daldı. O ilerledikçe dalgalar iki yana
doğurduğunu ileri süren Asya, onu kendisi açılıyordu. Yanlarında, önlerinde, arkalarında
almak istemişti. Öteki kıta ise, Zeus'un garip deniz tanrıları Nereid'ler, borulannı
Europa'yı kendisine verdiğini söylemişti. öttürerek Tritonlar ve Zeus'un kardeşi
Gördüğü bu garip düşü yorumlayamadı Poseidon gidiyordu.
Europa; kendi yaşındaki kız arkadaşlarını Sulardan, gördüğü yaratıklardan korkan
topladı; deniz kıyısındaki çiçek tarlasına Europa, düşmemek için bir eliyle boğanın
gittiler. Orada oyunlar oynarlar, sepetlerini kocaman boynuzunu tutarken, öteki eliyle de,
çiçeklerle doldururlardı. Hepsi de bilirdi ki, en ıslanmasın diye mor eteğini topluyordu. "Bu
güzel sepet Europa'nın sepetidir... Hephaistos boğa olsa olsa bir tanrıdır" diye düşünüyordu.
yapmıştı o sepeti. Üstünde İo'nun öyküsü, inek Sonunda dayanamadı; kendisini ıssız bir yerde
oluşu, Argos'un öldürülüşü, sonra Zeus'un İo'yu tek başına bırakmaması için boğaya yalvardı.
yeniden kadın kılığına sokusu çiziliydi. Boğa, cevap vererek kendisinin tanrılar tanrısı
Yalnız sepetler mi, içlerini dolduran Zeus olduğunu, ona tutulduğunu, Girit adasına
çiçekler de ne kadar güzeldir... Nergisler, gittiklerini söyledi.
sümbüller, menekşeler, kırmızı yaban Bir süre sonra Girit'e ayak bastılar. Orada
gülleri... Aşk tanrıçası, Kharit'lerin arasında Mevsim'ler karşıladı kendilerini. Seviştiler;
nasıl ışıldarsa, Europa da yaşıtları arasında çocukları oldu. Europa'nın oğullarından ikisi,
öyle ışıldıyordu. Minos ve Rhadamanthys, yeryüzünde öyle
Zeus onu görünce dayanamadı. Zaten aşk tarafsız davrandılar ki, ölümlerinden sonra
tanrıçası Aphrodite, oğlu Eros'a söylemiş, o da ölüler ülkesine yargıç yapıldılar. Ama Europa,
oklarından birini Zeus'un kalbine saplamıştı. mitologya'da oğullarından daha önemli bir yer
Hera uzaklardaydı o sırada; ama Zeus yine de tutar.
ne olur, ne olmaz diye korktu. Bir boğa
kılığına girdi, Koyu kahverengi, kaşları yerinde Euros.
gümüş yaylar çizili, boynuzları yeni ayın Şafak tanrıça Eos'la Astraios, ya da
görünüşüne benzeyen güzel, çekici bir boğa Typhon'dan doğduğu söylenen dört ana
olup çıktı. Çiçek toplayan kızların arasına indi. rüzgârdan biri. Güneybatıdan eser, bizim
Yaşıtları gibi, Europa da boğayı görünce keşişleme dediğimiz rüzgârdır.
dayanamayıp yanına geldi. Onu sevdi, okşadı.
Eurybie.
Hemen eğildi boğa. Sanki Europa'nın,
Hesiodos'un Theogonia'sında Pontos'la
sırtına binmesini ister gibiydi:
Gaia'dan, yani denizle topraktan
doğmuş,Eurybie, Nereus, Phorkys, Thaurnas
Sırtına bindirip gezdirecek bizi, ile Keto'nun kız kardeşidir (Tab. 6).
Titan'lardan Krios'la birleşip, Astraios, Pallas
ve Perses'i doğurur. Eurylokhos.
Odysseus'un yoldaşlarından biri. Kirke'nin
Eurydike. konağına gidecek grubun başına seçilir, ama
Orpheus'un karısı, ağaç perisi. Serüveni büyücü kadının kurduğu tuzağa düşmez ve geri
için bkz. Orpheus. gelip Odysseus'a Kirke'nin arkadaşlarını
domuza çevirdiğini haber verir (Od. X, 205
Eurykleia. vd.); ölüler ülkesinin açıldığı çukur başında
Odysseus'un sütninesi. Odysseia'nın kurban keser (XI, 23 vd.); gemileri Seiren'lerin
başında Telemakhos'u yatak odasına önünden geçerken, Odysseus'u direğe iki kat
götürürken şöyle tanıtılır bize (Od. I, 425 vd.): bağlar (XII, 95 vd.), ama Güneş'in ineklerini
yemeyi o salık verir arkadaşlarına ve bu
yüzden de tanrıların lanetine uğrayarak
Telemakhos gidiyordu yatmaya, düşüne Odysseus'un bütün tayfasıyla birlikte can verir
düşüne.
(XII, 339 vd.).
Eurykleia, Peisenor oğlu Ops'un kızı,
çevresinde onun dört döne döne,
Eurymakhos.
çerağlar tuttu yoluna pırıl pırıl,
Onu Laertes parasıyla satın almıştı çok Polybos'un oğlu Eurymakhos, Odysseus'un
eskiden, karısı Penelopeia'nın talipleri arasında başta
körpecik bir kızken almıştı yirmi sığıra gelenlerdendir. Şöyle tanımlanır (Od. XV, 519
karşılık, vd.):
sayardı onu sarayında asıl karısı gibi,
ama yatağına almamıştı bir kere olsun,
ödü kopuyordu karısının öfkesinden. Eurymakhos'tu adı, yiğit Polybos'un parlak
İşte bu Eurykleia’ydı çerağı tutan, oğlu,
Telemakhos'u en çok seven de oydu, lthake'liler şimdiden bir tanrı gözüyle
bebekken dadılığa başlamıştı Telemakhos’a bakarlar ona,
bakmıştı ta çocukluğundan kocaman taliplerin en iyisidir gene de.
oluncaya dek.

Antinoos'la birlikte Eurymakhos taliplerin


Eurykleia, Odysseia'da günlük hayatı en ciddiye alınması gerekenidir (Od. XV, 17):
yansıtan en canlı bazı sahnelerin
kahramanıdır: Telemakhos'un yolculuğunu o
Penelopeia’yı babası ve kardeşleri
hazırlar, gittiğini o bilir ve Penelopeia'dan
kışkırtırlar Eurymakhos’a varsın diye,
saklar (Od. II, 347-380); dilenci kılığında
ağırlığı en çok talipler arasında o artırır
İthake sarayına gelen Odysseus'un ayaklarını
çünkü.
yıkarken eski bir yara izinden onu tanır (Od.
XIX, 350-507); taliplerin ve özellikle
hizmetçilerin cezalandırılmasında önemli bir Antinoos'a kıyasla biraz daha efendi, daha
rol oynar (Od. XXII, 391-492). Evin kâhyası, nazik ve terbiyeli bir adam gibi davranır:
bekçisi, büyüğüdür, Odysseus'un sarayında Penelopeia'yı yatıştırır, oğlunun canına
oynayan dramın en sevimli kişisidir. kıyılmayacağını söyler (Od. XVI, 434 vd.), onu
pohpohlar, en güzel armağanlardan birini verir
(XVIII, 295 vd.) ama bütün bunlar yalan ve gerdeğe girmeye hazırlayan odur (Od. XXIII.
yapmacıktır, o da Odysseus'un varlığını 154 vd.).
sömürmeye bakar, Telemakhos'u ilk fırsatta
öldürmeye ve Penelopeia'nın hizmetçisi Eurypylos.
Melantho ile seviştiği halde, bir an önce (1) Troya'da Akha'lardan yana savaşan
kraliçeyle evlenmeye. Dilenci kılığında saraya Thessalia'lı önder. Troya'lılardan Hypsenor,
gelen Odysseus'a o da kötü davranır, kafasına Melanthos ve Apisaon'u öldürür. Paris'in kargısı
bir tokmak atar (XVIII, 396). Yay germe altında yaralanır, ama Patroklos yardımına
yarışmasında Antinoos'la ikisi en sona kalırlar, koşar.
ama başaramazlar (XXI, 186 vd.); Odysseus
(2) Kos (Istanköy) adasının kralı.
kendini belli edip meydan okuyunca,
Poseidon'un oğluymuş. Troya dönüşünde
Eurymakhos önce bütün suçu Antinoos'a
Herakles adaya uğrayınca Eurypylos ona karşı
yükleyip pazarlığa girişmek ister (Od. XXII, 60
gelmiş, bu yüzden de öldürülmüş.
vd.), Odysseus onu da bir okla yere serer ve
öldürür. (3) Telephos'un oğlu. Telephos, yarası
iyileşince, ne kendinin, ne de oğlunun
Eurymedon. Akha'lara karşı savaşmayacağına söz vermişti.
Ama Priamos'un kız kardeşi olan karısı, oğlu
İlyada'da iki Eurymedon'un sözü edilir, biri
Eurypylos'u Troya'ya gitmeye kandırmıştı. Bunu
Agamemnon'un seyisi, öbürü Nestor'un
bir armağan karşılığı yaptığı söylenir.
seyisidir.
Eurypylos, Akhilleus'un oğlu Neoptolemos'a

Eurynome. karşı savaşır ve onun eliyle öldürülür. Bu


çarpışmanın haberini, Odysseus ölüler
(1) Okeanos'la Tethys'in sayısı üç bini bulan
ülkesinde karşılaştığı Akhilleus'un ruhuna iletir
kızlarından biri. Hesiodos'un "Theogonia"sında
(Od. XI, 519 vd.).
anlatıldığına göre (Theog. 906-910):

Eurystheus.
Okeanos kızı Eurynome ile evlendi Argos kralı Sthenelos'un oğlu. Herakles
Zeus efsanesinde büyük bir rol oynayan kötü kişi.
güzelliği, görenleri büyüleyen uyum Eurystheus, Amphitryon'un amca oğlu ve onun
tanrıçayla; gibi Perseus'un torunudur. Zeus, Alkmene'yi
Üç kızı oldu ondan, Kharitler, Üç Güzeller:
Herakles'ten gebe bırakınca, Perseus
Aglaie, Euphrosyne ve sevimli Thalia,
torunlarından ilk doğacak olanın krallık elde
(Kharitler).
edeceğini bildirir. Hera da doğacağını bildiği
Herakles'in kral olmasını önlemek için,
(2) Penelopeia'nın yanında bulunan kâhya Eurystheus'un yedi aylık doğmasını sağlar.
kadın. İthake kraliçesi onu yanından ayırmaz, Böylece Eurystheus Tiryns, Mykene ve Argolis
onunla konuşur, ona dert döker, kendine bölgesine kral olur ve Herakles'i buyruğu
bakması için öğütler verir. Penelopeia'nın altına alarak, onu bir sürü güç işler başarmaya
çevresinde asıl hizmet gören odur, dilenci zorlar. Herakles büyük kahramanlıklarını hep
kılığında uykuya yattığı zaman Odysseus'un Eurystheus'un emriyle ve Eurystheus'un
üstünü örter (Od. XX, 4), kendini tanıttıktan çıkarına yapar. Onu kıskanan aman vermez
sonra yiğidi yıkayan, giydiren, Penelopeia ile kral yiğide eziyet etmekten hoşlanmaktadır.
Herakles öldükten sonra, Eurystheus soyunu (Herakles, İphitos, İole).
Mykene'den kovar. Bir süre sonra Herakles (2) Bir devin adı (Gigantlar).
oğullarının savaş ortağı olan Atina'ya karşı
sefere çıkar, ama İoalos tarafından öldürülür. Euterpe.
Zalim kralın kafası Alkmene'ye getirilince,
Musa'lardan biri, başı çelenkli, elinde bir
gözlerini oymuş (Herakles, Alkmene).
flütle şenliklere, bayramlara katılır, neşe
getirirmiş. Dionysos alaylarında da yeri vardır.
Eurythion.
Dithyrambos'u onun esinlediği söylenir
(1) Kentaur, yani at adamlardan biri.
(Musa'lar).
Lapith'lerden Peirithoos'un nişanlısını
kaçırdığından, Kentaur'larla Lapith'ler savaşına Evandrus.
yol açmıştı (Kentaur'lar).
Vergilius'un "Aeneis" destanında adı geçen
(2) Kalydon savaşına katılan yiğitlerden kahraman. Romulus tepesinde Roma şehrini
biri. Kardeşi Phokos'u öldürdükten sonra kurmadan orada Evandrus'un kurduğu
Peleus Eurythion'un yanına sığınmış, onun Pallantea kasabası vardı. Burayı da
eliyle arınmıştı, ama Kalydon avı sırasında Yunanistan'ın Arkadya bölgesinden gelme
kaynatasını da kaza ile öldürünce, başka yere Evandrus (Yun. Euandros, iyi adam anlamına
göçmek zorunda kalır (Peleus, Aiakos). gelir) kurmuştu. Bölgeye uygarlık getirmiş,
yerlilere okuma yazmayı öğretmiş, müzik ve
Eurytos. yararlı bazı sanatları da yaymıştı. Ayrıca
(1) Nerede olduğu iyice bilinmeyen Latium Yunanistan'dan bazı tanrı kültlerini de
Oikhalia şehrinin kralı, Herakles efsanesinde getirmişti. Hercules buralara gelince,
önemli bir rol oynayan kişi. Ok atmakta çok Evandrus onu Cacus'u öldürmüş olma suçundan
usta olan Eurytos'un dört oğlu, bir de İole adlı arındırmış, tanrı oğlu olduğunu anlayarak
kızı varmış. Ok atmakta kendisini yenecek Roma'nın yedi tepesinden Aventinus'la
olana kızını vermeye ant içmiş. Herakles Palatinus arasında büyük bir sunak kurmuş.
onunla boy ölçüşüp onu yenmiş, ama Eurytos Onun için, bu sunak sonraları da Ara Maxima
sözünde durmamış, yiğidin, sürülerini çaldığını olarak gösterilirdi (Cacus). Evandrus Aeneas'ı,
ileri sürmüş. Yalnız oğlu İphitos Herakles'ten babası Ankhises'le konukluk bağları kurmuş
yana çıkmış. Ne var ki birden çıldıran Herakles olduklarını hatırlayarak, iyi karşılar ve oğlunu
İphitos'u öldürmüş. Bunun cezası olarak da esir bir bölük askerle birlikte emrine verip
diye satılmış ve Omphale'nin sarayına düşmüş. Rutul'lere karşı savaşta yardımcı olmalarını
Özgürlüğüne kavuşunca, Eurytos'un sarayına sağlar (Aeneas).
dönüp onu öldürmüş ve İole'yi ele geçirmiş
F
Faunus gibi Fauna'nın adı da "quae favet"
Fama. (iyilik eden, lütuf gösteren) anlamına gelir.
Roma mitolojisinde ünü, halk sesini ve Kadınları kısırlıktan korurmuş.
dedikoduyu simgeleyen tanrıça. Fama,
Vergilius'un "Aeneis" destanında yarattığı bir Faunus.
simgesel varlıktır. Dido'nun Aeneas'a olan gizli Roma dininin en eski tanrılarından biri.
aşkını açığa vurur (Aen. IV, 173-188). Ficus'un oğlu ve Saturnus'un torunu olarak
gösterilir. Adı "qui favet" (iyilik eden, lütuf
Fames. gösteren) anlamına gelen bu tanrı bir yandan
Açlığı simgeleyen Fames Hesiodos'un sürülerin, tarlaların koruyucusu olarak Yunan
Eris'ten doğma olarak gösterdiği Limos'un etkisi altında Pan ile bir tutulmuş, öte yandan
Latince karşılığıdır. Vergilius bu simgesel adı Roma'nın kuruluş efsanelerine karışmıştır.
varlığı Ölüler Ülkesi'nde Yoksullukla yan yana Arkadya'daki Euandros'un İtalya'ya gelişiyle
gösterir. Ovidius'a göre, Açlık İskitya'da kurak ilgili efsanelerde rol oynadığı için (Evandrus),
bir toprak üstünde oturmaktadır. Erysikhton'a kültü Roma şehrinin en eski tepelerinden biri
dinmez açlığı veren odur (Erysikhthon). sayılan Palatinus'a yerleşmiş ve Lupercalia
bayramı (15 şubat) ile ün kazanmıştır.
Fatum. Faunus'un rahipleri Luperci'lerin kutladıkları
Roma mitolojisinde Kader'i simgeleyen bu bahar ve bereket bayramında delikanlılar
tanrısal varlık. Fatum, söz söylemek, çırılçıplak olarak dolaşır ve önlerine gelen
konuşmak anlamına gelen "fari"den türeme kadınlara kamçılarıyla vururlardı. Kısırlığı
olup, aslında "tanrı sözü" demektir. Sonraları defetmek, toprağın verimliliğini sağlamak ve
Yunan dinsel görüşlerinin etkisiyle Fatum, halkı kötü güçlerin etkisinden kurtarmak
Kader, tanrıçalarıyla bir tutulmuş ve Fatum amacı güdülürdü. Klasik çağlarda Faunus bir
sözcüğü dişi cinse dönerek Fata olmuştur. tanrı olmaktan çıkmış ve Yunan Satyr'leri gibi
Roma'da üç Fata tanrıçasının heykeli keçi ayaklı, sakallı, boynuzlu yaratıklar olarak
görülürdü ki bu heykeller Sibylla'ları dağda, ormanda, su kenarlarında nympha'ları
simgelerdi (Parca, Sibylla). kovalar gösterilmişlerdir.
Fransızca peri anlamına gelen "fée" bu Roma kuruluş efsanesinde bir tanrı olarak
Fata'dan gelmiştir. Halk arasında dişi cinsten değil de, Latium'un ilk krallarından biri olarak
Fata olduğu gibi, erkek Fatus'ların da varlığı gösterilir.
tasarlandı ve herkesin kendi cinsine göre
kaderi, alın yazısı bir genius, bir cin olarak Faustulus.
simgelendi (Genius). Alba kralı Amulius'un çobanı Faustulus
Romulus'la Remus efsanesinde önemli bir rol
Fauna. oynar. Amulius kızlarının doğurduğu ikiz
Roma tanrısı Faunus'un hem kız kardeşi, çocukları Tiber kenarına bırakmayı buyurunca,
hem de eşi. Falcı bir tanrıça olarak gösterilir Faustulus bir dişi kurdun emzirdiği ikizleri
ve Bona Dea ile bir tutulur (Bona Dea). Latin bulmuş ve karısı Acca Larentia'ya büyütülmek
Hercules efsanesinde rol oynar; Fauna, kral üzere götürüp vermiştir (Acca Larentia).
Faunus'un eşi, Hercules'le sevişmiş ve Latium'a Sonradan Faustulus çocuklara kim olduklarını
adını verecek olan kral Latinus'u doğurmuş. bildirmiş, Romulus’da tanrı ve kral soyundan
olduğunu anlayınca, gidip Amulius'u öldürmüş. istemiş tek başına, bunun için Flora'ya
İkiz kardeşler kavgaya tutuştukları zaman, başvurmuş. Flora da bir kadına dokununca onu
Faustulus araya girmiş ve öldürülmüş derler. gebe bırakan bir çiçek vermiş İuno'ya, tanrıça
Adı "faveo" fiilinden "uğurlu, verimli" anlamına da kendi kendine Mars tanrıyı getirmiş
gelen Faustulus'un Forum'da mezarı, Palatinus meydana. Roma'lılar yılın ilk ayına Mars (mart)
tepesinde de kulübesi gösterilirdi. Roma adını vererek onun Flora ve baharla ilişkisini
tanrıları arasında saygı görürdü (Romulus, belli etmek istemişlerdir. Flora'nın onuruna
Remus). Roma'da Floralia şenlikleri düzenlenirdi. Nisan
sonunda başlayıp mayıs ayma kadar süren bu
Feronia. şenlikler büyük bir coşkunlukla kutlanırdı.
Etrüsk asıllı bir tanrıça. Ormanları ve
kaynakları koruyan bu tanrıçanın kültü orta Fors.
İtalya'ya ve Etruria'ya yayılmıştı. Terracina'da Rastlantı, talih anlamına gelen Fors,
bulunan tapınağında köleler azat edildiği için, Fortuna tanrıçanın erkeğidir. Roma'lılar çok
Libertas, yani özgürlüğü simgeleyen tanrıça ile önem verdikleri bu tanrıları bir çift olarak
bir tutulmuştur. görür ve Fors'la Fortuna'ya birlikte tapınırlar,
yakınırlardı.
Fides.
Andı, yemini simgeleyen tanrıça. Fortuna.
İupiter'den daha yaşlı, ak saçlı bir kocakarı Roma'lıların en çok korktukları, en çok
olarak simgelendirilmesi, verilen söze saygının tapındıkları tanrıçalardan biri kör talihi
her türlü toplum düzeninin temelinde olduğu simgeleyen Fortuna'dır. Yunan Tykhe
anlamına gelir. Aeneas soyu ona Palatinus tanrıçasıyla bir tutulan Fortuna elinde bir
üzerinde bir tapınak yaptırmış. Fides'e kurban dümen (insanların hayatını yönetir çünkü) ve
keser, sunu sunarken rahipleri sag ellerine bir bereket boynuzuyla, çoğu zaman da kör olarak
beyaz sargı sararlardı. canlandırılır. Tapımını Roma'ya getiren kral
Servius Tullius imiş. Fortuna o kralı o kadar
Flora. sever ki, geceleri evine girermiş. Fortuna'nın
Çiçek ve bahar tanrıçası Flora, Roma'ya tapınağında Servius Tullius'un bir heykeli
Sabin'lerden gelme bir tanrıçadır. Çiçek açan buIunurmuş. Yunan etkisi altında Fortuna
her bitkinin yönetimi onun elindedir. Şair zamanla başka tanrıçalarla, özellikle İsis'le bir
Ovidius Flora üstüne Yunan mythos'undan tutulmuştur (Tykhe).
esinli bir öykü anlatır (Fast. V. 20 vd.): Flora
aslında Khloris adlı bir Nympha imiş, rüzgâr Furia'lar.
tanrı onu görüp kaçırmış ve evlenmiş onunla. Roma'nın ilkel din görüşlerinde Furia'lar
Her türlü bitki ve çiçek üstünde egemenliği yeraltından çıkıp insanların peşine takılan
bağışlamış Flora'ya. Ama Flora'nın gücü kötü cinlerdir. En erken çağlardan beri
bununla da kalmamış, tanrı Mars'ın doğmasına Furia'lar Yunan mythos'unun Erinys'leriyle bir
önemli bir etken olmuş: İupiter'in Minerva'yı tutulmuş ve efsaneleri birbirine karışmıştır
kendi kafasından çıkarmasına içerleyen İuno (Erinys'ler).
erkek araya girmeden bir çocuk doğurmak
G
toprağın bağrına saklamıştı onları,
Gaia. ve Uranos sürdürürken bu korkunç oyunu
koca Toprak inim inim inliyordu zorundan.
Homeros'ta hiç adı geçmeyen Gaia,
Hesiodos'un Theogonia'sında dünyayı, yeri,
evrensel bir öge olarak toprağı simgeler. Bir Son Titan oğlu Kronos'a babasının erkeklik
tanrıdan çok kozmik bir varlıktır Gaia, bütün uzvunu kestirdikten sonra Gaia bu kez kendi
öğelerin kaynağında bulunan ana ilkedir. doğurduğu Pontos'la birleşir ve ondan Nereus,
Hesiodos bu yolda doğada ana ilkenin ne Thaumas, Phorkys, Keto ve Eurybie'yi
olduğunu tanımlamaya çalışan İonya meydana gelini (Tab. 6). Hesiodos'tan gayrı
düşünürleri gibi davranır. "Bütün ölümsüzlerin kaynaklarda adı geçen Nereus'tan deniz
sürekli, sağlam tabanı" saydığı Gaia, evreni varlıklarını meydana getirir. Ama Gaia'nın öbür
bir düzen yöntemine göre meydana getiren ve çocukları da aralarında birleşerek yersel ve
düzensiz boşluktan çıktıktan sonra dişi-erkek göksel birçok varlıkların doğmasını sağlarlar;
birleşme yoluyla evrenin kendisini ve Bunların kimisi yıldız, yel ve gökkuşağı gibi
tanrılarını yaratır. Tab.1'de gösterildiği gibi görülen varlıklardır, kimisi de evrenin
Gaia "parthenogenesis" (kendi kendine mitolojik yorumunun yarattığı simgesel
doğurma) prensibine göre Gök'ü, Dağ'ları ve tanrılar dır.
Deniz'i yaratır; bu süreci şöyle anlatır
Gaia Uranos'un devrilmesini sağladığı gibi,
Hesiodos (Theog. 126 vd.):
tahta çıkardığı oğlu Kronos'un da devrilmesini
sağlar. Çünkü Kronos babası Uranos gibi
Toprak bir varlık yarattı kendine eşit: zorbaca davranır ve çocuklarını doğar doğmaz
Dört bir yanını saran Uranos, yıldızlı, yutar. Karısı Rheia Zeus'a gebe kalınca Gaia ile
Gök'ü, Uranos'tan doğuracağı çocuğu kurtarma
mutlu tanrıların sürekli, sağlam yurdunu çarelerini sorar. Bu kez de Gaia kızına kaderi
yüksek dağları yarattı sonra,
bildirmekle kalmaz - kader Uranos'un oğluna
koyaklarında tanrılar oturan dağları.
yenildiği gibi, Kronos'un da Zeus eliyle
Sonra denizi yarattı, ekin vermez denizi:
devrilmesidir - Kronos'u aldatmak çarelerini
Azgın dalgalarıyla şişen Pontos'u.
Kimseyle sevişip birleşmeden yaptı bunu. de gösterir ve Zeus'un Girit'te bir mağarada
gizlice doğmasını sağlar, Kronos'a da bir taş
yutturulur (Kronos, Zeus). Gaia birinci kuşak
Sonra ilkin Uranos'la birleşip erkek ve dişi devrimini hazırladıktan sonra, ikinci kuşak
Titan'ları, Kyklop'ları ve Hekatonkheir'leri devrimini de yürütür: Zeus'a ne yoldan
doğurur (Tab. 2). Bu doğurma sürecinden egemenliği elde edebileceğini o öğretir; çare
hemen sonra evrene egemenlik savaşının ilk Kronos kuşağından Titan'ları yenmek için
belirtisi Uranos tanrının doğan çocuklarını Kyklop'ları ve Hekatonkheir'leri kurtarıp
Gaia'nın karnına gerisin geri tıkmasıyla baş yardıma çağırmaktır.Zeus Gaia'nın dediğini
gösterir (Theog. 154 vd.): yaparak devlere karşı savaşı gerçekleştirir ve
Titanları devirerek dünya egemenliğini ele
geçirir.
Böylesine korkunçtu Toprak’la Gök’ün
oğulları. Gaia son olarak Tartaros'la birlikte
Babaları ilk günden iğrenmişti onlardan, Typhon'u doğurur (Typhon). Başka
doğar doğmaz gün ışınına çıkaracak yerde Theogonia'lara göre Tartaros'tan Ekhidna adlı
bir kızı olmuş ve Poseidon'la da birleşerek kılığına sokarak büyütmüş. Adına da Leukippos
Antaios devini doğurmuş (Antaios). Genellikle demişler. Ne var ki genç kız olunca Leukippos
devler, azmanlar, canavarlar hep Gaia'dan o kadar güzelmiş ki kız olduğunu saklamak
doğma sayılır. elden gelmezmiş artık. Büyük bir korkuya

Zamanla Gaia'nın mythos'ta yeri ve önemi kapılan annesi onu Leto tapınağına bırakmış

değişmiş, kozmik nitelikteki Ana Toprak, dinde ve tanrıçadan kızını erkek yapmasını

daha belirli birer tanrıça olarak görülen, bir yalvarmış. Tanrıça dileği yerine getirmiş ve

yandan Demeter, öte yandan Kybele gibi Leukippos'un cinsiyetini değiştirmiş (İphis).

toprak ve bereket tanrıçalarına yer vermiştir.


Ganymedes.
Gaia böylece daha kişisel ve insansal
tanrıçalarla ya birleşmiş, ya da kozmik öğe Ölümlülerin en güzeli sayılan Ganymedes
olarak felsefe alanına girmiştir. Gaia Dardanos soyundan, Troya kral ailesindendir
Yunanistan'da birçok kehanet merkezlerinin (Tab. 17). Homeros onun serüvenini şöyle
esinleyicisi sayılır, örneğin Delphoi'ye anlatır (İl. 230 vd.):
Apollon'dan çok daha önce yerleşmiş bilinir
(Apollon, Delphoi).
Erikhthoniostan Tros doğdu, Troyalıların
kralı.
Galateia. Kusursuz üç oğlu oldu Tros 'un da:
(1) Homeros ve Hesiodos'da adı geçen İlos, Assarakos, tanrılara denk Ganymedes.
Nereus kızlarından biri. Adı “sütbeyaz” En güzeliydi Ganymedes ölümlü insanların,
anlamına gelir. Çoban şiirlerinin ustası tanrılar kaçırdı onu Olympos 'a
Theokritos'un XI. şiirinde sözü geçen bu Zeus’a şarap sunan olsun diye,
dediler güzelliğiyle yaşasın tanrılar
Nereus kızına Sicilya'lı Kyklops Polyphemos
arasında.
vurgundur. Ama çirkinliğinden ötürü yanaşmaz
Galateia’sına, Tepegöz’de şiirde bu güzel kıza
olan aşkını ve aşkının karşılıksız kalmasından Ganymedes'e vurulup onu asıl kaçıran, ya
duyduğu acıyı dile getirir. Galateia'nın öyküsü da kaçırtan tanrı Zeus'tur. Ganymedes'i İda
şudur: Polyphemos'tan kaçan Nereus kızı tanrı dağının yamaçlarında sürülerini otlatırken
Pan'ın (ya da Faunus'un) oğlu Akis'i sever, görmüş de kuşu kartalı göndermiş delikanlıyı
onunla buluşup konuşurlar. Bir gün Tepegöz kaçırıp Olympos'a getirsin diye. Ya da kendi
Galateia'yı sevgilisinin kollarında uyur bulur, kartal biçimine girmiş ve oğlanı pençelerinin
deliye döner, Akis'e kaçma fırsatını vermeden arasına alıp kaçırmış. Her neyse, karşılık
koca bir kaya kaldırıp kafasına indirir. Akis olarak Zeus çocuğun babasına ölmez atlar
ölür. Galateia da sevgilisinin bir ırmak haline armağan etmiş, Ganymedes'i de tanrılar
gelmesini sağlar. sofrasında Hebe yerine şarap sunucusu olarak
(2) Lampros adlı bir adamla evli olan bir kullanmıştır.
Giritli kadın. Lampros çok fakirmiş, karısının
gebe olduğunu anlayınca, ona yalnız bir oğlu Gece.
olursa besleyebileceğini, yoksa dağa bırakmak Bkz. Nyks.
zorunda kalacağını bildirmiş. Kocası yokken
bir kız çocuk doğuran Galateia çocuğunun Genius.
cinsini kocasından saklamış ve kızı erkek Türkçe "cin" sözcüğünün kaynağında
bulunan Latince "genius" kavramı kişinin edinmişlerdir. Titan'ları yendikten sonra
içinde doğup gelişen tinsel varlıktır. Doğum Olympos tanrıları bu yaratıklara karşı koymak
günü, Genius'un bayramıdır. Ama yalnız zorunda kalmışlar. Çünkü Gigant'lar dağları üst
insanın değil, bir yerin, bir topluluğun da üste yığarak Olympos'a saldırmışlar. Bu kez de
genius'u olabilir. Örneğin zifaf yatağının da devleri yalnız bir ölümlü insanın
genius'u vardır, görevi gerdeğe giren çiftin yenebileceğini bildiren bir kehanet var
üretme gücünü artırmaktır. İnsandaki genius olduğundan, tanrılar Herakles'e başvurmuşlar.
onu canlı, neşeli ve iyimser tutan güçtür. Herakles de başta Zeus ve Aigis kalkanıyla
İnsan kendi ya da başkasının genius'u üstüne Athena olmak üzere, tanrıların yardımıyla
yemin eder. İmparatorluk çağında, Gigant'ları öldürmüş. Alkyoneus'u Herakles
imparatorun genius'u korkulur, güçlü bir varlık kendi öldürmüş (Alkyoneus), Ephialtes'i
sayılır ve imparator nasıl öbür insanlar üzerine Apollon'un bir oku, Eurytos'u Dionysos'un
egemense, bu genius'un da bütün öbür thyrsos'u, Enkelados'a gelince, o kaçabilmiş,
genius'lara hükmettiğine inanılırdı. Zamanla ama Athena üstüne Sicilya adasını atmış.
genius insanda ölmeyen, ölümden sonra var Tanrıça da Pallas'ın derisini yüzüp savaşta zırh
kalan tinsel varlık sayıldı (Manes). olarak kullanmış. Gigantomakhia, yani devler
savaşı bir söylentiye göre Trakya'da, bir başka
Geryoneus. söylentiye göre Arkadya'da olmuş.
Hesiodos Theogonia'nın iki yerinde (Theog. Bu konu Bergama'nın Zeus Sunağında en
285-90; 280-85) üç kafalı bu devden söz eder. parlak bir biçimde işlenmişti. Bergama'dan
Geryoneus, Poseidon'un oğlu Khrysaor'la alınıp Berlin Müzesine taşınan ve orada yeni
Okeanos kızı Kallirhoe'den doğmadır. Herakles baştan kurulan Zeus Sunağının frizi dev boyda
Eurystheus'un buyruğu üzerine gelip onu 118 kabartmadan meydana gelir; bu
adasında öldürür. kabartmaların her birinde Olympos tanrılarıyla
Erytheia adasının nerede olduğu tartışma Gigant'lar arasındaki savaş canlandırılır. Devler
konusu olmuştu. Kızıl toprak anlamına gelen aslan ya da boğa kafalı ve yılan kuyruklu
bu ada Batı kızlarının birinin adını taşıyan azmanlardır. Olympos tanrılarında Zeus,
İspanya kıyılarında bir ada olsa gerek Athena, Leto, Apollon, Artemis, Dione,
(Herakles). Aphrodite ve Nyks ile Moira'Iar savaşa katılır.
Devlerden Otos, Alkyoneus, Porphyrion ve
Gigant'lar. daha adları belirtilmeyen başkaları görülür.
Gigant'lan, yani Devleri, Uranos'la Gaia'nın Kabartmalarda devlerin tanrıların gücü altında
birleşmesinden doğan Titan'lardan ayırmalı. ezildikleri, gövdeleri paramparça edilip
Theogonia'da Hesiodos, Uranos'un kesilen korkunç acılar içinde kıvrandıkları an
hayalarından akan kanın toprağa damladığını canlandırılmıştır. Bergama'ya özgü patetik
ve bir süre sonra Gaia' nın devleri "parlak üslupta işlenmiş olan bu kabartmalar
zırhlı ve uzun kargılı" olarak meydana hellenistik denilen sanatın en görkemli örneği
çıkardığını yazar, sonra da söz etmez artık ve akıllara durgunluk veren bir anıttır.
onlardan. Ama başka mythos yazarları ve
özellikle plastik sanatlar, görülmemiş boyda Glaukos.
ve güçte olup, bedenleri birer yılan (1) Glaukos II (Tab. 25). Bellerophontes'in
kuyruguyla biten bu azmanlan konu torunu, Hippolokhos'un oğlu Glaukos, İlyada'da
parlak bir rol oynar. Homeros, dünya görüşü anlar düşmanının eski bir dost olduğunu (İl. VI,
üstüne en güzel sözlerinden birkaçını onun 214 vd.). Birbirleriyle dövüşmemeye karar
ağzına vermiş, Bellerophontes efsanesiyle verirler ve silahlarını değişirler (İl. VI, 229
Lykia'lıların Troya savaşındaki serüvenini onun vd.):
kişiliğinde anlamlandırmıştır. Işık ülkesinden
gelen ve adı denizin maviliğini, parlaklığını
Değişelim gel silahlarımızı,
yansıtan bu yigit ne kadar da sevimli! Anadolu
bellesin Akha'larla Troya'lılar,
insanı sanki o günden kendini bulmuş,
atalarımızın konuk kardeşi olmakla
yansıtmıştır onun kişiliğinde.
övündüğümüzü.
Anadolu'nun dört bir yanından Troya'yı Böyle konuşup atladılar arabalarından,
savunmaya gelenlerin listesi şöyle biter (İl. II, el sıkışıp ant içtiler.
876 vd.); Ama Kronos oğlu Zeus, tam o sıra,
Glaukos'un aklını başından aldı,
Tydeus oğlu Diomedes'le değişti silahlarını.
Lykia'lılara Sarpedon'la kusursuz Glaukos Altını tunçla değişti,
komuta eder. yüz öküzlük silahı dokuz öküzlük silahla.
Gelmişler uzak Lykia ülkesinden,
anaforlu Ksanthos'tan gelmişler.
Cömertlik Anadolu'da kalır. Diomedes
çekilir gider, Glaukos da Lykia'lı önder
Altıncı bölüme kadar Glaukos'un adı Sarpedon'la birlikte savaşa döner. “Kapkara
geçmez ama birdenbire Akha yiğidi Diomedes fırtına” gibi saldırırlar ve “zorlu savaşta bela”
ile karşı karşıya görürüz onu. Diomedes olurlar Akha'lara. Glaukos yaralanır. O sırada
saldırır, ama birden durur, içine bir kuşku Sarpedon Patroklos'un kargısıyla vurulup can
girer bu parlak yiğit bir tanrı olmasın diye, vermek üzereyken, Lykia'lıların kaderini
korkar tanrılarla boy ölçüşmekten.Kimsin diye Glaukos'un eline verir. (Sarpedon).
sorar. Glaukos'un verdiği karşılık şu (İl. VI, 145
Ne yapsın Glaukos, yaralıdır, eli, ayağı
Vd):
tutmaz, işte o zaman tanrısı gelir aklına,
Lykia'lıların büyük tanrısı, ışık tanrı Apollon,
Ulu canlı Tydeus oğlu, soyumu ne sorarsın ? ona yakarır (İl. XV, 515 vd.).
Yapraklar gibidir insan soyu. Apollon dinler onu, iyi eder yarasını.
Bir yandan bakarsın rüzgar onları döker
Glaukos da aslan gibi dövüşmeye koyulur yeni
yere,
baştan. Hektor'u bile kınar, savaş ortaklarını
bir yandan bakasın bahar gelir, yenilerini
korumuyor diye. Engin bir yas kaplar
yetiştirir,
Troya'lıları, Hektor utanır uzak illerden gelen
yeşerir orman, böylece soyların biri göçer,
biri doğar. cömert dostunu kurtaramadı diye, o güçle
İyicene bilmek istersen soyumuzu, saldırır Patroklos'a ve öldürür onu, Glaukos'un
-bilir onu birçok kişiler.- da sözü edilmez bir daha İlyada'da (Hektor).

(2) Glaukos I (Tab. 25). Sisyphos'un oğlu


Glaukos, yukarda sözü geçen Glaukos'un
Ve başlar Bellerophontes'in eşsiz
atasıdır. Sisyphos'un kurduğu Ephyra (sonradan
serüvenini, Lykia'ya göçüşünü anlatmaya
Korinthos olur) kentinde kraldır. Ölümüyle ün
(Bellerophontes). Diomedes'te şafak atar,
salmıştır bu Glaukos: Pelias'ın ölümü için Medusa ölümlüydü, oysaki kız kardeşi
düzenlenen yarışmalarda araba yarışına katılır ne ölüm bileceklerdi, ne ihtiyarlık.
ve yenilir, arabası devrilince de atları Buna karşılık yalnız Medusa girdi

parçalar, yer onu. Nedeni de Glaukos'un masmavi yeleli tanrının koynuna


Bahar çiçekleriyle dolu taze çimenlerde.
atlarına büyülü bir pınardan su içirmiş, ya da
Aphrodite'nin hışmına uğramış olmasıdır.
Çünkü daha hızlı olsunlar diye hayvanlarının Aiskhylos da şöyle tanımlar onları (Prom.
çiftleşmesine engel oluyormuş Glaukos. Bir 800):
başka anlatıma göre Glaukos ölümsüzlük veren
bir pınardan su içmiş, ölümsüz olduğuna
kimseyi inandıramadığı için de kendini denize Ejderha kanatlı Gorgo'lar,
atmış ve bir deniz tanrısı olmuş. Ama uğursuz o, insanları korkudan korkuya salan,
görenlerin soluğunu kesen Gorgo'lar.
bir tanrıymış, onu gören denizcinin teknesi
batar, kendisi boğulurmuş.
Saçları yılanlarla örülü, alınlarında yaban
Gordias. domuzu dişleri fışkıran, tunç elleri ve uçmak
Efsanelik Phrygia kralı. Gordias Gordion için altın kanatları bulunan bu yaratıkların
şehrini kurmakla ün salmıştı. Şehrin kalesine başlıca niteliği korku salmaktı. Adları bile
Gordias bir araba yerleştirmiş, o arabanın oku korku veren bir ses benzetmesi olsa gerek. Üç
öyle çapraşık bir düğümle bağlıymış ki, kimse oldukları halde, efsaneye adı karışan yalnız
çözememiş bu düğümü. Oysa tanrı sözcüsü bu Medusa'dır. Onun Perseus'la serüvenini bu
düğümü kim çözerse, Asya krallığını onun elde yiğidin adı altında okuyalım (Perseus).
edeceğini söylemişmiş Gordias'a. Bunu bilen
Sicilya'lı Diodoros Gorgo'lar üstüne başka
Büyük İskender Gordion'a gelince, kılıcını
bir yorum verir: Gorgo'lar Amazon'lar gibi
kınından çıkarmış ve düğümü keşivermiş.
savaşçı bir soymuş, Atlant'lara (Atlantis) yakın
Bir efsaneye göre, Ana Tanrıça Kybele bir uzak ülkede otururlarmış. Amazon'lar,
Gordias'ı sevmiş, ondan gebe kalarak kral kraliçeleri Myrina'nın (Myrina) yönetimi
Midas'ı doğurmuş (Midas). altında Atlant'ları yendikten sonra, bunlar
Amazon'ları Gorgo'lara saldırmaya itmiş.
Gorgo'lar. Gorgo'lar yenildikleri halde, kısa zamanda
Plastik sanatların alabildiğine davranabilmişler, ama sonra Perseus ve
faydalandıkları Gorgo'lar, Graia'lar gibi Herakles eliyle alt edilmişler (Herakles).
Phorkys'le Keton'un kızlarıdır (Tab. 6).
Aralarında Medusa'nın en çok ün saldığı bu Graia'lar.
canavar kızları Hesiodos şöyle tanımlar Pontos'la Gaia'nın oğlu Phorkys ve kızları
(Theog. 274 vd.): Keto birbirleriyle evlenirler ve olağanüstü
yaratıklar meydana getirirler (Tab. 6):
Graia'lar, yani Kocakarı'ları ve Gorgo'lar.
Gorgo'ları da doğuran Keto'dur
ünü büyük Okeanos'un ötesinde, Hesiodos Graia'ları şöyle tanımlar (Theog. 270
geceyle gündüzün sınırlarında otururlar vd.):
ince sesli Batı kızlarının yurdunda;
Sthenno, Euryale ve bahtsız Medusa;
Phorkys’le birleşen Keto Graia'ları
doğurdu,
güzel yüzlü, doğuştan ak saçlıdır onlar, Griffonlar.
ölümsüz tanrılar da Kocakarı der onlara,
Aiskhylos'un Prometheus'unda (804) ve
yeryüzünde dolaşan insanlar da.
Herodot tarihinde (III, 116 ve IV, 13) sözü
Pemphredo'nun güzel, Enyo'nun sarı
geçen efsanelik kuşlara yun. "Gryps", batı
tülleri vardı.
dillerinde de "Griffon" adı verilir. Aiskhylos bu
yaratıkları "havlamaz, uzun gagalı, kanatlı
Üçüncü Graia'nın adını söylemez, başka köpekler" olarak tanımlar. Başka bir
mythos yazıcılarına göre Dino imiş. Graia'ları söylenceye göre, gövdeleri aslan gövdesidir.
iki değil de üç diye kabul eden bu efsanelere Bu yaratıklar Hyperboreliler ülkesinde,
göre, Kocakarıların bir tek dişi, bir tek de İskitlerin elinde bulunan kutsal altınlara
gözü varmış ve aralarında değiş tokuş bekçilik etmektedirler. Oralarda bulunan tek
ederlermiş bunları. Graia'lar hiç güneş gözlü Arimaspes adlı boy bu altınları almak
görmeyen batıda yaşarlarmış. için Griffon'lara saldırırlar. Aiskhylos'a göre
Griffon'lar Zeus'un kutsal yaratıkları, başka bir
Graia'ların rol oynadıkları tek efsane
geleneğe göre Apollon'un bekçi köpekleridir.
Perseus efsanesidir. Bu yiğit Medusa'yı
Başka bir efsaneye göre Griffon'lar Hindistan'ın
öldürmeye gidince, önce yol üstünde bekçilik
kuzeyinde bulunan çöllerde altın arayıcılarına
eden Kocakarı'lara rastlamış. Gorgo'ların
karşı koymaktadırlar, çünkü yuvalarını altın
oldukları yere varmasını önlemekmiş
madenlerinin bulunduğu dağların eteklerine
görevleri. Ama bir tek gözleri olduğu için, kim
kurmuşturlar.
bekçilik edecekse o gözü takar ve yol ağzına
dikilirmiş. O sırada öbürleri gider, uyurmuş.
Güneş.
Perseus bu tek gözü çalmak ve Graia'ların
üçünü de uyutmak yolunu bulmuş. Böylece Bkz. Helios.
Gorgo'lara yaklaşıp Medusa'yı öldürmeyi
başarmış. Gözü de bir göle atmış (Perseus). Gün Işığı.
Bkz. Hemera.
Granikos.
Phrygia'da Adramyttion (Edremit) şehrinin Gyes.
kurucusu. Herakles Phrygia'ya geldiğinde kızı Uranos'la Gaia'nın yüzer kollu ve ellişer
Thebe'yi yiğide vermiş, o da karısının adına başlı dev oğullarından biri (Yüz Kollular).
Mysia'da Thebe şehrini kurmuş (Herakles).
H
sayılırlar. Kendilerinden de, ülkelerinden de
Hades. tanrılar ve insanlar nefret eder (Theog. 810):
(1) ADI. "Tanrılar sevmez o küflü puslu yerleri" der
Hesiodos, Homeros da "tanrıların bile
Yeraltındaki ölüler ülkesinin tanrısı Hades,
tiksindiği çirkef dolu ülke" diye tanımlar
Aidoneus ve Plüton (zengin) adlarıyla da anılır.
Hades'i (İl. XX, 65). Tanrı Hades ise gün
"Görünmez" anlamına gelen Hades adı hem
ışığının sızmadığı karanlık ülkesinden hiç
tanrının kendisi, hem de egemen olduğu ölüler
ayrılmaz, Olympos'lu tanrılar kuşağından
ülkesi için kullanılır. Hades tanrının bir özelliği
olduğu halde, onların arasına karışmaz,
kendisini görünmez kılan başlığıdır. Kuzey
şölenlerine katılmaz. Yalnız kendisini Paian
mitolojilerinde geçen ve Alman masallarında
tanrıya baktırmak üzere bir kez Olympos'a
"Tarnkappe" diye anılan bu başlığı Hades'ten
çıkmak zorunda kalır (İl. V, 395-404).
başka Athena, Hermes ve Perseus'la Herakles
de takmıştır. (3) EFSANESİ.

(2) DOĞUŞU. Hades üstüne anlatılan tek efsane,


Demeter'in kızı Persephone'yi kaçırmasıdır.
Hades, Kronos'la Rheia'nın oğludur (Tab.
Mevsim dönümünü, toprağın ve bitkisel
5). Hesiodos doğuşunu söyle anlatır (Theog.
doğanın yazın canlanmasını, kışın ölmesini
453 vd.):
simgeleyen bu efsanede Hades'in rolü, âşık
olduğu Persephone'yi kaçırdıktan sonra, bir
Rheia Kronos 'un yatağına girince daha yeryüzüne çıkmasını önlemek için bir nar
şanlı evlatlar doğurdu ona: tanesi yedirmesinden ileri gitmez. İnanışa
Hestia, Demeter, altın sandallı Hera göre, Hades ülkesinde bir şey ağzına koyan bir
ve güçlü Hades, yerin altında oturan, daha oradan ayrılamazdı. Kızın kaçırılmasında
yüreği acımak nedir bilmeyen tanrı. payı olan Zeus Demeter'in yalvarmaları
üzerine kızın altı ay yeraltında, altı ay
yeryüzünde kalmasını buyurur (Demeter,
Olympos'lular, yani üçüncü kuşak tanrıları
Persephone).
egemenliği ele alınca, dünya yetkilerinin
paylaşılmasında Hades yeraltını alır (Hom. İl. (4) HADES ÜLKESİ.
XV, 189 vd.): Yunanca "Hadou domos" yani Hades'in evi,
konağı deyiminde, domos sözcüğünün
düşmesiyle Hades, tanrı Hades'in yönettiği
(Poseidon konuşur):
ölüler ülkesinin de adı olmuştur. İlkçağ
Dünya üçe bölündü, üçümüz de aldık
yazınında yeraltında, ölü ruhların oturduğu
payımızı,
tasarlanan karanlıklar ülkesini anlatmayan,
kura çekildi, köpüklü deniz düştü bana...
canlandırmaya çalışmayan şair ve yazar pek
Sisli karanlıklar ülkesi düştü Hades’in
payına... yoktur. Homeros'la başlayan bu gelenek, Latin
şiirinde Vergilius'un Aeneis destanında
sürdürülüp en yüksek aşamasına çıkarılmış ve
Hades ve karısı Persephone amansız, o yoldan ortaçağda Dante'nin büyük eserini
insafsız, yürekleri hiçbir yakarış, hiçbir sunu etkilemiştir. Yunan mythos'un da canlı
ya da kurbanla yumuşamayan korkunç tanrılar oldukları halde Hades'e inip de dönen
kahramanlar şunlardır: Odysseus, Orpheus, orada Akheron, Pyriphlegeton ve Kokytos
Theseus ve Herakles. Sonradan Vergilius, akar,
Homeros'un Odysseia'sını örnek alarak, Aeneis Styks'ten gelen sular da dökülür oraya.

destanında kahraman Aeneas'ın da yeraltına


gidiş ve dönüşünü anlatmıştır (Aen. VI),
Kirke'nin saydığı bu dört yeraltı ırmağına
(Ölüler Ülkesi). Hades ülkesinin en kısa
bir de Lethe katılır. Odysseus, Kirke'nin dediği
tanımlanmasını Hesiodos yapar (Theog. 767
gibi gemisiyle bütün bir gün gittikten sonra
vd.):
(Od. XI, 8 vd.):

Orada yükselir yankılı konağı


Güneş batarken ve kararırken tekmil yollar,
Güçlü Hades 'le korkunç Persephone 'nin.
vardık sınırlarına derin akışlı Okeanos'un,
Azgın bir köpek bekler kapısını,
oradadır Kimmer'lerin ülkesi ve kenti,
amansız, sinsilikler ustası bir köpek,
oldum olası bol sisle ve bulutlarla örtülü,
girenlere yaltaklanır kuyruğu kulaklarıyla
parlak güneş onları ışınlarıyla, göremez
ama gireni bir daha bırakmaz dışarı,
hiçbir vakit,
pusuda bekleyip paramparça eder
ne yükseldiği vakit yıldızlı göğe,
çıkmak için kapıya gelenleri.
ne de gökten toprağa döndüğü vakit.
Öylece serili durur bir uğursuz gece
bu zavallı ölülerin üstünde.
Bu köpek Kerberos'tur (Kerberos).
Hesiodos sonra yeraltı ırmağı Styks'in adını da
sayar (Styks), ne var ki Hades'le Tartaros'u bir Dünyanın kuzey-batı ucunda bulunduğu
tutar ve geceyle gündüzün, ölümle uykunun sanılan Hades ülkesinin ancak kapılarına varır
bulundukları bu karanlık ülkesini Hades'i Odysseus ve orada Kirke'nin buyruğuna uyarak
anlattığından daha canlı renklerle anlatır bir çukur kazar, içine ballı süt, tatlı şarap, su
(Tartaros). ve un döker ve kurbanlar kesip kanlarını
Odysseia'daki Hades anlatımı: çukura damlatır, işte o sırada ölülerin ruhları
büyük bir kalabalık halinde kan içmeye
Homeros'un Hades anlatımı ilkçağ yazınının
gelirler. Teiresias kan içtikten ve Odysseus'a
ilki ve en canlısıdır. Uzun bir süre büyücü
geleceği açıkladıktan sonradır ki, öbür ruhlar
Kirke tanrıçanın adasında kaldıktan sonra,
da kandan paylarını alırlar. Bu Hades anlatımı
Odysseus artık İthake'ye nasıl varabileceğini
-daha doğrusu bu kan içme töreni - başka
yeraltı ülkesinde bulunan bilici Teiresias'a
hiçbir metinde söz konusu edilmediğine göre,
sormak ister, Kirke de ona Hades ülkesine
Homeros'ta izi kalmış çok eski ve ilkel bir
gitmenin yolunu gösterir (Od. X, 512 vd.):
yeraltı tasarısının kalıntısı olsa gerek.

Geçtiğin zaman Okeanos'u geminle, Haimon.


orada Alçak Kıyı var ve Persephone'nin Bu adı taşıyan birçok efsanelik kişi
koruluğu, arasında en önemlisi, Thebai kralı Kreon'un
uzun uzun kavaklar göreceksin, kısır
oglu Haimon'dur. Sophokles'in "Antigone" adlı
söğütler,
tragedyasında büyük bir rolü olan Haimon
derin anaforlu Okeanos'un kıpısında çek
Antigone'nin nişanlısıdır. Kreon Antigone'yi
karaya gemini,
mezara diri diri kapattıktan sonra Haimon
sonra çık yola, Hades bataklarına doğru,
kendini öldürür. Tragedyada Kreon'la Haimon Kreon —Bu kız, suçlu değil mi şimdi?
arasında devlet yönetimi konusunda ilginç bir
Haimon — Bütün Thebai bir ağızdan hayır,
tartışma yer alır: Tek kişinin buyruğuna boyun
suçlu değil diyor.
eğmeyi yönetimin kaçınılmaz koşulu sayan
Kreon — Vereceğim buyrukları bana halk
Kreon'a karşın Haimon akıl ve sağduyuya
mı öğretecek?
dayanan halkoyunu savunur. Önem ve
canlılığını bugün de yitirmemiş olan bu Haimon — Çocukça konuştuğunun farkında
tartışmadan birkaç parçayı aşağıya alıyoruz mısın?
(Çev. Güngör Dilmen): Kreon — Ben miyim bu devleti yöneten,
halk mı?

Kreon — Yakın akrabamın kanunsuz Haimon — Tek kişiyle devlet mi olurmuş,


davranışlarına göz yumacak olursam başkaları despotluk bu seninki.
büsbütün azar... Hayır, devlet kimi getirmişse Kreon — Devlet ona hâkim olanındır,
başa ona boyun eğmek, küçük, büyük anlaşıldı mı?
konularda ve haklı olsun olmasın, onu
Haimon — Sen ıssız bir çölün hâkimi
dinlemek gerekir. Yürekten söylüyorum şunu:
olmalıymışsın...
İtaat etmesini bilen iyi yönetici olur ilerde,
iyi başbuğ iyi yurttaştan yetişir... Anarşiden Kreon — Yasaları yürütmek mi suçum?
daha büyük bir kötülük yoktur, devleti Haimon — Tanrısal yasaları çiğnemekle
göçürür, ocakları söndürür. Anarşi parçalar kendi iktidarını gölgeliyorsun!
müttefikleri, hazırlar kaçınılmaz bozgunu.
Oysa buyruklara boyun eğmek güvenliğini
sağlar çoğunluğun. Öyleyse kurulu düzeni
Hamadryades.
destekleyelim ve hiçbir zaman kadına
yenilmeyelim... Adlarından da belli olduğu gibi
(hama+dryas, ağaçla birlikte demek)
Haimon — Tanrıların en büyük bağışı
Hamadryad perileri, kardeşleri Dryad'lar gibi
akıldır insanlara... Halkın gözünü yıldırmışsın,
ağaçları ve ormanları koruyan nympha'lardır.
işitmek istemediğin sözler kulağına gelmiyor,
Ağaçların yeşermesinden, canlı canlı bitip
ama gizliden gizliye konuşuyorlar, işitiyorum
büyümesinden zevk, kesilmesinden ya da
fısıltılarını, ülkede bu kıza acımayan yok, en
kurumasından sonsuz bir yas duyarlar. Kimi
haksız bir cezaya çarpıldı diye, oysa bütün
zaman da ağaçla birlikte ölürler. Böylece
kadınlar içinde en az layık böyle bir ölüme
ölümsüzle ölümlü arası varlıklar sayılırlar.
eyleminin ne soylu olduğu düşünülürse. Bu kız
Kimisi uzun ömürlü olur, "on palmiye ömrü"
savaşta ölen kardeşinin cesedini kurda, kuşa
yani dokuz bin yedi yüz yirmi yıl yaşarmış.
kaptırmamak için gömmüş onu, altın bir şeref
tacı hak etmiştir bu kız, ölümü değil. Böyle Ağaçların kesilmesini önlemeye çalışan,
karanlık söylentiler dolaşıyor kentte... başaramayınca da keseni korkunç cezalara
çarptıran ağaç perilerinin öyküsü anlatılır.
Kreon — Şaşıyorum, bozguncuları el
Bunlardan biri meşe ağacını kestiği için
üstünde tutmak erdem sayılıyor demek?
dinmeyen bir açlıkla cezalandırılan
Haimon — Suçluları el üstünde tut Erysikhton'un öyküsüdür (Erysikhton).
demiyorum sana.
Harpya'lar, kadın yüzlü, yaygın kanatlı, sivri
Harmonia. pençeli bir çeşit yırtıcı kuşlardır. Okeanos kızı
Harmonia ile ilgili iki efsane vardır, biri Elektra'nın Thaumas'la birleşmesinden doğan
Thebai efsaneler zincirine, öbürü Dardanos Harpya'lar çokluk iki olarak gösterilir: Birinin
soyuna bağlıdır. Birinde Harmonia, Aphrodite adı Aello (Kasırga), öbürünün Okypete (Hızlı
ile Ares'in kızı, ikincisinde Zeus ile Elektra'nın uçan, Bora) dir; bazı kaynaklarda sözü geçen
kızı olarak gösterilir. Ama her ikisinde de Kelaino’da fırtınadan önceki gök kararmasını
Kadmos'un karısıdır (Tab. 18). simgeler. Harpya'lar çocukları kaçırırlar ve
ölülerin ruhlarını alıp Hades'e götürürler diye
Thebai efsanesinde Kadmos ile Harmonia'
bir inanç vardı. Bu inancı en iyi canlandıran
nın düğünü üstünde durulur: Zeus Harmonia' yi
anıt, eski Lykia'nın Ksanthos (bugün Kınık)
kendi eliyle verir Kadmos'a ve Thebai
şehrinde bulunan ünlü mezardır. Bu mezarın
kalesinde düğününü yapar. Bütün tanrıların
iki yanındaki kabartmaların her birinde bir
hazır bulundukları bu düğünde geline
Harpya bebek gibi kundaklanmış bir ruhu
olağanüstü armağanlar verilir; biri Kharit'lerin
kollarında taşır görünür.
dokuyup işledikleri bir elbisedir, bunu
Harmonia'ya Athena (ya da Aphrodite) vermiş Harpya'lar asıl Phineus efsanesinde rol
derler, öbürü ünlü bir gerdanlıktır. Bu oynarlar (Phineus). Trakya kralı Phineus
armağanlar Thebai şehrinin başına bela olmuş, işlediği bir suçun cezası olarak kör olmuştur,
şehre karşı iki saldırıya yol açmıştır (Ehphyle, tanrılar bir de bela salmışlardır başına;
Amphiaraos, Alkmaion). Efsaneye göre tabağında ne varsa, hepsini Harpya'lara
uğursuzluğun nedeni, Athena ile Hephaistos'un kaptırır, yemeğe oturur oturmaz Harpya'lar
Harmonia'ya karşı, Ares'le Aphrodite'nin kızı uçagelir ve tabaklarını boşalttıktan sonra,
olduğundan ötürü, hınç beslemeleridir. Thebai pisliklerini bırakarak uçarlar. Argonaut'lar
kral soyunun kaynağında bulunan Kadmos'la Trakya'ya uğradıklarında Phineus
Harmonia'nın beş çocuğu olur, hepsinin de Harpya'lardan kurtarılmasını dilemiş onlardan.
kaderi olağanüstüdür, bunlar İno, Semele, Aralarında Boreasoğulları Kalais ile Zetes vardı
Agaue, Autonoe ve Oidipus soyunun atası ve bilici olan Phineus Harpya'ların ancak
Polydoros'tur (İno, Semele, Agaue, Aktaion, Boreas'ın oğullarınca yakalanabileceklerini
Labdakos). biliyordu. Bana karşılık, Boreasoğulları
Harpya'ları yakalayamazlarsa, kendileri
Dardanos'la İasion'un kız kardeşi olarak
ölecekti. Kovalamaca sırasında Harpya'ların
gösterilen Harmonia Semendirek efsanelerinde
biri Peloponez'de bir ırmağa düşer, öteki Ege
rol oynar. Kadmos ona Zeus'un kaçırdığı kız
denizinin bir adasına sığınır, ama tam
kardeşi Europe'yi ararken Semendirek
yakalanacakken kız kardeşleri İris
adasında rastlamış ve sevmiştir. Düğünü de
Boreasoğullarının önüne geçer ve "Zeus'un
gene aynı görkemle Semendirek'te yapılmıştır.
hizmetçileri" Harpya'ları öldürmelerini önler.
Kadmos'un karısı Harmonia, bazı Buna karşılık Phineus'a rahat vermeye ve
efsanelerde uyum, denge anlamına gelen Girit'te bir mağaraya saklanıp bir daha
adıyla Kharit'lerin biri sayılan Harmonia ile görünmemeye söz verirler.
karıştırılmıştır.
Harpya'lar Pandareos efsanesinde de rol
oynarlar (Pandareos).
Harpya'lar.
Adları "kapıp kaçanlar" anlamına gelen Bir efsaneye göre Harpya'lar rüzgar tanrı
Zephryros'la birleşip, Akhilleus'un ölümsüz ağaçlarının ülkesinde" tapınıldığı belirtilir.
atları Ksanthos'la Balios'u meydana getirmişler Sedir ağaçlarının ülkesi Lübnan, Filistin'dir,
(Ksanthos, Balios). Hepa-Hebe ise Tevrat'ta ilk insanın, yani
Âdem'in eşi ve bütün insanların anası olarak
Hebe. gösterilen Havva'nın ta kendisidir. Bu
Hebe, Yunanca gençlik demektir. Zeus'la bakımdan Hepa-Hebe ile Ana Tanrıça arasında
Hera'nın bu adı taşıyan kızları (Tab. 5) doğrudan bir ilişki kurulabilir ve Hepa-Hebe
Olympos'ta eli her işe yatkın bir çeşit ev adının Kybele'nin çeşitli adlarından biri olduğu
kızıdır. Asıl görevi tanrılara içki sunmaktır (İl. anlaşılır (Kybele).
IV, 1 vd.):
Heilebie.
Karia'da Kaunos şehri kralının kızı. Dolaylı
Tanrılar toplanmıştı Zeus 'un çevresinde,
olarak İo efsanesine adı karışır: Zeus İo'yu
altın avluda.
kaçırınca, babası İnakhos kızının taliplerinden
Ulu Hebe tanrı balı döküyordu herbirine,
Lyrkos'a İo'yu aramasını buyurur. Lyrkos
onlarda Troya'lıların şehrine bakıyorlardı
tepeden, dünyayı dolaşıp kızı bulamayınca, Argos'a boş
kaldırıyorlardı altın tasları birbirlerinin dönmekten çekinir ve Karia'da Kaunos şehrine
şerefine. yerleşir. Orada kral kızı Heilebie ile evlenir.
Çocuğu olmaz. Kocası kısırlığının nedenini
anlamak için tanrı sözcüsüne başvurmak üzere
Ama İlyada'da onu Athena ile Hera'nın Kaunos'tan ayrılır ve yolculuğu sırasında
arabasını hazırlarken (İl. V, 722-731) ya da karısını aldatır. Kaunos kralı onu dönüşünde
savaş dönüşü kardeşi Ares'i yıkarken (İl. V, ülkeden kovmak ister, ama Heilebie
905) görürüz. Daha sonraki kaynaklarda kocasından yana çıkıp babasını alt etmesine
Hebe'nin nektar sunucusu olarak görevi yardım eder.
Zeus'un kaçırdığı güzel delikanlı Ganymedes'e
verilir (Ganymedes). Hekabe (Latince Hecuba).
Hebe'nin kendine özgü bir efsanesi yoktur, Hekabe Troya kralı Priamos'un karısı,
yalnız Herakles efsanesinde adı geçer: Güçlü Hektor, Paris, Kassandra ve daha birçok
yiğit öldükten sonra Olympos'a varıp çocukların anasıdır (Tab. 16). Priamos
ölümsüzlüğe kavuşunca Hebe ile evlendirilir. Hektor'un ölüsünü geri almak için Akhilleus'un
Hebe ile Herakles'in evlenmesi simgesel bir barakasına gittiğinde kraliçeyi on dokuz
anlam taşıyan bir "hieros gamos", yani kutsal çocuğunun anası diye tanıtır (İl. XXVI, 492
evlenmedir. Çokluk en büyük tanrılar arasında vd.);
ve Anadolu'lu kaynaklarda görülen bu kutsal
evlenme motifinden, Yunan efsanesinde pek Oysa benim bahtım ne kadar kara,
önemli bir rol oynamayan Hebe'nin Yunan yiğit oğullaryetiştirdim yaygın Troya'da,
öncesi bir tanrıça olduğu sonucuna varılabilir. ama kalmadı bana onların hiçbiri.
Hebe, Hitit yazıtlarında Hepa, Hepat ya da Geldiği gün Akhaoğulları buraya
Hepatu diye adlandırılan büyük güneş tanrıça oğullarım vardı benim elli tane,
Arinna'nın Yunancalaştırılmış adı olsa gerek. on dokuzu bir ana karnından doğmuştu,
Hitit yazıtlarında bu tanrıçaya "sedir ötekileri saray kadınları vermişti bana..
Hektor anasının, babasının yalvarmalarını
dinlemeyip de Akhilleus'la savaşta can
Hekabe ilkçağ yazınında doğurgan ve
verince, Troya'da bir çığlıktır kopar, kral,
bahtsız ana tipini canlandırır. Homeros
kraliçe ve bütün halk dövünmeye, ağlaşmaya
destanlarında beliren bu karakteri sonraları
başlar, Priamos yas belirtisi olarak başını toza,
tragedyalarca daha da abartılmış ve Hekabe
toprağa bular (İl. XXII. 406 vd.):
çocuklarını bir bir yitirdikten, korkunç yıkım
ve İşkencelerine tanık olduktan sonra, gözü
dönmüş, köpek gibi kudurup saldıran anaç ... Anası da saçlarını yolup duruyordu,
varlığın simgesi olmuştur. Kimi efsanelerde fırlatıp atmıştı parlak başörtüsünü,
onun evlat acısına dayanamayarak gece, dövünüyor, oğluna baka baka

gündüz uluyan bir dişi köpek haline dönüştüğü haykırıyordu...


Başladı Hekabe kadınlar arasında uzun bir
de ileri sürülür. İlyada'da ilk karşımıza
ağıda:
çıktığında Hekabe tatlı dilli, cömert ve dini
"Bak anana yavrum, talihsiz anana,
bütün bir ana olarak gösterilir (İl. VI, 253 vd.).
senin acını göreyim, öldüğünü göreyim de,
Savaştan şehre dönen Hektor'un biraz bundan böylenasilyaşayayım ben, nasıl?
dinlenmesini, şarap içip serinlemesini ister, Gece, gündüz yüreğimin ışığıydın bu
ama oğlu buna yanaşmayınca, onun dileğini şehirde,
yerine getirir: Athena tapınağına sunu Troyalı kadınların, erkeklerin gücü, desteği,
sunmaya gider. Sonra bölümler boyunca bir tanrı gibi selamladı yavrum onlar seni,
Hekabe'nin sözü geçmez, ta ki Batı kapılarının sen onların büyük şanıydın sağken,
üstünden Hektor'la Akhilleus'un savaşını ama yavrum, kaderle ölümün elindesin

gözlemeye gelir. O zaman da surlar dışında şimdi".

kalıp tek başına düşmana karşı koyan oğlunu


içeri almak için şöyle seslenir (İl. XXII, 83 vd.): Aradan birkaç bin yıl geçti, ama Anadolu
kadınları gene bu sözlerle ağıt yakar ölen ana
"Hektor, yavrucuğum, saygı göster bu kuzularına.
memeye, Hekabe düşmana gidip yalvarmaya
onu ağzına uzattığım günleri getir aklına, kalkışan kral Priamos'u akıl ve sağduyu adına
unuturdun koynumda bütün dertlerini, alıkoymaya çalışır, başaramayınca gene
surlarımızın içinde yenmeye bak şu
tanrılara yakarış ve sunu sunma yoluna gider,
domuzu,
katlanır ve bekler. Gözünün bebeği, yiğit oğlu
gir içeri, canım oğlum, dışarda dikilme
Hektor'un ölüsü karşısına serilince de bağırmaz
karşısına.
Öldürürse seni bu adam, ey katı yürekli, çağırmaz, bir köpek gibi havlamaz da Anadolu
bir döşek üstüne koymayacağız ölünü, kadınına özgü bir ağırbaşlılık ve hayal gücüyle
ne ben ağlayacağım senin önünde, seni canlandırır onu gözünde (İl. XXIV, 575 vd.):
doğuran,
ne cömert karın ağlayacak, gözümün
bebeği, Şimdi sen, sözümü duyarmış gibi,
yiyecek seni çevik köpekler, yatıyorsun evinde taptaze,
bizden uzak, gemilerin orada". benzersin Apollon 'un tatlı okuyla vurduğu
insanlara.
İzmirli şair Homeros böyle canlandırıyor adla anılan bir tıpkısıdır (Artemis). Homeros
Hekabe'yi, Atina'Iı tragedya yazarı Euripides destanlarında hiç adı geçmez, buna karşılık
ise onu "Troya'lı Kadınlar" ve "Hekabe" adlı Hesiodos'un Theogonia'sında büyük bir yer
tragedyalarının baş kişisi yapmış, dramını tutar. Hekate, Titanlar arasında Güneş
derinliğine işlemiştir. Bu oyunlarda Hekabe'yi Soylular diye anılan tanrılar soyundandır (Tab.
Troya yıkıldıktan sonra köle olarak orada, 8). Koios ile Phoibe'nin iki kızları olur: Biri
burada sürünür görürüz. Kraliçe görkemini ve Leto (ki Zeus Leto'yu eş edinip onunla iki
erdemini sürdürür, ama kızı Polyksene'nin büyük Olympos tanrısını, Apollon ile Artemis'i
gözleri önünde Akhilleus'un ruhuna kurban üretir), öbürü Asterie'dir (Leto, Asterie).
edilmesini, üstelik de Trakya kralı Asterie Perses ile birleşip Hekate'yi doğurur.
Polymestor'a emanet edilen oğlu Polydoros'un Hekate'nin Titanlar kuşağında ne denli ayrı bir
da alçakça öldürülüp denize atıldığını yer tuttuğunu Hesiodos'un Theogonia'sından
görünce, korkunç bir öç alma eylemine girer öğrenmekteyiz. Ozan, Titanlar kuşağını saydığı
ve Polymestor'u kör edip, çocuklarını da parçanın sonunda Hekate'ye kırk altı dizelik
öldürür. Ne var ki Euripides de Hekabe'yi akıl uzun bir övgü düzmektedir (Theog. 404-450).
ve hak yolundan ayrılmayan ulu bir kişi olarak Theogonia'nın başlangıcındaki Musa'lara
gösterir. Bu tragedyalarda Hekabe yalnız Övgü'yü andıran bu parçada, Zeus, deniyor,
değildir, Troya'lı kadınların topluluğu içinde Hekate'yi "herkeslerden üstün tuttu" ve
direnci yansıtan büyük bir varlık, doğal analık evrende onur paylarını tanrılar arasında
gücünün simgesidir. Atina'Iı şairin ona paylaşırken, bu tanrıçaya karalarda,
tragedya boyunca "Phrygia'lı" demesi boşuna denizlerde ve göklerde bir yetki payı ayırdı.
değil, Phrygia'lı Ana Tanrıça Kybele'nin bütün Metinde şöyle denir (415-450):
niteliklerini içinde taşır ve dile getirir Hekabe
(Polydoros, Polyksene, Polymestor).
Ölümsüzlerin saygısı büyüktür ona,
Hekabe'nin en küçük oğlu Paris'le ilişkisi ve Bugün yeryüzünde kurban kesen her
onu karnında taşırken gördüğü düş için bkz. ölümlü
Paris. Hekate 'nin adını anar yakarışlarında,
Kimin dileğini iyi karşılarsa o tanrıça
Hekamede. Onun elde etmeyeceği şey yoktur,
Ona bütün mutlulukları vermek elindedir.
Güzel saçlı Hekamede Troya savaşı
Ünlü Gaia ile Uranos'un bütün çocukları
sırasında Akha'ların Tenedos'a (Bozcaada)
Kendi paylarından pay vermişlerdir ona...
yaptıkları bir baskın sırasında esir aldıkları
Kim hoşuna giderse Hekate'nin
kızdır. Akha'lar bu kızı Nestor'a köle olarak
Yardım görür ondan, destek bulur onda.
verirler ve İlyada'da onu Nestor'un barakasında Meydanlarda, kalabalıklar içinde
hizmet eder görürüz (il. XI, 624; XIV, 6). Kimi isterse onu parlatır Hekate.
Ölüm-kalım savaşlarında Hekate
Hekate. Dilediği savaşçıya yardım eder.
Hekate, Olympos tanrılarıyla ilişkili Dilediğine verir başarıyı, şanı, şerefi.
olmayan, hiçbir efsaneye adı karışmamış, Kurultaylarda saygın kralların yanındadır,
İnsanlar arasındaki yarışmalarda
kişiliği epey gizemli bir tanrıçadır. Aslında
Tanrısal gücüyle işe karışır,
Hekate, Anadolu'ya özgü bir tanrıça ve Efes'li
Zaferi kazanan alır güzel ödülü
Artemis'in belli bir niteliğini yansıtan ve başka
Ve şeref kazandırır yakınlarına.
Binicilerden de dilediğine yardım eder. Bu tanrıçanın karmaşık kişiliğini
Belalı engin denize açılanlar da açıklamakta bugünkü bilim de zorluk
Başvururlar Hekate'ye ve yeri sarsan çekmektedir. Dikkati çeken bir nokta da
tanrıya, tanrıçanın adıdır.Hekate, Apollon'la Artemis'in
Bereketli av sağlar onlara soylu tanrıça,
başlıca sıfatlarından olan hekatos-
Ya da tam başaracakları sırada
hekatebolos, yani hedefi vuran anlamındaki
Avlarını alır elinden canı isterse.
kelimeyle ilgilidir (Apollon). Leto'nun kardeşi
Hermes’le sürüleri üretir ağıllarda:
Öküzleri, keçileri, ak yünlü koyunları olması da onun Yunan din ve efsanesine
Azaltır ya da çoğaltır gönlünce. sonradan gelme bir tanrıça olduğunu belli
Ölümsüzler arasında yeri büyüktür eder. Hekate Yunan varlığına sonuna dek
Hekate'nin yabancı kalmıştır, asıl tapınıma Roma'da
Zeus gençliğin besleyicisi yapmıştır onu. rastlanır, burada ay tanrıçası, geceye ve
karanlığa egemen bir varlık, büyük ve sihri
elinde tutan bir kara güçler ecesi olarak
Hekate'ye Hesiodos pantheon'unda tanınan
karşımıza çıkar. Vergilius'un "Aeneis"
ayrıcalığın nedeni bilginleri epey
destanında Dido Aeneas'ı yanında
düşündürmüştür. Homeros destanlarında sözü
alıkoyamayacağını anlayınca, onu kendine
bile edilmeyen bu tanrıça Theogonia'da ancak
büyü yoluyla bağlamaya çalışır (Aen. IV, 511
Ana Tanrıça Kybele ile kıyaslanabilecek
vd.): Üstünde kendi ölüsünün yanacağı odun
evrensel bir nitelik taşımaktadır. Burada
yığınını hazırlattıktan sonra, bir Hekate
yüceltilen tanrıçanın kimi yerde Artemis, kimi
rahibesine büyü formülleri okutur; saçları
yerde Diktynna ya da Britomartis diye anılan
darmadağın olan bu kadın yüz tanrılar, Erebos,
Ana Tanrıça'yı bu denli andırması Hesiodos'un
Khaos, üç biçimli Hekate ve üç yüzlü bakire
ana yurdu ile ilgili görülmektedir. Bilindiği
Diana adına başlar yakarışa (Dido). Hekate'nin
gibi, eski Karia'da Stratonikeia'nın (Eskihisar)
bu üç kılığı acaba kısrak, dişi köpek ve dişi
kuzeyinde, bugünkü Yatağan'a yakın olan
kurt biçimleri midir? Diana'nın kız, kadın ve ay
Lagina'da (Lagina örenine en yakın ilçe
tanrıçası olarak üç biçimde canlandırıldığını
Turgut'tur) Hekate'nin çok ünlü bir tapınağı
da biliriz. Hekate kimi bölgelerde üç gövdeli
bulunmaktaydı. Görkemli bir yapı olan bu
bir heykel olarak imgelenir. Bu üçlü
tapınağın kalıntılarından birkaçı, özellikle bazı
karakteriyle Efesli Artemis'e ne kadar
kabartmalar İstanbul Arkeoloji Müzesinde
yakından bağlı olduğu, onun başka bir yan ve
korunmaktadır. Hesiodos ise babasının Ege
yönünü simgelediği apaçıktır.
kentlerinden Kyme'den Yunanistan'a göçmüş
bir göçmenin oğludur. Yunanistan'a yerleştiği
Hekatonkheir'ler.
Askra kasabasının yakınında ise Thespiai'da bir
Bkz. Yüz Kollular.
Hekate kültü bulunduğunu biliyoruz. Acaba
ozanın yücelttiği bu Hekate tapımını Hesiodos
Hektor.
soyu Lagina'dan mı Yunanistan'a
Troya kralı Priamos'la kraliçe Hekabe'nin
getirmişlerdir? Bu konu daha bilimce
en büyük oğlu Hektor (Tab. 16) Anadolu'nun ilk
aydınlanması gereken ve doğrudan doğruya
ulusal kahramanıdır, çünkü Troya savaşı
Anadolu kültleriyle ilişkisi olan bir sorundur.
Homeros'un İlyada destanından da anlaşıldığı
Bu konu için bkz. "Hesiodos, eseri ve
gibi bölgesel bir karşılaşma değil, Batı
kaynakları" adlı kitabın s. 53 ve 1. notuna.
dünyasının Çanakkale Boğazından
Mezopotamya'ya kadar uzanan Asya (bugün boylarınca ne denli benimsendiğini açığa
Küçük Asya deniyor) kıtasına ilk saldırışı, vurmaktadır. Daha sonraki bölümlerde de
uygarlık ve zenginlikte Batıyı çok aşmış olan örneğin Lykia'lı önderlerin savunmada ne
Anadolu'yu ele geçirmek için ilk denemesi, büyük bir yer tuttukları, giderek Hektor'u
girişimidir. Bunu ancak böyle anladıktan eleştirip ona yol gösterdikleri görülür
sonradır ki, Homeros destanını gereğince (Sarpedon, Pandaros). Troya'nın kaderini
değerlendirebilir, Troya savaşının gerçek elinde tutan Hektor bu savaş ortaklarına karşı
niteliğini anlayabilir ve Boğazların kilit sorumludur, onların istek ve öğütlerine saygı
noktasında çarpışan güçlerin asıl amacı açığa göstermek, kendi çıkarlarını düşündüğü kadar
vurulduktan sonra, savaşçılarının karakterine onların da görüşlerini hesaba katmak
ışık tutarak onları tarihteki benzerleriyle zorundadır. Bütün bu sorumluluk ve
karşılaştırabiliriz. Hemen söyleyelim ki üç, yükümlülüklerdi ki onu Anadolu'nun ulusal
dört bin yıl önceki Troya savaşıyla yakın savunucusu olarak diker gözlerimizin önüne.
tarihin Çanakkale savaşı arasında göze çarpan Bu görevi sonuna dek nasıl yerine getirdiği,
bir benzerlik vardır ve Hektor'u Mustafa üstünde durulmaya değer bir konudur.
Kemal'in atası olarak görmek yanlış bir yorum İlyada Hektor'u hem savaşta bir kahraman,
değil, tersine tarihi doğru değerlendirmenin
hem de günlük hayatında bir insan olarak
bir örneği, bir belirtisi sayılabilir. Troya'nın canlandırır gözümüzün önünde. Destanda onun
orta direği olan Hektor'un kişiliğini incelemeye kadar derinliğine işlenmiş bir tip daha yoktur.
girişmeden önce, Troya savaşı denilen büyük
Onun kişiliği Akhilleus'unkinin tam karşıtıdır:
çatışmaya bütün Anadolu'nun katıldığını Duygularını dışarıya vurmak, esintilerine
metinlere dayanarak göstermeliyiz. kapılıp davranmak şöyle dursun, dramı kendi
İlyada'nın ikinci bölümünde "Gemiler içinde sessizce oluşur ve bu dram tek bir
Katalogu" denilen bir parça vardır ki, burada kişinin değil de, bütün bir ailenin, giderek
Troya'ya saldıran orduların da, Troya'yı bütün bir toplumun sorunlarını içerdiği için,
savunan kuvvetlerin de sayımı, dökümü dallı budaklı, karmaşık ve çetrefildir. Hektor
yapılır. Destana sonradan katılmış, özellikle Troya savunmasının omuzlarına yüklediği ağır
İlyada Atina'da ulusal destan olarak sorumlulukla kendi kişisel ve duygusal
benimsenip de Atina'yı yüceleştirme amacıyla eğilimlerini birbirleriyle bağdaştırmakta
kaleme alındığı sanılan bu listede öylesine güçlük çeker ki, açığa vurmaktan
Yunanistan'dan gelme kuvvetlere çok yer çekindiği bu çatışma kendisinin modern
verilip, Troya'nın savaş ortakları kısa geçildiği anlamda bir tip, bir roman kişisi olarak
halde, savunmaya Anadolu'nun hemen her karşımıza çıkmasına, iç bunalımlarının da
tarafından güçler katıldığı anlaşılır, İlyada'da destanda şaşılacak bir belirti olan sessiz
altmış kadar dize tutan bu parçada (İl. II, 819- monologlarla dile gelmesine yol açar.
878) önce Toros bölgesindeki kentler ve ordu Hektor'un eşsiz kişiliğini kavrayabilmek için
komutanları sayılır, sonra da Trakya'dan başka onu hem insan, hem de kahraman olarak ele
Mysia, Paphlagonia, Maionia ve Lykia'ya kadar almalı, incelemeliyiz.
bir yandan Karadeniz kıyılarına, öte yandan
(1) İNSAN HEKTOR.
Akdeniz'e kadar uzanan yaygın bir bölgenin adı
geçer. Yunanistan'ı yüceltmek, Anadolu'yu Destan kahramanlarının hepsi gibi Hektor
küçümsemek amacıyla düzüldüğü açıkça belli da belli niteliklerle tanımlanır: Çevik ayaklı,
olan bu metin bile Troya savaşının Anadolu oynak tolgalıdır, tanrısal, Ares'in dengi,
Zeus'un sevdiği, giderek Zeus gibi akıllıdır. destanda. Eşine hem baba, hem ana, hem
Tolgası ışıldar, silahları da şöyle anlatılır (İl. kardeş, hem de sevgili olduğunu
VI, 319, XIII, 802 vd): Andromakhe'nin kendi ağzından duyarız şaşa
şaşa (İl. VI, 429 vd.), (Andromakhe). En ince
ayrıntısına kadar anladığı karısının üzüntüsünü
.... On bir dirsek boyunda kargısı elindeydi,
nasıl paylaştığını da bir görelim (İl. VI, 441
tunç temren dolanmıştı altın bir halkayla,
vd.):
önünde dört bir yana ışıklar saçıyordu.
Ares e benzeyen Priamos oğlu Hektor
başlarındaydı,
Ben de düşünüyorum bunları, karıcığım,
yusyuvarlak kalkanını tutuyordu önünde,
ama savaştan çekilirsem bir korkak gibi,
kalın tunçla örülmüş, sık deridendi bu
Troya erkeklerinden utanırım,
kalkan.
bakamam uzun entarili kadınların yüzüne,
Parlak tolgası sallanıyordu şakaklarında,
içimden de gelmez, ne yapayım;
sıralar boyunca bir gidip bir geliyordu.
ün kazanmak için hem babama, hem
kendime,
öğrenmişim atılgan olmayı,
Troya şehrinin koruyucusudur Hektor, onun
Troya'lılarla en önde dövüşmeyi
içindir ki oğluna "Astyanaks" (şehrin efendisi)
öğrenmişim.
adını takmıştır halk (Astyanaks). Güçlü ve Kafama, yüreğime, komuşum ben şunu:
merttir, öyle ki o yaşadıkça, savaştıkça güven Elbet bir gün yok olacak kutsal İlyon,
duyar kadın olsun, erkek olsun Troya'lıların Priamos ve onun iyi kargı kullanan halkı.
hepsi, o ölecek olursa şehrin de tutunamayıp O vakit ne Troya’lılann acısı umurumda
düşeceğine inanırlar. Bu güven ve bu inançtır olacak,
ki, Hektor'a karşı büyük bir sevgi uyandırmıştır ne Hekabe'nin, ne kral Priamos 'un acısı,
Troya'lılarda, topluca sevgi gösterilerinin de ne de kardeşlerimin acısı umurumda
yalnız Hektor için yapıldığını görürüz olacak.
Benim üzüntüm sensin asıl,
destanda. Bu sevgiyi Hektor davranışlarıyla
tunç zırhlı Akha'lılardan biri alacak hür
kazanmıştır. Büyüğünü de, küçüğünü de öyle
gününü,
sayar ve sever ki, örnek bir insan, çağdaş
götürecek seni gözyaşları içinde,
anlamda olgun ve yetkin bir insan sayabiliriz düşünüyorum o zaman çekeceğin acıyı,
Hektor'u İlişkileri bu bakımdan ele alınmaya bu yüzden arkada kalacak gözüm...
değer. Anasını da babasını da çok sever ve Köleliğe sürüklenirken çığlığını
sayar Hektor, ne var ki onları duygusal duymaktansa
nedenlerle onu görevinden alıkoymaya dağlar gibi toprak örtsün beni daha iyi.
çalıştıkları zaman, sessizce karşılar
önerilerini, ya da sözlerini niçin dinlemediğini
Tolgasından ürken yavrusunu gülerek
anlatır onlara. Surlar önündeki sahnede cevap
kollarına alıp öperken de şu dilekte bulunur
bile vermez yalvarmalarına (İl. XXII, 38-90),
koca Hektor, yurt içinde ölmeyi göze almış bir
şehre gelince dinlenip şarap içmek şöyle
kahramanın ağzından böyle alçakgönüllü,
dursun, herkese görevini hatırlatmakla yetinir
dokunaklı sözler duyunca gözyaşlarını tutamaz
(İl. VI, 264 vd.) Baba ve koca olarak Hektor'un
olur insan (İl. VI, 476 vd.):
eşsiz bir davranışı vardır, bu denli ince,
sevimli, çok yönlü bir insana rastlanmaz hiçbir
Ey Zeus, ey öbür tanrılar, başında...
benim oğlumun, Troyalılar arasında,
babası gibi kendini göstermesini nasip edin,
babası gibi güçlü, mert olmasını, Büyük Hektor karşılık verdi, dedi ki:
İlyon'da bütün gücüyle hüküm sürmesini.
Kanlı silahlarla savaştan dönerken o,
babasından çok daha üstün bu desinler, Oturtma beni, Helene,
mutlu olsun anasının yüreği. beni çok sevsen de dinlemem seni,
Troyalılara yardım etmek istiyor yüreğim.
Onlar benim yokluğumdan yakınmışlar...
Hektor herkese karşı yumuşak davranır, bir Ben gidip göreceğim evdekiler!,
kızdığı, azarladığı Paris'tir, kafasızlığıyla sevgili karımı göreceğim, yavrumu, bir
tanemi,
şehrin yıkımına sebep olan adam. Şöyle çıkışır
bir daha da ya dönerim, ya dönmem.
ona (İl. III, 38 vd.):
Akha'ların eliyle tanrılar belki de yok
ederler beni.
Seni alçak, seni parlak oğlan, seni çapkın,
seni ırz düşmanı seni!
Bu ölüm düşüncesi bir an olsun Hektor'un
Hiç doğmaz olaydın keşke,
ya da kalaydın ölümüne dek evlenmeden, aklından çıkmaz. Troya'nın ışığı, halkının
ne baş belası kesilirdin o zaman, gözbebeği bu kahraman kaderiyle pençeleşir
ne de yüz karası olurdun başkalarına. durur, ölümünün yakın olduğunu bilir.
Tanrılara güvenmenin de ne kadar yersiz
olduğunu sezer, nitekim onu yalnız Apollon
Hektor Helene'ye karşı uygarca ve korur, ama Zeus'un buyruğuyla o da kaderine
centilmence davranır. Öbür Troyalılar gibi o da bırakmak zorundadır Hektor'u, öbür tanrılarsa
kadını ayıplamaz, suçlamaz, güzel kadın da pis pis düzenlerle Hektor'u aldatmakta
onu herkesten çok sayar ve sever. Paris'i yarışırlar âdeta. Ama bu konuyu Hektor'un
savaşa çağırmak için şehre geldiğinde Helene kahramanlığını inceleyeceğimiz bölüme
onu alıkoymak ister, onunla dertleşmeye can bırakalım.
atar, ama Hektor güzel kadının uzattığı
iskemleye oturmaz, bir an önce karısını ve (2) KAHRAMAN HEKTOR.
çocuğunu bulmaya gider, çünkü girişeceği Ne kadar nankör bir görevi vardır
savaştan bir daha dönüp dönmeyeceğini Hektor'un Troya savaşında! Ordulara yön
bilmez (İl. VI, 344 vd.): vermek, güven aşılamak, güç esinlemek hep
ona düşer. Karar onun, sorumluluk ve
yükümlülük hep onun omuzlarındadır, buna
Ah kayınım benim,
karşılık da durmadan eleştiriye uğrar, herkesi
dayanılmaz kötülükler yapmış bir köpeğim
ben.
dinlemek, yatıştırmak, avutmak, savaş
Anamın beni doğurduğu gün, keşke, ortaklarını hoş tutmak, gücendirmemek onun
bir korkunç kasırga gelseydi, tek başına görevidir. Oysa kendisi için
alsaydı beni, bir dağın tepesine atsaydı, savaşmaz Hektor, bir çapkın adamın, soyunun
ya da bıraksaydı uğuldayan denizin içine... ve kentinin başına getirdiği belayı savmak için
Gel, kaymağım, otur şu iskemleye, dövüşür, bu belayı sayamayacağını, bütün
biliyorum, derdin en büyüğü senin soyuyla birlikte canım kentinin de yok
olacağını bile bile. Buna karşın gene de yiğitçe kurtarmak için canını kurtarması için. Ama ses
dövüşür Hektor. Yiğitliği Akhilleus'un bireyci, çıkmaz artık Hektor'dan, kendi içinde
bencil, inatçı yiğitliğinden ne kadar üstün, ne yapmaktadır artık tartışmayı, hesaplaşmayı.
kadar bilinçli ve insancadır! Ve en azından iki bin yıl sonra doğacak olan
roman türünün belli başlı bir öğesine örnek
Hektor'un kahramanlık dramı Sarpedon'un
olacak monologuna şöyle başlar Hektor (İl.
ölümünden sonra başlar asıl. Patroklos
XXII, 99 vd.):
Akhilleus'un silahlarını kuşanıp da ölüm
saçmaya başlayınca, Hektor başına gelecekleri
anlar, savaşa atılsın mı, atılmasın mı diye "Yazık bana, girersem surların içine,
ikirciklidir, bir an arabasına binip kaçmaya ilkin Polydamas yağdırır ayıbı başıma,
bile koyulur. O zaman da ortaklarının en ağır tanrısal Akhilleus'un baş kaldırdığı o
ve insafsız eleştirilerine uğrar. Lykia'lıların uğursuz gece
önderi Glaukos Patroklos ile Sarpedon buyurmuştu bana, Troyalıları şehrin içine
arasındaki savaşta Hektor Sarpedon'un al, demişti,
öldürülmesini önleyemedi diye onu kınar, dinlememiştim onu, dinleseydim keşke.
Çılgınlık ettim de ne oldu, yok ettim
Troya'lıları küçük düşürür ve ortaklarının artık
halkımı,
bıkıp gitmeye hazır olduklarını bildirir (İl.
Troya'nın erkeklerinden, kadınlarından
XVII, 140 vd.).
utanıyorum.
Bu sözler üzerine Hektor savaşa döner, Benden değersiz biri bir gün ya derse ki:
Patroklos'u öldürür, korkunç bir boğuşma Gücüne çok güvendi Hektor, kıydı halkına.
içinde onun ölüsünü kaçırmak, silahlarını Çok daha iyi olur karşı durmak Akhilleus'a,
soymak ve kendisi kuşandıktan sonra ya öldürüp onu dönerim geri,

Akhilleus'un karşısına çıkmak yürekliliğini ya da onun elinden şanla ölürüm şehrin


önünde.
gösterir. Oysa bu savaş başka türlü bir
Yoksa göbekli kalkanımı, güçlü tolgamı
savaştır. AkhilIeus tanrı Hephaistos'un
bırakıp bir yana,
kendisine yaptığı yeni silahlarla Orion yıldızı
kargımı da duvara dayayıp,
gibi alev alev ışınlar saçarak ilerlemektedir dosdoğru çıksam mı kusursuz Akhilleus'un
düşmanına karşı. Ve Hektor'u biraz önce ağır önüne,
yergilerle kınayan savaş ortakları, söz versem, desem ki geri vereceğiz
yardımcıları, kardeşleri, Troya'lı savaşçıların Helene'yi de, tekmil mallarını da,
hepsi çil yavrusu gibi dağılmış, hepsi vereceğiz, koca karınlı gemileriyle
sığınmışlardır Troya surlarının içine (İl. XXII, 5 Aleksandros'un Troya'ya getirdiği her şeyi.
vd.): -Bunlar kavgamızın başı değil mi?-
Alın, diyeceğim, götürün bunları Atreus
oğullarına.
Bir Hektor duruyordu olduğu yerde, Bir de desem mi paylaşalım hepsini
uğursuz bir kader mıhlamıştı onu bu şehirde nemiz var, nemiz yok.
İlyon'un dışında Batı kapılarının önüne. Ant içireceğim, desem, Troyalı ihtiyarlara,
desem saklamayacaklar şehirde hiçbir şeyi,
ikiye bölecekler, desem, bütün malı, mülkü.
Surların üstünden ihtiyar Priamos, perişan Ama yüreğim ne diye oyalanır böyle
Hekabe boşuna yalvarır dururlar bu kez şeylerle?
Hektor'a ölüme meydan okumaması, kentini Ona karşı olduğum gibi gidersem
bakalım acıyacak mı bana, saygı gösterecek (Akhilleus).
mi?
Silahsız gidersem böyle çırılçıplak,
bir kadın gibi öldürebilir beni o. Hektor'un son sözü de şudur:
Böyle enine, boyuna düşünmek de ne.
"Senin ne olduğun yüzünden belli,
En iyisi tez elden paylaşmak kozumuzu.
demirden bir yüreğin var göğsünde.
Bakalım Olympos'lu kime bağışlar ünü".
Ama uyanık ol, uğramayasın tanrı lanetine,
yiğit de olsan, Paris'le Apollon bir gün seni,
öldürecekler Batı kapılarının önünde".
Hektor böyle düşünürken Akhilleus
Söyler söylemez Hektor bu sözleri,
yaklaşır. Onu görünce bir titremedir alır
her şeye son veren ölüm kapladı bedenini.
Hektor'u, başlar koşmaya. İlyada'nın en ünlü Uçtu canı gövdesinden, yollandı Hades'e,
sahnelerinden biri de açılır gözümüzün önüne: gücünden, gençliğinden koptu, kaderine
Hektor önde, Akhilleus arkada üç kez ağlaya ağlaya
dolaşırlar Troya şehrini, binlerce korkulu göz
önünde oluşan bir ölüm-kalım yarışı. O sırada
İda dağının tepesinde tanrılar dernek kurmuş, Akhilleus'un, Hektor'un ölüsüne ve seyirci
gözlerler ve tartışırlar olayı. Zeus altın kalan bahtsız Troya şehrine yaptığı işkence
terazisini kurar, bir kefesine Hektor'un, bir dillere destan olmuştur: Hektor'u arabasına
kefesine Akhilleus'un ölümünü koyar, kaldırır bağlar, yedi kez dolaştırır Troya şehrinin
teraziyi, bakarız ki Hektor'un kurası ağır çevresinde, toz, toprak içinde. Bu korkunç
basıyor. Hektor ölecektir. Tanrılar işte o anda manzaraya tanrılar bile dayanamaz, Apollon,
el çekerler Hektor'dan, yalnız Athena Aphrodite yağlar sürerler bedenine, gece,
Hektor'un kardeşi Deiphobos'un kılığına girerek gündüz bekçilik ederler ölüsüne, sonunda
yiğide yanaşır, kendisini destekleyecekmiş gibi Priamos'u elinden tutarak götürürler
yapar. Hektor inanır, karşı durur düşmana, Akhilleus'a, azgın yiğit de geri verir ölüyü
ama bir antlaşma yapılmasını ister ki kim babasına (Apollon, Akhilleus, Priamos).
öldürecekse, ölenin bedenini geri versin Hektor'a yakılan ağıtlar ve Hektor'un
yakınlarına. Hakka, yasaya, insan saygısına cenaze töreniyle kapanır İlyada. Dinleyin
güveni vardır Hektor'un son demine dek. Oysa bakın, Boğazlara karşı yükselen Anadolu
nerede Akhilleus, yanaşmaz hiçbir kalesine nasıl gömmüşler Anadolu'nun bu ilk
antlaşmaya. Aslan gibi saldırır, Hektor özgürlük kahramanını (İl. XXIV, 784 vd.):
Deiphobos'u çağırır, bakar ki yok, anlar
aldatıldığını (İl. XXII, 303 vd.):
Dokuz gün odun taşıdılar yığın yığın.
Ölümlülere parlak şafak sökünce onuncu
Kaderim beni kıskıvrak bağladı işte. günü,
Gene de kıyasıya dövüşmek düşer bana, gözyaşı içinde götürdüler Hektor'un
bir yiğitlik göstereyim de öyle öleyim, ölüsünü,
duysun gelecekteki insanlar bile. koydular yığınların tepesine, verdiler
ateşe.
Gül parmaklı şafak sabah erken parlayınca,
Can verirken bir daha yalvarır Hektor ünlü Hektor'un ölüsü çevresinde toplandı
Akhilleus'a ölüsünü Troya'lılara geri versin bütün halk.
diye. Ama Akhilleus'un ret cevabıyla karşılaşır Hepsi geldi bir araya, topluluk kuruldu,
parıldayan şarapla söndürdüler odun canlanmaktadır, öyle ki sonraki yorumlar bile
yığınını, hep İlyada ve Odysseia'da atılmış anlatım
söndürdüler ateş gücünün sardığı her şeyi, temellerine dayanır. Onun içindir ki,
sonra topladı kardeşleri, dostları ak Helena'nın öykülerine, efsanelerine
kemikleri,
girişmeden, bu güzelin Homeros destanlarında
hepsinin yanaklarından iri yaşlar
nasıl karşımıza çıktığını bir görelim.
dökülüyordu.
Kemikleri alıp kodular bir altın kutuya, Troya ovasındaki savaşın en kızgın bir
erguvan rengi yumuşak örtülerle sardılar anıdır. Menelaos'la Paris teke tek savaşa
kutuyu. girişecekler ve kazanan Helena'yı alıp
Sarar sarmaz indirdiler derin bir çukura, götürecektir, böylece bu bitmez tükenmez
ekli kocaman taşlarla ördüler üstünü. savaş kendiliğinden sona erecektir. Başlarında
Sonra bir mezar tümseği yapmaya
Troya kralı Priamos olmak üzere ihtiyarlar Batı
başladılar,
kapısının üstündeki kulede savaşı
gözcüler diktiler çepeçevre, dört bir yana,
seyretmektedir. Birden Helene görünür (İl.
mezar bitmeden Akha'lar saldırmasın diye.
Bir mezar tümseği olunca toprak kabara 111, 154 vd.):
kabara,
gerisin geri döndü hepsi şehre,
Helene'nin görünce çıktığını kuleye
toplanıp bir güzel kutladılar çok ünlü şöleni
şu kanatlı sözleri söylediler usulcacık:
Zeusoğlu kral Priamos'un sarayında.
"Troya'lılarla Akha'ların, böyle bir kadın
İşte böyle yapıldı atları iyi süren Hektor'un
için
cenaze töreni.
yıllardır acı çekmeleri hiç de ayıp değil.
Yüzüne bakan ölümsüz tanrıçalara benzetir
onu.
Helena. Ama gene de binse gemiye keşke gitse,
Yunan efsanelik kişilerinin en ünlüsü, gitse de, bizi, çocuklarımızı belaya
sokmasa".
güzeller güzeli Helena (ya da Homeros'un
deyimiyle Helene) bin bir masal ve öyküye
kahraman olmakla kalmamış, kişiliği de sonsuz Priamos da tatlı tatlı konuşur Helene ile,
tartışmalara yol açarak, çeşitli görüş ve şöyle seslenir:
yönlerden yorumlanmıştır. Helena'nın
kişiliğinde ilkçağ Yunan dünyasının güzele
düşkünlüğü dile geldiği gibi, güzel ve iyi, yani Buraya, yanıma gel kızım, otur şöyle,
estetik değerlerle etik, ahlak değerleri gör bak işte, eski kocan, hısım, akraban,
arasındaki karşıtlık da yansımaktadır. Nitekim dostların.
Bence suçlu sen değilsin, tanrılar asıl,
Homeros'tan sonraki şair ve yazarlar
onlar yığdı başıma kan ağlatan savaşı.
(aralarında Platon da vardır) bir kadının bunca
savaşlara, Doğuyla Batı arasındaki bu çapta bir
çatışmaya etken olabilmesini ahlakdışı görüp, Bundan daha uygarca, daha insanca bir
Helena'nın kaçırılması olayını olduğundan görüş, bir davranış akla gelmez ve böylesini
başka türlü anlatmak yoluna gitmişlerdir. yaklaşık üç bin yıl önceki bir metinde bulmak
Helena'yı yaratan Homeros'tur, bu tip en duru, şaşırtır insanı. Ne var ki bu uygarlık, bu
en arı ve en canlı olarak destanlarında insanlık yalnız Troya'lılara vergidir, Akha'larsa
sert, kaba, hodbin, Yunan deyimiyle
barbardırlar. Helene bir Troya'lı gelin
Tanrıya böylesi hakaret başka hiçbir
olmuştur, odasında hanım hanımcık kumaş
metinde görülmemiştir. Ancak Homeros'un
dokuyan, güzelim nakışlar yaparken yurdunu,
romancıdan farksız derin psikolojik görüşüyle
eski kocasını, kızını düşünen ve özlem çeken
anlaşılabilir.
bir kadındır. Kendi kendini suçlar. Priamos'un
sözlerine şöyle karşılık verir (İl. m, 172 vd.): Odysseia'da Helene saygın bir kraliçe, iyi
bir ev kadını ve sevgi dolu bir ana gibi görülür.
Telemakhos babasını aramaya çıkıp
Senden hem korkarım, hem sayarım seni,
Menelaos'un sarayına varınca, en sıcak, en
sevgili kayınbabam,
candan konukseverliği Helene'den görür. Zeki
oğlunla buraya gelmeseydim keşke
kadın onu kendi çocuğuymuş gibi kucaklar,
evimi barkımı, o nazlı büyüttüğüm kızımı,
hısım akrabamı, can yoldaşlarımı sever, okşar, babası Odysseus'la ilgili bir sürü
bırakmasaydım, anı sayar, olayların da, kendinin de
kara ölüme razı olsaydım keşke. eleştirmesini yapar (Od. IV, 261 vd.).
Böyle olmadı ne yapalım ki, Üstün bir tavrı, Telemakhos'u anlayan,
bak eriyip gidiyorum gözyaşı döke döke.
acılarını paylaşan insanca bir davranışı vardır,
ona tekmil acılarını unutturacak bir ilaç verir,
"Köpek gözlü" der kendine. Priamos'a kendi eliyle işlediği bir yaşmak verir ve
olduğu kadar Hektor'a da sevgisi ve saygısı sonunda büyüler delikanlıyı, Telemakhos da
büyüktür. Ona da aynı pişmanlıkla yakınır (İl. Helene'ye bundan böyle bir tanrıça gibi
VI, 342 vd.). tapacağını söyler (Od. XV, 104 vd.).

Helene tam bilinçli bir insandır. Paris'i Homeros Helena üstüne söylenecek ne
eleştirir. Paris'i Menelaos'la teke tek savaştan varsa hepsini söylemişti, Homeros'un çizdiği
kaçıran tanrıça Aphrodite'nin çağrısına uymak Helena portresine kimse bir şey
istemez, Paris'in yatağına dönmekten tiksinir ekleyememiştir. Nesnel düşünceyi, halkoyunu
ve tanrıçaya karşı gelecek kadar yiğit ve ve Helena'nın başkalarınca eleştirilmesini de
yüreklidir, meydan okur ona (İl. III, 399 vd.): İthake çobanı Eumaios'un ağzından yapar (Od.
XIV, 68):

Gene mi sensin, tanrıça,


neden hep baştan çıkarmak istersin beni? Ah şu Helene bütün soyu sopuyla yok
Söylesene, niyetin ne, olaydı keşke,
beni daha uzaklara, Phrygia'ya, bunca insanın dizlerini kıran bu kadının
şirin Meionia'nın bakımlı bir iline götürmek kökü kurusaydı.
mi?
Oralarda, ölümlülerden bir adamın mı var
ki?.. İşte Özetle Homeros'un Helene'si. Ama
Paris'in yanına kendin git yerleş hadi. dediğimiz gibi, her yazar Helena portresine bir
Çık, ayrıl tanrılar yolundan, şey katmak istemiştir ve efsanesi aşağıda
bir daha ayak basma Olympos'a, özetleneceği gibi büyüdükçe büyümüştür.
ona bak, dert edin kendine onu,
sonunda da karısı yapsın seni, ya kölesi.
istemiş. Talipler kalabalık gelmişler, bir
(1) DOĞUŞU.
söylentiye göre 29, bir başkasına göre 99
Helene, Zeus'la Leda'nın kızıdır, "ölümlü" kişiymişler. Yunanistan'da ne kadar kral oğlu,
babası Tyndareos'tur, Klytaimestra kız kardeşi ne kadar yiğit varsa hepsi istemişler güzellerin
ve Dioskur'lar, yani Kastorla Polydeukes erkek güzelini. Yalnız Akhilleus daha evlenecek
kardeşleridir (Tab. 12). En eski metinlerde bu çağda olmadığı için talipler arasında değilmiş.
böyledir. Sonraları efsane değişmiş ve Leda'nın Tyndareos şaşırmış, ne yapacağını bilememiş.
yerini Nemesis almıştır. Zeus'tan kaçan öç Odysseus ona bir öğüt vermiş: Helene kocasını
tanrıçası Nemesis dünyayı dolaşmış ve kendi seçsin, ama seçmeden önce bütün
biçimden biçime girmiş, günün birinde bir kaz talipler seçeceği adamı korumaya, gerekirse
oluvermiş, Zeus da bir kuğu kuşuna dönüşüp savunmaya ant içsinler. Öyle olmuş ve Helene
yaklaşmış ona. Nemesis'in doğurduğu Menelaos'u seçmiş. Odysseus'a bu hizmetine
yumurtayı çobanlar bulup Leda'ya getirmişler. karşılık İkarios'un kızı Penelopeia'yı vermişler
Yumurtadan çıkan kızı Leda kendi çocuğu gibi (İkarios).
büyütmüş. Efsanenin başka anlatımları vardır:
Helene Lakedaimon'da mutlu bir ömür
Zeus bir kuğu kuşu biçiminde Leda'nın
sürerken, Paris Troya'dan konuk gelmiş
kendisine yanaşmıştır, Leda bir (ya da iki)
Yunanistan'a. Üç Güzeller yarışmasında
yumurta doğurmuş, bundan Helene çıkmış,
Aphrodite Troya'lı gence Helene'nin aşkını söz
birinden Helene ile Polydeukes, ötekinden
vermişti (Paris). Priamos'un en küçük oğlu da
Klytaimestra ile Kastor çıkmış diyenler de var,
armağanını almaya gelmişti. Menelaos onu bir
bir tek yumurtadan Helene, Kastorla
süre konuklar, sonra kendisi Girit'e, Katreus'un
Polydeukes'in doğduğu, Klytaimestra'nın da
cenaze törenine gitmek zorunda kalır
tanrıyla bir ilişkisi olmayıp Tyndareos'un kızı
(Katreus), Paris de Helene ile baş başa
olduğu söylentisi de vardır (Leda, Nemesis,
kalınca, güzel kadını kaçırır. Helene'yi
Dioskur'lar).
kandırdı mı, Helene ona gönül verip
(2) EFSANELERİ. kaçırılmaya razı oldu mu? Homeros da, öbür
yazarlar da bunu pek açıklamazlar. Paris
Homeros destanlarında bilinmeyen bir
Helene'yi baştan çıkarmakta güçlük çekmemiş
efsane, Helene'nin Lekadaimon'da Artemis'e
olacak, çünkü arkasında Aphrodite vardı ve
sunu sunarken Atina yiğidi Theseus'un
tanrıçanın buyruğu, istemiydi bu. Ne var ki
saldırısına uğradığı ve kaçırıldığı öyküsüdür.
Paris Helene'yi tek başına kaçırmaz, yanında
Atina'lılar Helene'yi kabul etmek istemedikleri
hazineler, göz kamaştırıcı mallar da alıp
için, Theseus kızı anası Aithra'nın yanına
götürür. Nitekim Helene'yi geri vermek söz
bırakmış (Aithra). Bir süre sonra, Theseus'la
konusu olunca hep bu mallardan da dem
arkadaşı Peirithoos'un yeraltı ülkesine
vurulmaktadır.
inişlerinden faydalanarak Dioskur'lar gelip kız
kardeşlerini geri almışlar. Theseus'un Helene'yi İki sevgilinin Troya'ya kadar olan yolculuğu
kirletmediği söylenir, bir efsaneye göre ona üstüne kaynaklar çeşitlidir: Üç günde Anadolu
bir çocuk yapmış ve bu da Agamemnon'la kıyılarına vardıkları, yok Fenike'de Sidon
Klytaimestra'nın kızı diye geçinen İphigeneia şehrine uğradıkları, uzun bir süre Kıbrıs'ta
imiş (İphigeneia). kaldıkları anlatılır. Ama asıl şaşırtıcı bir
efsane, Helene'nin Mısır'da kalışı efsanesidir.
Yurduna dönünce,, babası Tyndareos
Bunu Euripides "Helene" adlı tragedyasında
başına iş açacağa benzeyen kızını evlendirmek
işlemiştir. Efsanenin amacı Helena’nın
namusunu kurtarmaktır. Sözde Hera güzellik Helenos.
yarışmasında Aphrodite'ye yenilmeyi Priamos'la Hekabe'nin oğlu, Kassandra'nın
sindirememiş, Paris'i Helena'dan yoksun etmek ikiz kardeşi (Tab. 16). Kassandra gibi Helenos
için tıpkı Helena'ya benzeyen bir kadın da Apollon tanrının gözdesidir, ikisine de tanrı
yaratmış ve Paris'i bu Helena görüntüsüyle bilicilik yetisini vermiştir. İlyada'da "bilicilerin
Troya'ya göndererek, gerçek Helena'yı en iyisi" diye sözü geçen Helenos, savaşta da,
Hermes'in kılavuzluğunda Mısır'da kral dinsel konularda da Hektor'a öğütler verir ve
Proteus'un yanına yollamış. Helena da Troya Hektor yaşadıkça yiğitçe çarpışır. Ama
savaşının sonuna kadar Mısır'da kalmış da, ağabeysi öldükten sonra, Priamos onu da öbür
sonra Menelaos gelip onu almış. Tarihçi oğulları gibi hor görüp tersler (İl. VI, 76; VII,
Herodotos bu anlatımı benimser. Homeros 44; XXIV, 249).
destanlarında böyle bir öykünün izine bile
Helenos'a değgin efsaneler asıl İlyada'ya
rastlanmaz, yalnız Odysseia'da Helene'nin
konu olan olaylardan sonra başlar. Paris
dönüş yolunda Menelaos'la birlikte Mısır'a
ölünce, Helena'ya kimin koca olacağı
uğradıklarından söz edilir (Od. IV, 219 vd.).
tartışılmış, Helenos'la küçük kardeşi Deiphobos
Helena'nın Mısır'da kaldığı masalı İ.Ö. VI.
talip çıkmışlar. Ama Priamos Deiphobos'u
yüzyılda yaşayan şair Stesikhoros'un
seçince, Helenos küsmüş ve İda dağına
"palinodia"sına, yani kendi bir şiirini
çekilmiş. Akha'ların bilicisi Kalkhas, Troya'nın
yalanlamasına dayanmaktadır. Söylentiye göre
ancak Helenos'un bildireceği koşullar altında
Stesikhoros Helena'yı kınayan bir şiir yazmış,
düşeceğini söyleyince, Odysseus onu bulmak
sonra da gözleri kör olmuş, anlamış ki günah
ve ağzından söz almakla görevlendirilmiş. Zora
işlemiştir ve ilk şiirini ikinci bir şiirle
ve rüşvete dayanamayan Helenos şu üç koşulu
düzelttikten sonra gözleri açılmış. Helena
bildirir: Akhilleus'un oğlu Neoptolemos savaşa
birçok yerlerde tanrıça gibi tapım görürdü.
katılır, Akha'lar Pelops'un kemiklerini ve
İlyada'dan sonraki efsanelerde oynadığı rol Palladion'u ele geçirirlerse, şehir düşecektir.
onu Homeros destanlarındaki kişiliğinden Başka bir efsaneye göre tahta atın yapılıp
başka bir kişilikle gösterir. Bu efsanelerde surlardan içeri alınmasını salık veren de
Helena Yunanlıların çıkarına yardım eden ve Helenos’ınuş. Bundan sonraki öyküleri de
bu uğurda Troya'ya her türlü kötülüğü yapan karışıktır: Şehir düştükten sonra ölümden
hain ve belalı bir kadın rolündedir. Paris'ten kurtulmuş. Hekabe ile birlikte Trakya'ya gitmiş
sonra Deiphobos'la evlenir, sonra Menelaos'u ve anası acısından bir köpek haline gelince,
evine alarak Deiphobos'u öldürür, Akha'lara onu Trakya Khersonnesos'unda (Gelibolu
kapıları açar ve Troya katliamını körükler. yarımadası) "Köpeğin mezarı" denilen yerde
Helena üstüne uydurulan mistik bir gömmüş. Sonra Neoptolemos'un yanına
efsanede de Helena'nın Akhilleus'la evlendiği sığınmış, o ölünce karısı Andromakhe'yi almış
ve ölümsüzlüğe kavuşup Karadeniz'de Leuke da onunla bir oğlu olmuş. Bunlar hep sonradan
(Beyaz) denilen bir adada yaşadığı anlatılır. uydurulmuş ve Troya kral soyuna leke
getirmek için Yunanistan'da düzülmüş
Bütün bu uydurma efsaneler Homeros'un
masallardır. Vergilius "Aeneis" destanında
çizdiği Helena portresini karıştırmak ve
Helenos'u Epir bölgesinde kral olmuş ve
bozmaktan başka bir işe yaramamıştır.
İtalya'ya gitmek üzere oradan geçen
Troya'lıları iyi karşılar gösterir. var bu çocukların: Büyücü Kirke, Kolkhis kralı
Aietes, Minos'un karısı Pasiphae, Aietes'i
Heliadai (Helios Kızları). tahtından atan, ama yeğeni Medeia'nın eliyle
Güneş tanrı ile Okeanos kızı Klymene'nin öldürülen Perses. Helios'a Rhodos adlı nympha
çocukları, Phaeton'un kız kardeşleridir (Tab. Heliosoğullarını doğurur. Klymene de Helios
8). Phaeton Zeus'un yıldırımıyla vurulunca kızlarını. Phaeton da Helios'un oğlu sayılır.
Helios kızları içine düştüğü ırmak kıyısında Helios güçlü kuvvetli ve çok yakışıklı bir
gözyaşı döke döke kavak ağacına delikanlı olarak canlandırılır. Başı, saç
dönüşmüşlerdir. Gözyaşlarından amber biçiminde ışınlarla çevrilir. En eski inançlara
taneleri meydana gelmiştir. Söylentiye göre göre Helios ateş saçan çok hızlı atların çektiği
Phaeton'a Güneş'in arabasıyla atlarını veren, arabasıyla her sabah Şafak'tan hemen sonra
böylece yok olmasına yol açan Helios Hindistan'dan yola çıkıp gökteki yörüngesine
kızlarıymış, dönüşümleri bu sonuçlarının girer ve akşam da Okeanos ırmağına dalar.
cezası olmuş (Phaeton). Yorgun atlarını Okeanos sularında yıkadıktan
sonra doğudan batıya aynı yolu ertesi günü
Heliades (Heliosoğulları). gene izler. Yeryüzü Okeanos ırmağı üstünde
Heliosoğulları Güneş tanrının Rhodos adlı yüzen bir tabak gibi tasarlandığı için Helios'un
nympha'dan olan yedi oğludur (Tab. 8). Hepsi gece batıda batıp sabah doğudan doğması
usta gök bilginleriymiş, ama günün birinde olağan sayılırdı. Gök bilimi ilerledikçe güneşi
aralarında anlaşmazlık çıkıp birbirlerine simgeleyen Helios'un önemi azalmıştır.
düştüklerinden, bazıları Midilli, bazıları Nitekim Homeros'un Odysseia destanında bile
Istanköy, bazıları da analarının adını verdiği Helios yardımcı bir tanrı sayılır ve Odysseus'un
Rodos adasında kalarak orada Lindos, İalysos arkadaşları sığırlarını kesince kendi öcünü
ve Kamiros şehirlerini kurmuşlar. kendi alamaz, Zeus'a başvurmak zorunda kalır
(bkz. Od. XII, 260 373). Helios dünyanın gözü
Helikaon. sayılır, o her şeyi görür, örneğin Aphrodite ile
Troya'lı önder Antenor'un oğlu, Priamos'un Ares'in gizlice seviştiklerini (Od. VTO, 270),
kızı Laodike'nin kocası. Helikaon kardeşleriyle körlerin gözünü açar vb. (Orion).
birlikte Troya yıkımından kurtulur ve Antenor
ve Pulydamas'la birlikte kuzey İtalya'ya göçer Helle.
(Antenor). Çanakkale Boğazına adını veren Helle'nin
efsanesi Argonaut'lar bölümünde anlatılmıştır
Helios. (Argonaut'lar). Bir anlatıma göre Helle denize
Gaia ile Uranos'un çocukları Hyperion ve düştükten sonra tanrı Poseidon tarafından
Theia birleşirler, üç göksel varlık meydana kurtarılmıştır. Poseidon Helle'yi sevmiş, onunla
getirirler: Helios (Güneş), Selene (Ay) ve Eos birleşerek üç çocuk anası yapmıştır onu.
(Şafak) (Tab. 4 ve 8). Titanlar soyundan olan
Helios, Olympos'lu Apollon'dan ayrı bir tanrı ya Hellen.
da doğal bir güç, yani güneşin ta kendisi Hellen'lerin, yani bütün Yunan ırk ve
sayılır. Helios, Okeanos'la Tethys'in kızı boylarının atası sayılan efsanelik kişi. Hellen,
Perseis'le evlenir, birçok çocuğu olur; Deukalion'la Pyrrha'nın oğludur. Tufandan
herbirinin olağanüstü bir kişiliği ya da talihi sonra Tesalya'ya yerleşir ve bir dağ nympha'sı
olan Orseis'le evlenir. Doros, Ksuthos ve Aiolos
(2) NİTELİĞİ.
diye üç oğlu olur, bunlar da Dor, Aiol, İon ve
Akha boylarının ataları sayılır (Tab. 20). Hephaistos hem topaldır, hem çirkin. Bu
niteliğiyle Olympos tanrıları arasında tektir,
Hemera. bu yüzden de hor görülür tanrılarca.
Gündüzü ve gün ışığını simgeleyen Topallığının nedenini İlyada'da kendi anlatır:
Hemera, Khaos'tan çıkma Erebos'la Nyks'in, Troya savaşı konusunda Zeus'la Hera arasında
yani Gece'nin kızıdır. Aither (Esîr) ise onun kopan bir kavgayı yatıştırmaya çalışır ve
kardeşidir. Hesiodos'a göre Nyks ile Hemera Hera'ya şöyle der (İl. I, 586 vd.):
Tartaros'ta, yani yeraltında buluşurlar (Theog.
748 vd.).
Aldırma anacığım, sık dişini, bağrına taş
bas.
Seni çok severim, görmek istemem dayak
Orada buluşup selamlaşır Gece'yle Gündüz
yediğini.
tunçtan büyük eşiğe ayak basarken,
Tepem atsa bile koşamam yardımına;
Biri konağa girerken öteki çıkar,
ne yapayım, Olympos'luya karşı gelmek çok
ikisi hiç bir arada olmaz içeride:
zor.
Hep biri dışarıda, yeryüzünde,
Bir gün sana yardım etmek istedimdi hani,
öteki içeride, çıkmayı beklemektedir.
yakaladıydı beni bacağımdan,
Biri ellerinde götürür ışığı
attıydı tanrısal eşikten aşağı,
sayısız gözlerine insanların,
yuvarlandım gittiydim tam bir gün.
öteki Uyku'yu taşır kollarında,
Düştüydüm Lemnos adasına, batan günle,
Ölüm'ün kardeşi Uyku'yu,
birazcık canım kalmıştı, ha çıktı ha çıkacak.
sisli karanlığa bürülü belalı Gece.
Sintiler yerden kaldırdılardı orada beni.

Hephaistos. Ama Hephaistos aynı öyküyü başka türlü


anlatır İlyada'nın bir başka bölümünde: Thetis
(1) DOĞUŞU.
oğlu Akhilleus için yeni silahlar istemeye
Hephaistos, Zeus ile Hera'nın oğludur, ama gelince demirci tanrıdan, topallığı yüzünden
bir efsaneye göre, Hera onu kendi kendine anası Hera'dan neler çektiğini anlatır. Hera
doğurmuştur (Tab.5). Zeus'un Athena'yı topal oğlundan utandığı için onu dokuz yıl
kafasından çıkarmasını kıskanmış da, Okeanos ırmağının yanında saklamıştı (İl.
Hephaistos'u yaratmış. Hesiodos süreci şöyle XVIII, 394 vd.).
anlatır (Theog. 927 vd.):
Hephaistos bunun öcünü anasından alır:
İçine zincirler sakladığı bir taht yapıp, anasına
Hera tanrıça kimseyle sevişmeden, gönderir, Hera da tahtın üstüne oturur, ama
yalnız öfkeden ve kocasına hıncından oturur oturmaz da zincirler onu kıskıvrak
ünlü Hephaistos'u doğurdu kendi kendine. sarar, kurtulamaz bir daha. Olympos tanrıları
Ve Hephaistos en usta sanatçısı oldu Hephaistos'u çağırmak zorunda kalırlar.
gökler tanrısı Uranos torunlarının. Dionysos'u gönderirler, şarap tanrı da
Hephaistos'u bir eşeğe bindirip öyle getirir
Olympos'a.
Tanrılar ünlü topalı görünce kahkahayı cılız bacakları seğirtiyordu altında.
atarlar (İl. I, 599): Körüklerini ateşin içinden çekti,
topladı tekmil araçları gümüş bir sandıkta.
Bir süngerle sildi iki elini, yüzünü,
Koştu durdu oradan oraya soluya soluya, güçlü boynunu, kıllı göğsünü sildi,
tanrılarda gürül gürül bir kahkaha koptu. bir entari giydi, aldı eline koca bir değnek,
çıktı topallaya topallaya kapıdan dışarı.

Ama hiçbirinin elinden gelmeyen işler gelir


Hephaistos'un elinden: Her türlü madeni Değil bir tanrının, hiçbir çalışan insanın
işleyip olağanüstü güzellikte eserler böyle canlı bir tanımlanması bulunmaz ilkçağ
yaratmasını başarır topal tanrı. Zeus'la yazınında. Bu eşsiz parçayı, daha da üstün ve
Hera'nın yatak odası, Olympos tanrılarının şaşırtıcı bir metin olan Akhilleus'un silahlarının
evleri onun usta ellerinden çıkmadır. Thetis anlatılması izler. Hephaistos mucizeler
Hephaistos'un evine gelince, işliği şöyle yaratan bir ustadır. Daidalos insanlar arasında
tanımlanır demirci tanrının (İl. XVIII, 369 vd.): neyse, Hephaistos tanrılar arasında odur:
Sanatın ve işçiliğin yüceliği simgelenir onlarla.

Gümüş ayaklı Thetis Hephaistos'un evine (3) EFSANELERİ.


vardı, Güzellikten hiç nasip almayan Hephaistos
yok olmaz, tunçtan, yaldızlı bir evdi bu,
aşktan yana da pek talihli olmamıştır.
üstündü öbür ölümsüzlerin evlerinden,
İlyada'da Kharit'lerden Kharis, yani Zarafet'in
çarpık bacaklı tanrı yapmıştı bu evi.
kendisiyle evli olarak gösterilir (İl. XVIII, 382),
Hephaistos'u körükleri arasında çalışır
buldu,
Hesiodos Kharit'lerin en küçüğü Aglaie (parlak
kan ter içinde gidip geliyordu o yandan bu anlamına gelir) ile evlendiğini söyler.
yana, Homeros'un Odysseia destanında ozan
üçayak yapıyordu tam yirmi tane. Demodokos Aphrodite ile evli olan
Dayayacaktı onları sarayının dik duvarına, Hephaistos'un başına gelenleri anlatır: Ares'le
her üçayağın altına altın tekerlekler aldatıldığını bilen topal tanrı bir zamanlar
koymuştu, anası Hera'ya yaptığı taht gibi, bu sefer de İki
kendi kendilerine girsinler diye tanrıların sevgiliyi birden içine alacak bir yatak yapar,
toplantısına,
Lemnos'a gidiyormuş gibi evinden ayrılır ve
sonra gene gerisin geri eve dönsünler diye,
dönüşünde Ares'le Aphrodite'yi kıs kıvrak bağlı
görülmeye değer şeylerdi bunlar.
bulur. Ünlü topalın avaz avaz bağırarak dile
Yirmi tane üçayak bitmiş, hazırdı,
bir işli halkaları vardı takılacak,
getirdiği öfke onun kişiliğini açığa vuracak
onları yapıyordu Hephaistos, dövüyordu niteliktedir (Od. XVIII, 306 vd.):
bağlarını.

Zeus baba ve hep var olan öbür mutlu


Hephaistos Akhilleus için yeni silahlar tanrılar
gelin, şu gülünç, bayağı işlere bir bakın!
yapmaya söz verince, işe koyulması şöyle
Zeus'un kızı Aphrodite hor gördü beni,
anlatılır (XVIII, 410 vd.):
topalım diye hor gördü, sevdi Ares'i,
sevdi onu, yakışıklı, çevik ayaklı diye,
Soluyan topal yaratık örsten uzaklaştı, kabahat bende değil, sakat doğmuşsam,
kabahat anamda, babamda, beni dünyaya çıkışır karısına (ti. XV, 14 vd.):
getirmeselerdi!

Amma da düzen kurdun, yola gelmez Here,


Hephaistos Erikhthonios efsanesinde de rol savaş dışı ettin tanrısal Hektor'u,
oynar (Erikhthonios). İlk kadın Pandora'nın uğrattın orduyu bozguna.
bedenini kilden yontan odur (Pandora). Bu kötülüğün meyvesini sen toplayacaksın
Prometheus'u Kafkas dağının tepesine o önce,

çıkartır (Prometheus).
seni bir güzel pataklayayım da gör.
Unuttun mu seni havalarda astığım günü,
Hera.
bir örs bağlamıştım iki ayağına,
Homeros destanlarında "inek gözlü", "ak çözülmez bir altın zincir vurmuştum
kollu" ya da "altın tahtlı" diye nitelenen Hera ellerine,
(yahut Here) tipik bir Grek tanrıçasıdır, yani asılı kalmıştın havalarda, bulutlar
Yunanistan yarımadasının ırk, soy, din ve arasında.
dünya görüşlerini, çıkarlarını daha ileri bir
kültürün simgesi Ege ve Anadolu'ya karşı
Zeus Hera'ya bu cezayı Herakles'e ettiği
savunan, bu yüzden kişiliği ve efsaneleri hep
kötülük yüzünden vermiştir. Tanrıların tanrısı
bir kavga, kin, hınç ve geçimsizlik havası
oğlu Ares'te anasının kusurlarının tıpkısını
yansıtan sevimsiz bir tanrıçadır. Bütün
görür (Ares). Öbür tanrılar da aşağı yukarı
kusurlarıyla kadını canlandırır Hera. Dırdırcı,
Zeus gibi düşünürler. Anasını, babası Zeus'a
kıskanç, hırçın, inatçıdır, düzen kurar, ama
karşı korumaya çalışan Hephaistos bile
hiçbir işi açık değildir, hasır altından su
Hera'dan neler çektiğini unutamaz
yürütür, gizli kapaklı yapar ne yaparsa, sevgi
(Hephaistos).
ve nefretleri hiçbir mantığa dayanmaz, silah
ve yetkilerini kötüye kullanmaktan çekinmez, (1) DOĞUŞU, HAYATÖYKÜSÜ.
benzetmek gerekirse, her zaman ve özellikle
Hera, Kronos'la Rheia'nın kızı ve Zeus'la
zamanımızda örneklerine çok rastlanan varlıklı
öbür Olympos'lu tanrıların kız kardeşidir (Tab.
ve bencil burjuva kadınını simgeler. Zeus'un
5). Babası Kronos onu da doğar doğmaz yutar,
eşi, tanrıların kraliçesi ulu Hera'ya bu damgayı
sonra da kusar. Zeus dünya egemenliğini
basan Homeros'tur, ama ne tuhaf ki İonyalı
paylaştıktan sonra, Hera'yı kendine eş alır.
koca şairin çizdiği Hera portresi tutunmuş,
Hesiodos'a göre, Zeus tanrıçalar arasında Hera
Yunanistan'da yaratılan efsanelerinde aynı
ile son olarak evlenmiştir.
tiple karşımıza çıkmaktadır. Hera'yı kocası
Zeus'un ağzından dinleyelim (İl. VIII, 407): Hera çocukluğunun dünyanın ucunda,
Okeanos'la Tethys tanrılarının yanında
geçtiğini İlyada'da kendi anlatır (İl. XIV, 200
Çok değil Here'ye öfkem, kinim, vd.). Anası Rheia Titan'lar savaşı sırasında inek
her işime engel olmak onun huyu.
gözlü tanrıça Okeanos'la Tethys arasında çıkan
bir kavgayı yatıştırmak için batı kıyılarına
Troya savaşını tuttuğu Akha'lardan yana gitmek ister.
çevirebilmek için Zeus'u baştan çıkarıp Zeus'la Hera evlenmeden de sevişmişlerdir,
uyuttuktan sonra, birden uyanan tanrı şöyle ama sonra da düğünleri törenle kutlanmıştır.
En büyük tanrı çifti arasındaki kutsal düğün beni...
(hieros gamos) efsanelerde de, kültte de sık
sık tekrarlanır bir motiftir. Bir efsaneye göre
Sonra sayar bir bir yattığı ölümlü ve
bu düğün Batı Kızlarının (Hesperides)
ölümsüz kadınları, Hera ses çıkarmaz, ama
bahçesinde olmuştur, o bahçeden gelen altın
içine bal damladığı besbellidir. Epey naz eder,
elmaları da Gaia Hera'ya düğün hediyesi
utangaç tavırlar takınır:
olarak vermiştir. Hera da Okeanos kıyılarında
bulunduğu sırada elmaları kendi eliyle Batı
Kızlarının bahçesine ekmiştir. İlyada'da İda Korkunç Kronos oğlu, ne biçim söz çıktı
dağının Gargaros tepesindeki birleşme sahnesi ağzından?
de böyle bir kutsal düğündür. Destanın bu Yatağa yatıp sevişmemizi nasıl istersin
eşsiz parçasını özetlemeye değer (İl. XIV, ida dağının tepesinde, göz göre göre?
152353): Hera kocası Zeus'un İda dağından Ya hep var olan bir tanrı görürse bizi,
Troya savaşını yönettiği ve başarının biz uyurken gider, söylerse öbür tanrılara?
Bir daha ayak basamam senin evine,
Troya'lılarda olduğunu görür, bunu önlemek
ne yüzle çıkarım bu yataktan dışarı?
için, gidip dağ başında onunla sevişmeyi
geçirir aklından, gider odasında önce bir güzel
süslenir, sonra Aphrodite'den sevgiyi Hera'nın sıradan bir kadın gibi kendi
tutuşturan büyülü memeligini ister, onu da kocasıyla yatmaktan çekinmesini,
göğsüne taktıktan sonra Uyku tanrıyı baştan dedikodudan korkmasını Zeus gibi biz de
çıkarır ve onunla birlikte Gargaros doruğuna hayretle karşılayalım. Her neyse, Zeus buna
varır: da çare bulur:

Bulutlar devşiren Zeus onu gördü, Tanrılar, insanlar görecek diye korkma,
görür görmez aşk sardı düşünceli kafasını, altın gibi bir sisle örterim dört bir yanımızı,
öyle bir aşkı ilk birleştikleri gün duymuştu, güneş bile onu geçip göremez bizi,
ana, babalarından gizli çıktıkları gün her şeyi keskin ışıklarıyla gören güneş bile.
yatağa... Böyle dedi, aldı karısını koynuna, sarıldı,
tanrısal toprak yumuşak bir çimen saldı,
taptaze lotos bir halı serdi toprakla
Zeus eşine nereye gittiğini sorar, o da
aralarına,
masum tavırlar takınarak, Okeanos kıyısında safranlardan, sümbüllerden, tatlı bir halı,
deniz tanrıları çiftini barıştırmaya gittiğini ve uzanıverdi ikisi de halının üstüne,
önce kocasına haber vermek, ondan izin almak sardı onları güzel bir altın bulut,
için buraya geldiğini söyler. Zeus dayanamaz, buluttan çiy damlaları akıyordu pırıl pırıl.
savaşı filan unutup açığa vurur duygularını:

Bugün de Kazdağ'ın tepesine çıkın,


Sonra da gidersin oraya, ne olur Here, aralarında otlar fışkıran tepsi gibi serilmiş,
yatalım gel, sarmaş dolaş olalım yatakta, kocaman, dümdüz taşlar görürsünüz ve bu aklı
doyasıya, yeşilli halıların üstünde tanrıların seviştiğini
bugüne dek ne bir tanrıçaya, ne bir kadına geçirirsiniz aklınızdan.
karşı
yüreğime akan aşk böyle altüst etmedi
(2) EFSANELERİ.
Herakleidai, yahut Heraklesoğulları.
Hera'nın doğrudan doğruya efsanesi Bu ad, yalnız Herakles'in oğullarına ve
yoktur, ama Zeus'un aşklarında rol oynar, torunlarına değil , yiğidi ata olarak
onlara karışır, hele bu aşklardan doğan benimseyen birçok soylara verilmektedir (Tab.
çocukların yakasını bırakmaz, ömürleri 13). Herakles öldükten sonra,
boyunca kini, öfkesiyle izler onları. İlk ve en Eurystheusoğullarını da ezmeye çalışır.
büyük kurbanı, Alkmene'nin Zeus'tan Heraklesoğulları bu yüzden oradan oraya
doğurduğu Herakles'tir. Güçlü yiğidi üst üste sürünür, sonunda Atina'da yiğit Theseus'tan
kahramanlıklar yapmaya zorlayan Hera'dır. Adı yardım görürler ve düşmanlarını bir bir
Herakles'in bile "Hera'nın ünü" anlamına yenerek Yunanistan'da ve özellikle
geldiğini ileri sürenler bile vardır (Herakles). Peloponez'de egemenliği ele geçirirler.
İo, Epaphos, İno ve Athamas, Dionysos ve Heraklesoğullarının Yunanistan'da tutunması
Tityos efsanelerinde, Teiresias'ı kör etmekte Dor ırkının Peloponez'i ele geçirmesinin efsane
rol oynar. Üç Güzeller yarışmasında birinciliği alanına yankısıdır. Ne var ki yalnız Yunanistan
kazanamaması Paris'e ve Troya'ya dinmez kinin kral aileleri değil, Anadolu ve İtalya'da da bazı
bir nedenidir, öte yandan Akhilleus'un anası soylar Heraklesoğlu adını almışlardı. Örneğin
Thetis'i kıskandığı halde, onu büyüttüğü için Lydia kralı Kroisos (Karun), soyunun
oğlu Akhilleus'u tutar (Thetis). Bir efsane Herakles'in Omphale ile birleşmesinden
Menelaos'u ölümsüz kıldığını anlatır meydana geldiğini ileri sürer, Roma kralı
(Menalaos). Tarquinius da Herakles'in bir oğlunu atası
Devlere karşı savaşa katılmıştır. Bu sırada olarak kabul ederdi.
Porphyrion ona tutulmuş ve elbisesinin ucunu
yakalayarak onu kendine çekmek istemiştir, o Herakles.
sıra Zeus devi şimşekle yere sermiş. İksion da Helene kadın olarak neyse, Herakles de
Hera ile birleşmek istemiş, ama Zeus Hera'nın erkek olarak odur, yani Yunan ve Latin mythos
buluttan bir görüntüsünü yaparak onu yazarlarını sonsuzca esinleyen efsanelik bir
aldatmıştır (Prophyrion, İksion). kişi. Ne var ki Grek boylarının ve özellikle
Dor'ların kahramanlık görüş ve anlayışlarını
Hera Argonaut'lar seferinde Argo
kişiliğinde toplayan Herakles bir çeşit ulusal
gemicilerine yardımda bulunmuş, tehlikeli
kahraman olmuştur. İnsanın doğaya karşı
geçitleri geçmelerini sağlamıştır
yenilmez saldırma ve dayanma gücünü
(Argonaut'lar).
simgeler. Yaptığı işler hep iyiye dönüktür,
Kızı Eileithyia ile doğumlara gözcülük eden doğanın insanın başına saldığı afet ve
tanrıça Hera'nın en sevdiği kuş tavus kuşudur. musibetleri yok etmekle insanlığa sonsuz
Göz göz tüyleri, tanrıçanın İo'ya bekçi koyduğu iyiliği dokunur. Oysa kendisi trajik bir kişidir:
Argos'un yüz gözünü simgelermiş (Argos). Kahraman olmayı kendi seçmemiştir, tanrı
Yemiş olarak narı, çiçek olarak zambağı vergisi kuvvetinden de zevk duymaz, tersine
severmiş. onu dizgine vuramadığı için, istemeyerek suç
Roma'da Hera tanrıça İuno ile bir tutuldu işler ve dengeyi bir türlü bulamayıp kendinden
(İuno). geçer, çıldıracak gibi olur. Herakles'e bütün
işleri, kahramanlıkları zorla yaptırılır,
Herakles köledir, insafsız bir efendinin
buyruğunda ömrü boyunca çalışmak onun kara Herakles üstün bir eğitim görür:
kaderidir. İlk doğduğu günden beri peşini Amphitryon ona araba kullanmasını, Eurytos
bırakmayan Hera'nın kin ve öfkesi son demine ok atmasını, Linos da güzel saz çalmasını
kadar da rahata kavuşturmaz onu. Tam işleri öğretirler.
bitmişken korkunç bir yanlışlık yüzünden cayır
Delikanlılık çağına gelince boyu boşu ve
cayır yanar ve ölür. Ama böylece büsbütün
gücü olağanüstüdür. On sekiz yaşında
arınıp ölümsüzlüğe kavuşur.
Amphitryon'un sürülerini beklerken, babasının
(1) ADI. ve kral Thespios'un ülkesinde korku salan
Kithairon aslanını öldürür. Thespios da karşılık
Asıl adı Alkides, yani dedesi Alkaios'tan
olarak elli kızıyla yatmasını sağlar yiğide. Ne
gelme bir soyadıdır. Sonra Pythia kahini adını
var ki avdan her gece yorgun argın dönen yiğit
değiştirir, Herakles kor. Herakles adının
yatağına giren kızların hep başka olduğunu
"Hera'nın ünü" anlamına geldiğini İleri
anlamamış. Bu kızlardan elli tane oğlu olmuş
sürerlerse de "heros" yani kahraman sözcüğü
(Thespios).
ile ilişkisi daha akla yakındır.
Bundan sonra Thebai'lileri haraca kesen
(2) SOYU. Orkhomenos kralı Erginos'la dövüşüp onu
Herakles'in anası Alkmene’de, ölümlü öldürmüş. Thebai kralı Kreon ödül olarak kızı
babası Amphitryon’da Perseus'la Andromeda Megara'yı vermiş yiğide. Bu kadından da epey
soyundandırlar (Tab. 13). Zeus, Alkmene'nin çocuğu olmuş Herakles'in, ama günün birinde
atası Danae ile birleştiği gibi, Alkmene'yi de Hera yiğidin cinnet getirmesini sağlamış, kendi
aldatarak elde eder. Aynı gece Alkmene çocuklarını bir bir öldürmüş. Yiğit kendine
Herakles ve İphikles'e gebe kalır (Alkmene, gelince, Thespios'un yanına sığınmış ve kendini
Amphitryon). bu suçlarından arındırmış, ama Hera bununla
da yetinmemiş, Apollon kâhini Pythia
(3) HAYATI.
aracılığıyla yiğidin gidip Eurystheus'un
Alkmene gebe kalır kalmaz tanrıça Hera hizmetine girmesini bildirmiş. Suçlarının
ona karşı korkunç bir kıskançlık beslemeye kefareti olacak bu on iki yıllık hizmeti
başlar. Zeus'a söz verdirir ki Perseus soyundan başarıyla sona erdirirse, ölümsüzlüğe
ilk doğacak çocuk, insanlar üzerinde büyük bir kavuşacakmış.
egemenlik kuracaktır. O sırada Sthenelos'un
(4) HERAKLESİN ON İKİ İŞİ.
karısı yedi aylık gebeydi, Hera kızı ebe tanrıça
Eileithyia'ya onu yedi aylıkken hemen doğurtur Aşağıda sayacağımız işleri Herakles yalnız
ve Alkmene'nin doğumunu geciktirir. Böylece kollarının gücü ve silah olarak elinden hiç
Perseus soyundan ilk doğan erkek Herakles ayırmadığı topuzuyla başarmıştır:
değil, Eurystheus olur (Eurystheus). Nemea aslanı. Typhon'la Ekhidna
Hera Herakles'in elinden haklarını almakla canavarlarından doğma bu aslan Yunanistan'da
kalmaz, sekiz aylık olup ikizi İphikles'le Nemea bölgesini kasıp kavuruyormuş; yiğit
birlikte beşiğinde yattığı bir gün iki kocaman onu okları ve topuzuyla alt edemeyince,
yılan gönderir çocukları boğmak için. Iphikles kolları arasına almış ve elleriyle boğmuş. Bin
avaz avaz bağırdığı halde, Herakles yılanlara zorla yüzdüğü postunu da kendine zırh etmiş.
sarılır ve her elinde bir yılanı boğazından sıkıp Lerna ejderi. Dokuz kafalı bir yılan olan
boğar. "hydra" adlı ejderi Hera Argos bölgesindeki
Lerna bataklığına salmıştı. Herakles zehir tanrı da öç almak için boğayı kudurtmuştu.
saçan kafalarını bir bir koparmış ve ölümsüz Hayvan Girit ekinlerini yok ediyor, ülkeyi
olan kafasını da kocaman bir kayanın altına açlıkla karşı karşıya bırakıyordu. Herakles bu
gömmüş. azgın boğayı boynuzlarından yakalayıp

Erymanthos yaban domuzu. Arkadia'nın Yunanistan'a götürmeyi başarmış. Orada boğa

Erymanthos dağında korkunç bir yaban serbest bırakıldıktan sonra Marathon

domuzu varmış, Eurystheus bu hayvanın kapılarında Theseus'un eline geçmiş.

kendisine diri olarak getirilmesini buyurmuş. Diomedes'in atları. Trakya kralı


Herakles de aylarca izlemiş canavarı; o sırada Diomedes'in insan eti yiyen atları varmış.
da dağdaki at adam Pholos'un konuğu olmuş. Herakles Diomedes'le çarpışır, onu öldürüp
Bir gün at adamlarla tartışmaya girip ölüsünü atlarına yedirir. Sonra da ehlileşen
birçoklarını öldürmüş. Sonra yaban hayvanları Mykenai'ye getirir, ya da başka bir
domuzunun peşine düşüp onu bir ağ içinde anlatıma göre Olympos dağında vahşi
yakalamış. Eurystheus hayvanı görünce hayvanlara parçalatır.
korkusundan bir fıçının içine saklanmış. Amazon'lar kraliçesi Hippolyte.
Kyreneia geyiği. Altın boynuzlu, tunç Eurystheus'un kızı Admete, yiğitten Amazon'lar
ayaklı bu geyik Apollon'la Artemis'in koruduğu kraliçesi Hippolyte'nin büyülü kemerini ister.
sihirli bir hayvanmış. Herakles onu tam bir yıl Ares'in Hippolyte'ye armağanı olan bu kemeri
kovalamış, sonunda okla yaralayarak onu almak için Herakles Amazon'lar kraliçesini
yakalamış ve omuzlarına yüklenerek öldürmek zorunda kalır. Dönüşte yiğit Troya'ya
götürmüş, Eurystheus'a vermiş. uğrar, Laomedon'un kızı Hesione'yi deniz

Stymphalos gölünün kuşları. Gene canavarının elinden kurtarır, ama Laomedon

Arkadia'da Stymphalos gölünün üstünde söz verdiği atları teslim etmeyince, yiğit öç
alacağını söyleyerek Troya'dan ayrılır
gagalarıyla pençeleri tunçtan, insan etiyle
(Laomedon, Hesione).
beslenen korkunç kartallar varmış; Athena
tanrıça, Herakles'e bu kuşları ürkütmek için Geryoneus'un sürüleri. Dünyanın batı
ziller vermiş, Herakles de oklarıyla canavarları ucunda, Okeanos ırmağının bir adasında
öldürmeyi başarmış. Geryoneus büyük sığır sürülerini

Augias'ın ahırları. Elis kralı Augias'ın otlatmaktaydı. Herakles oralara kadar gelir,

ahırları dağ gibi üst üste yığılan gübreden Cebelüttarık boğazını geçer ve anı olarak geçit

kullanılmaz olmuş ve gübresiz kalan toprağı da yerine iki sütun diker (Cebelüttarık boğazına
Yunanlılar Herakles sütunları derlerdi).
bet bereketini yitirmişti. Eurystheus yiğidi
Herakles Okeanos ırmağını geçmekte güçlük
küçük düşürmek için bu ağılları temizlemesini
çeker, Libya çölünü geçerken Helios'a fazla
buyurmuş. Herakles de Alpheios'la Peneios
sıcaktan ötürü kızdığı için tanrıyı oklarıyla
ırmaklarının yataklarını değiştirerek sularını
tehdit eder, Güneş de ona Okeanos'u geçmek
oradan geçirip temizlemiş ortalığı. Ama bu iş
için altın sandalını verir. Yiğit böylece dev
için sürülerinin onda birini vereceğini söyleyen
Geryoneus'u, sürülerin bekçilerini öldürür ve
Augias sözünde durmamış, Herakles de kralı
sığırları alıp götürür. Galya, İtalya ve Trakya
oğullarıyla birlikte öldürmüş.
yoluyla Yunanistan'a döner ve sürüleri
Girit boğası. Girit kralı Minos bir beyaz
Eurystheus'a verir (Geryoneus.)
boğasını Poseidon'a kurban etmek istememişti,
Batı kızlarının altın elmaları. Hera'nın
Zeus'la evlenirken düğün hediyesi olarak aldığı sürgüne gitmek durumuna düşer, giderken
bu büyülü meyveleri Batı kızlarının bahçesinde karısı Deianeira at adam Nessos'un saldırısına
nympha'lar ve bir ejder korumaktaydı. uğrar. Yiğit oklarıyla onu yaralayınca Nessos
Herakles Nereus'tan izlemesi gereken yolu ölmeden Deianeira'ya büyülü bir iksir verir
öğrendikten sonra, Batı kızlarının bahçesini Trakhis'e yerleşen Herakles Eurytos ve
bulur, orada dünyayı omuzlarında taşıyan oğullarını öldürmekle sözünde dıurmayan kralı
Atlas'ı bir süre bu yükünden kurtarır ve cezalandırmış olur, kızı İole'yi de alır. O sırada
elmaları almaya gönderir. Dev altın elmaları Deianeira'dan yeni bir gömlek ister. Kıskançlık
getirir, ama dünyanın yükünü bir daha içinde kıvranan Deianeira da ona Nessos'un
omuzlarına almayı istemez. Herakles onu kanına bulanmış iksirle ıslattığı gömleği
aldatarak kaçar ve elmaları Athena'ya adar. gönderir. Yiğit gömleği sırtına geçirir geçirmez

Kerberosun ölüler ülkesinden korkunç acılarla yanmaya başlar, Deianeira

kaçırılması. Herakles'in başardığı en zor iş haberi alınca kendini asar, oğlu Hyİlos

budur. Hermes ve Athena'nın yardımıyla, babasının son buyruklarına uyarak yiğidi Oita

hiçbir ölümlünün geri gelmediği yeraltı dağının tepesinde kurulmuş bir odun yığınında

ülkesine iner, orada bağlı bulunan Theseus'u yakar. Zeus'un oğlu Herakles'i kaçırıp

kurtarır ve Kerberos köpeğini alıp yeryüzüne Olympos'a götürdüğü ve Hebe ile evlendirip

kaçırır. Eurystheus bu azmanı görünce ödü ölümsüzlüğe kavuşturduğu anlatılır.

kopar, yiğit de köpeği Hades'e geri götürüp Fizik ve moral gücün, kahramanlığın
bırakır. simgesi olan Herakles hem kahraman, hem de

Bunlar Herakles'in başlıca on iki işidir, ama tanrı olarak tapım görmüştür. Çok içen, çok

başarıları bununla bitmez, çilesi de tükenmez. yiyen canlı ve iyi kalpli bir dev olarak

Thebai'ye dönüşünde birinci karısı Megara'yı tanımlanan Herakles Greklerin gözünde

arkadaşı İoalos'a verir, sonra kral Eurytos'un kötüleri, sözünde durmayanları cezalandıran,

düzenlediği bir ok yarışmasını kazanır, ama insanın başına gelen afet ve belaları alt edip

kral bu yarışmanın ödülü olan kızı İole'yi ona yenen yiğitlik ve yüreklilik simgesidir.

vermez. Herakles öfkeye kapılarak Eurytos'un Heraklesoğulları denilen dölleriyle bütün

oğlu İphitos'u öldürür. Bu suçtan arınmak için Peloponez'e egemen olmuş, böylece

Lydia kraliçesi Omphale'nin hizmetine girer: Yunanistan yarımadasının atası sayılmıştır.

Bu kadın Herakles'i köle haline getirir, kadın Herakles'in adı hemen her destan ve şiirde
kılığına sokup yün eğirmesini sağlar. Ne var ki geçerse de, kişiliğini ozanlardan çok tragedya
bu sırada yiğit Kalydon avına ve Argonautlar yazarları işlemiştir. Bütün öykülerini buraya
seferine de katılabilir. Omphae'den kurtulunca almamıza olanak bulunmayan Herakles'in rol
Troya'ya gidip Laomedon'u öldürür. Olympos oynadığı bütün olaylar, adları başka
tanrılarının devlere karşı savaşlarına katılır, maddelerde geçen kişilerle ilgili olarak
Augias'tan öcünü alır, onu arındırmak anlatılmıştır.
istemeyen kral Neleus'a karşı savaşır, Sparta'ya
karşı bir saldırıya girişir vb. Sonra Kalydon'a Hercules.
gidip Deianeira ile evlenir, ama önce talibi Herakles'in Latince adı. Roma efsanesinde
ırmak tanrı Akheloos'Ia dövüşmek zorunda Yunanlıların Herakles tipi olduğu gibi
kalır. Kaynatası Oineus'un şarap sunucusu benimsenmiş, ancak öykülerine yerli bazı
Eunomos'u kaza ile öldürdükten sonra, gene öğeler katılmıştır. Örneğin Cacus adlı devi ve
ülkesine gelen yabancıların canına kıyan kral olan nympha'yı tanrılar tanrısı geceleri karısı
Faunus'u öldürdüğü anlatılırdı. Roma kralı Hera uykuya daldıktan sonra gelip bulur. Bir
Evandrus yiğidi konuklamış ve şerefine bir süre sonra Maia bir çocuk doğurur. Çocuk
tapınak kurmuş derlerdi. Hercules Roma kundaklanır, beşiğe yatırılır, ama doğduğu gün
efsanelerinde daha yumuşak bir kahraman Hermes olağanüstü işlere girişmekle kafa gücü
olarak canlandırılır, elinde bir sazla Musa'lara ve yetenekleri tanrıların hepsini aşan
karıştığı da görülürdü (Evandrus). üstünlükte olduğunu gösterir. Bebek Hermes
beşiğinde kalmaz, akşam olur olmaz kundağını
Hermaphroditos. çözer ve ayakları üstüne basıp olmayacak
Hermes'Ie Aphrodite'nin oğlu serüvenlere girişmek üzere yola çıkar:
Hermaphroditos'un adı Salmakis efsanesinde Mağarının önünde bir kaplumbağa görür,
geçmektedir (Salmakis). Erkek ve dişi cinsini hemen aklına bir cin fikir doğar, hayvanı
kendinde birleştiren Hermaphroditos tipinden öldürür, kabuğunu boşaltır ve koyun
insanların atası olarak Platon’da söz bağırsağından yedi tel gererek bir gitar yapar,
etmektedir. "Şölen" diyalogunda söz alan ondan güzel sesler çıkarmakla eğlenir, sonra
komedya şairi Aristophanes, insanların en ilkel da gider, Güneş tanrının Pieria ovalarındaki
çağlarda hem erkek, hem de dişi olduklarını, inek sürülerini bulur ve onlardan elli hayvan
sonra bu yüzden fazla güç kazandıkları için çalar. Tutar inekleri Kyllene'ye doğru sürer,
tanrılarca ikiye bölündüklerini anlatır, İki cins ama hırsızlığı belli olmasın diye inekleri
arasındaki tutku ve birbirleriyle birleşme gerisin geri götürür, kendi de oradaki çalı
isteği çok eski zamanlardaki bu birlikten çırpıdan ayağına tuhaf sandallar örerek
doğma imiş (Plat. Şölen, 189e-191d.). izlerini gizler. Yolda bir ihtiyara rastlar, ona
gördüğünü kimseye söylememeye yemin
Hermes. ettirir, karşılığında bir düve armağan
Hermes, Titanlar soyundan Atlas'la edeceğine söz verir (Battos). Kutsal inekleri
Pleione'nin kızı Maia'nın Zeus'la birleşmesinden bir mağaraya kapattıktan sonra, gider, gene
doğmuştur (Tab. 5), Tanrıların ve özellikle masum bir bebek gibi kundağına girer. Sabah
Zeus'un habercisi olarak görev alan Hermes, Apollon günle birlikte doğunca sürülerinin
Olympos tanrılarının en renkli ve özgün eksikliğinin farkına varır ve ihtiyar Battos'u
kişilerinden biridir. sorguya çekip gerçeği öğrenir. Gelip Hermes'i
beşiğinde bulur ve inekleri geri vermezse
(1) DOĞUŞU VE EFSANELERİ. Tartaros'a atacağını söyler. Bebek pozundaki
Hermes'in asıl efsanesi doğuşu ve ömrünün Hermes babası Zeus'un başına suçsuz olduğuna
ilk günleriyle ilgilidir. Bu eşsiz ve şaşırtıcı, bir ant içer, ama o sırada Apollon onu kolundan
bakıma da güldürücü efsane homerik denilen, tutup tartaklayınca birden yellenir, Apollon
ama Homeros destanlarından birkaç yüzyıl buna gülmemezlik edemez, konuyu Zeus'un
sonra Yunanistan'ın Peloponez bölgesinde yargıçlığına bırakmaya karar verir. Kararı
meydana geldiği besbelli "Hermes'e Övgü" adlı şudur: Hermes inekleri nerede sakladığını
şiirde uzun uzadıya anlatılmıştır. gösterecektir. Apollon mağaraya gelince
Hermes'in yaptığı gitarı görür, çıkardığı güzel
Zeus Maia ile Arkadia'nın güneyinde
seslere bayılır, sazı alıp inekleri bırakmaya
Kyllene dağının bir mağarasında buluşmakta
razı olur. Bir süre sonra Hermes Pan kavalını
ve sevişmektedir. Gölgeli mağaraya sığınmış
icat eder, Apollon syrinks denilen bu güzelim
kavalı da ister, karşılığında Hermes'e Hermes'in birçok efsanelerde rolü vardır:
kerykeion denilen sihirli altın değneği verip İda dağına Üç Güzeli o götürür, Paris'e altın
kavalı alır. Bu değnekle Hermes habercilerin elmayı verip yargıçlık etmesi buyruğunu o
ve hırsızların kralı olur. Oğullarının en sivri ulaştırır, Phriksos'la Helle'yi Yunanistan'dan
akıllısı, en kurnaz ve en canlısı olan Hermes'i Anadolu'ya götürerek altın postlu koçu
Zeus kendine ulak olarak seçer. Bundan böyle Nephele'ye o verir, Odysseus'u Kalypso'nun
bütün buyruklarını tanrılara da, insanlara da ellerinden kurtarmak için araya girdiği gibi,
Hermes aracılığıyla ulaştıracaktır. Ölülerin Kirke'nin büyülerine karşı koyacak bitkiyi de o
ruhlarını Hades'e götürmek de Hermes'in verir yiğide (Od. X, 277-307). Adının karıştığı
görevi olacaktır. Bu görevde Hermes'e en önemli serüven İo efsanesinde geçer: Hera,
Psykhopompos, yani ruhlar kılavuzu adı verilir. Zeus'un İo'ya sevgisini kıskanarak kızı bir ineğe

Homeros destanlarında Hermes'i bu dönüştürmüş, başına da bekçi olarak yüz gözlü

görevinde görürüz: Odysseia'da Odysseus'u Argos'u dikmişti. Zeus'un buyruğuyla Hermes

yıllardan beri mağarasında alıkoyan Kalypso'ya Argos'u öldürür (Argos) ve bu başarısıyla


Homeros destanlarında çok geçen, ama tam
Zeus haber ulaştırır, yiğide bir sal yapsın da
anlamı çözülemeyen Argeiphontes ek adını
onu yurduna göndersin diye. Bu haberi
alır. Gene Heranın almak istediği öcü boşa
nympha'ya götürmek için Hermes yola çıkar
çıkarmak içindir ki, küçük Dionysos'u kaçırır ve
(Od. V, 42 vd.):
önce Nysa dağına, sonra da Athamas'ın yanına
bırakır (Dionysos). Savaşlarda da yardımı
… Güzelim sandallarını bağladı ayaklarına, dokunur: Devler savaşında Hades'in başlığını
O altın kakmalı tanrısal sandallar takıp görünmez hale gelir, böylece dev
Taşırlardı onu denizin üstünde, Hippolytos'u öldürür, Zeus'un Typhon'la
Ya da sınırsız topraklar üstünde yel gibi
çarpışmasında bir düzen kurarak tanrılar
Hızlı.
tanrısını kurtarır (Typhon).
Aldı eline değneğini,
İsterse büyülerdi onunla gözünü insanların, Hermes hırsızların olduğu kadar,
İsterse uyandırırdı onları derin uykudan. tüccarların da koruyucusudur, ama asıl yararı
Aldı onu eline güçlü tanrı, uçtu gitti. yolculara dokunur: Yollara dikilen Hermes
Pierie’yi geçip indi havadan denize, heykelleri -ki bunlar bir tanrı büstü ve phaİlos
Kaydı dalgaların üstünde bir martı gibi, simgesini taşıyan yuvarlak kaidelerdi- çok
Balık avlarken ağır kanatlarını köpüklere
kutsal sayılan ilkçağın kilometre taşlarıdır.
Daldırır hani
Hermes çobanların bekçisi olarak omuzlarında
Dipsiz kıvrımlarında ekin vermez denizin,
bir koyun taşıyarak canlandırılırdı.
Hermeias da bin bir dalganın üstünde öyle
Gidiyordu. Efsaneye göre birçok çocukları olur: Biri
Odysseus'un kaynatası Autolykos'tur, babası
gibi kurnaz, hırsızlıkta becerikli bir adam
İlyada'da çok güzel bir rolü vardır kılavuz
(Autolykos).
tanrının: İhtiyar kral Priamos'u Hektor'un
ölüsünü almak için Akhilleus'un barakasına Pek güvenilmeyen bir kaynağa göre de,

götürür ve getirir. Akhilleus'un seyisi genç bir Hermes çobanlar tanrısı Pan'ın da babasıymış,

delikanlı kılığına girdiği halde, koruyucu Arkadia dağlarında Odysseus'un karısı

tavrından tanrı olduğunu anlar sonunda Penelope ile birleşip üretmiş onu.

Priamos (11. XXIV, 331-469; 679-694).


için anlatılır, oysa, Hero ile Leandros'un
Hermione. efsanesi aslında Boğaziçi'nde değil, Çanakkale
Menelaos'la Helene'nin kızı (Tab. 15). Boğazında geçer. Ama masal bu, sahnesi
Odysseia'da adı geçer (Od. IV, 414). nerede olursa olsun, bir hayal, bir de hakikat
payı taşır. İstanbul limanının süsü bugün de
dimdik ayakta duran sevimli Kızkulesi bu
... Başka çocuk vermemişti tanrılar masalı kendine yakıştırmış ya, doğru veya
Helene'ye,
yanlış, varsın sahibi o olsun bundan böyle.
ilk batında ay parçası bir kız doğurmuştu o,
yüzü altın Aphrodite'ye benzeyen Bir varmış, bir yokmuş, Çanakkale
Hermione'yi. Boğazının en dar olduğu yerde biri Sestos,
öbürü Abydos diye iki şehir varmış. Abydos,
Anadolu topraklarında, Sestos da karşıda
Telemakhos babasını aramak için yaptığı Trakya kıyısmdaymış. Boğazın en dar geçidi,
yolculukta Lakedaimon'a vardığı zaman, Nara-burnu yıllar yılı kahramanlık destanlarına
Hermione'nin düğünü yapılmaktadır, Menelaos sahne olmuştur gerçi, ama insanlığın kara
Troya'da iken kızını Akhilleus'un oğlu günlerini dile getiren bu olaylar, dalgalarının
Neoptolemos'a nişanlamıştır: bir aşk faciasına da sebep olduğunu
Tanrılar gerçekleştiriyordu şimdi bu unutturmuştur bize.
düğünü...
Abydos'ta bir kral oğlu yaşarmış, adı
deniyor. Oysa tragedya yazarları Leandros, Sestos'ta aşk tanrıçası Aphrodite'nin
Hermione'nin Orestes'le nişanlanıp evlendiğini bir rahibesi varmış, adı Hero. Hero ile
kabul ederler. Bir anlatıma göre Menelaos Leandros gönül vermişler birbirlerine. Neden
Troya'da iken bu düğün olup bitmiş de, sonra vermişler, nasıl vermişler? Masal açıklamıyor
Akhilleus'a verdiği sözü tutmak için babası onu bunları. Sevgililer birbirlerini niçin
Orestes'ten ayırıp Neoptolemos'a vermiş. sevdiklerini, sevgi kıvılcımlarının yüreklerinde
Hermione ikisi arasında kalmış. Fransız ne zaman çaktığını bilirler mi? Biz diyelim ki,
tragedya yazarları, özellikle Racine, bir bahar günü Sestos'ta bayram yapılmış,
Hermione'yi Neoptolemos'a nişanlı ve tutkun Aphrodite'nin çok genç ölen sevgilisi Adonis'in
gösterir, oysa Akhilleus'un oğlu "tutsağı şerefine bir bayrammış bu. Adonis, yahut
Andromakhe'yi sevmektedir. Orestes ise amca Temmuz (temmuz ayının adı oradan gelir)
kızı Hermione'ye karşılıksız bir aşkla ağaç kabuğundan doğmuş, çiçek gibi körpe,
yanmaktadır (Orestes, Neoptolemos). canlı bir çocukmuş. Aphrodite onu görür
görmez, güzelliğine vurulmuş, çocuğu yeraltı
Hero ile Leandros. tanrıçası Persephone'ye vermiş, büyütsün
Şu her gün karşımızda gördüğümüz diye. Ne var ki, karanlık ülkenin tanrıçası da
Boğaziçi'nin güzelliğini müjdeleyen Kızkulesi çocuğa tutulmuş. Aphrodite'ye geri vermek
var ya, bir zamanlar bu kulede bir kız istememiş. Tanrıların babası Zeus kızlarının
yaşarmış derler, ona âşık bir delikanlı her gece arasını bulmak için Adonis yılın üçte birini
Galata'dan kuleye yüzer, sevgilisine yeryüzünde Aphrodite ile, üçte birini
kavuşurmuş... Bir gece fırtına çıkmış, deniz yeraltında Persephone ile, geri kalanını da
delikanlıyı alıp götürmüş, ölü gövdesini ertesi kendi nerede dilerse orada geçirecek diye
sabah kulenin dibine atmış. Bu masal Kızkulesi kesip atmış. Ama Adonis yılın sekiz ayını
Aphrodite'nin yanında geçiriyor, yalnız dört ay Adonis bayramında gördüğü pembe beyaz kız
ini-yormuş karanlık ülkeye, Persephone şimdi gümüş ve altın rengi ışıltılar saçıyordu.
kıskançlığından bir yaban domuzu salmış Bir kulaç, bir kulaç daha, ona kavuşacak, ince
ormanlara, hayvan Adonis'i avlanırken gövdesini kollarında saracak, dudaklarını
yaralamış, öldürmüş. Can çekişen sevgilisinin dudaklarına alıp sevgisinin yumuşaklığını
yanına koşarken Aphrodite'nin ayağına bir gül tadacaktı. Leandros artık yüzmüyor, su
dikeni batmış. O güne kadar beyaz olan gül, fırtınası arasında uçuyordu. Son bir kulaçla
tanrıçanın kanıyla al renge boyanmış. Tanrıça, karaya ayak bastı, soluk bile almadan
Adonis'in gövdesinde ne kadar kan damlası kumsaldan yukarı koştu. Kulenin kapısı açıktı,
varsa, o kadar gözyaşı dökmüş, toprağa içeriye daldı merdivenleri tırmandı.
dökülen her damla kandan bir lale, her damla
İlk defa birbirine sarılacak bir kadınla bir
yaştan bir kırmızı gül fışkırmış. Bundan böyle
erkek nasıl bir an duraklar, karşılarına çıkan
bahar bayramında kadınlar, "Ah Adonis! Vah
mutluluğa nasıl şaşkınlıkla inanmadan
Adonis!" diye bağırıp dövünürler, tören
bakarlarsa, Hero ile Leandros da öyle
yaparlarmış.
durakladılar, bakıştılar. Meşale söndü, Sestos
Leandros, Hero'yu bu törenlerin birinde kulesi kapkara bir taş yığını gibi yükseldi gene
tepeden tırnağa kırmızı güllerle donanmış ay ışığında.
olarak görmüş belki. Çiçeklerin kadife
Bir gece, bir gece daha, her gece Leandros
kırmızısı, kızın sütbeyaz güzelliğini daha da
kulede sallanan meşaleye doğru yüzüyor, her
belirtiyordu. Abydos'lu kral oğlu Sestos'lu
gece Hero'ya kavuşuyor ve her sabah
rahibeye ne pahasına olursa olsun kavuşmak
doymadan, yaz gecelerinin kısalırına üzülerek
istedi. Ne yapsın ki, Hero rahibeydi, bir
dönüş yolunu tutuyordu. Yaz geçmiş, boğazda
erkeğe varamazdı, rahibe kaldıkça kızlığını
dondurucu poyrazlar esmeye başlamıştı. Ne
korumalıydı. İki sevgili bakışlarıyla mı
var ki, Sestos kulesinde meşalenin yandığını
anlaştılar, yoksa mektuplaştılar mı, efsane
gördü mü, ne rüzgâr, ne dalga, ne soğuk
bunu anlatmıyor, ne var ki, Leandros Anadolu
durdurabiliyordu Leandros'u. Denize dalar
kıyısından Sestos'a geçmek için yanıp
dalmaz en yüksek dalgalan yara yara yüzüyor,
tutuşuyordu. Bir gece dalgalara bakarken,
yorgunluğunu duymadan varıyordu karşı
Sestos'taki kulenin tepesinde bir ateşin
yakaya. Hero korkmaya başlamıştı, denizden
yandığını gördü. Hero kuleye çıkmış,
çıkan sevgilisinin buz gibi bedenini sararken
sevgilisine, "Gel, gel!" diye bir meşale
bir tehlike sezinleyerek ürperiyordu. Hızla
sallıyordu. Deniz durgundu, ay suda hafifçe
esen bora meşalesini söndürecek gibi oluyordu
dalgalanan ışıltılarıyla Leandros'a bir yol
bazı geceler. Yine de gelme diyemiyordu
çiziyor gibiydi. Leandros dayanıklı bir
Leandros'a. Öpüşmemek, kavuşmamak, biri
yüzücüydü.. Karşı kıyıda Hero'ya varan ışık
boğazın bir kıyısında, öbürü öbür kıyısında
yolu ise kısa görünüyordu. Dalgacıklar, "Gel,
bütün bir gece ayrı kalmak akla sığmayan,
biz seni götürürüz" der gibi fış fış ediyor,
olmayacak bir şeydi.
kuledeki meşale çağırıyordu. Leandros suya
Bir gece fırtına daha sert esti, Hero'nun
daldı, var gücüyle yüzdü. Boğazın serin
elindeki meşaleyi söndürdü, dağ gibi yükselen
akıntıları yanan gönlünün ateşini
dalgalar Leandros'un çırpınan gövdesini döve
dindireceğine, sevgiyle hızlanan gövdesine
döve Sestos'tan çok ötelere sürdüler. Delikanlı
arttıkça artan bir güç katıyordu. Hero'nun
bütün gücüyle karşı koymaya çalıştı, ama
elinde sallanan meşale gittikçe yakınlaşıyordu.
kulenin tepesindeki ışığı görmüyordu ki, çocuk doğurmuş (Aglauros, Erikhtonios,
nereye doğru yüzeceğini bilsin. Yol gösteren Kephalos).
ay ışığını kara bulutlar kaplamıştı. Leandros'un
yüreğindeki ateş yanıyordu daha, ama Hesione.
kollarının, bacaklarının gücü tükenmişti. Buz Troya kralı Laomedon'un kızı, Priamos'un
gibi bir donukluk sarıyordu bedenini. Ne ablası. Hesione, Telamon'la evlenir ve Teuker
olduğunu bilmeden bıraktı kendini denize. adlı bir oğlu olur. Bu evlenme korkunç bir
Sabaha karşı dalga ölüsünü attı Sestos serüvenle ilgilidir: Laomedon Troya surlarını
kıyılarına. Kurşun gibi bir sabahtı. Hero sönen yapan tanrı Poseidon'la Apollon'a söz verdiği
meşalesini yine yakmış, bitkin ellerinde ücreti ödemekten kaçınınca, deniz tanrı Troya
tutuyordu. Kıyıya çarpan ölüyü görünce, ona kıyılarına korkunç bir canavar salar. Halkın
ölümde olsun kavuşmak için kendini denize kanına giren bu ejderden kurtulmanın tek
attı. çaresi kralın kızı Hesione'yi canavara kurban
etmektir, der tanrı sözcüsü. Leomedon da razı
Herophile. olur, kızını bir kayaya bağlayıp bırakır. O
Sibylla adlı bilici kadınların ikincisi sayılır sırada oradan geçen Herakles canavarı öldürüp
(Sibylla). Herophile, İda dağının bir kızı kurtaracağına söz verir, yeter ki
nympha'sıyla bir çobanın kızıymış. Troya Laomedon ona ölümsüz atlarını vermeye ant
bölgesinde doğmuş. Troya savaşından çok içsin. Laomedon gene yemin eder, ama kızı
önce, şehrin Sparta'dan gelme bir kadın eline geçince, atları vermek istemez. Herakles
yüzünden yıkılacağını öngörüp bildirmiş. de Troya'ya bir saldırı hazırlar. İlk surları aşıp
Pausanias'ın anlattığına göre, Herophile tanrı şehre giren arkadaşı Telamon'dur. Herakles
Apollon'a bir övgü yazmış, bu övgüde ödül olarak kızı Telamon'a verir. Herakles'in bu
kendisinin tanrının hem eşi, hem de kızı ilk Troya seferin-den aldığı esirler arasında
olduğunu söylermiş. Herophile gezgin bir Hesione'nin küçük kardeşi Podarkes de vardır,
biliciymiş, yanında bir taş götürür, tanrı Hesione onun serbest bırakılmasını sağlar.
sözcülüğü yaptı-ğı zaman bu taşın üstüne Podarkes Tro-ya'ya döner ve Priamos adı
çıkarmış. Bir süre Samos'ta kalmış, ama altında tahta çıkar. Bir anlatıma göre Hesione
Klaros, Delos ve Del-phoi'nin Apollon Yunanistan'a giderken kaçmış ve Anadolu
tapınaklarında da görev almış. Troya kıyılarına dönüp Miletos'a sığınmış
bölgesinde öldüğü halde, Pausanias, (Laomedon).
Herophile'nin kullandığı büyülü taşın
Delphoi'deki Apollon tapınağında saklandığını Hesperid'ler.
yazar. Hesperos, ya da Batı Kızları diye anılan
Hesperid'ler Hesiodos'a göre Okyanus
Herse. ırmağının ötesinde, geceyle gündüzün
Atina kralı Kekrops'un üç kızından biri, sınırlarında oturan ince sesli perilerdir (The-
Aglauros'la Pandrosos'un kız kardeşi Bir og. 214 ve 275). Nyks, yani Gece tanrıça
anlatıma göre, Herse öbür kız kardeşlerinin bunları kendi kendine yaratmıştır. Daha
Athena'ya karşı İşledikleri suça katılmamış, bu sonraki efsanelerde Zeus'la Themis'in, ya da
yüzden de onlar gibi çıldırarak Atina Phorkys'le Keto'nun kızları oldukları söylenir.
akropolünden aşağıya atmamış kendini. Tanrı Kimi efsanelerde Hesperid'lere baba olarak
Hermes'le birleşip Kephalos diye bir erkek Atlas ya da Hesperos yıldızı verilir. Çokluk üç
peri diye bilinirler ve adları Aigle, Erythie ve Hesperos kızlarını doğurmuş (Hesperid'ler).
Hesperarethusa'dır, bu son ad kimi efsanede Hellenistik şairler Hesperos'Ia Phosphoros
Hesperia ve Arethusa diye ikiye bölünür ve yıldızını bir tutmuşlar, Romalılar da bu yıldızın
Hesperid'ler dört olur. Hesperid'ler dünyanın adını Latinceye çevirmişler, Lucifer yani ışık
batı ucunda, Mutlular Adalarının dolaylarında taşıyan demişler ona.
otururlarmış, ama zamanla coğrafya bilgileri
artınca, Hesperid'lerin yurdu Atlas dağlarının Hestia.
eteğinde bir yer sayıldı.
Ocağı simgeleyen Hestia, Kronos'la
Hesperid'lerin başlıca görevi, altın Rheia'nın birinci kızı, Zeus'la Hera'nın kız
elmaların bittiği bahçeye bekçilik etmekmiş. kardeşidir (Tab. 5). Poseidon ve Apollon ona
Bir zamanlar Gaia tanrıçanın Hera'ya düğün talip oldukları halde, Hestia evlenmek
hediyesi olarak verdiği bu elmaları dünyanın istememiş ve Zeus'tan ömrü boyunca kız oğlan
batı ucundaki bir bahçeye dikmişler ve kız kalma sözünü almıştır. Ayrıca tanrılar ve
başlarına bekçi olarak Hesperid'lerden başka insanlar arasında büyük bir şeref payı elde
bir de ejder koymuşlardı. Batı kızları bu etmiştir: Her tapınakta ve her evde sunağı
cennet bahçesinde ezgi söylemekle ve tanrı vardır. Ocak, tanrıların da, insanların da
balı akan pınarların başında hora tepmekle konutlarında dinsel bir merkez sayılır. Öbür
vakit geçirirlermiş. Altın elmalar ölümsüzlük Olympos tanrıları gidip geldikleri halde, Hestia
bağışlayan bir yemiştir. Herakles onları hep yerinde kalır. Bu yüzden adı hiçbir
koparmakla ölümsüzlüğe hak kazanmış olur efsaneye karışmaz. Kişiliği olmayan soyut bir
(Herakles). Altın elma motifi Üç Güzeller ve kavram olarak canlandırılır.
Paris efsanesinde de geçer.
Hiera.
Hesperos. Mysia'lı Telephos'un karısı. Akha'lar ilk
Homeros, adı akşam anlamına gelen Troya seferinde Mysia'ya çıkarma yapınca,
Hesperos'u şöyle tanımlar (İl. XXI, 317): Hiera ülkesi kadınlarının başına geçip
saldırganlara karşı koymuş ve Nireus'un eliyle
öldürülmüş (Telephos, Nireus). Hiera'nın
Gecenin karanlığında, başka yıldızlar
Helene'den de daha güzel olduğu söylenir.
arasında,
Akşam Yıldızı denen bir yıldız vardır hani,
yıldızların en parlağı, en güzeli. Himeros.
Adı arzu anlamına gelen ve aşk isteğini
simgeleyen soyut bir kavram. Aphrodite,
Yıldız olmadan önce Hesperos Atlas'ın oğlu Uranos tanrının denize dökülen spermasından
ya da kardeşiymiş derler. Atlas dağının köpükler arasında doğunca, Eros'la birlikte
tepesine ilk çıkan oymuş, yıldızlara bakarken Himeros da hemen peşine takılır. Olympos'ta
bir fırtına almış götürmüş onu, bir daha Musa'lar ve Kharit'lerle birlikte görülen
inmemiş yeryüzüne. Gökte bir yıldız olmuş Himeros'un adı hiçbir efsaneye karışmaz.
Hesperos, her akşam insanlara geceyi getiren
yararlı bir yıldızmış o. Atlas üstüne anlatılan Hippodameia.
efsanelere göre, Hesperos'un Hesperis adlı bir At evcilleştiren ya da alt eden anlamına
kızı olmuş, Hesperis de Atlas'la evlenip gelen Hippodameia adlı iki efsanelik kadın
vardır: öldürmüş de o yüzden Elis'ten kovulmuş derler

(1) Biri ve en ünlüsü Elis bölgesindeki Pisa (Khrysippos).

kralı Oinomaos'un kızıdır. Çok güzel olan bu Pelops karısı onuruna Olympia'da beş yılda
kızın birçok talipleri varmış, ama onu bir kutlanan bir Hera bayramı düzenlemiş
kıskanan, ayrıca damadı yüzünden tahtından (Pelops ve Olympia oyunları).
olacağını bilen babası kızını ancak araba (2) Hippodameia Adrastos'un kızı,
yarışında kendisini yenecek olan adama Peirithoos'un karışıdır. Kentaur'larla Lapith'ler
vereceğini bildirmişmiş. Böylece talipleri bir savaşı onun yüzünden olmuştur (Peirithoos).
bir yener, yendiklerinin de kafalarını keser,
evinin kapısına asarmış. Yarışta yenilmesine Hippokrene.
de olanak yokmuş, çünkü hem atları çok
At pınarı anlamına gelen Hippokrene
hızlıymış, hem de Oinomaos taliplerin arasına
Helikon dağında, Musa'ların kutsal
Hippodameia'yı bindirir, böylece onların
koruluğundaki bir pınardır. Kanatlı at
dikkatini çeker, şaşırtır, arabmın da daha ağır
Pegasos'un ayağını yere vurmasından fışkıran
olmasını sağlarmış. Günün birinde
Hippokrene'nin çevresinde Musa'lar toplanır,
Hippodameia'ya Pelops talip olmuş.
ezgi söyler, hora teperlermiş. Pınarın suyu
Hippodameia Pelops'u görünce, ona hemen
şairleri esinlermiş.
gönül vermiş ve yarışı kazanmasını sağlamış.
Bunun için de babasının seyisi Myrtilos'un
Hippolyte.
yardımını istemiş. Bir anlatıma göre Myrtilos
Amazon'ların kraliçesi. Kemerinin alınması
âşık olduğu Hippodameia ile bir gece yatma
Herakles'in dokuzuncu işi olarak anılır
sözünü alarak Oinomaos'un arabasının
(Herakles). Bütün Amazon'lar gibi kendisi de
civatalarını gevşetmiş, bir süre sonra
Ares'in kızı olan Hippolyte'nin Theseus
Oinomaos paramparça olan arabasından
efsanesinde adı geçer. Theseus'tan bir oğlu
düşerek ölmüş.
olmuş ve ona kendisi gibi Hippolytos adı
Hippodameia, ya da Pelops'un arabacı verilmiş. Ama çoğu efsanelerde Herakles'in eli
Myrtilos'a verdikleri söz üzerine efsane altında can verdiği kabul edilir.
kaynakları çeşitli anlatımlar verir: Kiminde
Pelops'un Myrtiios'u rüşvetle baştan çıkardığı, Hippolytos.
kiminde Hippodamela'nın kendisinin Pelops'u (1) Hippolytos, Theseus'la bir Amazon'un
arabacıyla aldattığı söylenir. Her ney se, oğludur, ama Amazon'un Melanippe mi,
Pelops Hip